Ya, Tuz da Koktuysa?
Yüzyıllar önce dünya daha kapitalizm denen dev canavarla tanışmamışken, ezilen, sömürülen zayıf halkaların çığlıkları göğü delmemişken, var edilen bütün canlılar kazanıp istiflemek için değil, sadece hayatta kalabilmek için bir diğerinden faydalanırken, savaşlar bile masum, ölenler bile daha kolay ölürken, dünyada akla hayale gelmeyecek rant kapıları açılmamışken ve dolayısıyla ahlaksızlık boy vermemişken, onur, haysiyet, şeref diye erdemler vardı...
İnsan, sanayi devriminden sonra, karnını doyurmanın değil, nefsini doyurmanın, dolayısıyla daha da çirkinleşip kendisinin kazanmasına ikna olmayıp başkalarının kaybetmesiyle ikna olan çirkin hazzını tatmin etmeye başlayınca olan oldu.
Bu acımasız sistemden en çok nasibini alan tüm zamanların sessiz melekleri hayvanlardı.
İnsan, yabani hayvan ticareti, canlı hayvan ticareti, et ve süt hayvanları ticareti gibi hayvanların yaşam hakkını ihlâl eden ve para getirecek rant sahaları yarattı. Yarattığı rant sahalarının tek bir gayesi vardı, o da hayvandan faydalanma biçiminden, çekilen acının şekline aldırmadan en az masrafla, en kaliteli ürünü almayı hedeflemekti.
Canlı canlı derisi yüzülen hayvanlar, ya da mezbahada seri üretimi kolaylaştırmak için bacağından çengele asılan hayvanlar sonuca kolay ve masrafsız ulaşma yolunun en kolay pratiğiydi. Ama öte yandan, zamanla bu etik olmayan ranta ve tahakküme paralel giden bir hayvan hakları hareketi gelişti.
Hayvan Hakları Evrensel Beyannamesi hayvanların da iyi muamele görmeleri gerektiğini, insan canından hiçbir farkı olmadığını dünyaya duyuran ve tahakküme kırmızı ışık yakan ilk resmi duyuru oldu. Ama bu daha başlangıçtı.
Gel zaman git zaman sonra, empati yetisine yetkin olan özel insanların azınlığı dünyanın her yerinde hayvanların seslerine sağır olmuş, zor yaşamlarına gözlerini kapatmış çoğunluğa, kendi duydukları acı sesleri duyurabilmek adına STK çalışmalarına start vermişler, ister devlet meclislerinde, ister hayvan haklarını ilgilendiren her türlü resmi kurumlarda, tüzel kişilik olarak yer almaya başlamışlardır.
Eski haberleşme sistemlerinin zor koşullarını aşan gelişim teknolojisi, insanların birbirleri ile aynı frekansa girmelerini kolaylaştırınca toplumsal olaylar sonucu oluşan üzüntülerin, sevinçlerin verdiği duyguların aynı anda hissedilmesine olanak sağlamış globalleşen sorunlar karşısında ortak tepkilerle ortak çözüm arayışları beraber yürümüştür. Ortak yürüme hareketi her türlü hayvan sömürüsü ve hayvan cinayetlerinin de sosyal medya ağına kolaylıkla düşmesine olanak sağlamıştır.
Sömürü sistemine karşı etik ahlâk değerleri savunan bir grup samimi azınlık da, 5199 Hayvanları Koruma Yasası' nı hayvan refahı açısından daha iyi yerlere taşımak için canla başla çalışmışlardır ve çalışmaya da devam ediyorlar. Toplumun çeşitli kesimlerinden gelen yaşam hakkı savunucuları sahipsiz sokak hayvanlarının tatsız hayatlarına birer tuz.
Tuz misali tat veriyorlar, tuz misali hayvanlar üzerindeki bütün kirli, kokuşmuş elleri geri çekmeye çalışıyorlar. Ama her madalyonun arka ve siyah tarafı olduğu gibi hayvan hakları koruma hareketinin de siyah yüzü var.
Bu siyah yüz, hayvanların seslerini her geçen gün daha da yükseltip toplumun ortak sorunu haline getiren sosyal medyanın gücüne paralel giden, gittikçe de hayvanlara karşı iyi anlamda artan ilgiyi kötü anlamda lehine çevirip karartan çirkin bir yüz.
Üzülerek söylemeliyim ki, ülkemizde sosyal medyada ilgi gören sahipsiz sokak hayvanlarının sorunları ve sahipsiz sokak hayvanlarının başına gelen kötü olayların her geçen gün artması, yürekleri temiz, yardım sever insanların hayvanları koruma içgüdüsünü daha da arttırmış, artan koruma içgüdüsü insanların vicdan kapılarını aralamış, aralık bırakılan kapılardan içeri ortak hayvan koruma hareketini fırsata çeviren sahte hayvan severlerin rantının kötü ve siyah etkileri süzülmüştür.
Bu kötü etki, son yıllarda giderek tırmanmış günümüzde artık sahipsiz sokak hayvanlarına Belediyelerden de, deneyci ve çıkarcı Veteriner Hekimlerden de, hayvanları sokağında istemeyen insanlardan da, devlet izniyle hayvan ticareti yapanlardan da daha çok zarar vermiştir, çünkü rant gerçeği sahte bir ilgi olduğu için sadece günü kurtaran, ama toplumun fikirlerini iyi yönde değiştirmeyen, 5199 ile alakalı devlet mekanizmalarını tembelleştiren, hayvanların popülasyonunun artışına neden olan, hayvanları toplu toplu beslendikleri ve belli besleme bölgelerinde istiflendikleri için çeteleştiren ve dolayısıyla insanların hayvanlara bakış açısını olumsuz anlamda etkileyen aldatmacalı bir sistemdir.
Devlet sisteminin belirlediği Av gerçeği, Petshop Gerçeği, Hayvanat Bahçeleri Gerçeği, Mezbaha Gerçeği, Yunus Parkı Gerçeği gibi hazineye para getirecek olan resmi rant sahaları değil kastettiklerim... Elbette devlet hazinesine hayvanlar üzerinden para girmesi, hayvanların birer meta olarak görülmesi korkunç ve utanç verici. Ama onlardan bile daha utanç vericisi var.
İşte o daha da utanç verici olan gerçek, hayvanlar üzerinden " vicdan dilendiriciliği" yapan sadece kendi çıkarları doğrultusunda taraflı ve seçerek hayvan iyileştiren sahte tuz insanları...
Yani hayvan hakları için verilen mücadeleye balyoz indirirken en büyük zararı veren kokuşmuş insanlar…
Yani, yalancılar... Elbette hayvanlara kendi halinde beslemeler yapan, bunu yaparken hem hayvan, hem insan refahını gözeten, vicdan dilendiriciliği yapmayan, barınaklardaki hasta hayvanları kendisine sermaye anlamında görmeyen, barınaklara gidip Veteriner Hekimlerin çalışmalarını kontrol eden, hasta hayvanı kendisi değil, devletin ( Belediye) iyileştirmesi için mücadele eden, dolayısıyla çarkları paslandırmayan yaşam hakkı savunucularından ve iyi niyetli ama hayvanları belli bölgelerde istifleyip Belediyelerle işbirliği yapmayan kendi imkânları ile hayvanların gizli kahramanları olmaya çalışan, istiflediklerini yine kendi imkanlarıyla kısırlaştırmak için malını mülkünü satan, en sonunda da Belediyelerden zengin olmadığını anlayıp çaresiz kaldığında STK lardan yardım isteyen, ama STK larında bir yardım kapısı olmadığını, sadece resmi kurumları harekete geçirdiklerini, görevlerini yapmadıklarında resmi yazılarla uyardıklarını anlayan ve akabinde yorgun düşen, yıldırılan, maalesef yanlış bir yol izlediği için de artık yetemeyen, pes eden yüreği temiz hayvanseverlerden bahsetmiyorum... hayvanlara iyi niyetle yaklaşan bu temiz hayvanseverlerle amacı rant olanlar arasında ince bir nüans farkı var, ilgili ama bilgisiz hayvanseverler her ne olursa olsun, hayvanların zarar görmemeleri ve kısırlaştırılmaları için uğraşır, amacı rant olanlar için ise hayvanların zarar görmesi önemli değildir, önemli olan çok üremeleri, hasta olmalarıdır ki, onlara bu kötü durumdan ekmek çıksın, reklamlar yapsınlar, paralar kazansınlar. İşte kokuşmuş rant çetelerinin hayvanlara verdiği zarar bu denli ölümcüldür.
Sahte tuz insanları, yani çeteler son yıllarda iyi insanların hayvanlara verdiği değeri ve onlar için iyilik yapma isteklerini suistimal etmişlerdir. Hayvanseverlik adı altında hayvanların kontrolsüz üremelerine ve dolayısıyla fazlaca hayvanı acındırma amaçlı birarada tutup havada asılı mikroplara sebebiyet vermiş, uygunsuz ortamlarda hasta olmalarına, ölümlerine neden olmuşlardır, (zaten de hasta bir hayvan dilendirmeye müsait olduğundan çetelerin istediği bir vakadır.)
Sosyal medyada valilik izni olmadan ve hiçbir yasal dayanağa dayandırılmayan sahte bağış çağrıları ile iyi insanların vicdanlarını sömürüp hasta hayvanı kliniğe yatırmışlar, o kliniklerden de komisyonlar almışlardır.
Hayvan pansiyonlarına engelli hayvan bırakıp, hiç sahiplendirmeden hayvanı sermaye olarak görüp kapalı yerde video görüntüleri çekip, videoyu kullanmışlardır.
Ucunda iyi para olduğunu bildikleri için Türkiye' de sahip bulma şansı yüksek olan hayvanı, özellikle küçük ırkları yurt dışına göndermişler, akıbetleri ile ilgilenmemişlerdir.
Cahil Belediyeleri yanlış yönlendirip ormanlarda, dağlarda hayvan besleme alanları oluşturmuş, dolayısıyla Veteriner Hekim kontrolünde tedavileri yapılmamış, küçüklü - büyüklü, uyuzlu – hastalıklı – cins – melez – sağlıklı - sağlıksız olarak ayrılmamış zavallı hayvanları çıkarları için sağlıksız ortamlara hapisleyip istiflemiş, ya da bunu devletin arazilerinde özel olarak hiçbir izin almaksızın gerçekleştirmişlerdir.
İnsanların kalabalık yaşadığı bir mahalle belirleyip o mıntıkanın köpekleri sermaye olacağı için hayvanların kısırlaştırılmalarına izin vermemiş, doğurmalarına, sayıca çoğalmalarına, dolayısıyla sayı fazlalığınca da mama toplayıp, topladıkları mamaları sokakta iyi niyetle besleme yapan hayvanseverlere satmışlardır.
Cahil ve kırsal kesimde bakımevi olmayan Belediyelerin sahipsiz sokak hayvanları popülasyonuna çare arayışlarından faydalanıp, mobil kısırlaştırma yapan ve dolayısıyla hayvanı kesip diktikten sonra hemen sokağa bırakan ticari firmalarla anlaşıp o firmaları Belediyelere yönlendirip yine komisyon almışlardır.
Hayvanlar üzerinden ciddi rakamlarda rant elde eden ve hayvan sever geçinen vurgunculara karşı sessiz ve kayıtsız kalırsak biz de kokuşmuş sistemin birer parçası haline geleceğiz.
Hayvan hakkı savunmak bütün davaların, dillerin, dinlerin, bayrakların, sınırların çok daha ötesinde kutsal bir yaşam hakkı arayışıdır, dolayısıyla bu dava hiçbir kokuşmuşluğu kabul etmez.
Peki ya, bu kutsal davaya sadece rantçılar değil, farkında olmadan toplumun geneli de ihanet içindeyse ve bu sisteme bilmeden hep beraber ortak oluyorsak?
Rantçıların Suçuna önce hayvanı sokağında istemeyen sivil halk ortak oluyor.
Hayvan paldır küldür her mahalleden kovalandığında kendisine besin bulacağı yerlere yöneliyor, rantçının hep aynı yerde besleme yaptığı ve fazla sayıda köpeklerin de yığıldığı alanlarda çeteleşiyor, böylelikle insana saldırma potansiyeli artıyor.
Oysa her mahalle, kendisine sığınmış üç beş köpeği bağrına bassa, ortada ne rantçı, ne de saldırıya uğramış insan olacaktı...
Halkın suça ortaklığının arkasından, sıra Belediyelere geliyor. Belediyeler sahipsiz sokak hayvanlarına karşı yasal sorumluluklarını yeterince yerine getirmedikleri, barınaklarda aç bıraktıkları, tedavi etmedikleri için, günümüz Türkiye sinde koşulları kötü olan bütün barınaklar rantçı çetelerin pazar sahaları haline gelmiş durumda.
Çünkü koşulları kötü olan bir barınak hayvan dilendiricilerinin hasta hayvan temin edeceği en önemli yerler. Eğer barınak Veteriner Hekim ve personeli görevini layıkıyla yerine getirse hiçbir rantçının bunu fırsata çevirme şansı kalmazdı.
Yaşadığım şehirde Belediyenin bir rantçının yanlış yönlendirmesi sonucu oluşturduğu sağlıksız besleme alanında hayvanlar takır takır ölmeye başlayınca bu sosyal medyaya düşmüş, Belediye hemen kendisini aklamak için çalışma başlatmış, sahipsiz sokak hayvanları rehabilitasyon merkezinin gıda deposuna ağzına kadar mama doldurmuştu.
İşte, rantçı için fırsat doğmuştu.
İnsanların iyi niyetlerini suistimal edeceği, burada hayvanlar aç diyeceği, kuru mama ile beslenen hayvanların kafeslerinin içine girip ortaya tek bir yaş mama konservesi koyup hepsini birbiriyle kavga ettirip sonra da o görüntüleri sosyal medyada " burada mama yok, hayvanlar açlıktan birbirini yiyor, yardım edin, para yollayın, mama yollayın ” diye servis edeceği, kişisel ve yasal izin alarak açmadığı hesaplarına para akacağı büyük bir pazar açılmıştı.
Her şey, yani işlenilen suç birbirine bağlı olarak sürdürülmeye devam ediyor, suça ortak olma sırası bu defa habercilere, yani yaşanan kaosu lehlerine çevirme fırsatı yakalayan basına geliyordu. Haberci anında barınakta açlık olduğu idda edilen görüntüleri sosyal medyada insanlara servis ediyordu ki, kendi haber kanalı daha çok okunsun, o şehrin Belediye Başkanı, Valisi, Milletvekilleri de bu kaostan nasibini alacağı için daha çok kargaşa çıksın. Çıksın ki, ranttan o da ekmek yesin. Bilirsiniz, bir haberci için sansasyon büyük nimettir. Ama elbette, mesleğini etik değerleri ilke edinerek icra eden habercilerden bahsetmiyorum.
Bulanık akan bir su rant gerçeği… Suyun başını besleyen de, iyi niyetle rantçılara para akıtan, dolayısıyla hayvanlara yardım ettiklerini sanan bilinçsiz hayvanseverler....
Oysa yardımlarını Valilik kanalıyla yapan tüzel kişilere yapmış olsalardı, ya da hayvana kendi başına yardımcı olmaya çalışan hiçbir hayvanseverin Belediyeden daha zengin olmadığı gerçeğinden yola çıkarak eforunu para toplayan rantçıya değil, Belediyeleri çalıştırmaya harcasalardı sahipsiz sokak hayvanlarına büyük faydaları olurdu.
Ama ne yazıktır ki, yardımsever insanlar tek başına hayvan kurtardığını söyleyen rantçıya destek vermekle hayvanlara en büyük zararı veriyor, " nasıl olsa hayvanseverler var, onlar tedavi ettirir " düşüncesiyle günü masa başında geçiren Belediyelerin Veteriner Hekimlerinin sahipsiz sokak hayvanlarına karşı sorumluluklarını öldürüyorlar, ya da barınağa yeni girmiş hasta ve uyuzlu hayvanların görüntülerini sosyal medyada paylaşarak idealist olan iyi niyetli hekimlerin şevklerini kırıyorlar, olan yine hayvanlara oluyor.
Çarkların paslanması barınaktan sürekli hasta hayvan çıkarma sonucu gerçekleşiyor. Bir bakımevi Veteriner Hekimi yüreğinde merhamet taşımıyorsa, ya da yasal sorumluluktan bihaber yaşıyorsa hayvanlardan rant elde eden insanlara hayvanları kolaylıkla teslim edebilir, bu çünkü o barınak personelinin her türlü işine gelir. Barınağın kapısına dayanan ve hayvanları bin km lik yollara taşıyıp başka şehirlerin kliniklerinde tedavi ettireceklerini söyleyen rantçıya o hayvanların iyileştirildikten sonra kimlere ve ne amaçla verileceğini, akıbetlerinin ne olacağını, deneylerde kullanılıp kullanılmayacaklarını, sahip bulup bulmayacaklarını sormadan teslim eder, hem de iki üç hayvan değil, yirmi, otuz hayvanı birden verir rantçının eline.
Sonra da o hayvanları akıbetleri araştırıldığında, ya İstanbul' un Kurtköy Ormanı'na, ya da bilmem falanca kliniğin içinde, ya da hayvan pansiyonunda sözde sahip beklerken rastlanılmıştır, devamı yoktur. O hayvan, pansiyonda sahip bekleme bahanesiyle dilendiriliyordur zira.
Oysa 5199 yasa gereği, kısırlaştırılmış, çiplenip küpelenmemiş, sağlığına kavuşmamış bir hayvanın sahiplenilmesi yasaktır.
Belediye asla rehabilite etmediği yani küpeleyip kısırlaştırmadığı, hastalığını iyileştirmediği hayvanı sahiplendiremez.
Rantçı pet nakil aracını barınağın kapısına çektiğinde, neden toplu hayvan çıkardığı sorulsa sahiplendirme der. Burada hem rantçı yasal suç işler, hem de Belediye. Suç, birbirine zincirle bağlı gider.
"Peki, suç ortaklığından çıkıp tuz insanları olarak hayatlarımıza devam edebilmenin ve rantçıyı hayvan sömürüsü yaptığı bölgeden uzaklaştırmanın yolu var mıdır?"
Yaralı ve sakat durumdaki onlarca sokak hayvanını bir bölgeye toplayıp bunları sosyal medya sayfalarında paylaşmak, hayvanseverlerin vicdan duygularından faydalanmak, ciddi rakamlarda yasadışı para toplamak büyük suçtur. Böylesi büyük suçların elbette ki hukuki boyutta cezaları vardır.
"2860 no’lu Yardım Toplama Kanununa göre izinsiz bağış ve yardım toplama konusunda ki yaptırımlar açıkça belirtilmiştir.
Madde 29 – Bu Kanunun hükümlerine aykırı olarak izinsiz yardım toplayanlar, üç aydan altı aya kadar hafif hapis ve iki bin beş yüz liradan on bin liraya kadar hafif para cezasına mahkûm edilirler.
İzin verilen yer dışında yardım toplayanlar ise, iki aydan dört aya kadar hafif hapis ve iki bin liradan yedi bin beş yüz liraya kadar hafif para cezasına mahkûm edilirler. Ayrıca, her iki halde de, izinsiz toplanan mal ve paranın müsaderesine hükmolunur.
Bu kanunun diğer hükümlerine aykırı davranışların fiilleri daha ağır bir cezayı gerektirmediği takdirde haklarında, bir aydan üç aya kadar hafif hapis cezası hükmolunur. Devlete ait arazileri resmen işgal edip buralarda yerleşim alanı oluşturan ve yasaları hiçe sayarak fütursuzca izinsiz yardım toplama faaliyetlerini sürdüren insanlar ile ilgili yasal girişimlerin hayvan refahı için daha ciddiye alınması gerekir, çünkü burada insanın yaptığı yasadışı yardım kanalıyla para toplamaktan daha da vahim bir durum vardır, o da ranta alet olmuş hayvanların yaşam kalitelerinin düşmesi, hayatlarının tehlikeye girmesidir.
İlk bakıldığında, kulağa hoş gelen yardımların aslında hayvanlara zarar verdiğini anlayabilmek için devletin resmi rehabilitasyon merkezlerine, ya da rant elde eden hayvan besleyicilerinin mıntıkalarına uğramanız yeterli olacaktır.
Rant gerçeğinin tehlikesine kulağınızı tıkamadan harekete geçiniz ve lütfen tanımadığınız insanlara para yardımı göndermeyiniz.
Yasal izni olmadan yardım toplayan insanları TC ' nin 2860 nolu Yardım Toplama Kanunu' nu ihlal etme suçuyla savcılıklara, bulunduğunuz şehrin siber suçlarla ilgili Emniyet birimlerine şikâyet ediniz.
Şunu unutmayınız ki, Türkiye'deki sahipsiz sokak hayvanlarının en büyük düşmanı ne Belediyeler, ne hayvan sevmeyenler!
___Korkarım ki, "Türkiye'de sahipsiz hayvanlar üzerinden geçimini sağlarken hayvanların refahını gerçekten düşünmeyen hayvansever kılığına girmiş insanların verdiği zarar, bizler sokaklardaki hayvan dostlarımıza sahip çıkmadıkça, ya da barınaklardaki hayvanları ziyaret edip gelişen terslikleri gözlemleyip işini ihmal eden veteriner hekimlerin ve barınak personelinin düzgün çalışmasını sağlamadıkça hayvan dostlarımız zarar görmeye, nasıl olsa biri gelip özel kliniğe yatırır, biz de rahatımıza bakarız fikriyle hareket eden Belediye tarafından ihmal edilmeye, ya da tam tersi, idealist bile olsa, barınakları kötü gösterip sırf ajitasyon amaçlı görüntü alan rantçı yüzünden motivasyonları düştüğü için hayvanları tedavi etmeyen hekimlerin gazabına uğramaya, bu çirkin sistem içinde rant gerçeğinin sessiz kurbanları olarak sömürülmeye devam edeceklerdir!"__
Ne kadar katliam olursa, ne kadar zulüm olursa duyarlı insanların o kadar vicdanı sızlar ve gelecek bağışlar o kadar artar düşüncesidir hayvan istismarcılarının hayvana bakış açıları.
Şimdi bir karar verme zamanı. Bizler ya, sahte tuz insanlarına destek vermeye devam edeceğiz, ya da vicdanlarımızı sömürmelerine izin vermeyip yasaların samimiyetine inanıp yasalara göre hareket eden insanlarla omuz omuza savaşıp, hayvanların hüzünlü ve tuzsuz yaşamlarına tuz olacağız...
Karar bizlerin.
Bütün yaşam hakkı savunucularına, hayvanları koşulsuz, çıkarsız, iç hesaplar yapmadan koruyan iyileştirici, yapıcı, güvendirici tatlar veren hiçbir zaman kokmayacak tuz insanlarına benden selam olsun...



