İnsanlar Cehenneminde Hem Suçsuz, Hem Güçsüz!
"Bizi ürküten her şey, sevgimize muhtaçtır.”
Yukarıdaki cümle, R.M.Rilke' den alıntı yapılarak seyircisine o muhteşem naif mesajı veren 2014 te son Cannes Festivalinde " Belirli Bir Bakış" bölümünün en iyisi seçilmiş Macar yapımı " Faher Isten ( Beyaz -Tanrı) filmine aittir...
Macar yönetmen Kornel Mundruczo’nun altıncı uzun metrajı muhteşem yapıtı "Beyaz Tanrı," filmini defalarca izlemiş, her defasında filmden farklı detaylar çıkarmış, ama her defasında ötekileştirmenin vurucu etkisiyle yüzleşmiştim..
"Yani, senden olmayanı dışlama ve tehlikeli bulduğun ya da özümseyemediğin her şeyi hiç sorgulamadan yok etme"... Bu muhteşem film, geçtiğimiz aylarda Gaziantep’te küçük bir kıza yasaklı ırk tanımıyla ifadelendirilen köpeklerin saldırmasıyla tekrar aklıma geldi ve filmle yeniden randevulaştım. Bu defa ders veren filmi yasaklı ırkların dramları çerçevesinde değerlendirdim ve yine çok mühim detaylar yakaladım.
Masum bir varlığın iyilikten kötülüğe doğru tırmanışını ve bu tırmanışın merdivenlerini oluşturan insan faktörünün aslında yasaklı ırk tabirine uygun olduğu kanaatine vardım.
Belki de bu altıncı izleyişimdi. Dışlama, empati yapma, hayvana şiddet uyguladığında karşılığının bin misli alınması, samimiyetsiz davranılması, iki yüzlü olunması gibi birçok faşist vurgunun bu filmle seyirciye aktarılmış olması filme evrensel bir kimlik kazandırıyor elbette.
Filmin konusuna gelince: Başkahramanı melez bir köpek Hagen ve sahibi bir orkestrada trompet çalan ve mutluluğu bir köpeğin dostluğunda yakalayan, çocukluktan yeni çıkan genç kız olan Lili’ nin anne ve babası ayrıdır. Lili' nin duyarsız annesinin yurt dışına çıkması gerekmektedir ve bu nedenle bir süre tek dostu Hagen ile birlikte, bir mezbahanın kalite kontrol bölümünde çalışarak etlerin sağlıklı olup olmadığına dair damga vuran itici, soğukkanlı ve merhametsiz babasının yanında kalmak zorundadır.
Lili istemeyerek de olsa babasının evine gelir. Komşuların apartman dairesinde köpek beslenmesine karşı çıkması, devletin melez köpek besleyenlere ekstra vergi koyması ve babasının köpeğe karşı itici tutumu neticesinde zavallı köpeğin yine babası tarafından zalimce sokağa atılması sonucu Hagen' in , Lili' nin ve babasının hayatı hiçbir zaman eskisi gibi olmayacak şekilde değişecektir..
Filmde köpeği istemeyen baba Hagen' i sokağa atınca Lili çaresizce onu aramaya başlar.
Sokaklarda hayatın acımasızlığı ile yüzleşen Hagen' in, çaresizliğinin nedeninin köpeklerin gözünde Tanrı olan insanlardan başka hiçbir şey olmadığını, başına gelen her şeyin kötü insanlardan kaynaklandığını anlar ve bu duygu onu büyük hayal kırıklığına uğratır. İnsanlardan intikam alma içgüdüsünü Hagen' in kalbine yerleştirir...
Filmde kırma, yani melez bir köpek olmak sokak köpeklerinin zor yaşamlarının temel nedenidir
Lili Hagen' i arayadursun, Hagen köpek toplayan Belediye ekiplerinden kaçarken bir süreliğine yeni sahibi olacak kötü kalpli köpek dövüşçüsüyle yolu kesişir.
Hagen henüz insanların kötü yüzünü görmemiştir ve onu ele geçiren adam köpek dövüşleri ile ilgilenen, köpekleri birer canavara dönüştürüp satan acımasız bir aracıdır.
Çeşitli ilaçlar, dayaktan ibaret olan antrenmanlar, açlık ve sonrasında az bir yemekle sınamalar neticesinde Hagen' i ölüm makinesine dönüştüren kötü kalpli adam, sonunda onun kalbine öğrenilmiş nefreti yerleştirmeyi başarır.
Filmin zavallı köpeğe uygulanan dayak sahnelerinde hıçkırıklara boğulmuştum. Zalim adam Hagen' i potansiyel bir katile dönüştürür.
Başından kötü olaylar geçen Hagen artık hiçbir şeyden korkmuyordur ve bir gece intikam için şehrin barınağındaki bütün köpeklerin dışarı kaçmasını sağlayarak yüzlerce köpeği örgütler ve lider olarak başlarına geçer...Hedefinde Lili' den ayrıldıktan sonra kendisine kötü davranan insanlar vardır.. Onu barınağa tıkan, barınakta uyutmaya çalışan, yemek istediği için yumruklayan, dövüştüren, aç bırakan, kafasına darbe vuran ve sevmeyi unutturan her kim varsa sırasıyla gırtlaklarını parçalar.
En son hedefinde, kendisini terk ettiğini düşündüğü, kafasında Tanrı' yaptığı Lili ve onun duyarsız babası vardır.
Lili' şehir gece vakti köpek istilasından birbirine girince, tesadüf o gece trompet çaldığı ve konser verdiği salondan içgüdüsel olarak Hagen' in kendisini aradığını hissederek babasının gece nöbetinde olduğu mezbahaya doğru telaşla yola çıkar... Kız bir bisikletle yol alır ve savunmasızdır.
Bir gecede bütün kötü insanları öldüren Hagen Lili' yi bulmaya and içmiştir. Gözlerinde nefret ve öfke vardır. Filmin final sahnesinde Lili organize olup şehri birbirine katan ve kendine doğru koşan köpek ordusuyla nihayet karşılaşır.
Karşılaştığı yer, babasının çalıştığı yerin bahçesine yakındır.. Bisikletinin üzerinden Hagen' e seslenir.
-Benim Lili...Hagen' de dostluk namına hiçbir duygu kalmamıştır.
Hayal kırıklığından canavarlaşan köpek dişlerini gösterince, Lili arkasında yüzlerce köpek ordusuyla bisikletini mezbahanenin bahçesine sürüp bir anda yere iner.
İste o an, seyircinin tüylerini diken diken eden final sahnesi başlar:
Lili bir hışımla, diğer köpeklerin bir metre önünde duran Hagen' e, bir zamanlar Hagen' in çok sevdiği ve her dinlediğinde ninni dinliyormuşçasına huzur içinde yere yatarak kulak kabarttığı o tanıdık, kadim müziği trompetiyle çalmaya başlar
...Hagen' in ismi bile değişmiştir. Dolayısıyla Liliye Hagen diye selenince tepki bile vermemiştir ancak bu tanıdık müziği duyunca, zorla kötüye yontulmuş duyguları geri çekilip kendi masum, sadık kimliğine geri döner, sakinleşir ve yere oturur. Kafasında yarattığı Tanrı, Lili' sinden den başkası değildir Hagen' in..
Lili bütün köpekler havlamayı bıraktığında müziği susturur , trompeti elinden bırakıp Hagen' in önünde tıpkı Hagen gibi yüzükoyun yere uzanır , arkasından babası bir hışımla alana gelir ama gördüğü manzara karşısında anlık şaşkınlığa uğrar ve her şeyin matematiğini o anda kavrayıp aynı şekilde o da yere uzanır ..Köpeklerin zorba davranıldığında asla sakinleşmeyeceklerini , sevgiyle yaklaşıldığında ise masumlaşacaklarını o muazzam sahnede öğrenmiş olur.
Değil midir ki, hangi canlı olursa olsun ne öğretilirse, öyle davranır?
İnsanın gözlerini değil, kalbini ağlatan final sahnesinin sonunda Karanlık gecede derin sessizliğin içinde köpeklerle aynı dili konuşmayı başaran ve yaptıklarından pişmanlık duyan babası, sevgi dolu Lili ve müziğin sesiyle adeta masum çocuklara dönerek yere yatan köpek ordusu görüntüleriyle perde kapanır....
Filmin başında dediği gibi, çünkü gerçekten bizi ürküten her şeyin sevgimize ihtiyacı vardır ve neden ürkütücü hale geldiklerini sorgulamaya başladığımızda bütün deliller insanı, yani bizi işaret eder. Bizi ürküten sevgimize ihtiyacı olan çok şey var aslında dünyada.
Bazen yüzü çiziklerle dolu olanlar ve ilk karşılaştığımızda bizde acaba şeklinde soru işareti bırakanlar, bazen filmlerde izlediğimiz huysuz, sinirli film kahramanları.. Onlara kimse sormuş mudur peki neyin var diye?
Yüzyıllarca köpek ırkını kendi ihtiyacına göre şekillendiren insan, menfaati doğrultusunda sahipsiz sokak köpeklerine, ya da petshoptan aldıkları ve hevesleri geçince sokağa terk ettikleri cins sınıfına giren köpeklere, ya da işkence ettikleri, tecavüz ettikleri, yolda ezdikleri, sokağında hor görüp çekemediği köpeklere bir şekilde tahakküm uygulamış ve kötülük etmiştir.
Fakat bir grup köpek vardır ki, tarihin bütün zamanlarında insan tarafından hem tahakkümüm altında tutulmuş, hem cebren ve hile ile canavarlaştırılmış, hem dışlanmış, hem kullanılmış, hem katil damgası vurulmuş, hem barınaklara kilitlenmiş, hem de insanmışçasına hüküm giyerek öldürülmüştür.
İste bunlar yasaklı ırk damgası vurulan köpeklerden başkaları değildir.
Köpek ırkına yapılmış haksızlıklar içinde en büyük haksızlık genleriyle oynanarak farklı bir hacme sokulan altı türe yapılmıştır...
Geçtiğimiz aylarda Gaziantep’te dört yaşındaki masum bir çocuğa çok üzücü bir Rottweiler saldırısı oldu. Köpek sahipliydi ve ülkemizde daha önceki yasaklı ırk saldırılarında olduğu gibi yine çocuk bakıcılığı yapacak kadar uysal olma potansiyeline sahip köpeğini bir canavar gibi yetiştirip, kontrolsüz bir şekilde sokağa salanlar gerçek suçluydu...
Olayın ardından altı kişi gözaltına alındı, saldıran iki köpek katil damgası yiyerek barınağa götürüldü, ki akıbetleri belirsiz, gözaltına alınan herkes neticede serbest bırakıldı, tamamen içgüdülerinin kurbanı olmuş köpekler barınak cehenneminde yaptıklarından, suçlarının bile fakına varmadan hüküm giydi...
Ve şu an, şimdi gerçek katiller güce doymayan, gösteriş budalası açgözlü insanlar aramızda. Küçük kızın köpekleri parçaladığı sitede elini kolunu sallayarak yaşamaya devam ediyorlar. Kanunsuzluğa çanak tutan yetkililer de buna izin veriyorlar.
Bu elim olayda zavallı kızın göğsünde ve kafasında ömrünün sonuna kadar yaşamını etkileyecek yaralar oluştu.
Ailesine büyük geçmiş olsun diyorum. Ancak, burada köpekleri asla suçlu bulmuyorum..
"Bir köpek insanların anayasasıyla cezalandırılamaz ve saldırmanın, zarar vermenin bir başkasının hayatını olumsuz anlamda etkilemenin suç olduğu idrak yetisine sahip olmadığı için, sadece Tanrı gibi gördüğü ve sadakatle bağlı olduğu sahibini veya kendi alanını koruduğu için hüküm giyemez"
Sahibini Tanrı misali tutkuyla korumak ve tehdit olarak algıladığı her şeyi imha etmeye çalışmak köpeklerin suçu değildi..
Olayın hemen akabinde daha komik ve irite edici bir hadise daha gerçekleşti... Ülkeyi yöneten otorite tuttu, bütün köpeklerin gerçek yerinin barınaklar olduğunu söyledi. Verdiği direktifle mevcut 5199 Hayvanları Koruma Kanunu ' nu hiçe sayarak köpeklerin sokaklardan toplanmasına vesile olmuş, bir taşla iki kuşu vurmanın tadını çıkartmış oldu. Tadını çıkartmak diyorum, zira bu otorite, hiçbir zaman sokaklarda hayvan istemedi.
Oysa bu kanunu yasa çıkaran yine aynı otoriteydi..
Bu duyurunun üzerine Türkiye' deki hayvanseverler ayağa kalksa bile hiçbir Belediye aldığı emirden işlerine geldiği için el çekmedi ve saldırgan olarak ya da olmayarak gördüğü bütün köpekleri aynı kefeye koyarak sokaklardan silip atmaya kalkıştı.
Evet, 5199 Hayvanları Koruma Kanununda barınaklarda ömürlerinin sonuna kadar kalacak köpek türleri arasında " saldırgan " olanlar var, ama Belediyeler bunu fırsat bilip bu muameleyi bütün köpeklere yaptı.
İnsanlar sokaklarının maskotları olmuş dostlarını sabah uyandıklarında sokakta bulamadılar.
Bu dengesiz hadise Hayırsız Ada " olayını neredeyse aratmayacak kadar ses getirdi..
Belediyelerin direktifi fırsat bilerek dağa taşa attığı köpekler ormanlarda aç susuz can verdi. Çoğu mecrada halk köpekleri zehirledi.
Öte yandan, barınaklar hınca hınç dolunca köpekleri el altından şehirlerde de zehirleyen, şikâyet üzerine el konup barınağa getirilen bütün yasaklı ırkları imha eden barınak yetkilileri basının tepkisiyle biraz kendisini geri çekse de daha halen Belediyeler barınaklarda çoğalan popülasyonun önünü almak için gizlice zehirleme çalışmalarına devam ediyor, eceliyle öldü süsü veriyor.
Bu, sözde modern olduğunu iddia eden, atalarının merhameti ile gurur duyan bir yönetime yakışıyor mu?
İktidarın lehine haber yapan kanallar ise, sosyal medyada kendi halindeki uysal tüm sokak köpekleri “katil” gibi gösterdi.
Oysa, ülkedeki yasaklı ırk üretimini masa başından takip eden Orman ve Su işleri Bakanlığı bu zamana değin katil diye tanımladıkları hayvanların güç tutkunu sokak serserilerinin elinde olmasını engelleyebilirdi.. Bu çok basitti.
Yasaklı ırk sahiplenecek , ya da hâlihazırda yasaklı ırka sahip olan kimseler nasıl ki çocuk evlât edinen kimseleri devlet zaman zaman denetliyor, işte aynı şekilde 5199 dan sorumlu mekanizmalar tarafından denetleneceklerdi..
Bütün bu hadiselerin neticesinde kaybeden tek bir tür vardı, o da yasaklı ırklar...
Dolayısıyla ne zaman bir köpek saldırısı yaşansa doğan sonuç " İNSANLARIN MADURİYETİ, YASAKLI IRK SORUNU DEĞİL, YASAKLI IRKLARIN MADURİYETİ, YASAKLI IRK' LARIN SORUNUDUR"
Ülkedeki kaosta yetkililerin sahipsiz sokak hayvanları hususundaki bütün başarısızlıkları evlerinde yasaklı ırk diye budalaca bir sınıfa ayrılan zavallı köpeklerin duyarsız sahiplerine de sirayet etmiştir.
Yetkililer, yaşanan olaylardan sonra Yasaklı 6 köpek ırkının kayıt altına alınması, kısırlaştırılmaları için son tarihi 14 Ocak olarak belirledi.
Yasaklı türler olarak belirlenen Amerikan Pitbull Terrier, Dogo Argentino, Fila Brasilerio, Japanese Tosa, American Staffordshire Terrier ve American Bully köpek ırklarının kısırlaştırılarak 14 Ocak'a kadar kayıt altına alınması gerekiyordu.
Yürürlükte olan 7332 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu, Pitbull Terrier, Japanese Tosa, Dogo Argentino, Fila Brasileiro türlerini veya bunların melezlerini üreten, sergileyen, takas eden, ülkeye girişini, satışını, reklamını yani bu hayvanların ticaretini yapanlara hayvan başına 2021 yılında 11 bin TL idari para cezası getirdi. Yasa uyarınca 2022 yılında ise bu ceza 14 bin 982 TL'ye yükselecek ve yasaya aykırı hareket edenlerin hayvanlarına el konularak Belediyelere ait bakımevlerine götürülme kararı çıkarttı.
Tarım ve Orman Bakanlığı ise Aralık ayında çıkarttığı genelgeyle yasaklı köpek ırklarına American Staffordshire Terrier ve American Bully'i de ekledi.
Yasaklı türler olarak bilinen bu 6 köpek ırkı için 14 Ocak'a kadar sahipleri tarafından Belediyelerin hayvan bakımevlerinde veya özel veteriner kliniklerinde kısırlaştırılarak, il ve ilçe tarım müdürlüklerinde kayıt altına alınmalarının çağrısı yapıldı. Kanuna göre bu hayvanlar kayıt belgesiz, ağızlıksız ve tasmasız dolaştırılamayacak, halkın yoğun bulunduğu yerlere ve çocuk parklarına sokulamayacaktı. Sahipleri, bakamamaları halinde bu ırktan hayvanları acımasızca Belediyeye ait en yakın bakımevine bırakabilecekti.
İnsan çocuğum dediği hayvanını nasıl bırakırdı?
Hayvan bakımevleri, yeni kanundaki değişiklik kapsamında teslim edilen hayvanları kabul etmek zorunda olacaktı. Söz konusu bu hayvanlara ait hiçbir işlem yapmadan sokağa terk eden sahipleri hakkında 2021 yılı için 30 bin TL idari para cezası uygulanacaktı, ama hepimiz biliyoruz ki hiç kimse bu hükümden ceza almayacaktı, çünkü köpeği gizlice sokağa terk etmek çok kolaydır.
Bu kanunun bazı maddeleri değerlendirildiğinde gayet mantıklıydı ve fakat madalyonun öteki yüzünde zavallı köpekler için tehlike sinyalleri çalmaktaydı...
Burada söz konusu hayvanların sahipleri seçtikleri yollarla ikiye ayrıldı.
Bir grup hayvan sahibi hayvanlarını gerçekten sevdikleri ve onları ailenin bir ferdi gibi gördükleri için hemen yetkililerin söylediği bütün kuralları yerine getirdi.
Bu bağlamda bu grup insana ait köpekler şanslıydı..
Peki ya diğerleri?
Yani, Yasaklı Irk diye tanımlanan hayvanların ikiyüzlü sahipleri yetkililerin istediklerini yapmadı ve evlerinde evladım diye sevdikleri zavallı hayvanları gizlice ya sokağa, ya da barınağa terk etti.
Bazı STK lar, yerel hayvan koruma görevlileri kendi imkânları doğrultusunda bu hayvanların şanslı olanlarını barınaklardan kurtarmayı başarsalar da, büyük bir katliam başladı.
Barınak denen cehennemlerde terkedilen çoğu yasaklı ırklar öldürüldü.
Bu yasal olmadığı için yapılan bütün eylemler gizli tutuldu... Ve şu anda da yasaklı ırk katliamı devam etmekte... Buraya kadar olan kısım, bizim ülkemizde yaşanan kaos...
Ama bu, yasaklı ırkların evrensel hüznü.
Bir tür düşünün...
Dünyaya geldikten sonra melezlenmeyi kendileri seçmediler.
Ve güç hedeflenerek değiştirildikleri için çene yapısını, çevik bacakları, kaslı döşü ve parçaladığında ölümcül darbeler indirebilen kuvveti de kendileri istemediler...
Araştırmacılar şöyle anlatıyor:
Pitbull orak tanımlanan tüm köpekler terrier ve bulldog melezlenerek İngiltere' de geliştirildi.
Bu köpekler yiğitlik ve çevikliklerini terrierlerden, güçleriniyse bulldogdan aldılar. Bu köpekler ilk ortaya çıktıklarında çeşitli kan sporlarında kullanılıyorlardı. Ancak İngiltere 1835 yılında bu sporların tümünü yasakladı. Kan sporları yasaklanınca köpekler yasa dışı köpek dövüşlerin de kullanılmaya başlandı. Pitbull türleri ne yazık ki bugün ülkemiz de dahil olmak üzere dünyanın bir çok yerinde halen yasadışı köpek dövüşlerinde kullanılıyor."
Yasaklı ırk gerçekleri araştırıldığında insanın göğsünü yumruklayacak kadar hüzünlü bir geçmiş, tarihte unutulmayacak kadar utanç veren insan ayıpları ile karşılaşıyoruz.
Madem yasadışı dövüşlerde bir eşya gibi kullanılma potansiyelleri var, neden yetkililer buna hala tam anlamıyla engel olmuyorlar?
Neden halâ üretimleri lâyıkıyla engellemiyorlar?
Yasaklı ırklarla ilgili çıkarttıkları kanun daha yeni sayılır.
Peki onun öncesinde neredelerdi.?
Pit bull dedikleri masum hayvanlar kaç tane insanı daha Tanrı bildikleri sahipleri uğruna sadakat göstergesi olarak parçalayacaklardı?
Hem suçsuz, hem güçsüz yargılanmalarına daha önce neden göz yumuldu?
Değil miydi ki, insanların zarar görmeleri, yasaklı ırk saldırılarına uğramaları yine kendi türlerinin, güç tutkunu insanın suçuydu.
İnsan, bütün köpekleri kurtlardan türetti. Şu an dünya genelindeki bütün köpek ırklarının büyük çoğunluğu insanların nefisleri, bazen kirli emelleri, bazen de masum, ama bilinçsiz hevesleri uğruna farklı şekillerde üretildi...
Başta Pit Bull olmak üzere yasaklı ırk diye tanımlanan bütün köpeklerin ortak bir noktası var:
Hiçbirisi dünyaya ürpertici bir bedenle ve ruhlarında saldırganlık donanımıyla gelmeyi kendileri seçmedi..
İnsanların değişik köpek ırklarını melezleyerek türettikleri hiçbir ırk aslında kimseye zarar vermek istemedi.
Bütün yasaklı ırklara göre Beyaz Tanrı filmindeki gibi insanlar hiç hak etmedikleri halde Tanrı idi...
Hal böyle olunca sahipleri onları ister bir katil, ister bebek bakıcısı olarak yetiştirdi.
Ama bu ırk devşirme tahakkümü asla etik değildi.
Güç tutkunları yasaklı ırkları bir ruhsatsız cep silahı olarak görüyor ve kendi nefislerinden vazgeçmeyi başaramadıkları için üretilmelerinin devam etmesini istiyor...
Bu çok haksızca ve asla etik değil.
Etik olan, insanın geçmişte yaptığı tür devşirme eylemine hâlihazırda yaşayan yasaklı ırkların eceli ile öldükten sonra üretilmelerine bir son verilmesi, bir daha da insan elinde üretilen bu insanmışçasına hüküm giyen hayvanların nesillerini devam ettirmemeleri gerekiyor.
İnsanoğlunun yasaklı ırka bir özür borcu var... Onlara " hem genleriyle oynayıp hem de yasaklı " dedikleri için....
Ve bu özürü dilemenin en iyi yolu, onların türlerinin devam etmesine, dolayısıyla kötü insan elinde bir ölüm makinasına dönüşmelerine, akabinde bundan insan ırkının saldırıya uğrayarak zarar görmesine engel olmaktır..
Bunun yolu da bütün yasaklı ırkları bir daha üretmemek, yaşayanlara adil davranmaktır.
Varsın yok olsunlar kendi ecelleriyle. Varsın haritadan silinsinler vakti geldiğinde.
Yasaklı ırk diye bir tür varsın kalmasın. Varsın insanoğlu bu güç hevesinden mahrum olsun.
Düşünsenize, film gerçek olsaydı... Dövüştürülmek için türlü eziyetlere maruz kalan, o da yetmedi insana saldırdı diye hapse atılan ve sonunda isyan bayrağını çeken yüzlerce yasaklı ırkın son kozunu oynamak için masum hayvan kimliğinden soyunarak bir ölüm makinasına dönüştüklerini, güç tutkunu serserilerin gırtlaklarına yapışmalarını hayal bile etmek istemiyorum... Beyaz Tanrı filmi güç tutkunlarına, ötekileştirenlere, faşistlere, kötü sahiplere, köpek satıcılarına derin mesajlar vermiyor mu sizce de?
Dövüştürülmüş, içine öfke ekilmiş, kulakları kesilmiş bütün masum köpekler bizi tüm zamanlarda görüntüleriyle ürkütseler de, bizler yasaklı ırkların saldırısına uğradığımızda onları birer canavar olarak görsek de, esas canavarlar biz değil miyiz?
Şimdi toplumda yasaklı ırk ibaresini çıkaran yetkiliden tutun, kanunları hazırlayan yetkililerden, onları iyi günde seven, sahip çıkan, kötü gününde başı belaya girer girmez sokağa, barınağa terk eden sahiplerinden, Pit Bull saldırılarından sonra ortalığı ayağa kaldırıp pitbulları suçlayan coşmuş sosyal medyadan, barınakta istemeyen bakıcı ve bazı ( hepsi değil ) veteriner hekimlerden, köpek satıcılarından köpek üretenlere kadar herkes haklı da, tek suçlu onlar mı?
Madem onlar değil, neden sadece onlar bakıyor kafes arkasından?
Bu hayvana karşı ne büyük nefret!
Elbette insan Tanrı olamaz haşa!
Ama biz insanoğlunun sahibine sadık yasaklı ırkların, ya da bütün köpeklerin gözünden birer "Beyaz Tanrı" olarak değerlendirildiğimiz aşikâr.
Fakat bizler, onların bize öyle sorgusuz güvenmelerini ve sevip kollamalarını hak edecek kadar iyi tanrılar değiliz.
Bilakis, onları zor ve sorumluluğu ağır yaşamlarını dikkate almadan petshoplardan satın alan, başlarının belaya girmemesi için dikkatli davranmayan, ağızlıksız, tasmasız, ipsiz sokağa salan, onları melezleyerek genlerini değiştiren, bunu isteyip istemediklerine hiç aldırış etmeyip yaşam hakkı ihlâli yapan, bahislerde üzerlerine kumar oynayan, kulaklarını kesen, onlara cehennemler hazırlayan, en sonunda da adı bir olaya karıştığında o cehennemin altına odunlar atan ikiyüzlü "Kara Tanrı" larız...
Ve onlar da, insanlar cehenneminde hem suçsuz, hem güçsüz..
Haytap ( Hayvan Hakları Federasyonu) Temsilcisi



