Bu Köşe Yazısı En Zoru
2024 yılının Temmuz ayındayız. Yıllardır ben, bu dergiye yazı yazarım ama bu sayı ve bu köşe yazısı en zor olanı.
Günlerdir sessiz canların, canlarını insan eli ile cebren, alenen ve hunharca, alındığını görmekten hasta oldum. Ruhum hastalandı. Gece uykusu, gündüz yaşam tutkusu ve isteği bırakmadılar.
Günlerdir hayvan cinayetlerini izlemekten helak olduk.
2024 yılının Haziran ayı, belleklere kanlı çivilerle kazıldı.
İkinci bir Hayırsız Ada, katliamı olarak anılacak daima.
Toplum vicdanında sürekli kanayan bir yara olarak kalacaktır.
Hiç kapanmayan bir yara.
Biz, hayvan hakkı savunucularının çektiği ızdırap bir yana.
Onların bu acılarını dehşetle nasıl yaşadıklarını düşünmek, insanı çıldırma noktasına getiriyor.
O köpeği, elleri ile boğazlayan boğan, malum kişi, o eli ile kutsal saydığımız ekmeği tutuyor.
O kişi, çocuğunun yüzüne bakıyor. O kişi sokakta yürüyor su içiyor.
Güneşe bakıyor ve hatta gülüyor belki de.
Ve hatta uyuyor. Hayvanları gömdükleri toprak utandı. Onlar utanmadı.
Varsa bir yüce yargı eğer? Tecelli ettiği günü Tanrı bana göstersin dilerim.
Bu nasıl bir adalet? B’dolu cevapsız soru kafamda matkap gibi. Beynimi kemiriyor.
Bu konuda daha fazla yazmak istemiyorum. Ben her şeyi Tanrı ‘ya yazdım zaten.
Bundan üç ay önce 4 Mart günü Prensesi kaybettim.
5 Mart sabahı onu toprağa uğurlayarak, son köpeğimi de yolcu ettim.
Son köpeğim dedim. Çünkü kendimi bildiğimden bu yana hayatımda hep köpekler oldu.
Çocukluğumdan bu yana.
Ama bundan böyle bir daha köpeğim olmayacak.
74 yaşındayım. Önümde yaşanacak çok zamanım olmadığını düşünüyorum.
Şimdi size 16 yıl beraber yaşadığım Prenses ’in öyküsünü anlatacağım.
Siz hiç üç bacaklı prenses gördünüz mü?
Ben, ne hanedan mensubu, ne bir kraliçe ne de bir prenses gördüm.
Hoş çok da meraklı değilim. İç yüzlerini görünce, arka bahçelerine girince …
Nasıl entrika ve kötülük ve habisliklerle bezenmiş olduğunu anlayınca.
Çoğu sahte itibarlara bulanmış, maskeli elegantların soğuk dünyası.
Ama benim Prenses ’im gerçekten üç bacaklı bir Prenses. Ya da nam-diğer üç bacaklı piyano idi.
Bu kadar mı azimli olunur.? Bu kadar mı yaşama tutunulur.
Bu kadar mı sevinçli, mutlu yaşanır.
Bir o kadar da akıllı, zeki, şımarık, inatçı ve sebatkâr? İştahlı, işveli .
2008 Yılı idi. Cins meraklısı bir kadın kuaförü bir Teriler yavrusu edinir.
Küçücük el kadar bir köpek.. Kadının aracından aniden fırlayıp caddeye atlar. Aracın altında kalır.
Sol ayak kopmak üzeredir. Vajinası parçalanmış bitap ve perişandır.
Hayvan Samsun 19 Mayıs Üniversitesi Cerrahi Kliniğine bırakılır. Daha doğrusu terk edilir.
Ertesi günü ben, bir başka sokak hayvanın operasyonu için gittiğimde onu kafeste yatarken gördüm.
Sevgili Özlem Nispet hocaya sordum. Özlem hoca, “Ameliyat olacak , bacağı ampute edilecek” dedi.
“Nasıl yani? Üç bacakla yaşayamaz “dedim. “Zor olur ama yaşar” Dedi Özlem hanım.
İçim parçalandı, küçücüktü, el kadardı, kara gözleri ile sessiz, masumca ve sabırla bekliyordu.
Dedim ki, ” Ben alayım bakayım büyüteyim”
Dedi ki, “çok zor olur bakımı ,vajinası bile parçalanmış hayatı boyunca çapraz işeyecek ,zor yürüyecek, bakamazsın. ”
Dedim ki, “Bakarım siz ameliyatını yapın” Özlem Hoca sol bacağı ampute etti.
Artık 3 bacaklı cins bir hayvandı. Sırf bacağı koptu diye terk edilen bir Terrier yavrusu.
Bir ismi bile yoktu.
İsimsiz, sıfatsız ve cins bir köpek.
Ameliyat sonrası eve getirdim onu. O kadar masum ve acizdi ki.
Adı Prenses olsun dedim. Günlerce, günlerce tedavi oldu.
Antibiyotikler, ilaçlar kullandı.
Ameliyat olduğu yerde derin bir yarık vardı.
Ellerimle ona hep merhemler sürdüm. Geceleri saat kurup ona baktım.
Yemek yiyemiyordu ve çok iştahsızdı.
En kötüsü ise ayağa kalkıyor. Ancak bir türlü denge kuramıyordu.
Başı sanki ağır geliyormuşçasına ayakta duramıyor ve düşüyordu.
Bahçede yaklaşık 12 tane daha büyük sayılabilecek başka köpeklerim vardı.
Onların sesini bile algılayabilecek durumda değildi.
Evim içinde ise sadece Rita vardı. Rita bu küçücük aciz yaratığa bakıyor ve ona ne olduğunu anlamaya çalışıyordu.
Günler, yavaştan geçiyor. Ameliyat yerleri kapanıyordu.
Artık neredeyse 3 aylık olmuş, iştahı açılmıştı.
Bir gün onu bahçeye çıkarıp, çimlerin ortasına koydum.
Köpeklerin hepsi geldi ve onun etrafını sardı.
Öylece bakakaldılar. Prenses de onlara yaklaşıp koklamaya çalıştı.
Ancak o kadar küçüktü ki, diğerleri ona tepeden baktılar.
Çok enteresandır. Hiçbiri tepki vermedi.
Onun küçük , aciz ve alil olduğunu anladılar.
Çünkü hayvanlar insanlardan çok daha şefkatli ve merhametlilerdir.
O, sürekli kafa üstüne düşüyor. Ben ise sürekli kaldırıp yürütmeye çalışıyordum.
Ancak bahçeye salamıyor evde bakıyordum.
Ne de olsa diğerlerinin ne yapacağını bilmediğimden evde idame ettiriyordum Prenses ‘in hayatını
Böylece aradan 2-3 ay daha geçti. Ve artık 3 ayağı ile yürümeyi öğrendi, dengeyi kurdu.
Bir uzuv gidince, diğer uzuvlar hemen takviyeye geçiyor.
Bu insanlarda da böyledir. Artık bahçeye çıkıyor.
Diğer köpekler gibi pişmiş kemik, sebze ve ekmekten müşekkel yemeğini yiyor.
Hatta onlara havlamaya ve posta atmaya başladı tabiri caiz ise.
Gün geldi gözlerime inanamadığım günler oldu. 3 bacağı ile tazı gibi koşup bahçedekilerle boy ölçüştü. Hatta o kadar gemi azıya aldı ki, atikliği, cesareti ve şımarıklığı ile bahçede gizli bir hegemonya kurdu. Ben adına Prenses derken, o nerede ise bir Kösem Sultan oldu başımıza.
Aradan 3-4 yıl geçince Samsun ‘dan kalkıp Fethiye’ye göç ettik.
Bütün köpeklerimizle beraber onlara ayrıca bir kamyonet tutarak, Fethiye’ye gidip yerleştik.
Ancak Fethiye enteresan bir yerleşke idi.
Yakın ilişki kurduğumuz insanlar haricinde etraftaki komşular bizi sevmedi ve istemediler.
Zaman zaman bizi şikâyet ettiler. Olmadık bahaneler çıkardılar.
Söz konusu hayvan ise, kimseye taviz vermeden orada da 4 yıl yaşadık.
Hatta orada hayvana işkence eden bir mali müşaviri bile, İngilizlerle anlaşarak onların şahitliği ile
Mala gasp suçu ile hapise bile attırdık. Televizyonlarda bile konu oldu. (konusu bende saklı)
Fethiye Dükası gibi hareket etmeye çalışan bir zat-ı muhterem, telefonla beni arayarak kızgınlığını belirtse de ilerleyen zamanlarda onunla da dost olduk.
Fethiye ‘den ayrılma zamanı gelmişti.
Bu kez Bodrum’a gelip yerleştik köpeklerimle. Oturduğum sitede hayvan sevmeyen insanlar beni ve köpeklerimi her gün şikâyet etti. Her gün zabıta geliyor ceza kesip gidiyordu.
Mehmet Kocadan Bodrum Belediye Başkanı idi o dönem. Ve Türkiye de hiçbir yerde olmayan bir garip kanun vardı. Bodrum Kaymakamlığının karar aldığı. Her evde sadece (iki kedi, iki köpek, iki tavuk bulundurulabilinir) Anlamında bir karar. Yani, bir hayvan üç yavru doğursa yavruların ikisi atılacak gibi kanun dışı bir şey. Ceza faturaları birikmiş büyük bir meblağ olmuştu.
Kocadon Belediye Bşk. Olarak bir şey yapamayacağını söyleyerek, kaymakam ile sorunu çözmemi salık verdi. Hemen Bölge idare mahkemesine baş vurup, Samsun’dan da avukat tuttum.
Av. Gizem Kargı, mesleğe yeni başlamış, hayvan hakkına saygı duyan genç dinamik bir avukat.
Derhal kanuni hakkımızı aradık. Bölge idare mahkemesi kararı bozarak iptal etti.
2017 yılında Bodrum belediyesine Kartaca komutanı Hannibal gibi muzaffer bir eda ile girerek, elimdeki ceza belgeleri ile zabıta müdürlüğüne çıktım. O gün keyfime diyecek yoktu. Sonraki zamanlarda sırf bu olaydan etkilenen bir dolu insan Bodrum sokaklarında bana sarılarak teşekkür etmişti.
Köpeklerim Fethiye’ den iki eksikle Bodrum’a gelmişti. Cesur ‘ ve bacağı sakat Dobermanı Fethiye topraklarına bırakmıştım.
Etkilendiğim bir olayı da es geçemeyeceğim. Fethiye de hepsi değilse bile yerlisi, yeni yerleşimlere kapalı ve tutucu insanlardı.
Oysa Bodrum’a geldiğimde durum tamamen farklı idi. İnsanlar sokakta tanısın, tanımasın güler yüzlü selam veren insanlardı. Her bölgenin insan yerleşimi farklılık gösteriyor olmalı.
Bodrum da güzel zaman geçiriyor ve farlı dostlar tanıyarak hayvan hakları için de çalışmalar yapıyordum.
Köpeklerim bu kez daha dar bir alanda yaşıyor olsa da sabah, akşam kalabalık bir aile olarak dolaşabiliyorduk.
İnsanlar da garip bakmıyorlardı. Derken eşimin hastalığı nedeni ile, tekrar Samsun’a dönmek farz olmuştu. Bıdık, Fare, Prens’i geçici olarak Türkan Dağdelen barınağına bıraktım.
Rita ,3 Bacaklı Prenses , Cermen ve Kedi Cesur’u da alıp Samsun’a döndüm.
Samsun da birkaç ay sonra 18 yaşına gelen Rita’ mı uyutmak zorunda kaldım.
Çok hasta idi ve ameliyat sonrası ağrıları kanamaları dinmiyordu. Onu uyuttuğum günü hiç unutamam.
Bugün Samsun bakımevi mezarlığında arkadaşı köpeğim Fare ile beraberler.
Zamanlar ilerliyordu. Prenses ,iki kedi ile kalmıştı diğer bütün köpeklerim gitmişti. Her sabah erkenden kalkar yemeğini yer ve bütün gün minderinde uyurdu. En sevdiği yemekler, karnabahar, pırasa, kabak fasulye ve bulgurdan mamul tavuklu yemeğe bayılırdı. Aslında bütün köpeklerim yıllarca sebze ağırlıklı beslenerek çok uzun yıllar yaşadılar.
Onun için bazı hekimlerin ille de kuru mama demeleri beni hep farklı düşündürmüştür.
En sağlıklı yemek ,sebze ağırlıklı olandır bence. Çocukluğumdan bu yana hayvan besleyen biri olarak.
Samsun da artık bir dolu sancılı yıllar geçilmiş ve 2024 yılına gelinmiştir artık.
Prenses yavaştan yaşlılık belirtileri göstermeye başlamış.
Bana olan düşkünlüğü ve sürekli beraber olma isteği daha da artmıştır. Bazı sabah uyandığımızda artık çişini yaptığını görmeye başladım. Oysa hiç yapmazdı. Bilinçsizce yiyor doymak bilmiyordu.
Oysa ne akıllı bir köpekti. En büyük zevki salonda baş köşede oturmaktı.
Ben kızdığım için benim yanımda çalışma odasındaki minderinde oturur. Ben evden gidince aniden gider en baba koltuğa yerleşirdi. Muzip, akıllı , sevecen aynı zamanda kurnaz bir hayvandı.
Kemik v e et kokusu duyunca kendinden geçerdi. Üç bacaklı oluşu onu hiç etkilemedi.
Benim diyen hayvanlardan hızlı koşardı.
Bacağını hiç dert etmeden tam 16 yıl yaşadı bizimle.
Bir gün başında çıkan bir yara gitgide büyüyüp kanamaya başlayınca, biz gene tam 16 yıl sonra tekrar Özlem hocaya gittik. Artık bir kitle oluşmuştu kafasında. Muhtemelen habisti.
Özlem hoca yaşının çok ilerlediğini, ona tekrar hayata döndüren ve yaşam veren bir hekim olarak bu operasyonu yapmak istemediğini söyledi.
Çünkü anesteziyi, tolere etmeyebilir ve masada kalabilirdi.
Aynı gün geri dönüp eve geldik. İkimiz de mutsuz ve kötüydük.
O sürekli kafasını sallayarak başındaki ağırlıktan kurtulmak istiyor. Ben sürekli kanamayı durdurmaya çalışıyordum.
Güzel günler bitmişti. Her gün kötü bir sürprizle güne başlıyorduk.
Çılgınlar gibi yemek yediği tabağa bakmıyordu bile.
Artık kurtuluş yoktu. Özlem hocaya bu ameliyatı yapması için bası yaptım.
Bir sabah erkenden ve hiç istemeden ameliyata girdi.
Çok da üzgündü. Ama sonuç farklı oldu.
Ameliyat başarı ile geçmiş kitle alınmış ve patolojiye gitmişti. Bu yüzden ,Prof.Dr .Özlem Nispet hocanın her zaman farklı bir yeri vardır bende ve özeldir ona olan sevgim.
Yaklaşık iki ayı geri bıraktığımızda bu kez kalp yetmezliği başladı.
Her gün ağır ilaçlar ve diüretik tabletler kullanıyorduk.
Bunları ona içirmek ayrı bir dertti. Çünkü bir şey yemeyi ve içmeyi reddediyordu.
5 Mart sabahı onu da uzaklara yolcu ettim. İlk köpeğimi 7 yaşında sahiplenen ben ,74 yaşımda son köpeğim Prenses ’imi , 3 ayaklı piyanomu kaybetmiştim.
Onu ve giden tüm hayvanlarımı çok özlüyorum.
Yalnızlık çekiyorum. Ancak çok uzun yaşadıkları için bir daha köpek almaya cesaret edemiyorum.
Şimdilerde ise Fethiyeli kedilerim Cermen ve Cesur ile 13. yıl birlikteliğine doğru gidiyoruz.
Tanıdığım hekimler, bana hep soruyorlar, hayvanlarımı nasıl bu kadar uzun yıllar yaşatabildiğimi.
Çünkü onlara evlat muamelesi yapıp aynı titizlikte davranıyorum.
En önemlisi, sonsuz sevgi ile yaşam haklarına saygı duyuyorum.
Giden tüm hayvanlarıma özlemle…
BİR CANLININ YAŞAM HAKKINDAN DAHA DEĞERLİ VE DAHA KUTSAL BİR ŞEY YOK BU DÜNYADA.*





