Enver Sinan Yıldırım = Merhamet+vicdan= İnsan
İnsanlığın öldüğü, karanlık bir tünelde ilerlemekteyiz. Hırçın, küstah, egoist, ben-merkezci ve kalabalık içinde yapayalnız yaşamaya çalışan canlılarız. Canlı diyorum. Çünkü insan olma hasletlerini kaybettik.
Toplumsal bir kutuplaşmanın içinde her birimiz kaybolduk. Taş devri insanı gibiyiz adeta.
Duygularımız öldü. Varlıklarımızı öldürüp, ruhlarımızı sattık.
Tolstoy der ki “Acıyı hissediyorsan, canlısın… Başkalarının acısını duyabiliyorsan, insansın. “
Hayatımdaki insan sayısının gitgide azaldığını görmek canımı acıtıyor.
Öfkem ise kendime zarar veriyor. Yıllardır yazılı ve görsel medyada yayımlanan haberler dehşet-engiz cinayetler, tacizler, ursuzluk ve hırsızlıklar hayvan taciz ve itlafları ve ağaçların gözyaşları…
Beni, keskin bir kılıç gibi keserken, bir yandan da insanlara olan duygularımı hem köreltiyor.
Hem de keskinleşiyorum. Adeta, bir biley taşı gibiyim.
Hadi şimdi birileri çıkıp da bana yanıldığımı, abarttığımı söylesin. Hepimizin normal olduğunu söylesin. En normalimiz bile, biraz anormal. Vallahi de billahi de…
Günün en popüler nesnesi ise silah. Bıçaktan, kılıçtan, kasaturadan baltaya kadar çok geniş bir yelpaze…
Canavarlaşan bir toplum ve canavarlaşan bir kültür animasyonu içinde sürüklenip gidiyoruz kocaman bir girdap içinde.
“Hiç insan öldürmediği halde, bir katilden daha da cani insanlar gördüm “
Diyen Dostoyevski’ye katılmamak mümkün mü? Bir de bugünleri görseydi rahmetli!
Umudumuzu dahi öldürenleri … Umut ölür mü?
Bu bahar ayında ben gene kış gibiyim.
Nereye, savrulacağını bilmeyen bir kar tanesinden farkım yok.
Böyle durumlarda bazen bir mucize yine de içinizdeki küle dönmüş duyguları heyecanlandırabiliyor.
O… Ne zaman beni arasa, bilirim ki güzel bir şeyler söyleyecek.
O.… görmez, ama anlatırken içim ısınır, kocaman gülümserim.
“Tanrı koruması üzerine olsun” Derim… “telefonu kapatırken.
O… duymaz ama ben yüksek sesle yinelerim gene de...
Onu, renklere sorsam, mavi derler.
Onu, mevsimlere sorsam ilkbahardır adı.
Denizlere sorsam, uçsuz, bucaksız, engin ve dingin...
Gökyüzüne sorsam, YILDIRIM gibidir, der …
Adını sorsam, aydınlık ve ışıktır.
Bazı insanların, isimleri ile hayat çizgilerinin orijinine inanmışlığım çoktur.
Hemen hepsi örtüşür kendi isimleri ile hayat çizgileri ve dahi karakterleri.
Yaklaşık üç yıl önce beni aradığında, “Abla ben de senin gibiyim. Senelerdir gizliyim gel beraber çalışalım. Söyle ne istersen yaparız “Demişti telefondaki tanımadığım ses…
Ben her zamanki kuşkulu halimle içimden” Bu da kesin maskeli bir insan”
Diyerek düşündüğümden onu ne aradım ne de sordum.
Sonra bir gün, çok güvendiğim ve inandığım uzaklardaki dostum aradı beni.
“Ona güven ve inan. O çok iyi, nitelikli güzel bir insandır “Dedi.
Şimdi en sevdiğim güvendiğim, arka taşım oldu kendisi.
Güzel bir ailesi, kızları, eşi, torunları…
Aydın yüzlü, kocaman yüreği ve daima gülen gözleri ile.
Türkiye’nin neresinde bir ATATÜRK telaffuz edilse, ordadır Enver Yıldırım.
1963 yılı Mayıs ayında Samsun da doğmuş dostumuz.
Benden, doğum tarihimizi değiştirmemizi istedi ama vermedim.
Ben 19 Mayıs da doğmuşum. Değişir miyim hiç? En çok övündüğüm.
Birazcık küskün annesine 19 Mayıs’ı beklemediği için.
Daha 12 yaşında küçük bir çocukken, babasını kaybetmiş.
Yaşıtlarının sokakta çelik, çomak oynadığı zamanlarda o, bir çocuk olarak, Samsun sanayi sokaklarında çıraklığa başlamış.
Belki de bugün başarılı bir iş adamı ve maiyetinde çalıştırdığı onlarca insanı istihdam ediyorsa ,
Sokaklarda hiç top koşturamadan hayata atılmışlığındadır başarısı.
İnsanlar hep son yaptıkları ve yapıtları ile anılır. Oysa sürdürebilinir bir başarı öyküsü anlık olmayıp devamlılığındadır. Ve prensiplerdir başarıyı betimleyen.
Elbette şans faktörü yadsınamaz. Ancak Kişiliğinizin değişen ve dönüşen hayat içinde hangi prensiplere ve öğretilere dokunduğudur. Ve elbette başarıyı nasıl koruduğunuzdur.
Çıraklıktan, ustalığa geçiş dönemi. Bu arada bildiklerini, bilmeyenlere öğretmek için eğitim vermek, öğretmek, anlatmak, göstermek, araştırmak en güzelini bulup hayata geçirmek gibi insanı olgulara sahiptir sevgili dostumuz.
Yaşanmamış çocukluk enerjisini, iyiliğe dönüştürmek için, durmadan koşmak, koşmak…
İçindeki başarı ve enerjiyi boşaltmak isteği, Samsun sınırları aşıp Türkiye’ nin her noktasına taştı.
İlk olarak, otobüs ve karoser imalatı için eski kamyonları yolcu otobüsüne çevirmekle başladı.
Sonrasında Türkiye’de ki ilk üstü açık otobüs, gezi otobüslerini yaparak çeşitli illere ulaştırdı.
Ardından bu kez engelli gezi otobüsleri, körüklü kan toplama otobüslerini hayata geçirerek iyilik hareketlerini devam ettirdi.
Kızılay’a yaptığı otobüs bağışlarının belgelerini sadece bana gösterip fotoğraflamamı yasakladı.
Samsun’un en önemli turistik merkezi olan, içinde yüzlerce kuş türünü barındıran “Kuş Cennetinde çok önemli yapıtlara imza attı, yollarını planladı ve açtı.
Gazi Mustafa Kemal sevdalısı olması ona Atatürk ile ilgili eserleri üretmesinde şevk ve heyecan verdi.
Samsun Kurtuluş yolu güzergahında düzenlemeler ve 100 yıllık tarihi tahta köprünün birebir aynı yapımını üstlenmesi bunlardan sadece biri idi.
Ata’mızın Havza yolunda kullanmış olduğu aracın replikasını sadece 40 günde ve el yapımı ile hayata geçirerek Türkiye de bir ilke imza attı.
Ata sevdası sonsuz olan Enver beyin şahsına ait ATA aracı şirketinde sergilenmekte olup,
Atatürk’ün ülkemize armağan ettiği özel bayramlarda, kutlamalara coşku ile eşlik etmesi için 81 ile gönderim sağlanmaktadır.
Samsun’un simgesi olan Batı parktaki karşılıklı dev aslan heykellerinin çelik konstrüksiyonu yine kendisine aittir. Bu iskelet sistemi için tam 13 ay geceli gündüzlü çalışıp çok güzel bir eserin turizme katkısını sağlamıştır. Ancak günümüz belediyesinde bu aslanlar kaderine terk edilmiştir.
Samsun ve çeşitli illerdeki Büyükşehir belediyelerinde şehir planlamalarında aktif olarak rol almaktadır.
Türkiye de ilk deprem afat aracı yine Enver Yıldırım tarafından hayata geçirilmiştir.
Depremlerde kullanılmak üzere kadın ve erkek engelli asansörlü tuvaletler onun yapıtıdır.
Engelli duş alma araçları kendisine ait imalatlar olup, büyük bir kısmı depremzedelere hibe edilmiştir.
Pandemi günlerinden bu yana imal ettiği yapıtların yanı sıra çok amaçlı karavan imalatına geçip,
Türkiye’nin her tarafına karavan sevkiyatı ve satışı yapmaktadır.
Gönüllük esası ile yaptığı birçok armağan ve hibeleri vardır kimselerin bilmediği.
Samsun sevdalısıdır.
Samsun Belediyesi sanat merkezindeki dev beyaz piyanonun onun armağanı olduğunu çok az kimse bilir. Yaptığı iyilik ve yardımları gizli tutar. Kendi ile ilgili konuşmayı ve kendini anlatmayı sevmez.
Başarı dolu hayatının büyük bir kısmını gönüllüğü esas bilerek idame ettirmiştir.
Onlarca insanın sadece yüzünü değil, kalbini de güldürmeyi başarmıştır.
Kimselerin bilmediği okuttuğu öğrencilerini sadece benimle paylaşmıştır.
Sokakta çöp konteynerinde çöp toplayan bir genç veya bir yaşlı adam, onun gönül dostu olmuştur her zaman.
Robin Hood desem olmaz. Çünkü o sadece kendi kesesini kullanır.
Yardım için kimselerden talepte bulunmaz. Ancak sürekli kimsesizlerin kimsesi olmaya çalışır.
Derdini anlatamayan, dilsiz, kimsesiz sokak hayvanlarının en büyük dostudur.
Sokak hayvanları için ambülans arabaları yapar. Çöp poşetli çöp kovalarını mama ve su kaplarını şehrin çeşitli bölgelerine gönüllü olarak gizlice, habersiz koyar.
Sokak hayvanları için kulübeler yaptırır. İsteyenlere destek olup yardım eder.
Sabahları herkesin derin uykuda olduğu erken saatlerde, alacakaranlık sokaklarda, dağlarda, bayırlarda, kırsalda, orman içinde yapayalnız yemek dağıtır.
Hasta olanları götürür tedavi ettirir.
Çevresinde yakınlaşabildiği her hayvanı kısırlaştırır.
Aracının arkası bir Vet. Hekimde olabileceği kadar ilaç ve ilk yardım malzemesi ile doludur.
Aracının diğer bölmeleri tıka, basa hayvan yiyeceği ile doludur.
Gördüğünü aç bırakmaz. İnancı, bu yönde olup yüksektir.
Bazen beni arar çalıştığı günün içtimaını verip, çektiği fotoğrafları yollar.
Beni çok sevindirip mutlu eder.
Bazen fikir sorar, yoldaşlık eder hayvanların dertlerini paylaşırız.
Kafa yapılarımız aynı olup müşterek ve aynı yolu paylaşırız.
Çok erken bir saatte çalarsa telefonum.
Bilirim ki arayan yoldaşım Enver Yıldırım’dır.
Ya, hasta bir hayvan bulmuştur. Ya da hekim danışacaktır.
Kesin bir suali olur.
Bazen de yaptıklarını anlatır sevinçle ve gülen neşeli sesi ile.
Tek hayıflandığım nokta, onu benim daha genç ve sokak hayvanları için aktif olduğum yıllarda tanımamış olmamdır.
Yardım ve destek isteyen insanları ona yönlendirir ve tanıştırırım.
“Hayır” kelimesi yoktur lugatında.
Çok kez karşılaşırım onunla yapayalnız aracına yiyecek yüklerken.
Samsun en uç noktalarından başlar, büyük bir kavis çizerek onlarca hayvanı bu dairenin içine sığdırarak besler karnını doyurur.
Hastaları Vet. Hekime götürür. Kimini kısırlaştırır.
Hayvan bakan insanlara her türlü desteği verir. İsteyenlere kulübeler yapar.
İşyerinde ve sanayide tüm hayvanlar onu tanır. Geceleri onun iş yerine giderler.
Bilirler ki soğuksa hava, soba yakmış, yerlere kalın kartonlar atmıştır sabaha kadar üşümesinler diye…
İnsanlara yardımı çok farklı ve gizlidir.
Çöp toplayan tanıdığı bir dolu kadın vardır. Onların her ihtiyacını temin eder öyle ki tiryaki isler sigaralarına kadar alıp vermesi beni gülümsetti.
Yazmak istediğim b’dolu şey var onunla ilgili.
Ancak onu üzüp, kırmak istemem.
“Sağ elin verdiğini, sol el görmez” prensibine çok inanır kendisi
İnsanı, insan yapan kas ve iskelet sistemi değildir.
İnsanı, insan yapan ilke ve prensipleridir.
İtiraf etmeliyim ki, benim ona rastlamam çok büyük şans olmuştur.
Şehrin hemen her noktasında onun emek ve sevgisine dair bir iz görmek zenginliktir.
Dostumun yolu açık olsun. Tanrı koruması daima üzerine olsun.
İNSANI, İNSAN YAPAN EN TEMEL İLKE MERHAMETTİR.*





