Tehlikeli Olan Hayvan Değil, İnsandır!
Hayvan haklarını korumak amacı ile getirilen 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu ve Hayvanların Korunmasına Dair Uygulama Yönetmeliği’nin belki de en büyük eksikliği, bazı köpek ırklarını “tehlikeli” olarak yaftalayarak onların yaşama ve var olma haklarını kısıtlayarak diğer köpek cinsleri ile aralarında eşitsizlik yaratacak şekilde düzenlemeler içermeleridir. Keza, yasal mevzuatta yer alan düzenlemelerin dağınık olması ve toplumdaki hukuki bilgi eksikliği de tehlikeli olarak yaftalanan köpek ırkları açısından kafa karışıklığına sebebiyet vermektedir. Bizler de bu sebeple, görüşümüze göre asla kabul edilemez nitelikte olan “tehlikeli ırklar” düzenlemesini detayları ile ele almak istiyoruz.
5199 sayılı yasanın 14/l maddesi ile “Pitbull Terrier, Japanese Tosa gibi tehlike arz eden hayvanları üretmek; sahiplendirilmesini, ülkemize girişini, satışını ve reklamını yapmak; takas etmek, sergilemek ve hediye etmek” yasaklanmıştır. Bu yasağa uymayanlara ise, aynı kanunun 28’inci maddesinin (k) bendi gereğince hayvan başına 3.000,00-TL (2020 senesi için bu miktar 9.563,00-TL olarak güncellenmiştir) idari para cezası verileceği ve ayrıca hayvanlara el konulacağı düzenlenmiştir.
Görüleceği üzere kanunda, Pitbull Terrier, Japanese Tosa gibi tehlike arz eden hayvanları sadece “üretmek; sahiplendirilmesini, ülkemize girişini, satışını ve reklamını yapmak; takas etmek, sergilemek ve hediye etmek” eylemleri yasaklanış olarak düzenlenmiştir. Dolayısıyla aslında ilk bakışta, bu düzenleme çerçevesinde sadece “yetiştirmek”, “sahiplenmek”, “beslemek” gibi bir anlam çıkmamaktadır. Bu durum da haklı olarak halk arasında bilgi kirliliği yaşanmasına sebebiyet vermektedir.
Yasanın bu net olmayan düzenlemesini daha doğru okuyabilmek amacı ile Hayvanların Korunmasına Dair Uygulama Yönetmeliği hükümlerine bakılmalıdır. Hayvanların Korunmasına Dair Uygulama Yönetmeliği’nin 12. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi düzenlemesine göre “Pitbull Terrier ve Japanese Tosa gibi çevresine tehlike arz eden hayvanlar sahiplenilemez, üretilemez ve satılamaz.” denilmektedir..
Yönetmeliğin 28. maddesinin 3. fıkrası uyarınca ise Pitbull Terrier ve Japanase Tosa gibi tehlike arz eden hayvanların reklâmını yapmak ve sergilemek yasaklanmıştır.
Bu halde, Kanun ve Yönetmelik düzenlemeleri birlikte değerlendirildiğinde, Pitbull Terrier, Japanese Tosa gibi hayvanları üretmek; sahiplendirilmesini, ülkemize girişini, satışını ve reklamını yapmak; takas etmek, sergilemek ve hediye etmek, sahiplenmek, üretmek ve satmak” yasaklanmıştır. Madde metinlerinde yer alan “gibi” kelimesinin bizatihi varlığı ise, uygulamada ne yazık ki kanunun varoluş amacına aykırı şekilde geniş yorumlanarak oldukça hatalı neticelere sebebiyet vermektedir.
Bu düzenlemelere açıklık getirilmesi amacıyla Orman ve Su İşleri Bakanlığı tarafından 20.11.2007-208 sayılı Çevre ve Orman Bakanlığı Müsteşarlık Makam Oluru ile bir komisyon oluşturulmuş ve Kanunun 14. maddesinde yer alan Pitbull Terrier ve Japanese Tosa ırklarına, Dogo Argentino, Fila Brasileiro ve bu ırkların melezleri de ilave edilmiştir.
Dolayısıyla günümüzde Türkiye sınırları içerisinde, Pitbull Terrier ve Japanese Tosa’ ya Dogo Argentino, Fila Brasileiro ve bu ırkların melezlerini üretmek; sahiplendirilmesini, ülkemize girişini, satışını ve reklamını yapmak; takas etmek, sergilemek ve hediye etmek, sahiplenmek, üretmek ve satmak yasaklanmış haldedir.
Bu bağlamda, 5199 sayılı HKK’ nun 14/l maddesi gereği, Pitbull Terrier ve Japanese Tosa’ ya Dogo Argentino, Fila Brasileiro ve bu ırkların melezlerini, üreten, sahiplendiren, ülkeye girişini sağlayan, reklamını yapan, sergileyen, takas eden, hediye eden, üreten, satan ya da sahiplenen insanlara, hem kanunun 28/k maddesince hayvan başına 3.000,00-TL (2020 senesi için bu miktar 9.563,00-TL olarak güncellenmiştir) idari para cezası verilecek hem de hayvanın tehlike arz edip etmemesi ya da saldırganlık gösterip göstermemesi fark etmeksizin, hayvana el konulacaktır.
El konulan hayvanlar, il ya da ilçe sınırları içerisindeki hayvan bakımevine götürülecek ve ölene ya da öldürülene kadar hayatını parmaklıklar ardında geçirmeye mahkûm olacaklardır. Bu sebeple bu ırklardaki bir hayvanı kurtarmak amacı ile yapılacak şikâyetlerde, bu hususun göz önünde bulundurulması, şu anki mevzuat çerçevesinde bu ırklardaki hayvanların o demir kafeslerden bir daha çıkartılamayacaklarını tartarak dikkatli hareket edilmelidir.
Tüm bu düzenlemeler karşısında öncelikli olarak Hayvan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin henüz ilk maddesinde “Bütün hayvanlar yaşam önünde eşit doğarlar ve aynı var olma hakkına sahiptirler.” düzenlemesinin varlığını ve bunu bire bir destekleyen 5199 Sayılı Kanun’un 4/a maddesinde yer alan “Bütün hayvanlar eşit doğar ve bu Kanun hükümleri çerçevesinde yaşama hakkına sahiptir.” hükmünü hatırlatmakta fayda görüyoruz.
Kanımızca da aynı hayvan cinsinde yer alan ırklar arası adil, eşit ve etik olmayan böyle bir ayrımın, hele ki varlık amacı hayvanları korumak ve hayvan haklarını yasal güvence altına almak olan 5199 sayılı yasa ve ilgili yönetmelikte yer alması, ne hukuken ne de vicdanen kabul edilemez.
Öncelikle unutulmamalıdır ki, “tehlikeli” ya da “tehlike arz” eden köpekler yoktur, hayvanları akla mantığa sığmaz metotlarda zorla bu hale getirmeyi hedefleyen tehlikeli insanlar vardır. Hayvana şiddetin bu türünün önüne geçilebilmesi, ancak bu vahşete yol açan insanların tatmin edici türden cezalandırılmaları ile mümkün olacaktır.
Dolayısıyla da, yasaklanması gereken, suça meyilli olan ve esas doğuştan tehlikeli olan, “hayvanlar” değil, açık ve net bir şekilde hayvanları bu şekilde vahşileştirmeye çalışan insanlardır! Hayvanları saldırgan hale getirmeye çalışan insanların özellikle hep benzeri profillere sahip olduğunu, şiddet eğilimli, ruhsal yapısı bozuk, aile düzeni oturmamış, düzenli hayatı olmayan, eğitim seviyesi düşük, toplum içindeki baskılanmış bir takım ego ve komplekslerini hayvan üzerinden çizmeyi arzuladığı “güç” imajı ile bertaraf etmeye çalışan yapıya haiz olduklarını gözlemlemekteyiz. Dolayısıyla da sorumlu tutulması gereken ve cezai müeyyide uygulanacak olan hayvanlar değil, bu hayvanların sahipleri olmalıdır.
Madde metninde belirtilen bu köpek ırklarının, bilimsel açıdan doğuştan “tehlikeli” olmadıklarını, yani bu hayvanların özlerinde ve yaradılışlarında bu özellikleri taşımadan dünyaya geldiklerini vurgulamak gerekmektedir. Bu hayvanların tehlikeli olarak tabir edilmesinin hiçbir akla ve mantığa uygun bilimsel temeli olmamasına rağmen, ne yazık ki bilgisizliğin getirdiği bilinçsizlik ile bu zavallı hayvanlara karşı bazı kesimlerde kabul edilemez bir ön yargı vücut bulmuştur.
Unutulmamalıdır ki, en dost canlısı köpek olarak tabir edilen hatta yaşadığı alana giren hırsıza dahi kendini sevdiren Golden Retriever cinsi bir köpek ya da daha ufak boyutlara sahip olan bir Cocker ya da Terrier cinsi köpek dahi, insan eliyle vahşileştirilmeye ve saldırmaya yönelik şiddet dolu bir eğitim alırsa, dövüşmediğinde ya da “ısır” denildiğinde ısırmadığında aç ve susuz bırakılır ise, karanlık bir odaya hapsedilir ise, kısacası insanoğlu tarafından türlü işkencelere uğratılır ve geçmişi travmalar ile doldurulur ise, istem dışı çeşitli davranış bozuklukları göstermesi doğaldır. Zira sadece tehlikeli olarak addedilen bu köpek cinslerinin değil, tüm köpeklerin dişleri vardır.
İnsanoğlu ile yaşayan, evcilleşen bir hayvan, cinsi, ırkı, türü fark etmeksizin, sevgi gösterilerek büyütüldüğünde, hayvan sahibi tarafından işkenceye uğratılmadığında, o hayvanın durup dururken saldırma ve vahşileşme ihtimali azalacak, hatta top yekûn ortadan kalkacaktır.
Bu hal aslında, istisnalar dışında bir ailenin evlatlarına verdiği eğitim gibi değerlendirilmelidir. Bir aile çocuğuna nasıl eğitim verip yetiştirir ise, çocuk ailede neyi görür ise, ileride topluma, büyük bir oranla, çocukluğunun aynasını tutacaktır. Hayvanlar için de durum aynıdır. Bizlerin, ailemizin birer ferdi olarak gördüğümüz hayvan dostlarımıza vereceğimiz sevgi, değer ve terbiye ile onların davranışlarının şekillenmesi ve topluma nasıl yansıyacağı doğru orantılıdır. Dolayısıyla da en başta terbiye verilmesi, kontrol altına alınması gereken hayvan değil, ne yazık ki insanoğludur.
Unutulmamalıdır ki, hiç bir hayvanı bu şekilde ötekileştirmek ve sırf ırkından ya da cinsinden dolayı o hayvanı “tehlikeli” olarak yaftalayarak yasaklamak hukuki ya da etik değildir.
Bugün dünya üzerinde birçok insan, Pitbull Terrier ve Japanese Tosa’ ya Dogo Argentino, Fila Brasileiro ve bu ırkların melezlerini sahiplenerek ailelerinin birer ferdi haline getirmiştir. Aile ortamında yaşayan, sevgi ve şefkatle büyüyen bu hayvanların, her hangi bir bilimsel veri ya da temel olmaksızın diğer köpek ırklarından ayrı muameleye tabi tutulması ve aile ortamında yaşamalarının yani yaşam haklarının yok sayılması kabul edilemez.
Ayrıca insan eli ile saldırgan hale getirilen hayvanların yanı sıra, hayvanların doğaları gereği kimi zaman belirli sebepler ile bağlantılı olarak saldırgan davranış göstermesi hayatın olağan akışı gereğidir. Unutulmamalıdır ki, bir hayvanın belirli bir sebep doğrultusunda saldırgan davranışta bulunması, o hayvanın top yekûn “saldırgan” olarak nitelendirilmesine, ya da “tehlikeli” olarak kategorize edilerek yasaklanmasına bahane teşkil edemeyecektir. Bu gerçek sadece köpekler için değil, tüm hayvan türleri için de geçerlidir.
Yapılan genelleme ve oluşan ön yargı neticesinde, birçoğu ailelerinin yanından koparılarak barınaklara ömür boyu hapsedilen bu zavallı hayvanlarla ilgili süreç pek çok sorun ve aksaklık içerdiğinden, hayvan hakları açısından ihlaller doğurduğu açık ve net ortadadır. Kapasitesi olmayan barınaklarda mahkûm haline getirilen çaresiz hayvanlar içeride, hayvan sahipleri ise dışarıda işkence çekmektedir.
Ayrıca önemle vurgulamak istediğimiz başka bir konu ise, hiçbir belediye, zabıta, veteriner hekim, yönetici, memur, “tehlikeli” olarak yaftalanan bu masum hayvanları, sahiplerinin evine, işyerine veya bahçesine izinsiz girerek el koyma hakkına sahip değildir! İl Tarım Orman Müdürlüğü ve İl veya İlçe Belediyesi Veteriner İşleri Müdürlüğü’nden görevlendirilecek birer veteriner hekim, yanlarına polis veya jandarma temin etmek sureti ile yasaklı olduğu ileri sürülen hayvanın bulunduğu eve, işyerine veya bahçesinin kapısına giderek, hayvanın sahibine ulaşacak, eğer hayvan sahibi hayvanı teslim etmez ise içeriye giremeyecek ve hayvana el koyamayacaktır. Çünkü hayvanın, gerek bir bahçeden gerekse bir evin veya işyerinin içerisinden alınabilmesi için, öncelikle Polis veya Jandarmaya bu yönde verilmiş yazılı bir arama ve el koyma talimatı bulunması gerekmektedir. Aksi halde, bu işlemi belirtilen usullere aykırı olarak gerçekleştiren her bir kişi hakkında Türk Ceza Kanunu’nda düzenlenen “Görevi Kötüye Kullanma Suçu” ve “İşyeri veya Konut Dokunulmazlığının İhlali Suçları” çerçevesinde suç duyurusunda bulunulması mümkün olacaktır.
Yukarıdaki anlatımlarımız ışığında, Pitbull Terrier, Japanese Tosa, Dogo Argentino, Fila Brasileiro ve bu ırkların melezlerine ilişkin hayvanı elinde tutan kişiden hayvanı kurtarmak amacı ile dahi olsa, hayvanın ölene ya da öldürülene dek barınakta kalacağını öngörerek başvuru yapılması gereklidir.
Zira ne yazık ki yasada, hayvanların hangi sebepler ile öldürüleceği düzenlenmiş olmasına rağmen, kimi barınaklar bu düzenlemeleri göz ardı ederek hayvanları sadece ırkından dolayı öldürmektedir. Tehlikeli ırk olarak yaftalanmış bir hayvana el konulduğunda hayvan ya en yakındaki ilçe belediyesi barınağına ya da il belediyesine ait barınağa götürülecektir. El konulan hayvanın kaderi, götürüldüğü barınağın uygulamasına göre değişkenlik gösterecektir. Elbette hayvanları öldüren belediye barınaklarındaki görevliler hakkında TCK m. 257 uyarınca Görevi kötüye kullanma Suçu nedeniyle şikâyette bulunmak mümkündür. Ancak, bir can yitip gittikten sonra bu şikâyetin ne kadar anlamlı olacağı kanımızca tartışmalıdır.
Bu yüzden, özellikle sözde tehlikeli oldukları ileri sürülen bu hayvanlara ilişkin şikâyetlerde, sadece hayvanı başka yollar ile kurtarmak mümkün değil ise, en son seçenek olarak şikâyet yoluna başvurulmalıdır.
Son olarak, kimi zaman kendisinin bir hayvanı olmasına rağmen, anlaması güç bir şekilde el bebek gül bebek bakılan başka bir hayvanı sadece bu tür köpek ırklarından olduğu için şikâyet ettiği görülen insanlar var. Bu kişilerin kendilerini hayvan sever olarak nitelememelerini, hatta mümkünse kendi hayvanları başta olmak üzere tüm hayvanlardan uzak durmalarını tavsiye ederiz.
Tüm bu anlatımlar ışığında, hayvan ırkları/cinsleri arasında hukuki eşitsizlik yaratmaya elverişli olan bu yaftalamanın ve ayrıştırmanın ne vicdanen ne de hukuken kabul edilmesinin mümkün olmadığını, sosyal hukuk devletinin topraklarında yaşamlarını sürdüren vatandaşlarının yanı sıra tüm canlıların da haklarını koruma altına alması gerektiğini, dolayısıyla bu yanlıştan bir an evvel vazgeçilmesi gerektiğini belirtmek istiyoruz.


