Hoşça Kal Küçüğüm, Hoşça Kal Kızım
14 Ağustos 2017 günüydü, Bodrum merkeze gidiyorduk, tesadüfen Gündoğan’da bir benzincide benzin almak için durmuştuk, O’nu ilk orada gördüm. Arka ayaklarının üzerinde koşarak ve adeta yeni hayatına kuyruk sallayarak geldi yanıma. O kadar sevecen o kadar cana yakındı ki.. Görevliye “siz mi bakıyorsunuz” diye sorduğumda, “o kendi kendine bakıyor” demiş ve bende bunun ne anlama geldiğini anlayamadığımı belirtince, “bizim kendi köpeğimiz de var onun yemeğine salça olmasın diye ona ayrıca yiyecek vermiyoruz” cevabını almıştım. O şok ile” hayatımda böyle salakça bir şey duymadım” diyerek hislerimi ve bu iğrenç düşünceye karşı düşüncelerimi ifade etmiştim. O an aklıma koydum, Merkez’den dönerken onu da yanıma alacaktım.
O kadar güzel o kadar narindi ki, onu kolaylıkla bir aileye sahiplendirebilirdim diye düşündüm. Benzinliğe geri döndüğümde orada yoktu. Numaramı bıraktım ve elim boş eve döndüm. Ertesi gün tekrar gittim ve bingo. 15.08.2017, tek gözü maviş tek gözü kahverengi olan, kafasından büyük kulaklı, o kara böcek ordaydı. Küçücük bedenini kucakladım ve arabayla yeni hayatımıza doğru yola çıktık.
Yeni kardeşleri Victor ve Viski’ nin yanına gitmeden önce banyomuzu yaptık. İlk orada anladım banyoyu sevmediğini. Eve, kardeşlerine ve ailemize uyum sağlaması hiç de zor olmadı. Öyle ki, oyuncak ayı kavgalarına ve hatta yatakta bizimle uyumak için yer kapma savaşına bile çabucak adapte olmuştu. Çok geçmeden aynı yastıkta uyur olduk. Güya sahiplendireceğim için, ona isim koymamış, son derece kibar ve narin yapısı sebebi ile ve boyutlarını da göz önünde bulundurarak “KÜÇÜK KIZ” demiştim. Yeni ailesi ona bir isim versin istemiştim.
26.08.2017 günü diğer kardeşi Viski ile birlikte veteriner hekim kontrolünden döndükten sonra, onları arabadan indirirken ufak çaplı bir kaçma girişimi olması ile benim onu yakalamak için arabanın açık olan kapısındaki kol dayamasına o telaşla kafamı çarpıp, o dönemde 31 yıllık ömrü hayatımda ilk defa bir yerimi, “burnumu” kırmam bir oldu. Ufak bir göz kararması ve olduğum yere yığılma dahi, onun peşinden gitmeme engel olmadı.
Açtığım sahiplendirme ilanını çoktan unutarak, hayatıma 3 köpek ve 5 kedi olarak devam ederken, İstanbul’a dönüş vakti geldi ve ben Küçük Kızım ve Victor’u alarak ana vatana dönüş yaptım. Ona yuva aradığımı bilen bir ablam aradı ve çok iyi bir aile olduğunu dilersem Küçüğümü onlara sahiplendirebileceğimi söyledi. Bir anlık sessizlik ve benim cevabım çok netti. Onu kimselere vermeye niyetim yoktu. Yeni bir isme, yeni bir tramvaya, yeni bir aileye ihtiyacı yoktu. Ben, kardeşleri ve kocaman bir evimiz vardı ve daha ne olsundu. İşte o anda o Küçük Kız, benim Küçük Kızım olmuştu.
Onu yerde yatarken asla görmedim, hep yatakta ve çoğunlukla yastığa başını koyarak uyurdu. Genellikle de sırt üstü... Yaramazlık yaparken, kırıp dökerken, saldırganlık gösterirken tek bir anımız yok. Bunlar asla olmadı. Adeta bir prenses gibiydi. Ona bir şey uzattığınızda, dişi dahi elinize değmeden verdiğiniz şeyi alırdı. Öyle etkileyici ve derin bakardı ki, sizi dinlediğini gözleriyle ve tüm bedeni ile hissettirirdi. Hatta bazen gerçekten konuşurdu, şahitleri de mevcut. Espriyle karışık insan gibi derdik ona, evet insan gibiydi, hatta bence insandan, insanoğlundan çok daha iyiydi.
Araba yolculuklarını hiç sevmezdi. Otoparka her inişimiz, arabaya her binmeye çalışmamız, burnumun kırıldığı gün kıvamındaydı. Hayatında sadece bir defa 2019 yazında Bodrumdan dönüş yolundaki molamızda, uzaktan bize doğru havlayarak koşan köpekleri gördüğünde arabaya kendi isteğiyle binerek, “hadi kapıyı kapatsana ne bekliyorsun anne” bakışı atmıştı.
Herkes onu çok sevdi. Teyzesi, babası, dedesi, komşular, apartmanımızın görevlisi Zübeyir abisi... Çocukların önünde durur sevmeleri için beklerdi. Aşk’la bakardı gözlerinize, onu her zerrenizde hissederdiniz, öyle bir sevgi, öyle bir minnet, küçücük bedeninden dışarı fışkıran koca bir yürek.
Sevgili Gülgün Feyman’ ın programına katılmıştık birlikte, tıpkı programın adı gibi, canlı yayın boyunca kucaktan inmeyen bu kızı gören herkes “Nasıl Yani?” demişti.
Yol arkadaşım, ev arkadaşım, hayat ortağım olmuştu. Kapıdan çıkarken “anne gelecek akşama bekle anneciğim” diyerek çıkar, döndüğümde kapı aralığından ilk koca burnunu görerek “anneciğim” diyerek buluşurdum onunla. Her şeyi birlikte yaptık. Birlikte yedik, birlikte uyuduk, yağmurdan gök gürültüsünden birlikte rahatsız olduk.
2019 Aralık ayının başında, halsizlikle başladı, sonra öksürük çıktı ortaya. Kan paraziti teşhisi kondu. Başında yakalamıştık. Tedavimiz gayet güzel devam ediyor, kan değerleri yükseliyor, vücudundaki enfeksiyon düşüyordu.
17 Aralık 2019, işe geç gittim ve saat 16:30’da eve döndüğümde kapıyı açtığımda ortada yoktu. Bazen derin uykudayken kapıya gelmezdi. Kafamı sağa çevirdiğimde, onu yatak odamızın girişinde, arka ayakları kitlenmiş ve ayağa kalkamaz vaziyette buldum. Beni gördüğünde sadece kuyruğunu sallayabildi. İşte süreç böyle başlamış oldu.
Küçüğümü kucaklayıp kalbim ağzımda arabaya bindirdim ve kliniğe gittik. Midesi taş gibi olmuştu, röntgen, kan tahlili, ultrason, muayene derken, düzensiz nefes alışlar ve bilincinde gidip gelme başladı. Salı gecesi, birkaç klinik gezdikten sonra, evde bir başınayken beyin kanaması geçirdiği tespit edildi. Evet, evde tek başınayken, beyninin dörtte birini kaplayacak şekilde beyin kanaması geçirmişti. Literatürde kan parazitinden kaynaklı beyin kanaması yokmuş. Bir hayvanın böyle bir sarsıntı geçirebilmesi için ağır travmaya maruz kalması, darp edilmesi, araba çarpması veya onuncu kattan aşağı düşmesi gerekiyormuş. Sebebinin ne olduğunu hala bilmesek de, beyin kanaması sebebi ile tedavisi Salı günü başladı. Bu esnada iki defa kasılma nöbeti geçirdi. Çarşamba sabahı kanamanın çeperlendiği, artış olmadığı görüldü. İlaçlarımız yazıldı, ev muayenehaneye çevrildi. En sevdikleri yanındaydı. Çarşamba günü kendini toparlamıştı, su içmiş, yoğurt yemiş ve hatta ayağa dahi kalkabilmişti. İyileşeceğini biliyor, hissediyordum. Asla ölümü düşünmedim. Daha 4 yaşındaydı, 2 buçuk yıldır koynumdaydı, göz bebeğimdi. Aklımın ucundan dahi geçmedi, geçmedi.
19 Aralık sabahı uyandığımızda durumu yine eski haline dönmüştü, ilaçları verildi, serumu bağlandı. Öğlenden sonraya doğru nefesinde düzensizlikler arttı, uykusundan çığlıklarla uyanmaya, kasılmaya başladı. Hekimimiz akşam serumu için gelecekti. Dayanamadı... Sebebini bile bilmediğimiz, literatürde dahi görülmemiş derecede aşırı olan kanamaya dayanamadı. Kollarımda evet kollarımda minicik bedeni kollarımda hayata ve bana veda etti. Maviş gözleri, koca kulakları, küçücük bedeni…
Sadece o değil, ben de o an orada onunla gerçekten öldüm. “Ama sıcacık, hiç ölmemiş gibi, iyice bakalım gerçekten öldü mü, inanamıyorum” bunlar son sözlerim. Evet, hala inanamıyorum. Hikâyemiz bu kadar erken bitmemeliydi, bitmeyecekti. O evimin en küçüğüydü, geç bulduğuydu, önünde koca yıllar, upuzun hikâyesi olanıydı... En kibarıydı, en insanı. Hala inanamıyorum, ellerimle seni nasıl gömdüğüme, bize nasıl bu kadar sebepsiz, zamansız ve erken veda ettiğine hala inanamıyorum. Seni yastıklardan topraklara nasıl koyduğuma inanamıyorum. Hayatımda bu kadar çaresiz hiç hissetmemiştim. Acaba’ lar, keşke’ ler, soru işaretlerine gömdüm zihnimi, hala evimizdesin biliyorum. Yatağımızda, koltukta, mutfakta... Hala benimlesin kızım. Eskiden “küçük kız, büyük aşk” derdim, şimdi “küçük kız sonsuz aşk”...
Bir tek doğurmadım seni ben. Bir tek doğurmadım.
Hep çok sevdim. Sonsuza kadar seveceğim.
Bir gün, orada, yine beraber koşup oynamak üzere…
19.12.2019-∞
Küçük kiz sonsuz aşk
Hoşça kal Küçüğüm,
Hoşça kal Bebeğim,
Hoşça kal Kızım...
Gözlerin gözlerimden gitmiyor Kızım, gözlerin bir an olsun gitmiyor..
Çok sevdim seni ben, sevgin kalbimde ölene dek yaşayacak..
Bedenin hala koynumda Kızım ellerin elimde..
Annen seni çok seviyor kızım, acın tarifsiz.
Kuyruk sallıyorsun hala Kızım..
İçim cayır cayır yanıyor..
Beni bırakmasaydın keşke Kızım..
Her ölüm erken, ama bu daha zamansız daha beklenmedik daha ani...
Gözlerin hala burada, yanımdan bir yere gitmiyor Kızım..
Ev bomboş, yatağım bomboş, ruhum bomboş..
Sensiz hayat çok zor kızım, sensiz dünyam boş boş..
Yastıklardan, kara topraklara Küçük Kızım..
Hayatımın en zor anları Prensesim..
Öperek koklayarak ağlayarak Küçüğüm..
İnşallah sana layık olabilmişizdir.
Ayak seslerin kulaklarımda Küçüğüm..
Yerin Kalbimde Sonsuza Dek Küçük Kızım..
Yolun ışık, gittiğin yer cennet biliyorum..
Keşkeleri tükettim Kızım, kendimi tükettim..
Her şey çok zor..
Seni çok seviyorum..
Seni çok seviyorum annem..
Seni çok seviyorum Küçüğüm.. ∞
Sığamıyor içim bedenime..
İçim, bu hiç’lik duygusunu bırakamıyor.
Terk etmiyor maviş gözlerin beni.
İçim kanıyor.
Hayat çok zor Küçüğüm sensiz,
Sensiz zaman geçmiyor.
Gözlerim kanıyor Kızım gözün gözlerime geldikçe,
İçim kana kana kana kanıyor...
Canım yanıyor Kızım senden uzakta,
Hayat anlamsızlıkla dolup boşalıyor..
Çok sevdim seni ben yavrum,
Narin incecik ellerini,
Kocaman kulaklarını,
Maviş gözlerini,
Nazlı bakışlarını,
Konuşmalarını..
Koşulsuz ama eksik sevdim seni ben kızım,
Hiç bir anı yetmedi, hepsi az..
Çok sevdim seni ben annem,
Yanıma kıvrılışını,
Koynuma girişini,
Mutfak kapısında bekleyişini..
Siyah tüylerinin ardındaki pembe’ yi sevdim ben,
İlk gördüğümde sevdim seni hayatıma katarken..
Ruhunun ruhuma yol arkadaşlığını sevdim..
Koşulsuz ama ben eksik sevdim seni ben kızım,
Yetmedi dünya zamanı, vaktin yetmedi...
Ellerimden kayıp gittin,
Dönülmeze gittin bebeğim..
Annen seni çok sevdi
Acın beni öldürüyor..
Gözlerin gözlerimden gitmiyor kızım,
Sesin kulaklarımdan...
Ruhun beni terk etmiyor Miniğim,
Ruhum beni terk ediyor...


