Şehir Hayatında Köpeklerimizin Çıkmazı
Eminim Köpekler hakkında yazılan birçok yazıda on binlerce yıldır süre gelen evcilleşme süreci diye başlayan birçok tespit görmüşüzdür. Aynı insanın tarihsel yolculuğunda olduğu gibi yanı başımızda olan köpeklerimiz de son dönemde yaşanan pandeminin de etkisi ile birlikte bizimle beraber şehir hayatının çıkmaz duvarına adeta çarptılar.
Sadece varlıklarıyla bile modern toplumun birey üzerinde yarattığı travmalardan arınmamızı sağlayan köpeklerimizin aynı yaşam koşullarında yaşadıkları travmalar konusunda ne yazık ki biz sahipleri pek fikir sahibi değiliz.
Apartman dairelerinde yaşamaya adeta bizimle birlikte katlanan köpeklerimiz bizim bu zor ve sıkıcı hayatlarımıza katlanmamızda en büyük desteği verirlerken, biz onların bu hayata adaptasyonları için neler yapıyoruz?
Bebekken kucağımızda gezdirip, yanımızda uyumasıyla bizi tedavi eden, pandemi döneminde dışarı çıkabilme özgürlüğümüzü bize adeta bahşeden köpeklerimiz için şimdi nasıl bir planımız var?
Sıkı bir İtaat eğitimi, insan egosunun köpeklerle vücut bulmuş hali olarak köpeğim her istediğimi yapmak zorunda yaklaşımı mı?
Günlük sıkıcı rutin tuvalet yürüyüşleri mi?
Sosyalleşme adı altında Bir basketbol sahasında anlaşabildiği köpeklerle delice ve amaçsız koşturması mı?
8-10 saatlik mesailerimiz esnasında eve tuvaletini bile yapmadan bizi beklemesi mi?
Sıkıntıdan stresten bir yerleri kemirdiği için ona kızmak mı?
Yalnız kaldığında ağladığı için yakınmak mı?
Arada bir Hafta sonları yaptığımız doğa yürüyüşleri mi?
Modern Toplumun Yeni Sorunu:Köpekleri İnsanlaştırma
La fonten hayvanlara insani karakterler vererek, toplumsal ilişkilerde hatta kişisel ahlaki deneyimlerde hem yetişkinlere hem çocuklara ders vermeye çalışmıştır. Oysa biz köpeklerimizi modern toplumun defolu insan ilişkilerinde onlara fazla anlam yükleyerek bu defolardan kaynaklanan travmalarımızı iyileştirmelerini beklerken onlarda ne gibi sorunlar yarattığımızın farkında bile değiliz. Köpeklerimizin bizlere bağlı olmasını isterken bağımlı hale getirmiş olmanın onlarda yarattığı ağır yarayı görmezden geliyoruz.
Köpeklerimize özgür alanlar ararken bu özgürlüğün diğer insanlar ve diğer köpeklerin özgürlük alanları ile sınırlı olduğunu fark etmiyoruz. En kötüsü de bu alanda yok saydıklarımız. Yani köpekleri bizim kadar sevmeyenler ve korkanlar, onların bu bakış açısı bizi ilgilendirmiyor bile.
Gördüğünüz gibi bu konu tartışmaya üzerinde düşünmeye çok açık bir konu olmakla beraber bir çok insan içinde tartışılması veya konuşulması bile absürt bulunuyor. Dilerseniz bu konuyu daha sonra çok daha detaylı ele alıp, tekrar köpeklerimize odaklanalım.
Köpeklerimizin İçgüdüleri ve duyguları olan, duyu organları ve algılarının bizden farklılıkları hatta bana göre üstünlükleri olan birer canlı olduklarını çoktan unuttuk bile.
Hani onlar kurtlardan binlerce yıllık bir seleksiyon ile gelmişlerdi ya, görüntüleri sizleri yanıltabilir ama hala avlanma ve av güdüleri var. Hala beyinlerinin %30 una yakını koku duyusu ile ilintili ( ki insanda bu %5) hala muhteşem duyu organları var, insandan çok daha fazla koku hücreleri olduğuna, çok daha iyi duyduklarına dair bilimsel yayınlar sürekli artıyor.
İnsanın moslow ihtiyaçlar piramidindeki gibi köpeklerin de bir sosyolojik ve kişisel ihtiyaçları olduğunu davranış uzmanları sıklıkla belirtiyor.
Peki, biz ne yapıyoruz?
Günde iki kez mama ye, benim istediğim yere tuvaletini yap, ben gelene kadar sessizce bekle. Verdiğim her komutu koşulsuzca uygula, ne diyorsam onu yap ben senin sahibinim, ya da tam tersi ne istiyorsan onu yap sen özgür bir bireysin, seni benim gibi sevmeyen herkes kötüdür, en iyi ben seviyorum.
Adil Bir Birliktelik
Köpeklerimiz ile adil bir birliktelik ve ilişki inşa etmek istiyorsak öncelikle kendimize bir tokat atmalı ve onların köpek olduklarını unutmamalıyız.
İçgüdülerini doğru yöntemle tatmin etmeli söz gelimi günlük yedikleri besin için en azından biraz avlanma (koklama) egzersizleri yapmayı düşünmeliyiz, Bu egzersizlerin köpekler için ihtiyaçları olan zihinsel egzersizlerin başında geldiğini ve özgürce takılsın yaklaşımı ile kilometrelerce koşmaktan daha etkili olduğunun farkına varmalıyız.
Fiziksel Egzersizlerin onların başarabileceği zorluklarla dolu, aşabilecekleri engellerin olduğu bir etkinlik olması gerektiğini, duygusal durumlarının ancak bu şekilde olumlu olabileceğini gözden kaçırmamalıyız.
Köpek bir evcil hayvan, yani yapacağı etkinlikleri birlikte yaşadığı insan ile yapmaya ihtiyacı var. İnsan istediği için değil , özgürce kafasına göre takılması gerektiği için değil, birlikte….
Yaşadığı insan sürüsünü sanki kurt sürüsü gibi değerlendirip kulaktan dolma bilgilerle ben alfayım her istediğimi yapmalı adaletsizliğinin köpeği mutsuz ettiğinin farkına varmalıyız, zira kurt sürülerinde bile alfa böyle adaletsiz davranmaz.
Köpeğin de başarılı olmaya kendini gerçekleştirmeye ihtiyacı yok mu sizce?
Kurt alfasının Kararlılık davranışı ile insanın despot davranışını bir tutmak belki de en büyük hatamız değil mi?
Özgürce hareket etme davranışının birlikte yaşadığı sürünün ve diğer hayvanların tabii olduğu kurallar ile sınırlandırılmış olduğunu görmemek çok büyük haksızlık değil mi?
Köpek eğitiminde itaat demek canis lupusun, homodeusun ( tanrılaşmış insan-hariri) her istediğini yapması değil, homosapiens ve canis lupus un birlikte yaşadıkları sosyal hayata en üst düzeyde uyumlu olması anlamı taşıdığını gözden kaçırmıyor muyuz?
Bu uyumu yakalamak için de canis lupusun tüm içgüdüsel, duygusal fiziksel ve psikolojik ihtiyaçlarını doğru anlamak gerekmez mi?
Makulde buluşmaya çalışmak çok mu ütopik? ……….



