Göktan Eker

32 Digital Sayı Şubat Ayı 2022 Göktan Eker Yazısı

Oktay kardeşim merhabalar, hoş geldin. Öncelikle okurlarımıza kendinden birazbahseder misin? Biraz karmaşık bir öykün var sanki?

Hoş buldum abi. Tabii seve seve. Aslında karmaşık değil, disiplinler arası bir iş yapıyoruz, dolayısıyla bence hepimiz biraz karmaşığız. Ben Oktay Gülsaçan, küçüklüğümden beri aslında 6 - 7 yaşlarından itibaren tüm hayvanlara, bilhassa köpeklere karşı yoğun bir merak ve sevgi içindeydim. Evimizden de hiçbir dönem hayvan eksik olmadı. Sokaktaki hayvanlar vs derken hayatımın her döneminde hayvanlar oldu. Lisans eğitimimi Hacettepe Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünde tamamladıktan sonra Başkent Üniversitesi Eğitim Bilimleri Enstitüsünde alanımda öğretmenlik yapmak üzere pedagoji eğitimi aldım. Bu esnada profesyonel anlamda köpek eğitmenliğine ve kinoloji dünyasına girmemi sağlayan köpeğim Vesta’yı edindim. Hikâyem böyle başladı yani.

Eeesonra? Aslen öğretmensin yani? Öğretmenlik yaptın mı peki hiç?

Evet yaptım. 7 yıl kadar çeşitli özel kurumlarda öğretmenlik hatta bir dönem zümre başkanlığı bile yaptım. Hem de çok severek. Ancak tüm bu süre zarfında bir hobi olarak başlayan köpek eğitimi sevdam adım adım profesyonelleşmeye itti beni. Bilhassa öğretmenliğin verdiği insana bir şey öğretme yeteneği ve hazzı diyeyim, köpek eğitimi dünyasında eksik bir yönü tamamlamam için beni çok itti: hayvan sahibi eğitimini.

Biliyorsun o yıllarda - bundan 16 yıl öncesinden bahsediyorum - öyle köpek sahibini eğitelim filan pek yoktu, ben o noktaya dikkat çeken belki de ilk üç beş kişiden biriydim.

Böyle bitmiyor ama bildiğim kadarıyla?

Hahah. Evet, böyle bitmiyor tabii. Bir süre bu şekilde devam ediyor hikâye. Köpekler konusunda kendi öğrendiklerimi ve küçüklükten itibaren edindiğim tecrübeleri, insanlara aktararak devam ettim. Elbette burada önemli bir nokta da öğrenme teorileri konusundaki bilgimdi. Neticede köpek eğitimi de bu öğrenme teorilerinin pratik alanıydı. Sonrasında Adnan Menderes Üniversitesi Veteriner Fakültesi Fizyoloji Anabilim Dalı’nda yüksek lisansa kabul edildim.

Oktaycığımo öğrenme teorilerinden biraz bahsetmek istiyorum. Ama öncesinde şuyüksek lisans meselesinden bahsedip senin o yönünü de okurlarımıza göstermekistiyorum. Şurayı bir tamamlayalım mı?

Abi ben edebiyat mezunuyum, öğretmenim filan. Sözel aklı yani. Ama çocukluğumdan beri biyologlar arasında büyüdüm (Ağabeyim ve arkadaş çevresi sağ olsun), yani uzak olduğum bir alan değildi zaten. Sonra kısa bir süre de kurumsal bir firmada ilaç sektöründe çalıştım. Dolayısıyla farmakoloji olsun, biyoloji olsun hayatımda ilk kez karşılaştığım alanlar değildi. Sağ olsun hocam Doç. Dr. Cengiz Ünsal ve tüm anabilim dalındaki hocalarım da beni bu anlamda destekledi ve en çok ilgim olan alanlardan birinde fizyoloji kürsüsünde hayvan davranışları konusunda çalışmamı kabul ettiler.

Zor olmadı mı? Ya da zor olmuyor mu? Nedir son durum?

Zorlukları var tabii ki. Fizyoloji deniz derya bir alan açıkçası. Genelde toplumca fizyoloji, köpeğin fizyolojisi denince anatomi ya da morfoloji ile karıştırılıyor.

Oysa fizyoloji, canlıların fiziksel, mekanik ve biyokimyasal fonksiyonlarını ve sistemlerinin işleyişini inceler. Yani hücrenin beslenmesinden tutun da hormonlara, vücudun içindeki elektron düzeyindeki işleyişten bir annenin emzirmesi sırasında olan her tür zincirleme reaksiyonu inceliyor. Yani bu kadar geniş bir alanda bir alt yapı sahibi olmak bile epey hırpalayıcı açıkçası.

Tabii ben çok daha dar bir alanda çalışma yapıyorum: Davranışların fizyolojisi benim ilgi alanımda ve köpeklerde yalnızlık anksiyetesi üzerine çalışıyorum.

Oldukça etkileyici birhikâye. Hiç boş durmamışsın. Pandemi döneminde edinilen pekçok köpekte karşılaştığımız bir problem yalnızlık kaygısı. Bunun bir fizyolojik sebebi var ohalde?

Var elbet. Her şeyin bir fizyolojik sebebi ve sonucu var. Vücudumuz çeşitli tepkiler veriyor, bazen bir hormonumuz az salgılanıyor ve hayat çok sıkıcı ya da tam tersi çok güzel gelebiliyor. Ben yalnızlık anksiyetesi ve mikrobiyota ilişkisi üzerine çalışıyorum.

Biliyorsunuz son yıllarda bağırsak ikinci beynimiz olarak bilinmeye başlandı. İçerideki bakterilerin bir dengesi var ve o bakterilerin salgıladıkları ya da dolaylı yoldan salgılattıkları çeşitli enzimler, duygularımızı, davranışlarımızı etkiliyor. Annemizden doğarken ondan bize bulaşma yoluyla geçen bakterilerin bile bir sürü etkisi var.

Ben de köpeklerde görülen yalnızlık anksiyetesini kendime çalışma alanı olarak belirledim ve bu duygu durumunun mikrobiyota ile ilişkisi üzerine akademik bir çalışma yürütüyorum.

Bu vesileyle durumdan muzdarip köpekli ailelere de buradan seslenmek istiyorum, çalışmam henüz bitmedi, bana ulaşırsanız sizi de teze dahil edebilirim.

Bu yalnızlık anksiyetesi konusunu bir başka konuşmanın konusu olarak saklayalım mı?Çok önemli bir çalışma bence. Hatta tezin de sonuçlandığında yapalım bu konuşmayı,okurlarımız da faydalansınlar bu önemli çalışmadan.

Seve seve abi. Bir biterse sonuçları seve seve paylaşacağım. Belki sektöre bilimsel bir katkımız da olmuş olacak.

Böyle bir çalışmanın bizler tarafından yapılıyor olması bile gurur verici. Şimdi şuöğrenme teorilerine gelelim. Köpek eğitiminin elbette bilimsel temelleri var.Pekiinsanlarınbilmesi gereken en önemli konu, kuram, püf noktası desek, ne dersin?

Açıkçası eğitim bilimleri bir bütün. Günümüzde bu alanda çalışma yapmak isteyen yani köpek eğitimine merak sarmış hiç kimsenin ”Ben sadece edimsel koşullanmadan faydalanıyorum.” ya da “Ben köpek eğitiminde bireysel ayrılıklar ilkesini reddediyorum.” deme şansı yok. Alana ne kadar hakim olursak, o kadar başarılı oluruz. Çünkü en başta bu alanda bilhassa ev ve aile köpekleriyle ilgili çalışma yapıyorsak konumuz sadece köpek de değil, köpeğin birlikte yaşadığı aileye neyi nasıl öğreteceğimizi, hangi yöntemin en faydalı olacağını, bunu daha eğlenceli hâle nasıl getireceğimizi bulabilmek için eğitim bilimlerinden faydalanıyoruz.

Çok haklısın gerçekten. O halde şöyle sorayım, en sıkkullanılan kuram, biraz da kafakarıştırıcı olan pozitif cezaların, negatif ödüllerin havada uçuştuğu edimsel koşullanmayıokurlarımıza en kolay nasıl anlatırsın?

En kolay anlatmak mesele değil abi, kötü anlatmayayım da… Ödül diyoruz, ceza diyoruz filan anlatırken. Çoğunlukla es geçtiğimiz nokta kimin tarafından baktığımız. Yani o an köpek sevilmek istemiyor, ama aile diyor ki “ Onu seviyoruz, ödüllendiriyoruz ”. Şimdi köpek sevilmek, okşanmak istemediği bir anda, sizin algınıza göre siz onu severek ödüllendirmeye çalışıyorsunuz. İşte kafa karıştırıcı olan kuram değil aslında, kuram basit, “ organizma için olumlu ” diyor kuram ödülü tanımlarken, ama yetiştirici, eğitmen ya da aile “ organizma için ” kısmını es geçip kendi bakış açısıyla bakıyor.

İşte bu küçük detay görmezden gelindiğinde ya da dikkatten kaçtığında, köpek için ceza olanı ödül olarak vermeye kalkıyor insan. Püf nokta dedin ya az önce, hah işte püf nokta tam olarak bu belki de, bakış açısı.

Köpeğin gözünden dünyayı görmeye çalışınca aslında hepsi çorap söküğü gibi gelecek.

Yaptığımız bir şeyden köpek tam olarak vermek istediğimiz mesajı alıyor mu almıyor mu, ikimiz aynı dili konuşmuyoruz, o halde bir ortak dil geliştirmeliyiz.

İşte eğitmenin görevi de burada başlıyor aslında değil mi, köpek ve insan arasındakiiletişimi sağlamak.

Bana göre evet. Eğitmen, köpeğin ailesine köpeği ile nasıl iletişim kuracağını, yaptığı şeyin köpek tarafından nasıl algılandığını, vermek istediği mesajı en net biçimde köpeğe nasıl vereceğini, tecrübelerine dayanarak muhtemel sebep ve sonuçları öğretip aradan çekildiğinde köpek ve insan arasında tamamen kendilerine özgü, biricik bir ilişkinin önünü açmış olur.

Şimdi müsaadenle edimsel koşullanma meselesine dönersek, en başta edim ne demek oradan başlıyoruz. Edim, davranış demek. Yani köpek bir davranış sergiliyor, bunun sonucunda hep aynı şey olduğunda bu davranışı ve sonucu arasında bir bağlantı kuruyor ve öğrenme gerçekleşiyor. Eğer az önce de üzerine basa basa söylediğim gibi, “ organizma için ” olumlu bir sonuç olduysa davranış tekrar ediyor, olumsuz bir sonuç olduysa organizma o davranıştan bir süre kaçınıyor. Bundan sonrası detay, sönme patlamaları, pekiştirme tarifeleri vs. her şey önce bu temeli anlamakla başlıyor.

O halde tutarlılık için ikinci püf nokta diyebilir miyiz?

Tam da bu! Davranışın sonucunda her seferinde başka bir sonuç olursa hayvan ne anlayacak? Olumluysa hep olumlu olacak ki hayvan da doğru bir şey yaptığını anlayacak.

İnsan bile aynı değil mi? Aynı davranışın sonucunda bir takdir görüp bir eleştirilse, insanın bile kafası karışmaz mı?

Ne yapacağını şaşırır elbette.Peki,şaşırmak dedin, Pozitif ceza kavramı belki de en sıkşaşırtan tanım insan için. Cezanın pozitifi nasıl oluyor? Ödülün negatifi nasıl oluyor?

Hahah. Haklısın abi. Burada pozitif ve negatifi iyi/kötü gibi düşünürsek kafamız karışır. Bu iki kavramı ortama vermek ve ortamdan çıkarmak yani artı ve eksi olarak düşünmek gerekiyor. Bu durumda negatif ödül, “ organizmayı rahatsız eden bir unsuru ortamdan çekmek ” olarak düşünülebilir. Yani bazen köpeğin korktuğu bir insanın ortamdan gitmesi bile köpek için ödüldür ve köpek onun gitmesi ile kendi yaptığı herhangi bir davranışı ilişkilendirmeyi başarırsa, o rahatsız edici şeyin ortamdan uzaklaşması için bir sonraki sefer aynı davranışı sergilemeyi seçecektir. Bu yerine göre oturup beklemek de olabilir, havlamak da, ısırmak da. İşte bu örnekte olduğu gibi köpeği rahatsız eden kişinin ortamdan çıkması “ eksi ” oluyor yani “ negatif ”, rahatsız eden bir kişi gittiği için de bu onun için “ ödül ” olmuş oluyor. İşte negatif ödül bu kadar da basit bir kavram aslında.

Peki,bu ödüller, cezalar dediğimizde okurun aklına ne gelmeli?

Bu çok geniş bir yelpaze. Karşımızda bir canlı var, onun kendi duyguları, eğilimleri, motivasyonları, önceden öğrendikleri, alışkanlıkları var. Her köpek biriciktir demiştim az önce, dolayısıyla her köpek yeni bir maceradır. Aslında her eğitim anı bile yeni bir maceradır. Çünkü biz gelişip değişirken karşımızdaki canlı da kendine göre değişip gelişiyor. Yani dün, hatta bugün sabahki eğitim saatimizdeki köpekle akşamki köpek aynı değil, sabahki çalışmamızda biz bir şeyler anlatmaya çalıştık, o da bir şeyler anladı. Belki istediğimizi, belki istediğimiz dışında başka şeyler anladı, satır aralarında başka mesajlar da aldı ve artık o köpek sabahki ya da dünkü köpekten daha farklı bir köpek aslında. Her insan da farklı, o halde o kadar çok değişken var ki…

Geleneksel köpek eğitim metotlarını kullandığınızda elinizdeki bir topa ulaşmak için elinize atlayan bir köpeğin kayışını çekerek ona “ düzeltme ” verirsiniz, “ science-based ” yani “ bilimsel temelli ” bir yöntem kullanıyorsanız sakince topu onun ulaşamayacağı yüksekliğe kaldırır ve oturduğu ya da atlamaktan vazgeçtiği - artık hangisini pekiştirmek istiyorsanız - anda topu vererek ödüllendirirsiniz.

Klasik koşullanma dedik, edimsel koşullanma dedik, evet hepsi çok daha detaylı amaüstünden şöyle bir geçmiş olduk. Bir de senin çok sevdiğini bildiğim premack ilkesi var.Bahsetmek ister misin?

Hahah! Hiç sormayacaksın sandım. En sevdiğim gerçekten. Premack’a göre, belirli bir anda, organizmanın yapmayı istediği davranışların hiyerarşik bir sıralaması var. Bu hiyerarşinin en üstünde, organizmaya bütün olanakları sağladığınızda organizmanın doğal olarak yapacağı ilk faaliyet yer alıyor. Diğer faaliyetlerin ortaya çıkma olasılığı ise hiyerarşideki sıralamasına göre azalıyor.

Peki,bunu köpeğimizin eğitimi için nasıl kullanabiliriz?

Aslında bu kuramları önce köpeğimizi anlamak için kullanmalıyız. Sonra da kendi istediğimiz davranışların frekansını yani görülme sıklığını artırmak için. Yani köpeğimiz neden kedi kovalamayı tercih ediyor? Üstelik de elimizde ödül maması ya da top varken?

Çünkü az önce söylediğim hiyerarşide topu kovalamak, kediyi kovalamaktan daha alt sırada. O yüzden koşullar olgunlaştığında, köpek kayıştan kurtulduğunda, kapıdan kaçtığında ya da bazı durumlarda siz olsanız bile kayışın diğer ucunda, köpek hiyerarşisinde daha yukarıdaki faaliyeti seçiyor.

Bu ilkeyi öncelikle köpeğimizin niçin bunu tercih ettiğini anlamak için kullanacağız yani.

Sonra? Köpeğimizi anladık, şimdi kendi yararımıza nasıl kullanabiliriz bu prensibi?

Bu hiyerarşik listede yer alan her davranışı, daha üstteki bir davranışla ödüllendirerek pekiştirebiliyoruz. İşte Premack ilkesi diye buna deniyor. Babaanne kuralı da deniyor aslında.

İnsan için düşündüğümüzde daha az istediğimiz bir faaliyet karşılığında daha çok sevdiğimiz bir faaliyetle ödüllendirilmemiz buna bir örnek teşkil eder. Yani atıyorum annem eğer tabağımı bulaşık makinesine yerleştirdiğimde bana arkadaşlarımla oyun konsolu oynamam için izin veriyorsa Premack ilkesini kullanıyor demektir.

Burada dikkat çekmek istediğim nokta, ikisinin de faaliyet olması. Yani bulaşık makinesine yerleştirdiğin için al bu baklavayı ye demesi ile oyun konsolu oynamama izin vermesi farklı şeyler.

Faaliyeti faaliyetle pekiştirmek gerekiyor. Bunun için de köpeğimizin hiyerarşik faaliyet listesini bilmemiz gerekiyor: neyi sever, neyi daha çok sever gibi. Listenin altlarında kalan davranışların sıklığını artırmak istiyorsak, üstlerde yer alanlarla pekiştirebiliriz. Diyelim ki köpeğimiz çekiştirmece oynamayı at - getir oynamaktan daha çok seviyorsa, attığımız oyuncağı getirdiğinde biraz da çekiştirmece oynayarak attığımız nesneyi getirmesinin sıklığını artırabiliriz.

Çok güzel bir örnekleme oldu bence. Ağzına sağlıkOktaycığım. Sanırım bundansonrasında insanların köpeklerini tanımalarında bitiyoriş hatta bitmek de değil, oradabaşlıyor.

Bitmek diyemeyiz abi kesinlikle. Başlamak, tam da orada başlamış oluyoruz dediğin gibi.

O halde bugünü böyle noktalayabiliriz, çok teşekkür ediyorum kardeşim, ağzına sağlıktekrar.

Ben teşekkür ederim abi. Görüşmek üzere tekrar.

Görüşmek üzere

Basılı arşivden
Bu yazı ilk kez 4P1K Sayı 32 (Şubat 2022) sayısında yayımlandı.
ReklamTailtown
GE
Yazar

Göktan Eker

4P1K’de 4 yazısı yayımlandı. Tüm yazıları

4P1K Bülten

Yeni yazılar e-postanıza gelsin

Yeni yazılar, haberler ve arşivden seçkiler; ayda iki kez, reklamsız ve kısa.