Onun Adıpamuk…
Son günlerde iki ön kolu kesilip bizi kederlere gömen, tüm ülkede infial ve dehşet uyandıran kamu vicdanını derinden yaralayan o küçük masum köpek, siyah bir çöp torbasına poşetlenip, ormanda bulunduğunda kaderi ilk darbeyi vurmuştu zaten.
Havza da bir yaşlı adam bakıyordu ona.
Tabii bakmak buysa. Daha üç yaşında tam 25 yavru dünyaya getirmiş. Kimse onu kısırlaştırıp refah düzeyini yükseltmeyi düşünmemişti.
Adı Pamuk’ du. Tek bir serveti vardı. O da adı…
Pamuk…
Sarıp, sarmalamadığımız Pamuk…
Aslında dünyaya gelme süreci insanların da, hayvanların da ana rahmine düştüğü anda başlar. Büyüklerimiz hep şöyle der ; “kadının karnından sıpayı, sırtından sopayı eksik etme”
İşte bizler bu toplumun çocuklarıyız. Dolayısı ile daha ana karnında iken bile hasta kişilikli bireyler yetiştiriyoruz. Onun içindir ki içinde bulunduğumuz toplum hasta ve sağlıksız ve kişiliksiz bir toplum olmuştur.
Ana karnında embriyo her şeyi hisseder ve kodlar. Kötü kodlanmış çocuklar geleceğin yetişkinleri olduğunda felaketler zinciri başlamış demektir. Daha önceki yazılarımda da belirtmiştim. Sağlıklı çocuklar ruh sağlığı düzgün ebeveynlerde hayat bulur.
Oysa hayvanların da bilinci, duyguları ve onuru vardır. Onlar da annedir. Onlar da evlattır...
Hatta bazı penguen ve maymun türlerinde gelişmiş akrabalık duyguları vardır. En önemlisi de bizi yaratan ulu Tanrı onları da var etmiştir. Kur’an- kerim de Bakara, En’am, Nahl, Neml, Ankebût, Adiyat ve Fil surelerinde de hayvanlara büyük anlam yüklenmiştir. Kuran bir başucu kitabı değildir.
Türkçe meali okunmalı ve manası sindirilmelidir. Yine Kıtmir adlı köpeğin cennete gireceği konusu kutsal kitapta vurgulanmıştır.
Ne köpek ne de başka bir hayvan mekruh olmayıp, hepsi Allah tarafından kutsanmıştır.
Hayvanın savunmasızlığını kullanan, ona acı veren bedenen ve ruhen yaralayan her eylem şiddettir.
Şuur altında bastıramadıkları şiddet duygularını hayvanlar üzerinde deneyen herkesi lânetliyorum.
Haksızlıkların, işkencelerin, tecavüzlerin vicdansızlıkların bizleri çığ gibi ezdiği bir ülkede yaşıyoruz.
İşte bizim Pamuk köpeğimiz de bir gün böyle vicdansız bir komşu tarafından iki ön kolu silahla vurularak, dizleri kırıldı.
Pamuk çok kan kaybediyor ve iki ön kolu kırık bir şekilde sürünüyordu. Samsun da bir hekim arandı. Hekim 2000 TL istediği için Pamuk hekime gönderilmedi.
Sonra duruma çok üzülen diğer komşu, bir yerlerden aneztezik buldu.
Bir de bisturi mi buldu bilmiyoruz. Sallanan iki ön bacağı keserek aldı. Belli ki işinde çok mahirdi.
Bundan önce de böyle bir takım tedaviler konusunda kendileri ordinaryusdu.
Arkadan tıbbın bütün imkanları ve hijyen kurallarına sadık kalınarak pamuğun ön kolları koli bantları sarıldı. Varsın olsundu. Altı, üstü bir küçük köpekti Pamuk.
Pamuk Samsun’a ulaştığında hayati tehlikesi vardı. Ön kolları ve kemikleri enfeksiyon içinde idi.
Onu ilk gördüğümde dehşete düştüm ve gözlerine bakamadım. Zaten kendisi de insanlardan gözlerini kaçırıyor, korkarak, titreyerek herkese hırlıyordu. Bir tek hekimlerine güveniyordu.
Ona bir kez bile dokunamadım. Dokunmadım çünkü utanıyordum insan olarak.
Şimdi Pamuk iyi olmaya çalışıyor. Travmayı asla unutamaz. İlk kez kuyruğunu sallıyor.
Yemek yiyor iştahı açıldı. Vücut kabul ederse ön kollarına protez takılacak.
İşin en acı yönü Pamuğun kollarını silahla parçalayan adam bulunamadı. Faili meçhul.
Kolları kesen iyi kalpli komşu 628 TL. Köpeğin sahibi ise 181 TL ceza aldı.
Yani vahşetin bedeli ödül gibi. Sadece 809 TL.
Üstelik bu cezayı dört taksitte ödeyecekler. Bir sandalyenin tahta bacağını kesmek gibi.
Ağzı, dili, savunması olmayan bir canlının bacaklarını vurmak ve kesmek.
5199 Sayılı hayvan hakları yasası TCK ya alınmadığı sürece bu vahşetler, işkence ve ölümler sürüp gidecek.
Daha sonraki muhataplar, bilindiği üzere insanlar olacaktır.
Bu vicdansız zevk ve görüntüler içimize evlat acısı gibi oturmakta. İnsanoğlu içindeki o vahşi gücü kullanamadığında kendini aciz ve kudretsiz hissediyor.
Konuşamadıkları için onları yok saymaya, tüm dünyada yaşanan bu vahşete daha ne kadar göz yumup bu günahlara ortak olacağız?
İnsanoğlu artık hırsına, gücüne kuvvetine ve egosuna DUR demeyi öğrenmelidir.
İçinde yaşadığımız evren hepimizin ortak yaşam alanıdır. Aksini düşünmek sadece hayvanların değil, insanlığın da sonu olacaktır. Vicdan sahibi olan her bireyi düşünmeye davet ediyorum.
Yarınlarımız olan çocukları, insani duygularla bezeyerek, bilinçli bireyler yetiştirmeliyiz. Onları doğa ile baş başa bırakıp kendilerini keşfetmelerine müsaade etmeliyiz. Bırakın çamur olsun elleri.
Bırakın okşasınlar bir kediyi, köpeği… Çocuklar hayvan haklarına çok fazla duyarlıdır. Onların çıkarsız yaklaşımları, hayvanlarla aralarında güçlü bir bağ kurmalarına neden olur.
Hayvanlar sevgiyi ve ilgiyi algılayıp karşılık verirler.
Yürekleri siyah, elleri kanlı bireyler yetişeceğine, geleceğimizi iyi nesillere teslim edelim.
Yaşamak tüm canlıların en doğal hakkıdır.
Hz. Mevlana diyor ki ; “ KARINCADAN FİLE KADAR BÜTÜN CANLILAR TANRI AİLESİDİR.
Burada susuyorlar mahşerde hesap verecekler ”




