Gül Turan

Hayvanları Koruma(ma)günü Kutluolmasın…

“ İsterdim ki bu yaz da böyle rüya gibi geçti. Her şey ne kadar da güzeldi “

Diyerek başlayabilmeyi. Ancak hiç öyle olmadı.

Yıllardan beri yırtındık. Tam 17 yıl bekledik. Yasa değişsin diyerek.

Meclisteki kanun yapıcılar toplandı. Kendilerine göre bir yasa değişikliğine gittiler.

Sözün özü, her zaman olduğu gibi yine dağ fare doğurdu. Hayvanları, korunması gereken birer canlı olarak, deklare eden Hayvanları koruma Kanun’unun adı değiştirilmemiş, HAYVAN HAKLARI KANUNU olarak başlıklandırılması gerektiği yönündeki haklı istek ve taleplerimiz yok sayılmıştır.

Sadece bir cümle var olumlu görünen. O da Hayvanların artık MAL değil de CAN olarak telaffuz edilişidir. Temel hak ve özgürlükleri kabul etmeyi ve bu konuda evrensel normlara ve kurallara uygulamayı beceremedik.

Her gün, her sabah yazılı ve sosyal medyada gördüğümüz, bizatihi şahit olduğumuz olaylar ve işkenceler ruh sağlığımızı bozdu. Toplumun büyük bir bölümünü hasta etti.

Onların barınaklarda 1.metrelik hücrelere kapatılmadığı, aç susuz bırakılmadığı, belediye veterinerleri tarafından yok edilmediği, güneşe ve buzlu beton zeminlere mahkum edilmediği, ormanlara ölüme atılmadığı, tecavüze uğrayıp içlerinin parçalanmadığı, ana yüreği taşıyan kadınların bile kedilerin önüne zehirli et atmadığı, hayvanat bahçeleri adı altında zulüm görmediği, sirklerde işkence ile oynatılmadığı, özgür okyanusların özgür canlılarının küçücük havuzlara hapsedilmediği, onlar iki lokma yesinler diye koyduğumuz kapların tekmelenip atılmadığı ve ÇOCUKLARIN sevgi ile, İNSANLARIN MERHAMET ile dolu olduğu YENİ BİR DÜNYA" yaratmak gibi, hayallerimiz vardı...

Atların kesime gitmediği, kedilerin yakılmadığı, ceylanların vurulmadığı, av ihalelerinin yapılmadığı, mezbahalarda şoklayarak kesim yapıldığı, flamingoların yaşam alanlarına göz dikilmediği, kuşların göç alanlarının tahrip edilmediği, çiftlik hayvanlarının sömürülmediği, hayvanların dövüştürülmediği, üretimin adeta işkence haline getirilmediği, yük hayvanlarına eziyet edilmediği, hayvan deneylerinin, durdurulduğu, denizlerin tüketilip yok edilmediği, ormanların kül edilmediği, carettaların kurşunlanmadığı bir dünya istedik.

"Hayallerimizin" peşinden gitmeye, koşmaya hatta sürüklenmeye hep devam edeceğiz. Hayvan sevgisi tükenmeyen bir aşk gibidir. Bu anlatılmaz ancak bu duyguyu yaşayan anlar. İnsanın sevdiği şeylerle ruhunu beslemesi ve kendisini şifalandırması gerekir.

Hayvan sevmek, insanı da sevmenin başlangıcıdır. ülkenin dört bir yanından işkence edilerek öldürülmüş, sakat bırakılmış, tecavüze uğramış hayvan çığlıkları geliyor.. Avrupa ülkelerinde insan ve hayvanlarla ilgili hak ihlallerinin oranının birbiriyle doğru orantılı olduğunu gözlemliyoruz.

Hayvana değer verilen ülkelerde, insanın da değerli olduğunu biliyoruz. Hayvan katletmek insanlık suçudur. Bu suçu görmezlik ve duymazlıktan gelmek ise yine ayrı bir insanlık suçudur.

Türkiye hayvan hakları anlamında bir cehennemdir. Daha fazla yazmak artık okuyucu ile alay etmek gibi geliyor bana.

Kâinattaki tüm hayvanların yaşam hakları vardır.. Bu yüzden bir hayvanı öldürmek veya hayvan topluluğunu yok etmek, insanlığı da yok etmektir.

Oysa her canlının yaşam hakkı vardır. Bu hak vicdani olduğu kadar yasal güvenceye de bağlanmıştır. Demokratik bir ülkede yaşıyorsak eğer, öncelikle hayvanların da birer sosyal toplum olduğunu ve her birinin birey olarak kabul edilmesi gerektiğine inancım sonsuzdur.

Güçlü olanlar, güçsüzleri bakım korumakla yükümlüdür. Bu hayvan veya insan fark etmez.

Toprak bizim bağrımızdır. Toprak bedeninde tüm güzellikleri, iyilikleri kötülükleri, geçmişi, geleceği ve gönül yangınlarını saklar. Ağıtları, acıları ve kahırları sarmalar.

Toprak dahi bir minik solucana bile saygı duyarken biz kim ve neyiz ki?

Solucan toprağı sarıp sarmalar. Delikler açıp toprağa soluk verir. Çünkü solucanın misyonu toprağı nazlamak ve havalandırmaktır.

Bir minik solucanın bile yaşam hakkı varken, insanoğlunun yaptığı vahşete ve bencilliğe bakar mısınız?

İşte bu yüzdendir ki, çok uzun yıllar önce tarafımı değişip, doğa ve hayvanlık âleminin safında yer aldım.

Benim önceliğim hayvanlar. Biz bu iş için tam 17 yıl bekledik.. Bir 17 yıl daha bekleriz.

Baroların, STK ların, hayvan hakkı savunucularının taleplerinin dikkate alınmadığı 17 yıldır verilen emek ve mücadelenin görmezden gelindiği noktasındayız.

Karşımızda dilsizler ve garibanlar ordusundan oluşmuş ama duyguları ve hisleri olan, hatta ağlayan milyonlarca hayvan var yeryüzünde. Onlar sadece konuşamıyorlar.

Onlar da biliyor, anlıyor ve ağlıyorlar. Bir hayvanı anlamanın tek yolu empati yapmaktır.

Hayvanlar için adalet gerçekleşene kadar susmayacağız.

Basılı arşivden
Bu yazı ilk kez 4P1K Sayı 28 (Ekim 2021) sayısında yayımlandı.
ReklamTailtown
Gül Turan
Yazar

Gül Turan

4P1K Derginin Kuruluşundan bu yana gerek yazıları gerek manevi varlığı ile her zaman yanımızda olmuş yazarlarımızdandır. Kendisi aynı zamanda Haytap İl Temsilcisi de olan Gül Turan,… 4P1K’de 15 yazısı yayımlandı. Tüm yazıları