Gül Turan’dan
Bi̇r fi̇ncankahve kadardi hayatdenemeler
"Eskiler yaş kemale " Erdi derlerdi.
Benim deyaşım erdi.Ereceği yerekadar.
Artık sakin ve huzur içinde münzevibir yaşamdüşlerken, tonlarca
Yükün altında sıkışıp kaldım.
Bir de günlük telaşlar, insanmaskeleri, öfke, keder vekader derkenbazen hiç çekilmez oluyor yaşam.
İnsanların değerleri, unutupmaddenin içinde kaybolmaları...
Gökkuşağını görmekiçin, yağmurlarınaltında sırılsıklam beklemekten usandım artık.
Bu sabah lavanta kolonyamı sonsuza kadar içime çekip doldurdum.
O deli kokuyu şakaklarıma kadar hissederek,çocukluğuma hayatımınen güzel günlerine döndüm.
ORADA BİR KÖY VAR UZAKDA..
Gözlerimi kapatıyorum uzun yıllar ötesinden bir anı yine.
Akşamın alaca karanlığı, çökmek üzere en sevdiğim saatler.
Gün batımı yaz mı kış mı hatırlamıyorum.
Allah’ım ne de çok yazmak istediğim şey var dağarcığımda.
Köydeyim dedemin çiftliğive ikikatlıbüyük eskibir ev.
Kocamancumbaları, duvaragömülü banyoları, oymalı merdivenleri, merdiven başındaki mavi opal lambası.
Kocaman birsalon, upuzun sedirler ve sert kıtık yastıklar.
Yatak odalarının tavana yakınbölümünde, kadifekaplı bugün dahi ne işe yaradığını anlamadığım küçük localar zorla tırmanarak çıkabildiğim.
Kapılarda iri porselenden yapılmış tokmaklar.
Evin dış cephesi çokgörkemli.Koskocaman bir tahta kapı, üzerinden pirinçten büyük bir nal.Arkasında isekale kapısı gibiiri demirkollar var.
Tahta pencerelerdeki panjurlar rüzgârda vurur durur kendi kendine.O ses halabelleğimde tak... tak...
Arsız hanımeli bitkisi eve tırmanmaya çalışıyor. Ana cephede rengârenk eski yazılar ve figürler. Eski yazı ile yazılmış tarihler.
Bu evi Behzat ağa yaptırmış. Dedemin dedesi Behzat ağa..
O zamanlar Bafra da ve köyünde bayağı nüfuzlu bir adammış.
Cumhuriyet öncesi güçlü ve Bafra’nın ileri gelenlerinden bir şahısmış.
Bir rivayete göre yedi köyün ağalığını yapar ve o köylerin güvenliğinden de sorumlu bir zatmış.
Paytonla gezer altın zarflı fincanlarda içermiş kahvesini.
Kahveyi çok sevdiğibilindiğinden, birgün kahvesine zehir katılarak öldürülmüş.
Hâsılı zevk sahibiiyiliksever, dürüstbir adamolduğu, bütünbildiğim bu ne yazık ki...
İşte benim çocuk yıllarım bu evde geçerdi. Genellikle yazaylarında büyükbir sevinçle köye koşardım.
Ama yaramaz bir çocuk olduğum için beni pek sevmezlerdi.
Sevmeyenler ise kendinenem ve dedem ve dayılarımdı.
Tabiri caizse onları hiç iplemez bildiğimiokurdum. Asibir çocuktum çünkü.
Haksızlığa hiçdayanamaz.Buuğurda dayakyemeyi bile göze alırdım.
Zira benim çocukluğumda dayak atmak, dayak yemek pek bir popülerdi!?
Ama onlarınharicinde köyünfakiri, marabası, yarıcısı ve köpekleri beni pek severdi. Büyükhanımınkoynundan, kilerinanahtarını bin güçlükle alır, küplerebasılmış kavurmaekmek(ekmek o zamanlar evdeki avlu da fırında pişirilirdi.)tereyağı, bal ne bulduysam kaçırır marabalara fakire ve köpeklereverir, dayağıda yerdim.
Hiç de ağlamazdım iyi bir iş yaptığımı bildiğimden olsa gerek.
Ağlamadığım için hırslanıp bukez bana"Domuz " derlerdi.
(Kim bilir bugün domuzdâhiltüm hayvanları bu kadar çok sevdiğim belki de bundandır.)
Köyün tahta bir camii, rüzgârda sallanan bir minaresi vardı
En büyük zevkimzamanlı, zamansızminareye çıkıp (Allahu ekber, yatta geber, ağzına bir kaşık biber) diyerek ezan okumaktı.
Herkes buezanı kimin okuduğunu bilirdi.
Rüzgârda deligibi sallananbu minarede ezan okumakkolay biriş değildi.
Akşam çökünce köy, karanlığa bürünür köpekhavlamalarından başkahiç birşey duyulmazdı.
İşteo zaman, en güzel geceler başlardı benim için. O tarihler de hiçbir bir köyde elektrik, su bulunmazdı.
Su, kuyulardanve mazotla çalışan pompalarla elde edilirdi.
Büyük gaz lambaları yakılır, adına( idare) denilen gazlı kandiller yanardı.
Yerocağı ise,yaz ve kışdaimayanardı.Akşam çökünce ocağın karşısında gaz lambasının harelerinde bir düş yolculuğu başlardı benim için.
Her şey ne kadar da güzeldi. Hayat ne kadar da uzun ve bitmez tükenmez gelirdi o zamanlar bana.
Uçsuz bucaksız ormanlardakoşmak, sukanallarını izlemek, kurbağa seslerini dinlemek, eve dönmekte olan bir sürünün koşuşturmasını izlemek çok güzeldi.
Koyunların boynundaki çanlar hüzünlü seslerçıkarır, heybetliçoban köpeklerinazlı, nazlısürüyü takip ederdi.
Çocukluğumu çok özlüyorum hatta tekrar çocuk olmak istiyorum.
Heyhat, her şey için ne kadar da geç artık.
Oysa şimdi çok zamanım kalmadığını görüyorum hala yapmak istediğim çok şey var. Lakin yaş kemale erdi. Hüzün trenine bindim bile...
Gidiyorum özlemlerimi, sevdiklerimi geride bırakarak.
Önümde belkibir kaç istasyon daha var.
Bu istasyonun adı sonbahar.
Mevsimde sonbahar, istasyonda sonbahar...
Sarı mimozalar çoktan soldu.
Kuşlar yine aynı kuşlar ama mevsim hazan ne yazık ki..
Gözyaşıdır hüzündediğin. Iğıl,ığıl akariçine...
Akar da, yakar yüreğin. Gözyaşımtuttum, gözyaşımyuttum.
O ne!?.. Tren hızlandı.
Tekerlek sesleri beynimi deliyor adeta.
Bir mendil sallıyorum hayata...
BİR FİNCAN KAHVE KADARDI HAYAT...




