Gel Bori!
Bori̇ çarşamba;
Ne ayna da gördüğüm yüz, ne de saçlarıma yağan yıllarımdır. Kederim…
Ne yılların yükü bedenime çöreklenen… Ne de de korkularım ve yeislerim. Kolu kanadı kırık kuşlar gibiyim. Uçmak bir yana, yürümek dahi zorlu iş bu kervanda.
Kederin bizatihi kendisi yüreğime demir atmış. Bugünlerde her şey beni çok incitiyor. Sokaklarda gördüğüm insan yüzleri. Yüzlerdeki onlarca maske. Her maskeyi indirdiğimde bir yenisi daha… Matruşka ordusu gibi insan seli sokaklarda, caddelerde…
Ağlayanlar, gülenler ve güldürdüklerini sananlar… Ağlaşan zenginler, neşeli fakirler… Bir hengâmedir gidiyor. Hayat için de hayatlar…
İşte bu yüzden, keyifli, gülümseten biraz da düşündüren bir yazı düşledim. Samsun’un bir ilçesidir Çarşamba.
Çok da gitmediğim ve de bilmediğim. Ama bu yazıdan sonra eminim çokça insan gidip görmek isteyecektir. Brooklyn köprülü Çarşamba ‘yı… Terme çok kıskanırmış Çarşamba’yı. Çarşamba’nın bir elinde cımbız, bir elinde ayna. Terme, değil umurunda.
Yeşilırmak boylarında yumurta topuklu 5 köşe kasketli delikanlılar. Yalı evleri, mis gibi pideleri ile..
Mick Jagger Bodrum sandaletlerini giyer. Russell Crowe Gladyatör filminde rahmetli Ali Güven ustanın sandaletleri ile arz-ı endam eder de, Çarşamba’nın yumurta topuklu ayakkabıları neden hala meşhur olmaz?...
Çarşamba’yı görseydi ölmeden, ünlü ayakkabı tasarımcısı Sergio Rossi?! Meşhur etmez miydi Çarşamba’nın yumurta topuklarını, Flamenko yapan topuklara inat.
Çok eskiden Çarşamba halk evinde Tuluat tiyatroları olur, devrin meşhurları, Dümbüllü dahi gelirmiş.
Çarşamba treni ise hiç unutulmaz. Samsun’dan gelen ahali, köprü üstünde Yeşilırmağın azgın sularında manzara seyreder, 16.00 treni ile Samsun’a geri dönerlermiş.
Benim de o trenle gidip “ karşı geçede” pide yemişliğim vardır. İstasyonlara uğrayarak giden o trenin raylar üzerinde çıkardığı ahenkli sesi, hala kulaklarımdadır.
Çarşamba’dan çıkmış onlarca bilim adamı ve okumuşu çoktur. Çocukluğumda mandolin kurslarında beraber çalıştığımız rahmetli Ferhan Şensoy da Çarşambalıdır.
Av. Halit Doğan genç dinamik bir Belediye Başkanı. En önemlisi Çarşambalı oluşu. Bir Belediye Başkanı mutlaka doğduğu yerde ve ait olduğu yere başkanlık yapmalıdır.
Aksi olduğunda örnekleri çok üzücü oluyor. Görkemli Belediye binaları yapmak yerine Çarşamba halkına hizmet etmeyi tercih ettiğini, söyleyen genç başkan; Küçük Belediye binasında büyük işlere imza atıyor.
Her akşam 200 eve sıcak aş dağıtıp, fakir öğrencilere kart sistemi koyarak kimse ile muhatap etmeden öğrencileri doyuruyor. Tercihi, elbette ve mutlaka öncelikle kadınların istihdam edilmesi.
Üstelik yaptığı hizmetin Çarşamba sınırları içinde duyulması ona yetiyor. Firaklı reklamları sevmiyor. Telefonu her dakika açık. Halk ulaşabiliyor. Gecenin ilerlemiş saatinde bile onu yaralı bir sokak hayvanı için dahi arayıp yardım isteyebiliyorsunuz. Belediyenin anlaşmalı bir Vet. Hekimi var.
Ağır yaralı hayvanları ise Samsun’a yolluyorlar müdahale için. Sokak hayvanları rahatça dolaşıyor. Beslenme ve su odakları yapılmış. Ancak bunların yeterli olmadığını bilen Başkan, kısırlaştırmanın ne denli önemli olduğunun bilincinde. En kısa zamanda bir kısırlaştırma merkezi yaptığında, HAYTAP ameliyat seti desteği ile yanında olacağız.
Belediyenin bir de emekli hayvanlar çiftliği edinmesi fikrine çok sıcak bakıyor Halit Başkan. Böylesine büyük bir doğal yaşam parkına sahip bir belediyenin, elbette bir emekli hayvan çiftliğine sahip olması olağan. En önemlisi Başkanlığı bittiğinde koltuğun geçici bir durak yeri olduğu bilincinde olması Halit Beyin.
Evine gidip gelirken makam aracını kullanmayan başkan, ilçedeki farklı siyasi görüşlerin de sevgi ve sempatisini toplamış. Demek ki iyilik gerçekten bulaşıcı imiş.
Açıkçası benim Sayın Yusuf Ziya Yılmaz’dan sonra ikinci favorim Halit Başkan... Tevazu sahibi, gülüşü sıcak ve içten. Burnu havada olmayan, Söylediğini ve imzaladığını unutan bir Başkan değil. Güzel hizmetleri var. Doğduğu ve doyduğu yere, aldığını geri ödeyen bir başkan.
600 dönümlük bir araziye, şehir yaşantısından 6 km uzaklıkta bir Doğal Yaşam Parkı yapmış ki. Görmelere seza. Bölgenin en büyük tabiat parkı imiş burası. Şimdiye dek görmediğim için nedamet duyarak iki gün üst üste gidip Çarşamba pidesi yedim orada.
Şehirden uzakta sakin, münzevi, yeşillikler içinde bir yer. Bu güzelliğe Yeşilırmak da eşlik ediyor elbette. İçinde hobi bahçeleri ve piknik ve spor alanları mevcut. Ayrıca çiftlik hayvanları bölümünde büyük baş ve küçükbaş hayvanlar, tavuklar, malak ve sağmal hayvanlar da mevcut. Atların ve tayların olduğu temiz bir alan, ahır var. Siyah bir at beni sevmiş olmalı ki mantomun kolunu zor kurtardım ağzından.
Bir de köpekler var. Hepsinin kulübeleri var bakımlı ve sağlıklı hayvanlar. Buraya mutlaka BURSA örneği bir emekli hayvanlar çiftliği yapıp yaşam hakkı için örnek olmalı. Gördüğüm Spaniel Cooker ve yavruların güzelliği hala belleğimde.
Tarihi Çarşamba konağı içindeki restoranda yörenin en lezzetli pide ve yöresel otlarından müşekkel yemekleri var. Pastırmalı ve kıymalı pideleri ise damak çatlatan cinsten. Hobi bahçelerinde üretilen doğal ürünler aşevi ve restoranda kullanılmakta.
Üstüne basarak vurgulamak istediğim en önemli şey ise restoranlardaki yemek artıklarının sokaklardaki sahipsiz hayvanlara verilerek israf edilmemesi Halit Başkanın en hassas noktası.
Sırf ve sadece bu özelliği bile, bu Başkanı sevmem için en önemli etken benim için. Çünkü merhametsiz ve hayvan sevmeyen bir Başkanın halka da hiçbir katkısı olmaz.
“MERHAMET = VİCDAN = İNSAN “ Denklemidir.
Hediyelik eşya satan dükkânlardan tutun unutulan ve kaybolmakta olan kalaycılık mesleğini desteklemiş olması harika. Ben de katkı vermek adına en kısa zaman bakır tencereleri toplayıp Kalaycı Mustafa ‘ya gideceğim.
Bu alışveriş merkezinde yöresel el sanatları yapım ve satışı, yöresel yiyecek yapım ve satışı da mevcut. Konağın içinde tahta merdivenleri gıcırdatarak üst kata çıkarken gördüğüm koca bakır hereniler ile bir an kendimi eski bir çiftliğin hanım ağası gibi hissetim doğrusu.
Yaz aylarında sosyal aktivitelerle zenginleştirilmiş bu parkta, kara ve su bisikletleri ile sporunuzu da yapabiliyorsunuz. Doğa içinde küçük serüvenlere çıkabiliyorsunuz.
Atlı sporlara meraklılar için biniciliğin yanı sıra her yıl “Geleneksel Rahvan At Yarışları “ burada düzenlenmekte. Yakında açılacak tema parkını ve tüm alanı ücretsiz üstü açık Belediye araçları ile gezmek mümkün.
Halit Başkan çok hoş ve espri kabiliyeti yüksek bir adam. Şakadan anlayan gülmeyi bilen bir insan. Öyle bildiğiniz gibi ağır takılıp afralı, tafralı, omuzlarını arkaya atarak, etrafa klark çekerek yürüyen edalı bir başkan değil. Sıradan halk gibi… Kalaycı Mustafa’ya bile sarılıp gönül alan bir adam.
Zaten” Gülmesini bilmeyen dükkân açmasın” demiş. Çinliler.
Restoranın karşısında tabelalar var. Üzerlerinde Çarşamba’nın kendine ait mahalli ağzı olan kelimeler var insanı gülümseten.
Gel bori̇!
Az baa bak!
Jetten fizli gi̇di̇!
Naa gi̇di̇nla!
Geç urdan!
Ağzin davun çiksin!
ANİK LAA! Gibi….
Merak eden buyursun Çarşamba’ya. Bu handan bugüne kadar gelip, geçmeyen kalmadı. Padişahlar, krallar, kraliçeler, çarlar, vezirler, reziller, iyiler ve kötüler.
Hepsinin kendine göre bir izdüşümü var. Geriye kalan sadece eserler ve yapıtlar. Kimi kalplere, kimileri toprağa gömüldüler. Geriye sözler değil, özler ve eserler kaldı.
Özetle Halit Doğan Başkan diyor ki;
“ gel bori̇!... gör bori̇… “
“ bori̇ çarşamba…”




