Eyvah, bebek geliyor!
“Yaşasınnnnn, bir bebeğimiz olacak! Eyvahhhh, peki köpeğimiz ne olacak?” diyen herkes içindir bu yazı. Genelde denklemler şöyle olur:
1 bebek – 1 köpek = 1 can (bebek)
Yani birçok insan bebek geleceğini duyar duymaz, köpeğini verecek yer arar. Hâlbuki denklemimiz çok basittir:
1 bebek + 1 köpek = 2 can = mutluluk kare!
Köpeğiniz, yani “ilk bebeğinizle” yeni gelen sizden bebeğinizin birlikte büyümemesi için hiçbir sebep yoktur oysaki. Aslında ikinci bir çocuk yapmaktan farkı yoktur. İlk çocuğunuzun kıskanmaması, kardeşini kabullenmesi için neler yapıyorsanız, ilk patili çocuğunuzun yeni gelen insan kardeşini kabullenmesi için de benzer hazırlıklar yapmalısınız.
Önce evcil hayvanınızı hala kısırlaştırmadıysanız kısırlaştırın. Sağlığı için de gerekli bir şey bu ama aynı zamanda sakinleşmesini de sağlar.
Konuk çağırın, bebekli olsun! Evet, evet, tam olarak kastettiğim bu. Evcil dostunuzu çocuklarla tanıştırın. Evinize özellikle de çocuklu, bebekli arkadaşlarınızı çağırın. Hem çocuklarla etkileşime hem çocukların seslerine alışsın. Ses alıştırmalarını siz de yapabilirsiniz. Bebek sesi kayıtlarını dinletebilir, hatta bunları yemek saatinde ya da oyun saatinde yapabilirsiniz.
En önemlisi de kucağınızda bir oyuncak bebek taşımak onu bebeğe alıştıracaktır. Biraz evcilik oynamak gibi ama yapın. Belki size de iyi gelir, kim bilir. Hem yapın ki, bebeğiniz geldiğinde aniden tüm bunlara alışmasını bekleyerek, uyum sağladığında onu evden atmak gibi acımasız bir yol seçmeyin.
Doğurdunuz mu? O zaman sizden önce eve bebeğinizin kokusu gitsin. Nasıl mı? Bebeğin kokusunu taşıyan bir eşyasını hastaneden eve gönderin. Böylece yeni konuğun kokusu ona tanıdık gelecektir.
Ve eve geldiniz. Unutmayın, sizi çok özledi. Selamlamak isteyecek. Bu yüzden kapıdan girerken bebeğinizi başka birine verin, onu odasına götürsün. Siz de doyasıya selamlaşın, hatta minik ödüllerle bebeğin geliş anını onun için bir şölene çevirin.
Siz bebeğinizle daha çok zaman geçireceğiniz için eşiniz de ilk bebeğinizle biraz daha fazla zaman geçirmeli. Yalnız hissetmemesi için çok gerekli.
Demem o ki, çocuğunuz aşkınızın, evcil hayvanlarınız da insanlığınızın, yüreğinizin meyveleri. Siz iyisi mi her ikisinin de tadını çıkarın…
Son gelen için ilk gelenden vazgeçmeyin. İkisi de evlat. Biri patili sadece…
Eğitim Şart!
Hayvanları çok seviyor olabilirsiniz. Ya da hiç sevmiyor ama zarar vermiyor da olabilirsiniz. İyi bir ebeveyn olup çocuğunuza hayvanlardan korkmamayı, empati yapabilmeyi, hatta bir adım fazlası onları sevmeyi öğretmek istiyor olabilirsiniz. Olmalısınız da hatta. Eğer öyleyse birkaç şeye dikkat etmeniz çocuğunuzun hayvanlara yaklaşımındaki hataları önleyecektir. Çocuğunuza hayvan sevdirmek istiyorsanız bunları muhakkak öğretin:
Yemek yiyen, uyuyan, bir şeyler çiğneyen bir hayvanı asla rahatsız etmemeyi, böyle bir hayvana asla dokunmamayı,
Hayvanların ayaklarını, kulaklarını veya kuyruklarını çekiştirmemeyi,
Hayvanlara sataşmamayı ve dik dik bakmamayı,
●Bir hayvan yaklaşırken hareketsiz kalmayı, sakin bir tonda konuşmayı,
●Hayvanların yakınındayken yavaş yürümeyi ve asla bir hayvana doğru koşmamayı ya da hayvandan uzaklaşırken koşmamayı,
●Bir hayvana dokunmadan önce her zaman hayvan sahibinden izin almayı.
Sevgi ve empatiyi öğretmek, hayvan sevgisi aşılamak harika ama bunu yaparken hayvanların doğasına uygun davranmak ve bilinçli olmak şart.
Daha hızlı Ayşe, daha hızlı! Gülümse!
Bir takım insanlar sadece biraz yiyecekle eğitilerek, hiç gün yüzü görmeden odalarda tutularak yaşasalardı... Görevleri de bizi sırtlarında taşıyarak yüzmek olsaydı. Ne kadar yorgun, mutsuz olurlarsa olsunlar hep "gülümsemek" zorunda kalsalardı.
"Hadi canım oradan! İyice saçmaladın sen!" dediğinizi duyar gibiyim.
Saçmalayan kim karar vermekte acele etmeyin, diyeceklerime kulak verin.
Emory Üniversitesi’nden zoolog Lori Marino tarafından yapılan araştırmaya göre yunusların birçoğunun beyni bizimkinden daha büyük ve kütle olarak insan beyninden sonra ikinci geliyor. Marino'ya göre yunusların her birinin kendine has kişilikleri var.
Her şeyin ama daha da önemlisi kendilerinin farkındalar. Hatta gelecek hakkında düşünebiliyorlar, yani hayal kuruyorlar.
Marino, yunusların insan muamelesi görmesi gerektiğini söylüyor ve onları gösterilerde kullanmanın zalimlik olduğunu belirtiyor.
Ölürken bile gülümseyen bu canlılara eziyet etmek ve bu korkunç sömürü ve zalimliği desteklemek ya da desteklememek...
İşte bütün mesele bu!
Küresel ısınma tabağınızda
Peki, size “Küresel ısınma tabağınızda!” dersem? Bir ineğin çıkardığı yıllık gaz miktarı, dört buçuk arabanın yaydığı miktar kadar ya da başka bir deyişle bir arabanın yetmiş bin km kat ederek yaydığı gaz kadar dersem?
Nicolaas G. Pierson Foundation tarafından hazırlanan Hollanda Hayvanlar Partisi ve Yaşam Hakkına Saygı Derneği (YHS) işbirliğiyle Türkçe dublajlı olarak izlenebilen “Et Gerçeği” belgeseline göre geviş getiren hayvanların neden oldukları metan gazlarının küresel ısınma üzerindeki payı %18. Yani et yemeyerek dünyayı kurtarabilirsiniz. Örneğin haftada bir gün et yenmese, tüm geleneksel ampulleri düşük enerjili ampullerle değiştirilmiş gibi sonuç alınıyor.
Haftada altı etsiz gün = Hiç araçsız bir dünya!
O halde sorarım size: “Arabanız mı bifteğiniz mi?”
Bir düşünün derim.
Dünyamız için!
Not: Olur da düşünüp taşınıp “Bunu okulumda gösteririm, toplu gösterim yaparım, sizi de konuşmacı olarak ağırlarım” diyorsanız bana ulaşın lütfen. Seve seve gelirim.


