Özgün Öztürk

Doğa aşığı Atatürk

Çankaya Köşkü'nden Meclis binasına giderken o günün Ankara'sında bir tek iğde ağacı var. Mustafa Kemal de, her gün ağacın önünden geçerken arabayı yavaşlatıyor ve ağacı selamlıyor.

Bir gün, 'Bakın bu benim...' derken o ağacın yerinde olmadığını görüyor. Büyük bir telaşla otomobili durdurup iniyor.

Buradaki işçilere, 'Ne oldu buradaki ağaca' diyor.

'Efendim, yolu genişletmek için ağacı kestik' cevabını alıyor.

Arabasına dönen Mustafa Kemal ağlamaya başlıyor, "Bunun başka yolu yok muydu?" diye.

Orman çi̇ftli̇ği̇

Nezihe Araz'ın aktardığı bu anı, Atatürk'ün doğa sevgisinin boyutunu anlatması bakımından önemlidir.

Yüce önderin doğa tutkusunun bir başka kanıtı da 1925 yılında kendi maaşıyla yerini satın aldığı bataklık bir arazide yarattığı Atatürk Orman Çiftliği'dir.

Zoru seven bu kocaman yürekli eşsiz insanın bir milleti yeniden su yüzüne çıkarışı gibi, bir bataklığı alıp toprağı yeniden filizlendirmesi için içinde nasıl bir doğa sevgisi olmalı diye düşünüyorum. Nasıl bir doğa, hayvan, insan sevgisi vardı ki doğaya, doğadaki canlıların tümüne birden sahip çıkabiliyordu?

Kocaman yürekli̇

Bu sevgide babasının ölümünden sonra yerleştikleri dayısının çiftliğinin mi etkisi vardı, yoksa bir insan doğuştan mı kocaman yürekli olur?

Ulusunu özgür kılan, bağımsız, onurlu bir devleti kuran büyük önder; onca yüküne, onca işine rağmen atla, köpekle, ağaçla, çiçekle de uğraşmayı nasıl başarabilir?

Sıradan insanların aklının almayacağı işler, davranışlar; yakışsa yakışsa ancak Atatürk'e, onun gibi bin yılda bir dünyaya gelen ender liderlere yakışır herhalde.

Çanakkale'nin, Kurtuluş Savaşı'nın yüce komutanı, eşsiz askerin yüreğinde her canlının yaşama hakkına duyduğu saygı gerçekten şaşırtıcıdır. Ona tüm dünyada duyulan saygının ne kadar hak edildiğinin de en somut kanıtıdır.

Cumhuriyetin temellerini atan, bugünün Türkiye'sini yaratan önder her canlının yaşam hakkına sahip çıkmış, insanı, hayvanı, ağacı birbirinden ayrı tutmamış, hepsinin bir bütün olarak yaşadığı bir Türkiye yaratmaya çabalamış.

Hakkina saygi

Devrimleriyle bir milletin çehresini değiştirmekle kalmamış o milletin bu toprakları paylaştığı diğer canlıların da yaşam hakkına sahip çıkmış. Gün gelmiş kesilen tek bir ağaç için, gün gelmiş hasta atının ötenazisi için utanmadan ağlamış.

Yüce önder Atatürk'ün bu özelliklerinin günümüz liderlerine de örnek olmasını, onların da Atatürk gibi, "insan, hayvan, bitki" ayırımı yapmadan doğadaki tüm canlıları sevmelerini, korumalarını dilerim.

Tüm canlıların yaşam hakkına saygı duyulan bir Türkiye dilerim.

Çok eskidendi…

At, avrat, silah...

At, avrat, silah... Siyah beyaz bir Yeşilçam filmi. Bir zamanlar erkekliğin, mertliğin, yiğitliğin ifadesi...

Şimdi biraz daha eskiye gitmek istedim. "Payitaht-ı Zemin Eminönü Bir Dünya Başkenti" adlı eser, Osmanlı'nın hayvan haklarına bakışını gözler önüne seriyor.

Kitaba göre Padişah 3. Murat, 1587'de "yük beygirlerine taşıyabileceklerinden fazla yük yüklenmemesi konusunda" ferman çıkardı. Fermanda, sahiplerinden, hayvanlarını iyi beslemeleri istenirken, hayvanlara taşıyabilecekleri ağırlıktan fazlasını yüklemek de yasaklandı.

Osmanlı arşivlerinde yer alan 2 Ekim 1856 tarihli belge ise 300 yıl sonra aynı duyarlılığın devam ettiğini gösteriyor:

" Saadetli efendim hazretleri, beyana gerek olmadığı üzere, beygir hamallarının cuma günleri tatil eylemeleri ve beygir sahiplerinin beygirlerin boş olduğu halde üzerine binmemek üzere semerleri üzerine demir çubuklar mıhlattırmaları eski adettendir. Fakat bir müddetten beri bu usule riayet edilmeyerek cuma günleri tatil edilmemekte ve sahipleri beygirleri yüklü olmadığı halde üzerlerine binerek birtakım çoluk çocuğa çiğnettirmektedirler. Bu hal layıksız bir şeydir ve asla caiz değildir. Bundan böyle bunların cuma günleri tatil ederek semerleri üzerine dahi çivi mıhlattırmaları kati olarak sağlanmalıdır.

Ayrıca bu hususta beygir hamalları ile bu tür iş yapan diğer ekmek, sebze taşıyan esnafın kethüdalarına gerekli tebligatın yapılması ve esnafın devamlı kontrol altında bulundurulmasının şehremaneti yetkililerine dahi ifade kılınmasının tarafınıza bildirilmesi Meclis-i Vala' dan ifade edilmiş olmakla o yolda gereğinin yapılması hususunda tezkire yazıldı.”

Esnaf birlikleri başkanları zabıtalar tarafından " yük hayvanlarının haftanın 6 günü çalışacağı, bir gün dinleneceği " konusunda uyarılmışlar ve esnafı sürekli kontrol etmişler.

16.yüzyıl İstanbul'u hakkında en yetkin kaynaklardan biri olan Türkiye Mektupları adlı eserin yazarı Ogier Ghiselin de Busbecq'in verdiği bilgi at sevgimizin altını çiziyor:

" (Türkler) Hayvanlara bakanlar da onlara gayet iyi muamele ederler. Onları durmadan okşayıp muhabbetlerini kazanırlar. Son derece zorda kalmadıkça kızgınlıklarını çıkarmak için değnekle hayvana vurmazlar. Bunun sonucu olarak da atlar insanlara karşı gayet muhabbetli oluyorlar. "

At, avrat, silah... Sanırım artık sadece eski bir Yeşilçam filmi olarak hatırımızda.

Atın yerini otomobiller aldığından mıdır bilinmez; ama artık atların pabucu dama atıldı. Atları gözümüzden ve gönlümüzden uzaklaştırdığımızdan beri yiğitliğe, mertliğe, dürüstlüğe ne oldu?

Basılı arşivden
Bu yazı ilk kez 4P1K Sayı 25 (Temmuz 2021) sayısında yayımlandı.
ReklamTailtown
ÖÖ
Yazar

Özgün Öztürk

4P1K’de 10 yazısı yayımlandı. Tüm yazıları

4P1K Bülten

Yeni yazılar e-postanıza gelsin

Yeni yazılar, haberler ve arşivden seçkiler; ayda iki kez, reklamsız ve kısa.