Mehtap Huri Sağsen

Doğanın Sesinden

Daha hüzünlü bi̇rses varmi?

Dünyayı kendi elleriyle yaşanması zor bir gezegen haline getiren insanoğlu, başına gelen her felaketin ardından kendini kurtarma çabası içine düştüğü an; ilk göz diktiği basamak, hayvan canı oldu.

Bu sanki yüzme bilmeyen iki insandan birinin boğulma anında, bir diğerinin bedeninin üzerine çıkıp boğulmaktan kurtulmaya çalışırken yanındakinin canını hiçe sayması gibi bir şeydi.

İşte bu benzetme asırlardır insanoğlunun doğa ve hayvan canını hiçe sayarak başına gelen felaketlerde uygulamış olduğu en acımasız yöntem.

Günahlarının getirdiği buhranlardan kaçış, savaşlar, bilimde yüceleşme - ilerleme, sanatta güzelleşme, felsefede derinleşme isteği insanı daha yukarılara çekecekken, engellerin olduğu alanların bertaraf edilmesi gibi eylem gerektiren durumlarda, üzerine çıkarak boğulmaktan kurtulacağı bir dal parçası olarak gördü hayvanı.

Sanayi devriminden sonra da büyük bir hızla, selamete ulaştıracak olan merdivenin ilk basamağı olarak gördüğü hayvanı hiç acımadan ayakları altında ezdi.

Çağımızda uzaya gönderilen maymunlar, köpekler, deneyde kullanılan tavşanlar - fareler ve diğerleri hep insanın sözde iyiye, medeniyete, sanata, felsefeye ulaşabilmesinde nefes aldığı ve kalbi attığı unutulan bir metaydı...

Sözde bu aydınlanma, bilinçlenme, iyiye gelişme gibi toplum çıkarlarını gözeten olgular hiçbir zaman hayvanlar kullanılmadan, hayvanların yaşam hakları ihlal edilmeden gerçekleştirilmedi... Kendisini çıkarlarına kaptıran insanın bazen savaşlarda, bazen salgın hastalıklarda, bazen kuraklıkta ilk imdadına hayvanların bedenleri yetişti..

Ama bu imdat çağrısının gerisinden gelen olayın olgusunda sadece insan kazandı...

Geçtiğimiz yıl Avusturalya' da yine insanların yüzünden çıkan yangınlarda sayısız hayvan yanarak can verirken, yetkililer geride kalan büyük toynaklıların su kaynaklarını bitireceğini düşünüp onları helikopterle kurşun yağmuruna tuttu ve kendisini yalancı selamete getirecek olan ilk basamağı böylelikle yine, yeniden hayvan bedeninin üzerine basarak çıktı. Geçmiş yıllarda yine insanların hataları sonucu dünyaya yayılan Kuş Gribi" nden çok sayıda kanatlı insanlığa sığmayan bir uygulamayla yakılarak ve boğularak yok edilmişti..

Bir zamanlar yine İkinci Dünya Savaşı' nda Rus fizyolog ve psikolog olan deneysel psikoloji alanlarını derinden etkileyen, köpekler üzerinde yaptığı deneyle tarihin akışını değiştiren, İvan "Pavlov' un Klasik "Koşullanma Deneyi" hayvan katlinin bir önceki aşamasını işaret etmişti.

Pavlov, yaptığı deneylerde köpeklerin midelerini keserek bir hortum yardımıyla mide salgılarını almış, köpekleri günlerce aç bırakmış, acı çektirmiş, en sonunda köpekleri insan için canlı kalkan olacak hale getirmişti.

2. Dünya Savaşı sırasında, Alman' lar la girdikleri savaşta zor durumda kalan Sovyetler, Pavlov' dan yardım istemişti.

Pavlov, sadece insan menfaati üzerine olan bu yardımı geri çevirmemişti.

Şartlı refleks üzerine yaptığı deneylerin ışığında, günlerce aç bıraktığı köpeklere bomba bağlatmış, aç köpekler geçirdikleri deneylerin etkisiyle düşman askerlerinin olduğu tankların altlarında et var sanarak Alman tanklarına saldırmıştı.

Tankların altlarına girdiklerinde ise Ruslar tarafından o kanlı savaş alanında düşman askerleriyle beraber acımasızca patlatılmışlardı. Ve sonuç olarak onlar yine insan menfaatinin acı dolu, siyah ve korkunç merdivenlerinin ilk basamağı olmuşlardı..

Ve şimdi de, geçmişte insanı yaptığı ihanetlerinden vuran ve adeta bir veba gibi yayılan Covit salgını yüzünden vizonlara geldi sıra.. Tarih bütün alanlarda tekerrürden ibaret olduğu için hayvan katliamlarında da yine geçmişte olan insan günahları Corona Virüs' den kurtulmak için yine yeniden sahnede yerini aldı.. Bu defa cinayet meydanı sıcak savaşta düşman tanklarının altında değildi elbette, vahşi hayvan ticareti yapan Danimarka' nın vizon çiftliklerindeydi...

O güzelim yüz ifadeleri, eşsiz ve canlı bakan gözleri, yumuşak kaliteli postlarının bedelini çiftliklerde ölmeyi bekleyip en nihayetinde de canlı canlı derileri yüzülüp hayatları ellerinden alınan vizonlar çok daha korkunç bir ölümle karşı karşıya kaldılar... Kürklerinin para etmesi de yazık ki korkunç ölüm şekillerini engellemeye yetmedi. İçinizde bu satırları okurken ' ne fark eder ki, ha kürkleri yüzünden öldürüldüler, ha, coronadan dolayı virüs taşıdıkları için öldürüldüler diyenleriniz olabilir ancak, Zombi Vizon lakabıyla adeta dalga geçer gibi isimlendirilmek hayvanların masum kişiliklerine yapılmış, dolayısıyla insanlığa yapılmış en büyük hakarettir...

Bu gelincik ailesinden gelen hayvanların tüylerinin kaliteli oluşu nesiller boyu sanki lanetlemişti onları.

Daracık kafeslerde sadece ölüm amaçlı yaşatıldılar, arkasından bedenlerine verilen çok güçlü bir zehirle katledildiler ve nesillerdir uygulanıyordu bu zulüm.

Vizon kürkü sektörüne talep arttıkça devam etti gitti katliamlar.

Danimarka, bu kanlı ticareti yapan ülkeler arasında ABD' den de, Çin den de, İtalya' dan da, İspanya ' dan da, Hollanda' dan da fazla gelir elde eden en önde giden ülke durumundaydı.

Haberlerde öyle söyleniyordu ki, bu kanlı pazarın en büyük ihraç ürünlerinden birini oluşturan kalem gözüyle bakılıyordu Danimarka' daki vizon kürküne… Kürk başına ortalama 100 dolar getiriyor, Kopenhag’da yılda 5 kez düzenlenen dev mezatların her birinde 250-300 milyon Euro’luk satış yapılıyor; yüzlerce çiftçi aile masum vizonların üzerinden bu sayede zengin oluyordu.

Fark eden bir şey yok aslında bu zengin oluş dünyanın her yerinde aynı biçimde işliyor…

Hayvan hakları savunucularının mücadele alanlarından biri vizon çiftlikleri pek çok ülkede yasaklandı ancak, katliam bu defa da kaçak olarak devam etti.

Geçtiğimiz günlerde, yine insanın kötü şöhretine ve tarihin karanlık sayfalarına işlenecek bir ilk basamak örneğinin bu kez de vizonları kurban seçmesinden söz ediyorum.

Bir süre önce yine vahşi hayvan ticareti yapan ülkelerdeki COVID-19’un vizonlarda mutasyona uğradığı saptandı. Hollanda, Danimarka, ABD’de vizonlar üzerinden insana geçen mutasyona uğramış virüse Varyanta “Cluster-5” adını verdi ve katliam da başlamış oldu... Bölgedeki bütün vizonlar, o bölgeye sekiz km uzaklıktaki zarar verdiği henüz tespit edilmemiş başka vizonlarla beraber diri diri toprağa gömüldü.

Sadece Danimarka’da 15 ila 17 milyon vizonun ölüm haberi sosyal medyanın türcü dil sansürüne uğradı...

Birçok sosyal medya kanalı, sanki ölüp gidenin canı yokmuşçasına, zavallı vizonlar birer eşyaymışçasına katliamın biçimine " imha edildi veya telef oldu " başlığını attı...

Cinayet işlenildiğini bildiği halde bu kelimeyi sansürleyerek normalmiş gibi gösteren sosyal medya, vizonların ölü bedenleri hususunda bu kadar dikkatli olmadı ve ölü bedenler hiçbir sansüre takılmadan bütün dünyanın gözlerine doldu.

Bizlere yansıyan fotoğraflarda milyonlarca güzeller güzeli hayvanın o masum bedenlerinin üst üste istiflenerek diri diri gömülmesi vicdan taşıyan bütün insanların yüreğini yaktı.

Bu katliamın şerri, belki de iyi neticeler doğurur da, bazı ülkeler bu çiftlikleri tamamen kapatma kararları alır.

Bu olayların sonrasında , haberlerde bir uzman çıkmış, gözyaşlarına hakim olamadan şunları ifade ediyordu: "Aslında bu virüsün en büyük taşıyıcısı insanlar, en büyük virüs biziz.. Vizonların çığlıkları kalbimde derin bir boşluk bıraktı ve her gece uykumda o boşlukta kayboluyorum"

Ölen vizonlar geri gelir miydi peki?

İnsanoğlunun zararı hem kendine hem de diğer canlı türlerine. Doğaya ve diğer canlılara saygı duymayı hiçbir zaman öğrenemeyecek insanoğlu, sebep olduğu felaketlerden kaçarken basamak olarak seçtiği vizonların günahını yine eminim ki, başına gelen bir diğer felaketle ödeyecek, çünkü evren hep böyle çalışıyor, çünkü doğa mutlaka intikam için geri dönüyor.

Zincirden kopan her ne ise, zincirde kalanlara fatura daha sonradan kesiliyor.

Bu olayın akabinde Danimarka başkanı görevinden istifa etse de, bölgeye yayılmış olan vizon çiftlikleri kapatılma kararı öne çekilse de, uzmanın birisi çıkıp bunun insanlık dışı olduğunu üstelik sığ bir şekilde gömülen vizon ölülerinin kimi alanlarda topraktan geri fışkırarak adeta insanoğluna yaptığı utancı yüzüne çarparcasına kendini hatırlatmış olsa da, bir başka uzman yine çıkıp kimi alanlarda toprağın altındaki cesetlerin doğal su kaynaklarını zehirlemiş olabileceğini söylese de, yaşanan kaos ülke yönetimini ikiye bölse de, zavallı hayvanlar geri gelmez ve vizonların günahına girenlerin ödeyecekleri bedeller asla yeterli olmaz.

Haberlerde tesadüf etmiştim. Bir bölgede canlı canlı gömülen vizonların seslerini duymuştum... O sesler hala kulaklarımda... Eminim ki bu haberleri dinleyen, görselleri gören her insanın kalbinde bende olduğu gibi derin bir keder oluştu.

Ben dünyanın başka bir yerinde, Danimarka' dan çok uzak bir iklimde yaşasam ve bu suçu benim yaşadığım ülke işlemiş olmasa da, bu durum bir insan olarak benim suçsuz olduğum anlamına gelmiyor, çünkü insanlar dünyada bir bütün halinde yaşayarak birbirleri ile etkileşim halinde hareket ediyor.

Mesela, benim ülkemde yaşayan, üstelik toplumda sevilen bir sanatçı, hiç unutulmayacak bir gafla yakın tarihte sosyal medyayı sallıyor… Bu kanlı sektöre, vizon kürkü satın alarak üstelik te satın aldığı kürkü Çağdaş Yaşam Derneği gibi ahlaki erdemleri yüksek bir derneğe bağışlayacağını ifade ederek hayvanseverlerin haklı olarak kötü tepkisini topluyor.(Bağış, asla dernek yönetimi tarafından kabul görmemiş, cevabı bir mektupla açıklanmıştır, bu bağlamda derneği yürekten tebrik ediyorum)

Dolayısıyla, cinayetlerin uzaklarda işlenmesi benim ülkemin masum olduğunu göstermiyor...

Danimarka hayvanların postunu yüzerken, benim ülkemde de Tanrı' ya ulaşılan basamakta din ritüelindeki kurban inancı devreye giriyor. İnsan her yerde aynı. Oysa doğaya zarar verdikten felakete sebep olduktan sonra kendine gelecek zararı yine hayvan bedenleri ile engellemeye çalışırken doğanın çığlıklarını duyamıyor, çünkü insan panik halinde… Çünkü insan kaybolmuş, çünkü insan geri dönülemeyen yollara yürümüş…

Yine de her ne olursa olsun umut var.

Yeter ki insan dinlesin etrafında kendisine doğru gelen sesleri...

Ben her yerde, her zaman, duyuyorum... Sizler de duyuyor musunuz benim duyduklarımı?

Bakın... Her yanı farklı büyülerle çevrili muhteşem bir dünyadayız. Ama çoğumuz hissetme yetisini kaybetmiş, çaresiz durumda olan, günahlarını masum hayvanların üzerine yığan adına insan denen varlıklarız. Doğa hayal gücünün de ötesinde çok çeşitli, çok renkli bir mucize.

Kelimeler doğanın ve karanlık diplerin, ulu ve yüksek tepelerin, aşılmaz ormanların, sonsuz uzay ve gezegenlerin karşında kifayetsiz.. Dünya denen gezegen eşi benzeri olmayan bir mucize...

O mucize ki, nefes alıp nefes veriyor, canlılarıyla, gizemleriyle, harikulade enerjisiyle bize cennet oluyor.

Ayaklarımızın altındaki yer, dağdan esen rüzgâr, okyanusların dip sularından balıklar ve suyla bütünleşmiş kara hayvanları, yaban hayat kıyılardan bizlere sesleniyor.

Ve her yanımızda olduklarını, biz insanoğlunun ayrılmaz birer parçaları haline geldiklerini, bütünün içinde gizli şahdamarımız olarak yaşamaya devam ettiklerini, kendilerinden bize hiç zarar gelmeyeceğini, bütün musibetleri yine insanın kendi başına kendisinin getireceğini söylüyorlar ve hastalıklı yerlerimizi her şeye rağmen ekosistemler içindeki yapbozun ayrılmaz parçaları olarak iyileştirmeye çalışıyorlar.

Ama bizler, mucizeyi görmezden geliyor, yakıyor, önümüze çıkan her şeyi basamak olarak kullanıyoruz. Doğanın sesi azdan yükseğe doğru tırmanan acı bir senfoni gibi ve bizler kulaklarımızı tıkıyoruz.

Yağmur ormanlarının yanması, sahil şeritlerini patlatan fırtınalar, kuraklığın ormanları kavurması ve insan topluluklarına yayılan salgın hastalıklar o orkestranın ayrı birer enstrümanları...

Bu enstrümanlar, tekrar kendilerini fark etmemizi, hatırlamamızı, iyileşmemizi ve yine yeniden ilk insanlar gibi tekrar doğanın mucizelerini korumamızı, yok etmeden devam etmemizi bekliyorlar.

Dinleyin... Siz de duyuyor musunuz, görüyor musunuz, hissediyor musunuz mucize denen gerçekleri?

Dinleyin... Doğanın sesinden, insanların başına gelen her kötü olayda fatura canlarına kesilen masum hayvanların seslerinden daha hüzünlü bir ses var mı?

Basılı arşivden
Bu yazı ilk kez 4P1K Sayı 19 (Ocak 2021) sayısında yayımlandı.
ReklamTailtown
Mehtap Huri Sağsen
Yazar

Mehtap Huri Sağsen

Mehtap Huri Sağsen (veya Sağesen), HAYTAP (Hayvan Hakları Federasyonu) Ordu İl Temsilcisi ve hayvan hakları aktivistidir. 4P1K’de 14 yazısı yayımlandı. Tüm yazıları

4P1K Bülten

Yeni yazılar e-postanıza gelsin

Yeni yazılar, haberler ve arşivden seçkiler; ayda iki kez, reklamsız ve kısa.