Çocukluğumun Korkulu Rüyasınınsuçsuz Kahramanı
Tarihin her döneminde insanlar doğanın gücü karşısında çaresiz kalmışlar; kendilerini koruma içgüdüsü içinde, inandıkları tanrısal varlıklara kurban adamışlar, adadıkları kurbanları Tanrı için kesmişlerdir. Her inancın, kültürün kendine göre kurban ritüeli vardır.
İnsanların tanrılara olan bu sadakat ve şükran gösterme biçimleri hayvanların da Tanrı'ya ait bir can olduğunu, dolayısı ile aslında Tanrı'ya ait bir canı kendilerinin malıymış gibi göstererek ona geri sunduklarını fark edemeden uygulanmaya devam etmiş, sadece inanç olarak değil, bazen de örf adet olarak büyük bir tahakkümle günümüze kadar gelmiştir.
Bu kanlı insan tahakkümü farklı coğrafyalarda farklı kültürlere göre farklı hayvanların üzerinde uygulanmıştır... Yahudilerdeki bin bir işkence ile tavuk kesme törenleri, Cin' deki Yulin Festivali, Müslümanların kurban kesmeleri, Hıristiyanların hindi kesmeleri, İspanya'daki boğa güreşleri gibi bazen inanç, bazen örf- adet, bazen eğlence olarak yılın belli zamanlarında hortlayan bu yanlış değerlerde, yüzyıllar boyunca insanın düşünüp, sorgulayıp uyanışa geçtiğinde insanlığından utanacağı bir bencillik, bir şekilcilik, ezberci bir inanış vardır.
Tarihe geri baktığımızda birçok şekilci inanç ve kültürde değişik hayvanların, hatta hiç günahı olmayan insanların kurban edildiğini görüyoruz. Günümüzde bile bir olay, bir sıkıntı olduğu zaman, “Şu sıkıntıdan kurtulursam kurban keseceğim, kurban adayacağım” gibi adaklarda bulunuluyor... Kurban; insanın Tanrı'ya yakınlık elde etmek için adadığı ve bir tek tırnağını bile kendisinin yaratmayı başaramayacağı can oluyor bu bağlamda... Bütün gelenek, görenek inanç gibi değerler, sözde güzele hizmet amaçlı yapılan bütün eylemler, hep korku, çığlık ve kan akıtmayı işaret ediyor.
Oysaki Tanrı, insan günahlarının kefaretini hiçbir günahı olmayan hayvanların masum kanlarından istemeyecek, bilakis yarattığının başka bir yarattığı tarafından yok edilmesinin bedelini eninde sonunda ödetecek kadar büyük ve ilahi bir güçtür, ondandır ki onun hediye olarak masum bir canın kanına ihtiyacı yoktur. Tanrı' ya sunulan en güzel hediye, bu güzel evren içerisinde diğer türlerle beraber barış içerisinde yaşamak ve bize Tanrı tarafından sunulan akıl denen altıntopu hep güzele ve sevgiye hizmet için kullanmaktır.
Hepimiz zaman zaman toplum kurallarına uyum adı altında bireysel olarak hep birilerinin düşüncelerini kabul etmek zorunda kaldığımız, ucundan köşesinden içine düşürüldüğümüz örf, adet, inanç gibi sorgulamadan diktayla öğretilmiş bazı değerlerin kabul gördüğü, araştırmaya, aydınlanmaya dolayısıyla eleştirmeye kapalı olduğu bir sosyal çevrede bizler gibi düşünmeyen insanlarla yaşamaya onların fikirlerine saygı göstermeye mecbur bırakılıyoruz.
Elbette yetişkin insanların inançları kendilerini ilgilendir ama bizlere daha doğmadan toplumun öğrettiği bazı değerler çocukların kişisel gelişiminde olumsuz sonuçlara sebep oluyor. Henüz bilinci oturmamış çocuklara büyük korku ve dehşet veriyor. Bir çocuk, bir hayvanın tıpkı kendisi gibi duyguları olduğunu, empati duyguları masumca geliştiği için bir yetişkine göre daha fazla fark ediyor ve dolayısıyla boynu kanlar içerisindeki bir hayvana yapılan bu zalim muameleyi ne kadar paravanlanarak anlatılsa da cinayet olarak algılıyor.
Kurban kesimi izlettirilen bir çocuk, kurban kesen kişiyi de bir katil olarak görüyor, çünkü kurban kesiminin nedenini belirleyen soyut değerleri idrak edecek yaşa henüz gelmemiş oluyor. Aslında bunların farkında olan pek çok insan, çocuklara kurban kesimini seyrettirip seyrettirmeme konusunda kafa karışıklığı yaşıyor. Zira yapılan sözde güzellik amaçlanan eylemde; insanın tüylerini diken diken eden, öğretiye uyan, lakin yüksek idrak kabiliyeti olan insan mantığına uymayan bir yanlışlık, bir yozluk var. Tanrı bunu emretmiş bunu çocuğun öğrenmesi gerekir, insanın doğasında kan akıtmak gibi bir dürtü var ve küçük çocuklar hayvanların kafasının kesildiğini izlerlerse sevap alırlar gibi birçok cahil bahaneler özellikle kırsal bölgelerde yaygınken, batıya doğru azalış gösteriyor. Son kuşağın çoğu kurban ritüelinin çocuklar için sakıncalı olduğunun farkında olsa da, bunun mecbur olduğuna kendilerini inandırmış durumdalar. İşin daha vahimi, çocuklara kurban izletme fikrini savunanlar çocukların kendileri kadar vahşi ve kan akıtma meraklısı olmadıklarını hiçbir zaman anlayamadılar.
Çünkü Tanrı' ya itaat etmenin, ona yakın durmanın başka alternatiflerini reddetme yolunu seçtiler.
Kim ne derse desin, çocukların psikolojilerini bozmadan Kurban kesmenin anlamını çocuklara anlatmanın bir yolunun olmadığı çok açık. Bu konuda belki de yüzlerce makale okudum. Bütün araştırmacılar çocukluk döneminin yetişkinlik döneminden farklılıklar gösterdiğini, inanç konuları gibi soyut kavramların çocukların ergenlik yaşlarına kadar yetişkinlerin anladığı anlamda kavramalarının gelişimsel olarak mümkün olmadığını söylüyorlar. Bir zamanlar kurban izlemek zorunda bırakılan bir insan olarak bunu doğruladım. Bu vahşeti anlayabilmek için bir psikolog olmaya da gerek yoktu kanımca...
Sağlıklı düşünen tüm yetişkinler idrak edebilir bu hassasiyeti. Kurban bir teslimiyet bir sevgi göstergesi olarak çocuğa anlatılmaya kalkılsa bile içeriğinde sevgiden çok canilik olduğunu gören bir çocuk, yaşadığı korkuyu yıllarca üzerinden atabilir mi sizce?
Eve kurban olarak getirilen, bir kaç gün misafir edilen, atan bir kalbi, bakan gözleri, hisleri, duyguları olan bir arkadaşını bir sabah uyandığında yerinde bulamayan bir çocuk ne hissedebilir? Bu soruların cevabı bir zamanlar böyle bir kâbusa şahit olduğum için benim yüreğimin derinliklerinde gizli.
Şahi̇t olduğum her şey aşağidaki̇ hi̇kâyede gi̇zli̇…
O yıllarda küçücük bir kızım. En fazla altı yedi yaşındayım. Herkeste bir telaş, Kurban gelecek şöyle yapalım böyle yapalım diye konuşuyor büyükler. Heyecanlanıyorum... Köy evindeyiz. Hummalı bir hazırlık. Kurban kimdir, nedir bilmiyorum? Sadece çok istenilen bir misafir olduğunu anlıyorum. Belki de bir teyze…
Derken, babam eve Kurban için bir güzel koyun getiriyor.
Nasıl seviniyorum. Onunla arkadaş oluyorum… Her gün ahırda yatıp, ahırda kalkıyorum. Üstüm başım Kurban kokuyor. Çünkü koyun, Kurban denilen misafire verileceği için ona "Kurban Koyun" diyorum. Kurban kişisinin çok saygıdeğer biri olduğunu ve onun için her şeyin yapılabileceğine o hummalı hazırlık sebebi ile şahit oluyorum. Bir tek şey hariç: Bir " can" verileceği...
Kurban Koyun yanına gittiğimde elbiselerimi yüzümü yalıyor. Yapılabilecek her güzel şeyi birlikte yapıyoruz, dost oluyoruz.
Kurban kişisinin gelmesine bir gün kala, içimi garip bir hüzün kaplıyor. Göğsüm sıkışıyor. Kurban Koyun' u ona vermek istemiyorum çünkü. Ona yalvarsam, biz dost olduk Kurban Teyze, bu koyun benim olsun desem bana verir mi diye soruyorum babama, babamda cevap yok…
Ve o kâbus dolu gün, kalbimi daraltan bir acıyla uyanıyorum uykudan. Yeni alınan beyaz çoraplarımı ve kırmızı parlak ayakkabılarımı giyerek koşuyorum ahıra.Gıcırtılı kapıyı sonuna kadar aralıyorum ama Kurban Koyun yok. O sırada gürültülü sesler duyuyorum arka bahçede, koşuyorum... Kovalar, kan, bir sürü başka hayvan, yarısının kafası gövdesinden ayrılmış.
Olanca gücümle Kurban Koyun nerede, ne yaptınız ona diye haykırıyorum…
Tam o sırada, birikmiş kan gölünün kenarında, onu henüz hayatta beklerken görüyorum. Yaşlı bir adam duruyor biraz uzağında.
Onu en son akşam gördüğümü, yanına gittiğimi ve ona yiyebileceği bir şeyler verdiğimi hatırlıyorum. Karşımda elleri ve ayakları bağlı bir şekilde durması beni korkutuyor. Her zamankinden daha farklı korku dolu gözlerle etrafını seyrediyor Kurban Koyun. Sanırım o da olanlara bir anlam veremiyor. Yaşlı adam ona doğru uzanarak gözlerinin üzerine beyaz bir bez bağlıyor... Babam ise üzerine doğru eğilerek onu sıkı sıkı tutuyor. Babamdan da korkuyorum o anda. Ürpertici bir sessizlikten sonra yaşlı adam dua okuyarak elindeki bıçağı Kurban Koyun' un boynuna sürtüyor.
Kendi boynumda tuhaf bir acı hissediyorum…
Yalvarıyorum babama, kıymayın ona diye ağlıyorum… Boynunu kesiyorlar Kurban Kuyun' un. Kesilen boynundan hızlı bir şekilde kan fışkırmaya başlıyor... Boynuna takması için verdiğim sarı kolyesi kırmızıya boyanıyor. Beyaz tüylerinin üzerinde parıldayan kolyenin yerini kırmızı kan alıyor. Yalnızca kırmızıyı görebiliyorum. Herkes bana düşmanı söylüyor. Bacaklarını çırpması etrafındakilerin seslerine karışıyor. Beraber oyun oynadığımdan çok daha farklı görünüyor gözüme bu kez Kurban Koyun. Sonra tuhaf bir hırıltı duyuyorum tutsana, baksana diye konuşan kişilerin seslerini bozan. Sık aralıklarla kesilen ve kan ile dolan yerden nefes almaya çalışıyor, ayakları kıpırdanıyor... Hırıltıları beni çıldırtıyor…
Bütün olanları anlayamıyorum önce, sonra Kurban teyzeye ne diyeceksiniz şimdi diye bağırmaya başlıyorum... Babam beni yatıştırmaya çalışırken birisi yanıma geliyor, kanlı eliyle kolumu tutup bunun insanların günahlarının af olması için yapıldığını söylüyor... Benim ve arkadaşımın hiç günahımız olmadığını söylüyorum.
Yalvaran çığlıklarım boşa gidiyor. Meydandan uzaklaştırılmaya çalışılırken, beyaz çoraplarım Kurban Koyun' un kanına bulanıyor. Ortalık sakinleşip şenlik dağıldığında onun bükük duran boynunu beyaz bir teknede görüyorum. Ağzında son yediği ot var. Eğilip ellerimi donuk bakan gözlerine sürüyorum. Onunla oynarken elimi getirdiğimde sürekli göz kırpan arkadaşım hiç tepki vermiyor.
Kendimi o kadar suçluyorum ki, nefesim durana dek koşuyorum. Yorulunca fındık bahçesinde bir hendeğe düşüyorum. Sanki kalbim duracakmışçasına koşarsam beni affeder diye düşünüyorum. Ve sanki orada olanların bedelini ben ödemeliymişim gibi geliyor…
Ve yaşamın ne acımasız olduğunu, insanların, işledikleri suçları masum hayvanların kanlarıyla temizlemeye çalışmalarını o gün öğreniyorum.
Günlerce ateşleniyorum. Benim küçük dostum bir daha geri gelmiyor... Bu olayın üzerinden otuz beş yıl geçmesine rağmen o hala rüyalarıma gelir, kendisini kurtarmamı ister… Boynunda asılı duran sarı boncukların kırmızı kana bulanmış haliyle dikilir karşıma. Hiçbir şey söylemeden yere bakar...
Bu zamana kadar ömrüm boyunca kurtardığım iyileştirdiğim bütün hayvanlar, kedi, kuş, tavuk, köpek vs, hepsi mutlu bakar gözlerime fakat Kurban Koyun kana bulanmış gövdesiz boynunu kaldıramaz yerden. Gözlerime bakmaz. Çektiği acı sebebiyle onu bir kahraman ilan ettim içimde. Sessiz sedasız gidişine büyük bir saygı duyarım...
Ölmesi mecbur değilken, hiçbir suçu yokken, hayatımda değerli olan bir insanın ölmesine duyduğum üzüntüye eşdeğer bir üzüntüde çocukluğumun korkulu rüyasının suçsuz kahramanı olarak yaşar durur içimde...
O olaydan sonra uzun bir zaman "güvenemedim kimseye" Ama bir şey var ki hatırladığım, bunu hiçbir çocuğun yaşamasını istemem ben.
O da, " suç işlemeyenlerin boynu kesildiğine göre, bir gün benim boynumu da keserler diye yorganı başıma çekip uyumadan uyuyor numarası yapmam..."



