Çin Seyahatnamesi
Bu sayıda Çin gezimi anlatmak istedim. Elbette köpek eti konusunu kendimce araştırdım.
Çin hükümeti bunu kesinlikle yasaklamış. Sokak köpekleri az. Barınakların bizdekilerden pek farkı yok. Cins köpekler çoğunlukta ve hepsi sahipli. Veteriner hek. Klinikleri de gayet donanımlı ve iyi hizmet veriyorlar. Köpek ve kedi eti güneyde sınırda en fakir bölgede yeniyormuş sadece. Hong-Kong yakın bir Canton burası. Ne acı ki dünyanın en pahalı marka ayakkabı ve çantalarının üretildiği yer Canton Province. Fakir halk burada sömürülerek emeği çalınıyor.
Sonra bu ürünler, milyonlarla ifade edilen birimlerle satılıyor. Moda merkezlerinde.
Buna mukabil sokaklarda her türlü böcek ve sürüngenleri satılırken gördüm.
Akrep, sümüklü böcek, salyangoz, çekirge ve hatta küçük yılanları pişirip satıyorlar.
Bunları görmek ve izlemek beni çok irite etti.
Ancak bir taraftan da bizim ülkemizde kesilip yenilen kuzulardan, danalardan pek de farkı olmadığını düşündüm.
Mezbahaların duvarları cam olsa idi. Sanırım kimse et yiyemezdi.
Kapalı kapıların ardında hayvanların nasıl bir ızdırap ve işkence ile can verdiğini az çok bilen bir insan olarak bunu yazma hakkını kendimde görüyorum.
Diyanetin fetva vermiş olmasına karşın Türkiye de bir tek Tekirdağ Çorlu mezbahasında hayvanlar elektroşok yöntemi ile kesiliyor. Bunu hayata geçiren Değerli dost Prof. Dr. Tamer Dodurga’ya sonsuz teşekkürlerimizle...
Bu konuyu daha sonraki sayılarda detaylı yer vermek üzere kapatıyorum.
Komünist bir rejimle idare edilen bir ülkede insanların bu kadar mutlu görünmesini standartlarının yüksek olması ve güçlü ekonomisine bağlıyorum.
Herkesin bir işi hatta çoğu zaman iki iş de birden çalışıyorlar, korkunç çalışkanlar.
Hayat canlı ve hızlı akıyor. Shanghai müthiş ve modern ve çok güzel bir şehir.
Shanghai'lı olmak ise burada bir ayrıcalık. İnsanlar önce Shanghai'lı, sonra Çin'li olduklarını belirtiyorlar.
Bir şehri, güzel bir şehir yapan özellik sadece ekonomisi ve zenginliği değil bana göre, ruhu, insanları, kültür derinliğinin şehire ve insanlara yansımasıdır.
Bir şehri, şehir yapan unsurlar ise tarihi, sanatsal yönü ve nihayet görselliğidir. Bunların hepsini anlatmaya zaman yetmez. Tarihi zaten belli, 4000 yıla dayanan dünyanın ilk medeniyetlerinden biridir. Her ne kadar talihsiz kültürel bir devrim tecrübesi yaşamış olsa bile, çok zengin bir kültür mirasları var.
Diğer taraftan, her ne hikmetse bu ülkeye giriş yaparken çok zorlanıyorsunuz. Ahiret sorgusu yapıyorlar. Göz retinanızdan, parmak izlerinize, vücut ateş ölçünüze kadar....
Shanghai'ya indiğim ilk akşam bir " hoşgeldin " partisine davetli idim. Hayatımda ilk kez karşılaştığım insanların sıcacık gülümsemeleri yakınlığı, misafirperverlikleri çok hoştu.
İnsanların sevinç nidaları çıkarmaları, neşe ile bağrışmaları ise oldukça enteresandı.
Bir toplantıda biz bu kadar çok yüksek ses ve bağırtı yaparak nidalar çıkarsak hoş görmezler. Partideki pastaların enfes tatlarını, içkilerin takdim şeklini kirazların iriliğini ve tatlarını yazmadan geçemeyeceğim.
Ve tabi ki, bir de Çinlilerin dumpling mantısını yazmak zorundayım. Bizim mantıdan lezzet, görüntü, içerik ve yapım tekniği oldukça farklı, kocaman ve şekilli mantılar yapıyorlar.
Hatta renklileri bile var. Buharda hiç suya değmeden pişiriliyor.
Ondan sonra iki adet çubuk ile mantıları mideye indiriyorsunuz. Müthiş bir lezzet!
Geçen akşam bu mantıcının kralı olan aslen Taiwan'lı bir restorana gittik.
Zaten burada en lezzetli yemekler hep Taiwan bazlı.
Bu mantıyı ilk kez bir Amerikalı gazeteci o küçücük mantı dükkânında yiyip nefasetini yazıyor gazete köşesinde.
Sonrasında bu mantı çok popüler oluyor ülkede ve Amerika' da ve hatta şu anda dünyada. Gelirseniz muhakkak Din Tai Fung da yemenizi tavsiye ederim. İster misiniz şimdi Samsun' da da tutsun.
Birde üzerine Hokkaido bölgesinden gelen krokanlı Japon tatlısı ile mutlu son!
Bu kadar çok insanın sürekli gülümsemeleri beni çok mutlu ediyor. Bizim ülkede bu kadar çok gülümseyen insan topluluğunu bir arada görmek mümkün değil. İnsanlarımız çok mutsuz.
Anlayacağınız 1.40 milyar insanın sürekli gülümsediğini bir düşünün, ne büyük mutluluk ve sinerji etrafta dolanan.
Çin'de her şey bir Ni Hao yani merhaba ile başlayıp Xie Xie (Şi şi diye okunuyor) yani teşekkür kelimesi ile bitiyor. Çinlileri sevmemek na mümkün.
Xi'an şehri ise Çin' in en eski başkenti. Saatte 450 kilometre yapan (bullettrain) hızlı trenle, Çin de toplamda 4 gün içinde 3835 km kilometre kat ederek önce Xi'an şehrinde, dünya mirası TERRACOTTA Askerlerini ve Çin'in ilk imparatoru Qin Shi Huang'ın (221 MÖ), bıraktığı tarihi mirası görmek üzere yola çıktık. 2200 yıllık bu yer altı hazinesini görmek, eşsiz bir öğrenim ve kazanımdı.
Hayranlıkla, biraz da irkilerek, toprağın 7 metre derinliğindeki yüzlerce askeri, canlı imiş gibi dimdik, adeta teyakkuz halinde görmek, insanı hayranlıkla karışık bir dehşete düşürüyor.
700.000 sanat işçisinin çalıştığı, sanatsal mezar alanını gördük. Toprak altında gömülü olan askerlerin yayıldığı alan, üç futbol sahası büyüklüğünde ve şu ana kadar yaklaşık 8000 figür gün yüzüne çıkartılabilmiş ve 1974'den bu yana kazılar devam etmekte.
1978 yılından bu yana resmî olarak dünyanın 8. Harikası olarak kabul görmüş bir nekropolis. (Mezarlık şehri )
TERRACOTTA Askerlerini görebilmek için adeta mahşer günü yaşadım.
Saatlerce sıra bekleyerek, mahşeri bir kalabalıkta adım, adım yol aldık. Girdikten sonra ise, ön safta yer alıp toprak altındaki o gizemli orduyu, her askerin farklı ifadelere sahip detaylarını, at arabalarını, atları, komutanları görmek çok müthiş ama izdiham nedeni ile zor bir deneyimdi.
Dünyanın en eski uygarlığı karşısında hipnotize oldum, en mühimi ise halen gömülü binlerce askerin olduğu bilinmekte ve gelecek nesillere intikali için açmayıp, koruma altına alınmış.
Askerlerin yüz ifadeleri, el, ayak detayları, hiyerarşiyi tanımlayan kıyafetleri, aksesuarları, atların duruşları, gözleri, silahları, at arabaları, mühimmat ve onlarca detayı anlatmaya kalem kifayet etmez.
Bazı üst seviye komutan ve askerleri müze kısmında camekân içinde sergiliyorlar.
Bir asker sağ dizini yere koymuş, sol ayakkabısının altı görünüyordu. Ayakkabının altına detaylı izler dahi işlenmişti. Bütün bunların yapımı sırasında ölen onlarca sanatkâr ve zanaatkâra edilen eziyeti ve hatta işkenceyi düşünmek dahi istemiyorum.
Ve yine uzun bir gece yolculuğundan sonra, ver elini Pekin.
Pekin, Çin’in 19.600.00'lük güncel başkenti. Geniş asfalt ve tertemiz caddelerin çevrelediği inanılmaz büyük köprülerle bağlantılı çok büyük bir merkez. Zaten Çin'de tren en güzel, temiz ve en konforlu ulaşım aracı.
Çin, modern ve 38.000 km uzunluğunda hızlı tren ağı ile örülmüş bir ülke, hayran olmamak elde değil. Yani Çin’deki rayları uç uca koyduğunuzda dünyanın etrafını turlayabilirsiniz. Onca yokluk ve sefaletten çıkıp, hangi ara bu kadar gelişip, bu kadar zengin oldular, anlayamadım.
Dünyada gördüğümüz her nesne Çinliler tarafından üretiliyor bence.
İstisnasız her insan muhakkak iki işte birden çalışıyorlar, kendi tercihleri... Sabah profesyonel işini yapıyor, akşam evden internet satışını yapıyor. Çok çalışkanlar.
Pekin' e, 70 kilometre mesafedeki Çin Seddi'ni görmek unutulmaz bir anı benim için.
Çeşitli Çin imparatorlukları tarafından Moğollara karşı yapılan en son aşamasını ise Qin Shi Huang'ın tamamladığı, uzaydan görülebilen açık hava müzesi...
Kan ve ter içinde ancak ilk kuleye kadar çıkabildim. Gökyüzü ve yeşil ormanlar arasında tarihin girdabına kapılıp gitmek gibi bir şey Çin Seddi...
Öğrencilik yıllarından beri hep merak ederdim bu muazzam, kilometrelerce uzunluktaki yapıtın, insan elinden çıktığını düşünmek, aklımın sınırlarını zorladı.
Her seyahat de amacım, sadece gezip görmek değil. Yeni insanları, farklı kültürleri tanımak ve öğrenmek. Yine yeni insanlarla beraber oldum. Aynı masayı, sohbeti paylaşıp öğrenip anlamaya çalıştım. Aslında siyasiler olmasa insanlar, ülkelerdeki sınırları kaldırıp kaynaşabilirler diye düşünüyorum. Koreli, Çinli, Fransız, İsrailli, Alman, Amerikalı, Hollandalılarla beraber oldum.
Fransızların sarı yeleklilere nasıl baktığını, İsraillilerin kendi siyasetlerini nasıl imgelediğini, Filistin'lerle aslında kardeş olduklarını, ya da çocuk kalp hastanesinde fakir çocuklara dil, din, ırk gözetmeksizin yabancı misyonların nasıl yardım ettiklerini, gözlemlerimi uzun uzun anlatmak isterdim sizlere.
Ancak beni en çok etkileyen şey ekonomileri, zenginlikleri ve dünyaya meydan okumaları.
Geceleri muhteşem bir görsellik ve ışık oyunları var. Ancak bütün bunlar saat 11.00 bitiyor.
Yaz ve kış hep böyle. Çünkü tasarruf ediyorlar elektrik enerjisinden.
Onca zenginlik ve ihtişama rağmen elektik enerjisinden tasarruf eden bir ülke ÇİN...
Dünya ekonomisinde başa güreşen ve Amerika'ya kafa tutan ülke olmak böyle bir şey demek ki ?!
Dışarıdan enerji alıp dış kaynaklara bağımlı olmak istemiyorlar.
Yakın tarihlerde Opium çekip, özel Opium koltuklarında sızan, tek tip elbise giyip patates yiyen Çin maziye karışmış artık. Mars'a dahi çay ekmiş Çinli.
Mao başlarının tacı. Onu çok seviyorlar. Ancak enteresan bir şekilde onun hakkında konuşup detay vermekten kaçınıyorlar.
Bu benim ikinci Çin seyahatimdi. Üçüncü seyahati tekrar yazabilmek dileği ile...




