Bir Çocuk Değişirse bir Dünya Değişir
Bazı insanlar dünyaya başka insanlara kıyasla yüksek empati yetileriyle donatılarak gelmişlerdir. Sevmek, merhamet etmek doğuştan kodlanmıştır onlara.
Bazı insanlar ise hayatın bütün duygularını, erdemli olmayı ancak eğitilerek öğrenebilirler.
İnsanlar doğdukları yerleri, kendisiyle aynı dünya görüşüne sahip olmayan ailelerini seçemezler ancak, zor durumda olan bir insana ya da hayvana yardım etme duygusunu yakın çevrelerindeki insanlardan öğrenmeseler bile sonradan eğitimle öğrenebilirler, zira şefkat ancak eğitimle gösterilebilir. Sonradan öğrenilmiş şefkat aslında en kolay öğrenilen erdemdir; çünkü insanın mayasında o hep vardır, sadece gün yüzüne çıkacağı bir ortama tesadüf etmemiştir, kilitlidir. İşte bu kilidi kıramayanların yardımına yine insan yetişmelidir, zira insanı sevgisizlik, bencillik, vurdumduymazlık hastalığından ancak ve ancak yine insan kurtarabilir. Kurtarabilir, zira bu hastalık dünyaya yine insan tarafından bulaştırılmıştır, panzehiri insandadır.
İnsanın özündeki iyiliği dışarıya çıkarmasının, merhamet etmeyi, şefkat göstermeyi öğrenmesinin en çabuk ve kolay yolu kendinden başkasını da düşünebilmektir. Yani hayvanları, zayıf halkaları…
Bir insanın başka canlıların da zor durumunu kavrama yeteneği, çocukluğunda almış olduğu sosyal eğitimden, ebeveynlerinden gördüğü davranışlardan geçer.. İnsanın çocukluğu adeta yetişkinliğe ulaştığında yürüdüğü yolda elinde tuttuğu bir pusula gibidir. O pusulada ne yazılıysa insan o yöne gider. Dolayısıyla çocuklukta kazanılan şefkat insanın içinde tomurcuklanır, yetişkinlikte ise, yeşil, gölge yapan, olgun meyveli bir ağaca dönüşür. O ağacın altına sığınan bir kimse güneşte yanmaz, yağmurda ıslanmaz. Ağacın her şeyinden faydalanır… Sevgi ve özveri ağacından öyle bir doyar ki, hiç kimsenin canında, malında, rızkında gözü olmaz.
Güzel bir insan yetiştirmekteki bütün mesele henüz çocukluk çağlarındayken insanların ruhlarına merhamet tohumu ekmektir.
Eğer toplumun omurgası umudumuz çocuklarsa, bırakın sevmeyi, hayvanların yaşam haklarına saygı duymayı, onlara bu dünyanın yalnızca bize ait olmadığını sosyal sorumluluk sahibi olan herkes kendine görev edinmeli toplumun en büyük devlet mekanizmasından en küçük mekanizmasına kadar çocuklara hayvan ve doğa sevgisi her alanda uygulamalarla anlatılmalıdır.
İşte bu noktada çağımızın sevgisizlik hastalığına yakalandığı, kedilerin, köpeklerin, kuşların ayaklarının kesildiği, gözlerinin oyulduğu, aç bırakıldığı, sokaklara terkedildiği, vicdan denen ışığın yüreklerde kendi dibini bile aydınlatmadığı dünyada başta anne ve babalara, aktvistlere, sivil toplum kuruluşlarına, toplumun rol modeli olan sanatçılara, akıl ve mantık sahibi olan bütün yetişkinlere daha da yozlaşmadan, sevgisiz kalmadan, tüketip kendisini yok etmeden yoluna devam edebilme şansı hala var olabilecek bir dünya için, çocuklara hayvan sevgisi aşılamak konusunda büyük görev düşüyor.
Özellikle de ilkokul öğretmenlerine. Çünkü çocuklar gelecek nesillerin kurtarıcısıdır ve atasözünde dediği gibi " ağaç yaşken eğilir."
Keşke, hayvan sevgisinin artık öğrenilmesi gereken bir duyguya dönüştüğü bu karanlık çağda yaşıyor olmasaydık ta, hayvanlar öğrenmeye gerek kalmaksızın eski kadim Anadolu zamanlarında olduğu gibi toplumun, mahallenin, şehirlerin, köylerin bir parçası olarak aramızda varlıklarıyla bizlere huzur vermeye devam edebilselerdi…
Ama maalesef, insanoğlu dev binalara yükselip hayvanları unuttuğu için, hayvan sevgisi denen duyguyu sonradan öğretme fikri zaruri oldu. Özellikle çocuklukta.
Hayvan sevgisinin okullarda ders olarak verilmesi için Milli Eğitim Bakanlığı ile HAYTAP(Hayvan Hakları Federasyonu)ın ve çeşitli STK ların yapmış olduğu görüşmeler yakın gelecekte Türkiye'de meyvelerini vermeye başlayacak.
Zira Milli Eğitim Bakanımız Ziya Selçuk' tan olumlu yönde açıklamalar var.
Öte yandan topluma örnek teşkil etmesi açısından başlattığı anlamlı proje de takdire şayan. Her okula bir köpek ve o okuldaki çocukların köpekle ilgilenip ona sevgilerini göstermeleri amaçlanarak başlanmış ve destekçisi süratle artmış insana umut veren, insan olduğunu hatırlatan harika bir fikir.
Her Okula Bir Köpek projesi hakkında Sayın Bakan' ın takdire şayan sözleri aynen şöyle:
"Pergel’i barınaktan alıp bakanlığın bahçesine getirdik ve okullar da alabilsin diye bir kampanyanın çalışmalarını başlattık. Dediler ki “bir bu mu kaldı?” Emin olun müfredattaki kitaplara hayvan sevgisini anlatan bir paragraf koymakla, okul bahçesine isteyen çocuğun sevebileceği, su verebileceği, günaydın diyebileceği bir can koymak arasında sevgi kadar büyük bir fark var. Okullarının bahçelerine hayvanları misafir eden yönetici ve öğretmen arkadaşlarım fotoğraflarını bizimle paylaştıkça bunun müthiş bir gönüllülük hareketi olduğunu görüyorum. İnşallah okullar açıldığında her okulumuzda hayvan dostlarımızı görmek dileğiyle."
İşte bu anlamlı sözler, Türkiye' de duyarlı bir kitlenin ve hatta bu duyarlı kitleyi harekete geçiren doğaya- hayvana duyarlı bir bakanın varlığına, her ne kadar hayvanlara işkence yapan insanlar olsa da hayvan dostlarımızın yalnız olmadığına işaret ediyor.
Bakanlık tarafından sokak hayvanları için belediyelere zehir ödeneği veren bir zamanlar Türkiye'sinin geldiği bu yüksek nokta insana umut veriyor.
Hayvan sevgisinin, aslında insan sevgisi demek olduğunu, bir hayvanı kurtarmanın aslında insanı kurtarmak olduğunu çocuklara ve bilinçsiz ebeveynlere anlatmak adına…
Bir zamanlar Haytap ile İBB arasında 2011 yılında ‘Var Olmak Haktır’ adlı eğitim projesi İstanbul’da 39 belediyeyi kapsayan bir hareketle başlamış ve yaklaşık dört ay boyunca İstanbul’daki birçok okulda Yonca Evcimik ve dans grubunun katılımı ile renklenmişti. Türler Arası Dayanışma Platformu ile ortaklaşa gerçekleştirilen bu eğitim projesinin tanıtımı 2011 yılında İstanbul’da Emirgan Parkı’nda yapılmış dönemin belediye başkanı Sayın Kadir Topbaş ile birçok sanatçı da orada bulunmuştu.
Ve bu olağanüstü projeyi Haytap' ın üye derneklerinin eğitimden sorumlu temsilcileri, oldukları şehirlerde, ilçelerde günümüze kadar sürdürdü, sürdürmeye de devam ediyor.
Seminerlerde dağıtılan afişler, kullanılan materyaller tamamen gönüllülük esas alınarak çocuklara servis ediliyor.
Haytap tarafından ilk ve orta dereceli okullarda periyodik olarak verilen hayvan sevgisi konulu eğitim seminerlerine İki yıl önce Haytap üye Derneği Orkinos olarak Ordu'da da başladık, validen, kaymakamdan büyük destek aldık, bu zamana kadar otuz bin öğrenciye ve dolayısıyla otuz bin aileye ulaştık.
"Var olmak Haktır projesi” ile başlattığımız hayvan sevgisi konulu eğitim seminerlerimizi çocuklarla buluşturmamızdaki en önemli amacımız, şiddetin ilkokullara kadar indiği günümüzde, çocuklardaki empati, vicdan duygularını pekiştirmek, 5199 Hayvan Hakları Yasası' na göre sahipsiz sokak hayvanları ve yaban hayvanlarıyla devletin hangi birimleri ilgilenir; yaralı bir yaban hayvanı gördüklerinde hangi kurumu arayıp yardım isteyecekler; ya da, hasta - güçten düşmüş sahipsiz sokak hayvanı gördüklerinde nereyi arayacaklar; sokak köpeklerinde küpe ne anlama gelir; hayvanlar bakım evlerinde neden sonsuza kadar yaşamazlar da sokaklarda bizlerle, yani insanlarla beraber yaşarlar; sahipli ya da sahipsiz hayvana zarar verenin suçunu hangi devlet kurumu verir; köpekleri gördüklerinde korkarlarsa ne yapmaları gerekir; yaban hayatı insanlar için, sağlıklı bir dünya için, ekosistemler için neden çok önemlidir gibi bir çok soruya cevap sunmaktı. Ordu Milli Eğitim Müdürlüğü, Ordu Valiliği ile paydaş olarak başlattığımız hayvan sevgisi konulu seminerlerimiz kısa filmler, sunumdaki hareketlilik, müzikal gösterilerle zenginleştiği için okul öğretmenleri, okul yöneticileri, , çocuklar ve veliler tarafından büyük ilgi gören farkındalıklı bir seminer dizisi haline geldi ve gelenekselleşti...
Bazen güzel tesadüflerle karşılaşıyoruz. Eğitime gittiğimiz minik arkadaşlarımızı, şehirdeki sahipsiz sokak hayvanları için oluşturulmuş besleme noktalarına anne - babalarıyla yemek bırakırken görüyor yapmış olduğumuz bu sosyal sorumluluğun isabetli bir hareket olmasının gururunu yaşıyoruz. Seminer başlarken çocuklara, "bu seminerden sonra bu konferans salonu kapısından, ya da bu sınıftan sıradan bir hayvan sever olarak değil, birer yaşam hakkı savunucusu olarak çıkacaksınız" dediğimizde yüzlerindeki azmi ve hayvanlara bir an önce iyilik yapmanın getirdiği sorumluk duygusunu görüyoruz ve ektiğimiz tohumların yeşereceği, ağaca duracağı, meyve vereceği umudu içimizi ısıtıyor.
Okullardan tek tek randevu almak, bir konferans dolusu çocuğun dikkatini toplamak, bazen hazırlığı tam yapılmamış mikrofon sorunu yaşayacağımız okullara denk gelmek elbette kolay değil, lakin bir çocuğun olumlu anlamda değiştiğini görmenin mutluluğuna hakikaten paha biçilemez.
Seminerlerde, Av gerçekleri, petshop Gerçekleri, Dövüş Gerçekleri, Kürk Gerçekleri, Hayvanat Bahçesi Gerçekleri gibi birçok hayvan sömürüsü alanını da anlattığımız, çözümlerini sunduğumuz için her biri bizleri soru yağmuruna tutuyor, merakla dinliyor. Ve özellikle kısırlaştırmanın, aşılamanın önemine ayrıca dikkat çekiyoruz. Petshop' lardan karne hediyesi olarak ebeveynlerinin hayvan satın alıp kendilerine can hediye etmesinin hiç adil olmadığını, artan köpek popülasyonları yüzünden "sokaklarda yüzlerce sahipsiz sokak hayvanının son derece kötü koşullarda yaşam mücadelesi verdiğini " ve bu yaşam mücadelesine destek olmaları için satın alarak değil, kısırlaştırılmış hayvan sahiplenmeleri gerektiğini izah ediyoruz.
Zaten çocuklar koşulsuz şefkati bildikleri için bütün anlatılanlara dikkat kesiliyor.
Ama bir gerçek var ki, esas eğitilmesi gereken çocuklar değil, yetişkinler...
Eğitime gittikçe bütün bu zaman diliminde hayvanların da yaşam hakları olduğunu idrak edebilmeye, eğitilmeye, çocukların değil, onları doğadan her geçen gün daha da uzaklaştıran bencil anne ve babaların , hatta üzülerek söylemeliyim ki, öğretmenlerin , "bazı" okul müdürlerinin daha çok ihtiyacı olduğuna kanaat getirdim..
Dolayısı ile bu yıl, yine Ordu Milli Eğitim Müdürlüğü ile paydaş olarak velilere de bir sunum hazırlamayı, bu sunuma her şikâyette belediyeyi arayıp sokak kedi ve köpeklerini mahallelerden temizlemek için özel gayret gösteren mahalle muhtarlarını da dâhil etmeyi ve sunumda çocuklarda hayvan sevgisinin önemini, hayvanlarla iç içe büyüyen çocukların ileride kendine güvenen, merhametli yetişkinler olduklarını, adil olduklarını, cesur olduklarını, sorumluluk sahibi olduklarını anlatmayı hedefliyorum; çünkü bilinçsiz yetişkinlerin hayvanlara bilerek ya da bilmeyerek verdikleri zarar, çocukların verdiği zarar kadar masum değil... Mahallede gördükleri sahipsiz sokak köpeklerini kulak küpeleri olduğu halde belediyeyi arayıp kapısının önünden uzaklaştırmasının yasal olarak mümkün olmadığını, şehrin sahipsiz sokak hayvanlarının mahalleli için bir sorun olmadığını, tam tersi şehirde hayvan görmek istemeyen mahallelerin hayvanlar için sorun olduğunu yetişkinler anlamadığı müddetçe hayvan hakları adına verilen mücadelede bir arpa boyu yol alınamaz.
Önümüzde kat edilmesi gereken uzun yollar, zorlu mücadeleler var..
Sevgiyi öğrenemeyen çocukların gelecekte önce hayvana, sonra çocuğa, sonra engelliye, sonra yaşlıya, sonra kadına şiddet uygulayan nefret potansiyeli yüksek bireyler olmaması için, bu zorlu yolda tek bir çocuğa empatiyi öğretmek, biz yaşam hakkı savunucularının en büyük ve en kutsal görevi.
Zira " bir çocuk değişirse, bir dünya değişir"
Dünya değiştiğinde Tanrının o sınırsız selâmeti, adaleti, insanlığın üzerine olur.
Bu verdiğimiz, sevgiyi anlatma mücadelesidir, bu uğurda sonsuza kadar yürüme mücadelesidir.
Verdiğimiz, hayvanı korurken, aynı zamanda gelecek nesilleri nefret hastalığına yakalanmadan insanlık onuru adına kurtarma mücadelesidir. Dilerim ki, gelecek nesillerin pati vereni, kuyruk sallayanı çok olur.
Sevgiyle kalın.
Mehtap Sağsen
HAYTAP( Hayvan Hakları Federasyonu)
Ordu Temsilcisi
Haytap Üye Derneği ORKİNOS Genel Sekreteri



