Adalet… Yine Adalet…
Kararlıyım, hayvan hakları yasası çıkana kadar yasa ve adalet yazacağım.
Kasım ayında Sayın Süleyman Soylu’ ya gazete ilanı ile tam sayfa seslendim.
ADALET istiyorum diye. Sürekli yazıyorum, çiziyorum kendimce senelerdir. Elbette biliyorum yazılarım, küçük bir okuyucu kitlesine hitap ediyor. Çünkü ben maç kritiği yapmıyorum. Çünkü Doların, Euro ile yaptığı valsi yazmıyorum.
Modadan hiç anlamam, Dedikodu yapmam. Yemek yapmayı sevmem. Evlendirme, çöpçatanlık, aksiyon hiç anlamam.
Deve güreşi, at yarışı, horoz dövüşü hiç haz etmem. Ben ne yazarım? Elbette doğa yazarım, bitki yazarım. Hayvanları yazarım.
Dolayısı ile benim yazılarım dar alanda kısa paylaşımlardır. Şiddetin 7 yaşa indiği, sevgi, merhamet dostluk gibi insanı insan yapan ne kadar kavram varsa, kaybedildiği bu toplumda elbette benim yolum hayvan haklarıdır.
Üstelik çoğu insan da hayvana yapılan şiddeti ''gerektiği ölçüde'' önemsememekte. Oysa bir kedinin kuyruğunu çeken, bir köpeği taşlayan, bir kuşun kafasını koparan o an gücü yettiği için bu şiddeti hayvana yapmaktadır. Ve ilerde gücü yettiğinde aynı şiddeti insana yapmaktan da çekinmeyecektir.
İşte bu yüzden ''HAYVANLARI KORUMAK İNSANLARI/İNSANLIĞIMIZI KORUMAK '' gibi önemli bir misyona da hizmet etmektedir.
Bir papağanın bacağı kırıldı. Minicik bir kuşun ayağı koca bir insan müsveddesi tarafından bilerek isteyerek kırıldı. Boğazı sıkıldı gözünde ve beyninde ödemler oluştu.
Reyting canavarlığı uğruna insanlar en akıl almaz şeyleri yapıyorlar ve hatta yapmaları için yönlendiriliyorlar.
Bu suçlar, her gün sürekli tekrar edilip sosyal mecra ve basında teşhir ediliyor. Hayvan hakları yasasında, bu vahşetler TCK ya girmediği için sürekli yineleniyor.
Aslında kırılan yalnızca kuşun bacağı değil. Ya da yakılan bir kedi ile birlikte, bizim de bacaklarımız, beynimiz, ruhumuz, kalbimiz kırıldı, biz de yandık kaç kez. Bu kaçıncı kırılışımız, bu kaçıncı dökülüşümüz?
Hayvanların bize sunduğu saf ve katıksız sevgiyi anlamak istemeyen insanlardan nefret ediyorum. İnsanoğlunun merhametsiz, acımasız ve ne kadar vicdansız olduğunu gördüğüm mesafe kadar biraz daha hayvanlara yaklaşıyorum. Gün be gün…
Evrendeki ilk mikroorganizmanın hayat bulduğu tarihten itibaren insan kadar, kendi türüne ve diğer bütün türlere, hayat bulduğu nefes aldığı çevreye zarar veren bir başka canlı türü daha yok yeryüzünde. En son örneği denizlerimiz.
Müsilaj diye yeni bir deyim daha katıldı çaresizliğimize.
En vahşi, en kötü yaratık insan. İnsanın bu kadar kötü, bencil ve acımasızlığına kafa yormaktan yoruldum. Çözemedim bu anlayışı. Yıllardır düşünmekten, yazmaktan hem ben, hem de kalemim yoruldu. Kalemim, bilmem kaç kez kırıldı bu yolda.
Kıskançlık, öfke, kin, nefret, haset duygularını biriktiren ve hatta koleksiyon yapan bir yaratık insanoğlu. Galiba en kötüsü de geleceğe dair bu kadar çok umutsuz olmak.
Papağanın bacağı kırıldığında bizim kolumuz kırılıyor.
Minik bir kedinin gözleri oyulduğunda biz kör oluyoruz.
Sokak köpeğini bir kurşunla vurduklarında biz de vuruluyoruz.
Bir filin dişleri söküldüğünde bizim yüreğimiz parçalanıyor.
Onların açlığı, kırılganlığı, yalnızlığı bizi daha çok kırılgan yapıyor.
Bir hayvan öldürüldüğünde, bizim gövdemiz kırılıyor.
" Demir ladyler olur da demir yürekli çoban olmaz mı?
Ağrı'nın Diyadin ilçesinin Günbuldu köyünde bir garip çobandı o...
Henüz 17 yaşında bir küçük çocuk. Adı Ramazan Taşdemir.
Elektrik teline kanadı takılan kuşu, kurtarmak için direğe çıktı. Akıma kaptırdığı ellerinden oldu. İki eli bilek hizasından kesildi.
Her sabah yaptığı gibi yine hayvanlarını otlattığı sıradan bir gündü Ramazan için.
Bir kuşun elektrik tellerine takılıp çırpındığını gören çoban Ramazan direğe çıkıp, kuşu kurtarıp özgürlüğe kanat açtırdı. Kuş havalanıp uçup gitti.
Çoban Ramazan direkten inerken belindeki su matarası yüksek gerilim hattına değince akıma kapıldı. Tellere tutunan Ramazan’ın elleri yandı.
Doktorlar iki elini birden bilekten kesmek zorunda kaldılar Ramazan'ın…
" Kuşu çaresizce çırpınırken görünce dayanamadım." Diyen çoban Ramazan bir anda iki elini birden kaybetti. Acaba sadece ellerini mi kaybetti Ramazan? İnsanın iki elini birden kaybetmesi feci bir olay. "Bari tek elim kesilse idi yine de kendimi idare ederdim" demiş Ramazan...
Ah! be çocuk Ramazan; özgürlüğüne kavuşturduğun o kuş seni elbette hiç unutmayacak. Kısacık kuş ömründe ellerini ve seni hep anımsayacak.
Ya sonra?... Sonra bir bir çaresizlikler ve umutsuzluklar yaşayacaksın uzun ömründe.
Sabahları uyandığında ellerini arayacaksın. Düşerken ellerinle tutunamayacaksın duvarlara.
Karanlıklarda el yordamı ile yol bulamayacaksın.
Bir bardak suyunu bile doyasıya içemeyeceksin.
Lokmaların birer düğüm olacak boğazında.
Göz pınarlarında her dem sakladığın, iki damla göz yaşın olacak.
Kaç kişi seni tutup kaldıracak bu arsız dünyada.
Kaç kişi yardım edip kaç kişi sana payanda olacak Ramazan?
Ah! be çocuk! Ağlattın beni...
Senin tek dostun demir gibi yüreğin olmalı yine. O kuşun ve bütün kuşların duaları senin üzerine olsun demir yürekli çocuk. Her kuşun kanat sesi senin nefesin ve gücün, azmin olsun demir yürekli çocuk.
Bak ne diyor Nazım dinle;
"Biz kuşlara emanet ettik yüreğimizi. Kendi vicdanında özgür, kendi gökyüzünde göçebe"
Ben de seni kuşlara emanet ettim çocuk. Onların kanatları senin ellerin olsun. Tanrı sana en kusursuz ve en yüce duyguyu bahşetmiş.
Merhametin hiç tükenmesin.
Kimileri kuşları kurtarmak için ellerini verir.
Bazıları kuşları öldürür.
Bir kuş öldüğünde biz bin kez ölürüz.
Adalet bekli̇yorum hayvanlar i̇çi̇n... tam 17 yildir




