Randalf Beni bu tekneden kimse çıkaramaz
“Beni bu tekneden kimse çıkaramaz” dememiş miydim.? Öyle de oldu. Tekneden çıkmamı isteyen adam başımızdan ayrılınca, çocuk bana bir börek daha verdi ve çantayı kapattı. Ben de yemeğin sonu geldiğine göre teknede gizlenebileceğim bir yer aramaya karar verdim. Şans benden yanaydı. Annesi seslenip çocuğun da dikkati dağılınca hemen arka tarafa dolandım. Orada üst üste duran uzun yatakların arkasına geçip yattım. Kendime iyi yer seçmişim. Bir süre sonra her yer insanla doldu. Hele ortada koşturan çocuklar o kadar çoktu ki… Ama hiçbiri benim farkıma varmadı. Kafamı yere dayayıp uyumaya çalıştım. Fakat mümkün olmadı. Tekne hareket etmeye başladı. Önce gürültü fazla diye canım sıkılmıştı ama tekne sallanmaya başlayınca gürültüyü falan unuttum. Az kalsın korkudan havlayacaktım. Beni görürlerse denize atarlar diye hiç ses çıkarmadan yattım. Ama çok zor oldu. Yediğim börekleri nerdeyse çıkaracaktım. Gerçi bunları hak ettim galiba. Niye kızımın evini terk edip de başkalarının peşine düştüm ki...
Sonunda teknenin gürültüsü kesildi ama sallantı devam ediyordu. Baktım herkes hareketlenmiş. Kafamı azıcık çıkarıp bakayım derken biraz fazla çıkarmışım… İnsanlar beni gösterip konuşmaya başladı.
-Kaptan, köpeğinizi de getirmişsiniz ha… Sevsek ısırır mı?
-Ne köpeği? Hayda! Bu da nerden çıktı?
- Sabahtan görmemiştik, Kelebekler Vadisi’nden binmiş herhalde..
Onlar konuşurken ne yapacağımı şaşırdım. Bir kaçı beni okşamaya başladı. Bense bir an önce inip denizden uzaklaşmak istiyordum. Fakat inebileceğimi sanmıyordum. Çok dalga vardı ve tekneye binerken üzerinde yürüdüğüm köprü sürekli inip kalkıyordu. İnsanlar da zor iniyorlardı. Hatta bazısı öfkeli öfkeli söyleniyordu. Bu arada kaptan da durmadan bir yerlere telefon ediyordu.
-Sizden birinin değil yani. Acaba köyden tura gelen gruplardan birinin olabilir mi?
-…
-Tamam, işiniz çok ta bu köpeği ne yapacağımızı bilemiyorum. Galiba dalgalardan korkuyor.
Çok küçük te değil, kucaklayıp indirmeye kalksak.
-…
-Teşekkür ederim, inşallah bir tanıyan çıkar.
Kaptan telefonla konuşmayı bırakınca bana döndü. Bakışları çok ta hoşuma gitmediği için ben de dişlerimi gösterip hırladım... Teknede de kimse kalmamıştı. Bana bir şey yapmaya kalksa kendimi korurum da tekneden çıkıp kaçamam. Ne yapacağım ben yahu? Şu dalga biraz dursa gözümü karartıp denize atlayacağım ama bir türlü kesilmedi…
-Alo… Hah, hangi restoran? Telefon numarasını gönder de ben arayayım. Çok sağ ol gerçekten. Bu köpek hırlayıp duruyor. Güzel köpek ama insan biraz korkuyor doğrusu…
Ben bir gözüm kaptanda bir gözüm teknede beklerken yorulduğumu fark ettim. Yere uzanıp gözümü yine kaptana diktim. Niyeyse biraz rahatlamış gibiydi. Şimdi yine telefonla konuşuyor, dur bakalım bu telefonların sonu nereye varacak.
-Evet, bir gözü mavi, bir gözü kahverengi… Siyah, büyük, erkek... Hı hı… Başkanın köpeği mi? Çok iyi o zaman. Bende telefonu var. Evi de buraya yakın hemen gelir herhalde... Hoşça kalın...
Telefonu kapatınca kaptan iyice bir rahatladı. İnşallah bu gülümsemesi hayra alamettir. Ben yine hırlayayım da yanlış bir şey yapmaya kalkmasın.
-Tamam oğlum ya... Hırlayıp durma... Sahibini bulduk. Ben sana biraz yiyecek bir şeyler getirteyim de başkan köpeğine bakmadık sanmasın..
-Ahmet, baksana oğlum… Kalan yemeklerden biraz getirip köpeğin önüne koysana, bir kapta da su getir...
Kara kuru bir çocuk önüme iki kap koydu. Kaptanın aksine, hırlasam da benden hiç korkmadı. Çocuklar biz köpekleri seviyorlar, bizim de onlara zarar vermeyeceğimizi biliyorlar bence. Bunun için de bizden korkmuyorlar... Ben de onları seviyorum. Aslında acıkmışım da... Bir tabakta makarna birinde de su vardı. Makarnayı yerken aklıma gene Elf geldi. En çok sevdiği ve sık sık pişirip benimle paylaştığı bir yemekti. Gözlerim dolacaktı nerdeyse.
-Evet başkanım, sizin köpek galiba... İsterseniz resmini çekip atayım.. .
-..
-Kızınız plajda yani... Benim teknenin ismi “Gülpembe”… Korsan teknesinin yanında .. Bekliyorum başkanım, rica ederim..
Makarnadan başımı kaldırıp bakınca kaptanın mutlu mutlu bana baktığını gördüm. Hayırdır... Denize atlasam mı acaba? Dalgalar azalmış gibi sanki... Yavaşça köprüye doğru gideyim bari... Kaptana hırlamayı da ihmal etmeyeyim tabii.
-Yine niye hırlıyorsun oğlum. Sahibini bulduk. Sen de iyi yere kapılanmışsın, meğer bizim başkanın kızının köpeğiymişsin... Şanslı kerata...
Kaptan yaklaşıp başımı okşayacak gibi bir hareket yaptı. Hiç durur muyum, hemen havladım. Tam o sırada tanıdık bir ses duydum..
-Randalf... Oğlummm…
O da ne ... Bu köprüden gelen benim Elf değil mi? Tekneye adımını atar atmaz üstüne atlayıp yüzünü gözünü yalamaya başladım. O da beni çok özlemiş ki durmadan ismimi söyleyip kafamı okşuyordu.
-Dur artık oğlum... Merhaba kaptan... Ben de plajda güneşleniyordum. Haberi duyunca nasıl mutlu oldum anlatamam. Nerde buldunuz? Nasıl tekneye binmiş?
Kaptan belasını buldu. Elf’in sorularının bayıltmadığı insan yoktur... Ben de bu sırada biraz kafamı koyup dinleneyim. Nasıl olsa birbirimiz bulduk. Buradan inmenin bir yolunu da bulurum artık..


