Merhaba
Bu salgın ve karantina günlerinde evde kalınca ne yapılır? Biz kadınların bu soruya verecek oldukça çok yanıtı var; evin köşe bucak temizlenmesi, elişi yapılması, bir kenarda bekleyen fotoğrafların düzenlenmesi, giysi dolabının mevsime göre hazırlanması... Kadınların hep erteleyip boş vaktimde yaparım dediği o kadar çok iş vardır ki, bu zorunlu tatil onlara ilaç gibi gelmiştir. Elbette tüm bu söylemler çalışmak zorunda olmayan, ev geçindirme derdi –karantina süresince de olsa-bulunmayan kişiler için geçerli. Karantinaya rağmen dinlenme lüksü olmayanlara kolaylıklar diliyor, özellikle sağlıkçıları da canı gönülden alkışlıyorum.
Bu, zorunlu dinlence yaşadığımız zor günleri aşarken, sevdiklerimiz yanımızda olamayabilir ama kitaplar ne güne duruyor? Şimdi kitap okumanın tam zamanı… Sizlere önereceğim kitaplar elbette var, ama siz siz olun hangi tür kitaplardan hoşlanıyorsanız bol bol okuyun derim. Benim gibi her tür kitabı seviyor ve bu bol zamanda ne okuyacağınızı şaşırıyorsanız –mezeler, ara sıcaklar, ana yemekler- başlıklı acil bir okuma planı yapmanızı öneririm...
Ben meze sınıfına polisiye, gerilim ve gülmece tarzı kitapları koyuyorum. Ara sıcaklarda daha çok şiir, öykü, bilimkurgu bulunuyor. Ana yemeklerde ise modern klasiklerde yer alan romanlar ilk sırada. Onları klasikler, inceleme, felsefe kitapları takip ediyor. Kitaplar dışında ise gazetelerin özellikle pazar eklerinin her satırını okuyorum. Sizlerle daha önce paylaştığım gibi bu okumalarım sayesinde “Cezeri’ nin Olağanüstü Makineleri ” ni görüp Cezeri’ yi öğrenme şansını yakalamıştım. Bu eklerde ayrıca yeni ve kaliteli müzik albümlerini de takip edebiliyorum. Ekranlarda durmadan dönen kliplerden sıkıldıysanız, sosyal medyada size hitap edecek nağmeleri bulmakta zorlanıyorsanız bu ekleri mutlaka okuyun. Siyasetin siyahlığından, insanların çirkinliklerinden sıkıldıysanız ama kitap okuma modunda da değilseniz gazetelerin hafta sonu ekleri ilaç gibi geliyor. Bu eklerde çok değerli kalemler sanata, edebiyata, kitaba, insana dair umut dolu ve sizi yüreğinizden yakalayacak yazılar yazıyorlar. Hafta içinin o karamsar tablosunun yerini her şeye rağmen direnmenin, gülümsemenin maviliği kaplıyor.
Tekrar kitaplara dönersek onlar bambaşka bir dünya, gökkuşağı gibi rengârenk... Neden bu kadar çok kitap yazılıyor, insanlar neden yazar diye düşünüyorum, aklıma ilk gelen sözcük “Çığlık” oluyor. Her kitap bir çığlık aslında. Para ve ün için atılan çığlıkları bir tarafa koyarsak yazarlar “beni tanıyın”, “beni duyun”, ya da “ ben varım” diye çığlık atıyorlar. Julio Cortazar da roman ve öykü için boks maçı benzetmesini yapmış ve “Romanda maçı sayıyla kazanırsınız ama öyküde nakavt etmek zorundasınız “ demişti. Geçenlerde de Enver Aysever’in Cumhuriyet Gazetesi’ndeki pazar yazısında şöyle bir cümleye denk gelmiştim; “Roman, kendimize dair yolculuğa çıkarmıyorsa eksiktir.” Bu tanımlamayı okuyunca romanları neden sevdiğimi daha iyi anladım. Hal böyle olunca lafı daha fazla dolandırmadan kitap önerilerine gelelim.
İlk önereceğim “Kolera günlerinde aşk” kitabı oluyor. Adı sakın sizi korkutmasın. En çok sevdiğim romanların başında gelen bu kitap, G.G. Marquez’in yıllanmış ama eskimemiş aşklara bir selam duruşu adeta. Aşk romanlarının romantizmi ruha iyi gelir diyerek farklı tatta aşkların anlatıldığı iki kitap ismi daha yazalım; Laura Esquivel in yazdığı "Acı Çikolata" ve Ayfer Tunç'tan "Aşıklar delidir ya da yazı tura". Biri sizi yemek tariflerinin de olduğu büyülü bir atmosfere götürürken, diğeri iki yaralı kuşun ruhlarındaki yaraları birbirlerinde sağaltmaları ekseninde çok güzel iki aşkı anlatıyorlar. Bana aşk değil ruhuma iyi gelecek keyifli yazılar gerekiyor derseniz hemen Sezgin Kaymaz ve Attila Atalay'ın kitaplarını okuyun derim. Sezgin Kaymaz her daim muzur gülüşleri içinde saklayan öyküleriyle sizi hemen sarıveriyor. Atilla Atalay da öykülerinde gülüşlerin yanı sıra "insana hüzün de yakışıyor " dedirten duygusal tümceleriyle okuru etkisi altına alıveriyor. Her iki yazarın ortak özelliği ise yazılarında insan sıcağı olması. Hep bizden, içimizden öyküleri kendilerine has yazım şekilleriyle, akıcı bir dille yazıyorlar. "Ben camda, bahar ayları tüm güzelliği ile dışarıda dururken beni anca şiir paklar" diyorsanız yeni çıkanlardan Yılmaz Erdoğan'ın "Bin aşık yılı uzakta" ya da Mehmet Can Doğan'ın " Başka türlü de olur" kitaplarını öneririm. Ne varsa eskilerde var derseniz de Özdemir Asaf, Hasan Hüseyin, Gülten Akın aklıma ilk geliverenlerden. Bu dinlencede biraz da bilgilenelim diyenlerdenseniz elbette Murat Ağırel'in "Sarmal" ı mutlaka okunmalı. Cemil Kılıç'ın " Cami ve Sİyaset" i de… Bernard Lewis'in " Hata Neredeydi" kitabı da son derece ufuk açıcı bir çalışma.
Sizi içinizde yolculuklara çıkaracak dost kitaplardan bir kaçını yazabildim. Kitap okumayla ilgili geçenlerde öğrendiğim bir bilgiyi sizle paylaşıp hoşça kalın, kitapla kalın diyorum.
*Kitap okurken not alan, satırların altını çizenlerdenseniz, minik bir öneri; kitap kapağının iç kısmına post-it yapıştırıp notlarınızı oraya alabilirsiniz.


