Gökhan Korkmazgil

Özgür

Onun adı Kedi. “Başka isim mi bulamadın, Minnoş, Tekir filan deseydin, Kedi diye isim mi olur, doğru dürüst bir ad koysaydın” diyecekseniz, demeyin. O, bütün kedileri temsil ediyor da ondan.

Bazen insanın canı sabah kalkıp işe girmek istemez. Fırlayıp evden çıkmayayım, trafikle boğuşmayayım. Biraz daha uyuyayım, gerine gerine yatayım. Telefon alarmının sesiyle uyanmayayım, istediğim zaman kendim kalkayım.

İşte tam da kediyi tarif ediyoruz yahu! Baksanıza şuna, yatağın ayak ucuna koca bir ay çöreği gibi kıvrılmış, arka patileriyle kuyruğu bu yanda, ön patileriyle başı öte uçta, “C” harfi gibi olmuş! Kim bilir kaçıncı uykusunda, karnı usul usul inip kalkıyor, ara sıra bıyıklarını titretiyor, sanırım rüya bile görüyor! Canı istediğinde uyanacak, gözlerini açacak, ayağa dikilip sırtını kambur gibi yaparak uzun uzun gerinecek. Özenle yalanıp tüylerini düzeltecek, zarif bir atlayışla yataktan inecek, güne başlayacak. O gün tembel mi olacak, bir şey bulamayıp kendi kuyruğuyla mı oynayacak, ona sonra karar verecek.

Siz günün ilk stresini telefonun alarmıyla yüklendiniz, onu da alıp yollardaki kalabalığa eklendiniz. Siz şimdi nerdesiniz, otobüste mi, metrobüste mi, arabanın içinde bir kırmızı ışığın dibinde mi, işe yetişme derdindesiniz. İşe varmayla iş bitmiyor, aksine, koşuşturma daha yeni başlıyor. Üstüne, bunun bir de akşam eve ulaşabilme derdi var.

Şimdi sorsak, dünyanın bütün yükü sizin sırtınızda, kimse bu yükün altından kalkamaz. Kediye hiç sormayalım, onun dünyasında bu kadar yük olmaz, zaten hiç birinin sırtı yük kaldırmaz. Apaçık belli ki kedi bizden iyi yaşıyor, yaşadığı hayat ona iyi geliyor. Koskoca devlet kurmuşuz, devlet bizden sürekli vergi istiyor. Kedinin devlete ihtiyacı yok, vergi mergi de vermiyor. Büyük büyük şirketlerimiz, kurumlarımız var; hiç durmadan bize fatura ödetiyor. Kedinin belediyesi yok, bankası yok, sigorta primi, kart aidatı filan da ödemiyor.

Kedinin üç şeye ihtiyacı var; su, yemek, bir de hava. Yemeğiyle suyunu biz veriyoruz, hava da neyse ki şimdilik bedava. Bir de sevgiye ihtiyacı var, kimin olmaz ki, onu da kendi üretiyor, bizimle paylaştığından, ikimize de yetiyor. İnsanın ne çok ihtiyacı var, saymakla bitmez. Üstelik ihtiyaçları kendisi yaratmıştır, bunu hiç düşünmez. Kediyle insanı kıyaslamayın bile. Ne kadar az şeye ihtiyacınız varsa o kadar az bağımlı olursunuz. Ne kadar az bağımlıysanız o kadar çok özgürsünüz. Şimdi, bir yere uzansak, ellerimizi birer patiymiş gibi farz etsek, çenemizi patilerimizin üstüne koyup kedi gibi düşünsek. Hep “ben, ben” demesek, her şeye dertlenmesek, az geri durup yavaşlasak, beklesek, hayatı biraz da akışına bırakmayı denesek. Kedi gibi olamayız, o kadarını anladık, bari insan olmayı bilsek? Başka insanları öldürmesek, doğayı katletmesek…

Özgürlük demişken, kedi her aklına eseni yapabildiği için mi özgürdür sizce? Özgürlük, her istediğini yapabilmek değildir ki, istemediği şeyleri yapmaya zorunlu olmamaktır, hepsi bu!

Yazının sonuna gelenek dek biraz düşünme fırsatım oldu, onun adını değiştireyim, “Kedi” demeyeyim, “Özgür” diyeyim. Üstelik yine aynı sebepten, bütün kedileri temsil ediyor da ondan!

Basılı arşivden
Bu yazı ilk kez 4P1K Sayı 50 (Temmuz 2024) sayısında yayımlandı.
ReklamTailtown
GK
Yazar

Gökhan Korkmazgil

4P1K’de 5 yazısı yayımlandı. Tüm yazıları

4P1K Bülten

Yeni yazılar e-postanıza gelsin

Yeni yazılar, haberler ve arşivden seçkiler; ayda iki kez, reklamsız ve kısa.