Serra Uygun

Namibia mı Orası Neresi? Namıbıa Çölleri

Geniş muntazam caddeler, bahçeli villalar ve sakin yaşantısıyla Namibia’nın merkezinde Alman planlaması ve etkisiyle inşa edilmiş başkent Windhoek’te, 14 günlük turumuzda birlikte 2800 km. yol alacağımız Yeni Zelanda’dan, Güney Afrika’dan, Amerika’nın Miami, Boston ve New York şehirlerinden, İsviçre’den gelen arkadaşlarımız ve turumuzun Namibia’lı rehberleri Frank ve Jurgens ile 5 yıldızlı otelimizde akşam yemeğinde tanıştık.

Ertesi sabah safari şapkalarımız, su mataralarımız ve çöl kumundan korunma maskelerimizle donanmış olarak klimalı safari jipimize rehberler dâhil 7’şer kişi binerek yolculuğumuza başladık. İlk saat gidiş gelişli, muntazam işaretli, iyi yapılmış asfalt yolda ilerledik ve bu yolun üzerinde dünyanın tropik bölge sınırını belirleyen Oğlak Dönencesi tabelasının altında fotoğraflarımızı çektikten sonra tekrar jiplerimize binerek çöl kumunun içerisinde belki biraz silindir geçilmiş ama daha ziyade önceden geçen arabaların lastiklerinin izlerinden oluşmuş yollarda saatte 100 Km süratle beş ila altı saat boyunca sarsıla sarsıla Namibia çöllerine doğru yolumuza devam ettik

Uçsuz bucaksız meşhur Kalahari çölü; taş, kum ve akasya ağaçlarından oluşmuş, yabani hayvanların yumuşak kumda rahatça koşabildiği, devekuşlarının kumların üstüne yumurtalarını bıraktığı, hayvanların su içtikleri “su delikleri”nin bulunduğu insan izine kilometrelerce rastlanmayan bir yeryüzü harikası.

Zürafalar, Namibia’nın sembolü oryx geyikleri, antiloplar, her boy ve şekilde çeşitli geyik türleri, devekuşları ile bu çölün en son yaşayan yaşlı yalnız aslanı yolumuzu ve süratimizi sık sık kesiyorlardı. Bu bölgede 50 cins memeli hayvanın ve 200 cins kuşun yaşadığı söylendi.

Kalahari çölünden sonra uzun bir süre dağlık arazilerden ve taşlı yollardan geçtik. Burada dağlar ufukta sanki üstleri cetvelle kesilmiş gibi kilometrelerce duvar oluşturuyordu. Bu yörede canlı hayvanlara rastlamadık. Herhalde böcekler ve yılanlar kış uykusundaydı... Bu dağlık ve taşlık arazide yüzyıllar boyunca akan suların oluşturduğu kanyonu da ziyaret ettik. Su olmadığı için yeryüzü derinliklerine inip kayaların arasından gökyüzünü seyrettik.

Ertesi gün Namib çölüne devam ettik. Namib yerli dilinde uçsuz bucaksız anlamına gelirmiş. 1600 km uzunluğunda ve dünyanın en eski çölü ünvanına sahip. 50 milyon yıl önce oluştuğu söyleniyor. Hiç kimsenin yaşamadığı, içinde bulunulduğu zaman mistik duygular uyandıran sihirli bir yer.

Namib çölünün bir köşesinde yer alan Sossuvlei parkında ise kumlar tamamen kızıl. Sabahın ilk ışıklarıyla yapılan safari gezisinde güneş doğarken kum tepelerinde oluşan açıklı koyulu gölgeler dünyada eşi enderi olmayan görüntülere sahne oluyor. 300 metre yüksekliğe ulaşan kum tepelerinin güneşin ışıklarıyla aydınlanan kısmı ile gölgede kalan bölümlerinden oluşan tablo ve kızıl kumların içinde tek tük dalları kurumuş ağaçlar… İnsan kendini uzayda bir başka gezegende hissediyor. Bu bölgedeki hassas ekosistemleri korumak için sadece gün doğumundan gün batımına kadar parkı ziyarete izin veriyorlar. Bu çölde değişik türlerde kuşlar, minik springbok geyikleri, oryxler ve deve kuşları hayatlarını katırtırnağı bitkilerinden ve akasya ağaçlarından aldıkları besinlerle devam ettiriyorlar.

Seyahatimizin bir sonraki bölümüne Namibia’nın Atlantik Okyanusu sahilinde Swakopmund şehri ve okyanus canlıları görüntüleri ve daha sonra yerli Damaralıların yaşadığı Damaraland ile devam edeceğiz.

Basılı arşivden
Bu yazı ilk kez 4P1K Sayı 11 (Ocak 2020) sayısında yayımlandı.
ReklamTailtown
SU
Yazar

Serra Uygun

4P1K’de 6 yazısı yayımlandı. Tüm yazıları