Milli Parkları ve Oraların Doğal Sahipleri
İki buçuk hafta süren Namibia turumuzun son üç gününü, ülkenin kuzeyinde Angola sınırına yakın bölgede yer alan Etosha Milli Parkında geçirdik. Bu park 5,000 kilometre karelik Etosha tuz vadisini çevreleyen 22,300 kilometre kare genişliğinde genellikle kurak taşlık ve kumlu arazilerde yaşayan doğal hayatı korumak için kurulmuş muazzam bir park. Parka giriş ve çıkışlar kontrollerle yapılıyor ve geceleri saat 6’dan sonra parka giriş çıkışlar yasaklanıyor. Parkın içerisine kurulmuş dinlenme tesislerinde birer gece kalınıp gündüzleri safari cipleri ve rehberler eşliğinde yola devam ediliyor.
Etosha Park’ta canlılar çevrenin susuz hayatına adapte olmuş durumdalar. Hem küçük doğal su içme göletleri hem de yapay göletler sayesinde su ihtiyaçlarını giderebiliyor ve serbestçe doğal yaşamlarını sürdürebiliyorlar. Kuş türleri çok zengin olan parkta ayrıca milyonlarca flamingo kışlarını geçiriyorlar. Bu parkta bulunan hayvanlar arasında filler, aslanlar, siyah gergedanlar, zürafalar, zebralar, onyx geyikleri, springboklar, sırtlanlar, antiloplar, vahşi köpekler, çitalar ve leoparlar var.
Ama hangi hayvandan en çok etkilendiniz diye sorarsanız, cevabım leopar olur. Leopar vahşi kedilerin içerisinde neslinin tükenme tehlikesi en fazla olan hayvan. Bu sebeple leopar görmek öyle herkese nasip olan bir şans değil. Parkın içerisinde toplam 35-40 adet leopardan şimdiye kadar ancak 13 tanesinin boynuna sonar ekipman takılmış; hareketleri izlenebiliyor ve nerede olduklarının sinyalleri alınabiliyor. Bu sinyal yardımıyla biz de leoparımızı nefes kesen bir arayıştan sonra bulduk. Cipin motoru sustu, hepimiz elimizde fotoğraf makinelerimiz, konuşmadan leoparın ortaya çıkmasını bekliyorduk. Önce ileride ağaçların arasından silueti görüldü. Geçen dakikalar sonunda cipimizin 15 metre yakınlarına kadar geldi ve ağır ağır etrafımızda dolanmaya başladı. Aracımızın üstü ve yanları tamamen açıktı. Kıpırdamadan ve konuşmadan beklememiz söylendi. Vahşi hayvanlar cipi içerisindeki insanlarla bir bütün olarak algılıyorlarmış ve saldırmazlarmış. Biz de bu bilgiye güvenerek!!! dikkatimizi sadece leoparı görmeye ayırıyorduk. Derken cipin önüne kadar yaklaştı, birkaç kere gitti geldi, ondan sonra aracın sol yanından bizlere kısa bir bakış fırlattıktan sonra muhteşem yürüyüşü, postunun güzelliği ve vakur edasıyla ağır ve emin adımlarla yanımızdan geçti, gitti. Tüylerim ürpermişti ama sakın korkudan zannetmeyin; leoparın muhteşem güzelliğinden.
Leoparlara çok benzeyen bir başka hayvan da çitalar. Çitaların benekleri daha farklı, yüz ifadeleri de ama en farklı oldukları taraf uzun bacakları. Onlar dünyanın en hızlı koşabilen hayvanları. Duruşlarında leoparın asaleti olmasa da daha sevimli ve oyuncular. Bu çitalardan öksüz kalmış ve bakıma muhtaç 5 tanesini etrafı telle çevrili 10 hektarlık bir arazide korumaya almışlar ve onlar insanlara daha alışkın görünüyorlardı. Bu çitalar iyileştirilip büyütülene kadar bu arazide bakılacaklarmış.
Daha sevimsiz hayvanlar da var parkta... Akbabalar, sırtlanlar, vahşi köpekler gibi. Ziyaretimiz oranın kış mevsimine denk geldiği için böcek, haşerat, sürüngenler ortalıklarda görünmüyordu. Doğa çirkiniyle güzeliyle, vahşetiyle, acımasız oluşu ile de harika.
Etosha Park içerisinde yaşayan siyah gergedanlar sayılarını büyütmeyi başarıyorlarmış. Gergedanların burunlarının üzerinde bulunan boynuz, hurafelere inanan, doğaüstü iyileştirme konularıyla uğraşan bir takım insan ve grupların inancı yüzünden çok pahalıya satılıyor ve bu yüzden onları burunlarının önündeki boynuzu için öldürenlerle başa çıkmak için gergedanların boynuzlarını başından kesiyorlar ki hayvanların hayatlarını kurtarabilsinler ve avcıların eline düşmesinler.
Okonjima bölgesinde tesis Afrika’nın yaban kedilerinin nesillerini korumak ve doğal hayata teslim etmek için kurulmuş AFRICAT Foundation’ı içeriyordu. Burası Namibia’ ya eskiden defalarca tatile gelmiş zengin bir İngiliz’in vahşi kedileri koruma, sağlık hizmetleri verme maksadıyla kullanılmak üzere vasiyet ettiği 6 milyon dolar sayesinde kurulmuş bir organizasyon. Burada hayvanlar tedavi edilip, onlara ilaç ve aşı yapılıyor. Binalar ve tesis biraz kendi halinde gibi ama çalışanların yaptığı iş büyük.
Yaşantımızı sürdürdüğümüz ayrı ayrı yerlerden gelerek Namibia’ da toplu gezimizi birlikte tamamladığımız arkadaşlarımız ve rehberlerimiz Frank ve Jurgens ile vedalaştık. Güneşin batışını ve doğuşunu her gün uzun uzun seyretmiş olmamız bizlerin de doğanın bir parçası olduğumuz bilincini uyandırmıştı. Hepimizin içinde bu ülkeyi görmüş olmaktan dolayı derin izler kaldı. Evet, olağanüstü bir geziydi.


