Moto Pati, Sokak Hayvanları Adına Motorumla Türkiye Yollarında
Yolcuğumuzbaşliyor, kalbi̇mpati̇pati̇atiyor
Merhaba pati sever arkadaşlar. Bir önceki yazımda projemin nasıl başladığını, sokaktaki canlar için nasıl yollara düştüğümü anlatmıştım. Evet, hazırsanız yolculuk başlıyor ve kalbim pati pati atıyor.
Projemin daha anlamlı olması için Ulu Önderimizi ziyaret ederek başladım yolculuğuma, daha önceden defalarca buraya gelmiş olmama rağmen her seferinde tüylerim diken diken olur.
Ulu önderimizin hayvan sevgisinden bahsetmek isterim biraz. Birçok kaynakta yer alan bilgiye göre; Mustafa babası ölüp de yetim kalınca annesinin ağabeyi, dayısı Hüseyin Ağa’nın Abdurrahman Paşa’nın vekili olarak yönettiği Selanik’e 20 kilometre uzaklıktaki Langaza’daki çiftlikte annesi ve kardeşi Makbule’yle bir süre yaşar. Buradaki gönüllü işi bakla tarlalarını kargalardan, kargaları köpeklerden korumaktır. Vahşi doğa yasasına karşı koymak, uygar koşulları sağlamaktır bir anlamda.
Altı yaşındadır, çiftlikte bir gün yaralı bir karga bulur. Yarasını sarar, adına da Hacı der. Ne var ki güçsüz kalan karga iyileşemez, uçamaz ve ölür. Mustafa’nın hayvan sevgisi böyle acılarla başlasa da Cin ve Alev adını verdiği iki köpeği olur. Onlarla çok iyi günler geçirir.
Mustafa’nın köpek sevgisi çiftlikten ayrıldıktan sonra da devam eder, okullar biter Mustafa Kemal’dir artık. İş yaşamı başlar, Sofya’da askeri ateşeyken Alp adlı bir köpeği olur. Çanakkale’de savaşta, Doğu Cephesi’nde, Suriye’de onunladır. 1918’ de Noblus yolunda Alp kaybolur. Buna çok üzülür Mustafa Kemal.
Mustafa Kemal Paşa olarak Kurtuluş Savaşı’nda bir Yunan subayının otomobil içinde bırakıp kaçtığı köpeğe sahip çıkar. Adını Alber koyar. Arkadaşı gibidir. Cumhuriyet ilan edildiğinde yanındadır Alber.
Yalova’da fotoğrafçılık yapan Hasan Efendi’ye ait Foks henüz yavrudur. Fotoğrafçı Mustafa Kemal’in beğendiğini görünce ona hediye eder. Foks Cumhurbaşkanı köpeği olunca Çankaya Köşkü’ne yerleşir ve ondan önceki Alp ve Alber gibi Mustafa Kemal’in yatak odasında uyumaya başlar. Ama Mustafa Kemal uyumadan uyumaz. Sevmediği konukların paçasını ısırır. Mustafa Kemal nereye giderse o da yanındadır.
Belki de bizdeki bu hayvan sevgisi ATATÜRK’ ü örnek almamızdandır. Anıtkabir ziyareti ardından Ankara Motosiklet Festivalinde konakladım iki gün. Projemi ve yolculuğumu, ülkenin dört bir yanından festivale gelen motosiklet severlerle paylaşmak, benden daha tecrübeli olan sürücülerin önerilerini almak istedim.
Ardından Bolu’ya gitmek için hazırlandım. Yolda karşılaştığım yavru paticiklere biraz mama verip, bolca sevdim yaramazları. Hava hafif serin, birazda çiseliyor, daha ilk günlerden böyle olmasaydı iyiydi. Köroğlu’nun diyarı, tabiatın kalbi Bolu’ya gelince “Bolpati Derneği” üyeleri genç üniversite öğrencileri karşıladı beni. Üniversite içinde beslemeler yaptık ve çalışmaları hakkında sohbet ettik. Onları görünce ümitleniyor insan… Sonuçta gelecek onların ellerinde. Hayvansever gençlerin sokaktaki canlar için ellerinden geleni yaptıklarını görmek mutluluk verici. Bolpati Derneği, harikasınız. Hem misafirperverlikleri hem de yaptıkları çalışmalar için de ayrıca teşekkür ediyorum kendilerine.
Bolu’dan sonra hedef Tüik’in son yayınladığı verilerine göre Türkiye’nin mutluluk düzeyi en yüksek olan ili Sinoptu. Sinop’ta insanlar kadar hayvanlar da mutlu… Türkiye’nin en kuzey ili olmasının yanı sıra Sinop aynı zamanda gerçekten harika bir doğaya sahip.
Sinop’a geldiğimde Martı kampinge çadırımı kurdum. Deniz, kum, güneş üçlemesi ardından daha önceden haberleşmiş olduğum hayvansever arkadaşlarımla buluşmaya gittim. Önce sizlere onlardan biraz bahsetmek isterim.
Sinop’ta muhteşem kalpli insanlar, muhteşem işler başarıyor.” Sahipsiz Hayvanları Koruma ve Yaşatma Derneği” Onlar seviyeyi biraz yükseltmişler. Tedavi, besleme ve il içinde birçok projelerin yanı sıra, Avrupa Birliği projeleri yapıyorlar. Proje kapsamında Avrupa’dan veterinerler gelip gönüllü şekilde Sinop’taki sokak canlarına hizmet ediyor. Bu çalışmaları takdire şayan.
Ben onlarla iletişime geçtiğimde sokaktaki canlar için yılda iki kere (yaz-kış) kermes yaptıklarını ve benim orada olduğum tarihlerde kermesin devam edeceğini öğrendim. Gittiğim gün boyunca kermeste bende seve seve görev aldım. Muhteşem bir ekip kurmuşlar ve inanılmaz planlı çalışmalar yapıyorlar. Enerjileri ve gülümsemeleri hiç bitmesin. Güzel kermes sonunda istemeyerek de olsa Sinop’tan ayrılıp motorumu Karadeniz’in en büyük şehri olan Samsun’a sürüyorum.
Milli mücadelenin başladığı ve tarihlerin benim için her zaman 19 Mayıs olduğu Karadeniz’in kapısı Samsun’da değerli arkadaşım “Serra Otel” genel müdürü Ünal Arlı karşıladı beni. Limanda beş yıldızlı aynı zamanda hayvansever bir otel. Hazır fırsat bulmuşken onlara teşekkürü bir borç bilirim.
Ankara, Bolu ve Sinop’taki çadır kamplarımdan sonra çok iyi geldi. Biraz dinlendikten sonra Atakum sahilinde aldım soluğu. Güzel bir yer bulup sokaktaki canlar için keman çalmaya başladım. Topladığım üç beş kuruşta olsa bir can için harcanacak olması harika bir duygu…
Samsun gibi büyükşehirlerde birçok hayvansever dernek var. Hepsi inanılmaz yoğun o nedenle hepsiyle buluşmak neredeyse imkânsız. Ben “Çözüm Sensin Derneği” kurucusu Gül İstanbullu ile buluştum ve kendisi ile yılanlı dere mevkiinde terkedilmiş sokak canlarını beslemeye gittik. Biraz mama bolca sevgi, ardından Gül hanımla sohbet ettik. Kendisi ve derneği fedakârca çalışmalar yapıyor, gözlerindeki ışıltı sokak canları için parlıyor. Misafirperverliği ve yoğun programına rağmen bana zaman ayırdığı için minnettarım.
Samsun’a gelirken motosikletimde sarsıntı hissettim. Lastiklerimde bir sorun olduğunu düşündüm, hâlbuki yolculuk öncesi lastikleri yeni değiştirmiştim. Bu yolculukta destekçim olan “Hero Motor” satış müdürü Alparslan Anıl ile iletişime geçtiğimde Samsun’daki servise yönlendirdi beni. Balans işlemleri ve genel bakım yapıldı ve artık sorunda çözüldüğüne göre hedef Fatsa… Bu arada ne yalan söyleyeyim Hero Motorun desteği benim için çok önemli. Çünkü Türkiye’nin dört bir yanında servisleri var ve yolda kalma korkum olmadan yolculuk yaptım tüm serüvenim boyunca.
Ordu’nun en güzel ilçelerinden Fatsa’da fındık üretimi yaygındır ve Karadeniz’in mavisini doğanın yeşilini iyice hissetmeye başlarsınız. Burada tek kişilik ordu “Bilge Almak” ile buluşuyorum. Bilge ile tanışmam çok enteresan. Çoğu hayvanseverin yaşadığı bazı sıkıntıları oda yaşıyor. Yaptıkları için plaket alması gerekirken bunun yerine bir çok vicdansız insanla uğraşıyor. Bu proje için ona ulaştığımda yine olayların içinde, hayvanlara eziyet eden kişilerle adeta savaşıyordu. Aslında biraz da gözüm korkmuştu olaylar içinde onunla buluşmak pek akıl karı değildi. Ama kaçarı da yoktu. Fatsa’dan geçip ona uğramazsam asıl o zaman olay olurdu.
İşin şakası bir yana değerli arkadaşımla Fatsa’da buluştuk. Bilge gerçekten bin kişilik çalışıyor Fatsa’da… Fatsa’nın her bir yerine köy ya da merkez demeden gidiyor mama dağıtımı yapıyor, yaralı canları tedavi ettiriyor. Hatta kendisi küçük bir alan oluşturdu. Adı minik kalpler diyarı. Yardıma muhtaç bazı canlara orada bakıyor. Gün 24 saat Bilge 18 saat onlar için uğraşıyor. Yaz kış, hafta içi hafta sonu demiyor. Onunla ilk önce sahil kesiminde kendi çabaları ile yaptığı besleme alanına gidiyoruz ardından Ordu’ daki dernekle buluşup meşhur çöplüğe gidiyoruz. Besleme yapıyoruz. Zaten Bilge sürekli buralarda ve her dostumuzun durumunu biliyor. Kendisine gıpta etmemek mümkün değil. Biraz destek bulsa kim bilir daha nice güzel şeylere imza atacak. Ülkem adına Bilge ile gurur duydum. Enerjin hiç bitmesin Bilge Almak, sen tek kişilik bir ordusun.
Madem Karadeniz’e geldik yaylaya çıkmadan olmaz dimi. O zaman hayden yaylaya… Fatsa ‘dan sonra Giresun Kümbet yaylasına gidelim.
Yaylada neler yaptım, ardından horonun başkenti Trabzon’da kimlerle buluştum? Bir sonraki yazımda buluşmak dileğiyle…
Bol patili güzel günler.


