Merhaba Pati Sever Dostlar
‘Sokak Hayvanları Adına, Motorumla Türkiye Yollarında…’ adlı projemi sizlerle paylaşmaya devam ediyorum. Sanırım Rize’den ayrılıp, Artvin’in Arhavi ilçesine doğru yol almıştım bir önceki yazımda. Hazırsanız devam edelim mi?
Rize’den sonra yaklaşık seksen kilometre yol aldım Arhavi’ye ulaşmak için. Arhavi, Artvin’in Karadeniz’e kıyısı olan üç ilçesinden biri. İlçede bir özel okulda yardımcı personel olarak çalışan kahraman hayvansever Nuray Güzel ve kızıyla buluşuyorum. Aynı zamanda Arhavi Hayvanları Koruma Derneği Başkanı olan Nuray Hanım ve kendisi kadar kalbi sokaktaki canlar için atan kızı, Arhavide sokak canları adına yapılması gereken her şeyi fedakârca yapıyorlar.
Ayrıca Arhavi’den içinde hüzünlü bir hikâyesi olan güzel de bir haber vermek isterim sizlere. Arhaviye yeni yapılan hayvan bakım evi. Hikâyesi ise; İstanbul Sarıyer de Duygu ve Can Özula çiftinin sahiplendiği ve dört yıldır yaşamlarını güzelleştiren dört ayaklı dostumuz Alman kurdu Nero; o gün gözü dönmüş bir cani tarafından kurşunlanarak katledilmişti. Hiç kimseye zararı olmadığı halde.
Yönetmen olan Gamze Topuz ise bu olaya duyarsız kalmamış, doğduğu topraklarda; Arhavi’de katledilen köpek Nero anısına hayvan bakım evi yapılmasına hem öncülük etmiş hem de destek vermiş. Yapımında ise Kaymakamlık, Belediye ve yöre halkının uyum içinde gönül gönüle çalıştığı bakımevine, Arhavi Belediye Başkanı Sayın Vasfi Kurdoğlu, Duygu ve Can Özula’ nın köpeği Nero adını vermiş. Arhavi Hayvanları Koruma Derneği Başkanı Sayın Nuray Güzel’in kontrolü altında olan bakım evi yüzlerce cana hizmet ediyor. Emeği geçen, katkı sunan herkese bizlerde sonsuz teşekkür ediyoruz.
Arhavi’den ayrılıp çok geç olmadan Artvin merkeze gitmem gerek. Beni orada bekleyen Haydiko üyeleri var. Ama yollar çok virajlı, çok tehlikeli, hafif de hava kararmaya başladı. Biraz da yoruldum sanki, birden aklıma beni Artvin’e davet eden hayvanseverler geldi. Onların gün içindeki tempoları aklıma gelince kendime geliyorum. Ve biraz daha gazımı açıyorum. Buraları annem okumaz umarım, çünkü bu yolculuğa çıkmadan en çok onları ikna etmeye çalıştım. Sonuçta motor tehlikeli bir araçtı onlara göre ve de yolculuğum oldukça uzun.
Biraz geç kalmış olduğumu beni bekleyen Haydiko Artvin Başkanı Sayın Emel Meriç’in gözlerine bakınca anladım. Şaka yapıyorum. Emel hanım ve arkadaşları sağ olsunlar beni heyecanlı gözlerle karşıladılar ve hep birlikte Artvin Belediyesine ait hayvan bakım evi ve rahabilitasyon merkezini gezdik. Yeni yapılan bu tesis güzel ama bazı eksiklikleri var. Artvin’de inanılmaz bir sokak hayvanı popülasyonu var. Buna rağmen her gün yoğun tempoyla ve özveriyle çalışıyor Haydiko üyeleri. Dağ tepe demeden kalpten çalışıyorlar. O yoğunluklarında bana da zaman ayırdılar. Sizler bu ülkenin gururlarısınız. Ne yazsam sizler için kelimeler az gelir Haydiko.
Geceyi Artvin’de geçirdim ama sabah uyandığımda şok olmadım değil. Yağmur yağmış ve motorum ıslaktı. Hatta biraz çiselemeye de devam ediyordu. Motorumu sildim, hazırladım derken hafif nemli seleye oturdum. Artvin’den çıktıktan sonra hedefim Ardanuç. Yollar yine amansız dağlar arasından bol tırmanmalı. Yaklaşık yirmi kilometre gittim ve aman Allah’ım o ne güzel manzara… Deriner barajına üstten bakıyorum. Hemen termosumdaki sıcak suyumla kahve yapıp içtim. Evden çıktığımdan bu yana yaşadıklarım gözümün önüne geldi.
Proje mimarı köpeğim Çilli sayesinde dünyaya farklı bir gözle bakmayı öğrenmiştim. Kahraman kalpli insanları tanıma fırsatını ancak bulabilmiştim. Bunları düşününce yolculuk daha da keyifli hale geldi. Kahvenin tadı da hem bu düşüncelerle hem de bu manzarayla bir başka olmuştu.
Kahvenin ardından rotamı Ardanuç’a çevirdim. Keza orada yine bir hayvansever dost Sayın Semra Şimşek’le buluşacak ve oradaki canlar hakkında bilgiler alacaktım. Yolum çokta az kalmıştı. Yol alırken nehir kenarında öğle yemeğimi yemek istemiştim. Yavaşladım, ana yoldan çıkıp banketten aşağıya doğru çok yavaş bir şekilde geçerken ani bir denge kaybı ve motor yana devrildi. Tutmaya da çalışmadım çünkü motorum çok ağırdı. Düşünün ki üzerinde mamalar kıyafetlerim çadırım… Yavaşça yere düşmesine izin verdim. Tek başıma kaldırmam da mümkün değildi. Sonrasında yoldan geçecek bir araç beklemeye başladım ve tam beş dakika sonra bir kamyonet geldi. Çok heyecanlı ve yardımsever oldukları her hallerinden belliydi. Ben durumu izah ettim, önemli bir şey olmadığını anlayınca, sakinleştiler. Motorumu kaldırdık, buradan onlara da çok teşekkür derim. İnanın gözüm kapalı ülkemin her yerine sürerim çünkü bilirim ki nerede yolda kalsam, mutlaka yardım eden biri karşıma çıkar. Bizi biz yapan bir özellik diyebilirim buna.
Bu düşüş keyfimi hiç bozmamıştı. Nehir kenarında domates soslu makarnamı yapıp afiyetle yedikten sonra toparlandım.
Ve sonunda buluşabildim Semra hanımla… Sorunlar aynıydı, hatta daha da zorlukları vardı çünkü burası Ardanuç’tu. Ama aynı olan bir şey daha vardı. Asla pes etmeyen, elinden gelenin çok daha fazlasını yapan can dostlarımızın burada da olması… Semra Hanım iyi ki varsınız, emeğinize yüreğinize sağlık…
Sohbet, kahve derken yola çıkma zamanı geldi. Sırada kazı ve balı ile ünlü Ardahan var. Bir sonraki yazımda görüşmek dileğiyle; bol patili güzel günler.


