Zeynep Talu

1984 yılında, Melih Kibar’ın teşvikiyle söz yazmaya başlayan Zeynep Talu’nun ilk şarkısı “Neden Sanki Neden” i Nilüfer seslendirdi. 1990 yılından sonra hayatına prodüktör ve söz yazarı olarak devam ederek 800’ün üzerinde şarkı sözü yazan ve unutulmaz hitlerde imzası bulunan Zeynep Talu’nun “Anladım” ve “Hey Yıllar” şarkılarını Leman Sam, “Yerine Sevemem” i Gökhan Kırdar, “Sevdik Sevdalandık” şarkısını Reyhan Karaca, “Ben Hep Seni Sevdim” ve “Alimallah” şarkılarını Burcu Güneş seslendirdi. Ajda Pekkan, Fatih Erkoç, Nükhet Duru, Seyyal Taner, Yaşar, Ferhat Göçer, Ahmet Kaya, Jale, Ali Güven, Bendeniz, Nalan, Hakan Peker, Levent Yüksel, Yeşim Salkım, Pınar Aylin, Kerim Tekin, Taner, Seçil, Ayşen, Sibel Gürsoy, Tuba Önal, Rengin, Aydın, İzel, Meyra, Tuğrul Arsever ve Sinan Erkoç’un da aralarında olduğu sayısız sanatçıya şarkı sözü veren Zeynep Talu, ağırlıklı olarak Melih Kibar, Garo Mafyan ve Feyyaz Kuruş ile çalıştı. Türk pop müziğinde hit olmuş yüzlerce şarkının sözlerine, annesi rahmetli Çiğdem Talu ile birlikte imza atmış olan Zeynep Talu, manevi mirası ‘Talu Şarkıları’ projesini farklı dillerdeki geniş repertuvarıyla
Sevgili Zeynep Hanım, Talu Şarkıları deyince anneniz sevgili Çiğdem Talu’dan başlayan ve 90’larda sizin yazdıklarınızla devam eden çok uzun bir liste var. Bütün bu şarkıları derleyip toparlayıp bir sahne performansı projesiyle ortaya çıkarma fikri nasıl oluştu?
Annemin şarkıları da, benimkiler de reklamlarda, filmlerde, dizilerde defalarca kullanıldı, söylendi. Albümlerde zaten yayınlandı. Ama hiç ikisinin bir araya geldiği bir proje olmadı. Bu bir aile mirası benim için. O yüzden annemin ve benimkileri buluşturacak bir proje yapmak istedim. Albüm mü, müzikal mi, ne olmalı diye uzunca bir süre düşündüm ve önce sahneden başlamalı dedim. Asıl olan o şarkıları insanlarla birlikte söylemek, onlarla paylaşmak. En keyifli tarafı bu çünkü. Bu sefer de herkes “Sen söyle!” dedi. Çünkü sanatçı dostlarımı izlemeye gittiğimde “hadi çık bir tane söyle, çık iki tane söyle” şeklinde habire sahnede buluyordum kendimi. “Asıl bunun güzeli ve farklısı bu olacak, sen söyle dediler.” “Peki, ben söyleyeyim ama tek başıma olmasın, biriyle birlikte olsun” dedim. O zaman da ilk aklıma gelen isim tartışmasız Barbaros’tu. Hem çok yakın arkadaşım, yıllardır birlikte çalışıyoruz, hem ikimiz de Saint Benoit’lıyız, farklı dönemlerde olsa da. Aynı anlayışla yetişmiş insanlarız ve bu da çok önemli iş yaparken. Barbaros’u arayıp teklif ettim. O da çok sevinerek kabul etti. Zaten kendi sahnesinde de birçoğunu söylüyor. Yaz başı gibi çalışmaya başladık. Orkestrayı kurduk. Bütün şarkılar bizim tonlarımıza göre yazıldı. Bazı şarkılara yeni anlayışlar getirdik ve böyle bir sahne projesi olarak başladık. Şimdi de DMC ile albüm sözleşmesini imzaladık. İlk single ‘Sevdik Sevdalandık’ da Barbaros ile ikimiz söylüyoruz. Video klibi de çekildi ve hatta röportaj yayınlanmaya başladığında çıkmış olacak. Mart’ın 3. haftası yayına verilecek. Mayıs sonu gibi de albüm bitecek inşallah. Albümde ise bizim söylediklerimiz haricinde sürpriz konuklarımız da var bazı şarkılarda.
Bu projenin albüm olarak devamının gelmesi harika. Peki, 2.3. devam albümleri de düşünüyor musunuz?
Tabii, tabii kesinlikle. Çünkü o kadar çok şarkı var ki. 800 civarı ben yazdım. 300 tane annemin var. Toplamda 1100 şarkı gibi bir katalog var elimizde. İlk seçimi yaparken çok zorlandık. Hepsi olsun istiyor insan ama bir albüm 12 şarkı yani çok kısıtlı. Baştan bir double albüm olarak mı çıkalım diye düşündük ama doğru bulmadık. 12 şarkılı albüm olarak çıkıp sonra her sene 12, 12 çıkarmaya karar verdik.
Zeynep hanım 800 civarı şarkının sözlerini yazdınız ve bir çoğu da çok önemli sanatçılar tarafından seslendirilip hit oldu. Sizin için şarkı söylemek nasıl bir şey?
Ben hep şarkı söylüyordum zaten. Evde çalışırken, stüdyoda, şarkıyı şarkıcıya çalıştırırken, besteciyle şarkıya bakarken... Yani şarkı söylemek benim için yeni bir şey değil ama sahnede şarkı söylemek ve bir sürü insanın gözünün içine bakarak söylemek çok yeni bir şey. Birinin sahnesine misafir olup bir, iki şarkı söylemeye benzemiyor. Çok farklı ve çok etkileyici, gerçekten bırakılmayacak bir şeymiş, ben bunu anladım. Karşınızda 500 tane insan size bakıyor, şarkının başını söylüyorsunuz, nakarata gelince bir satırını söyleyip bırakıyorsunuz ve insanlar avaz avaz söylüyorlar bu çok etkileyici. Büyük bir terapi. O yüzden bırakmam artık kolay kolay. Yandılar, sahnelerden inmeyeceğim.:)
Talu şarkıları sizce neden bu denli seviliyor ve yıllar geçtikçe yeni nesli de yakalayıp daha da değerleniyor?
Tamamıyla samimiyetten. Ben hep ona inanıyorum. Tabii ki annemden de gelen Çiğdem Talu ekolünü devam ettiriyorum bir şekilde, bilinçaltımda o var çünkü. Annemin yazdığı duygularla, o duyguyu anlatma biçimiyle, 90’larda ve 2000’lerde anlatma biçimimiz değişmiş olabilir. Günlük dil, kullandığımız sözcükler değişiyor. Sokaktaki dil değişince bizim yazdıklarımız da değişiyor, doğal olarak. Annemin ve benim şarkılarımın ortak yanı samimi olması. Yani şu hesap yok “Ben ne yazarsam tutar?” Uyanıklık, ticari zihniyet yok! İçimizden geldiği gibi, kelime oyunları yapmadan, lafı döndürüp dolandırmadan, çok insani yazmışız.
Tabii birçoğu sevilmiş, söylenmiş ama birçoğu da kenarda kalmış. 1000 şarkının 1000’i de hit olmamış. Çok normal bir şey. Demek ki biz hissetmişiz ama insanlara o his geçmemiş ya da belirli bir kitle çok sevmiş o şarkıyı. Mesela benim Rengin’e yazdığım ‘Yalnız Gece’ diye bir şarkı vardı. En hit şarkılarımdan biri değil. Rengin de zaten bir albüm yaptı sonra bu işi bıraktı. Bizim sahne repertuarına almadığımız bir şarkıydı. Ama sahnedeyken mesela o şarkıyı isteyip, söyleyince iki gözü iki çeşme ağlayan insanlar var. Böyle bir kaç defa istek geldi. Barbaros’da biliyormuş o şarkıyı, söyleyince ağlamaklı oldular. Yani çok enteresan, bir de böyle özel şarkılar var! Youtube’da da bakıyorum, o kadar enteresan yorumlar var ki. Bir ‘Hakim Bey’ örneği var Türk müzik sektöründe Sezen (Aksu) söylemiş, Zülfü Livaneli söylemiş, o kadar ilgi görememiş şarkı, Mehmet Erdem diye gencecik bir adam çıktı söyledi, ortalık yıkıldı. Şarkı, aynı şarkı! Zamanı var, söyleyene bağlı, döneme bağlı, insanların o anda hissettiklerine bağlı. Çok ilginç, sürprizli bir iş bu. Şarkının da bir kaderi var! Olacağı, olmayacağı zaman var, ben ona inanıyorum. Yapıyorsunuz ve kaderine bırakıyorsunuz. İkinci albümde daha az duyulmuş şarkılardan da seçip, çok daha farklı yorumla, farklı düzenlemeyle albüme koyacağız. Hepsi tamamen hitlerden olsun diye bir ısrarımız da yok.
Dilerim tüm duygulu yazılmış şarkıların kaderi güzel olur. Anneniz sevgili Çiğdem Talu’nun bayrağını taşıyorsunuz bir anlamda. Artıları eksileri nelerdi?
Artıları şu oldu; ben Çiğdem Talu’nun kızı olmasaydım Melih Kibar beni söz yazmaya zorlamazdı, ben de kendim çıkıp, söz yazayım demezdim, hayat boyu da bu işi asla yapmazdım. Denemezdim bile. Çünkü ben avukat olmak istiyordum, çok da kararlıydım. Annem yaşıyor olsa yine bu işi yapmazdım. Talu soyadından dolayı Melih’in zorlamasıyla oldu.
Benim için çok uzun yıllar şöyle de bir dezavantajı oldu; herkes önce şöyle dedi. “Annesi bu kadar iyi söz yazıyordu; şimdi bu kız da mecbur mu bu işi yapmaya?” Normal... Onun için uzunca bir süre şunu sordum kendi kendime “Talu soyadından dolayı mı ben bu işi yapıyorum, yoksa yapabildiğim için mi yapıyorum?” Ne zaman ki Leman Sam’ın söylediği ‘Hey Yıllar’ piyasaya çıktı ve ortalık yıkıldı. O gün ben dedim ki “Tamam! Demek ki ben bu işi iyi yaptığım için insanlar benimle çalışıyor!” Benim kendimi, kendime ispatladığım iş ‘Hey Yıllar’ dır! Ki o da şarkı sözü yazmaya başladıktan 3 sene sonra çıkmış bir şarkıdır. O şarkıyla benim profesyonel hayatım başlamış oldu. Devamında 90’lar da abuk sabuk sözlerin yazıldığı dönemlerde, ben de çok yazdım onlardan ama içimden de hep şunu sordum; “Şimdi bu sözler Talu ekolüyle olacak mı?” Sonra dedim ki “Ama günlük konuşma dili bu, yani annemin tamamen bir devamı olamam.” Popüler müzik günlük dilden beslenen bir şey ve tabii onu kullanacaksınız. Ama hep bir sorumluluk hissi oluyor! Tabii ki genetik faktör diye bir şey var ama her başarılı müzisyenin çocuğu da aynı derecede başarılı olamayabiliyor.
Dolayısıyla önce bir antipati ve ön yargıyla bakmakta haklılardı. Ben de kendime öyle baktım uzunca bir zaman.
800’ü aşkın şarkı sözünüz var. İçlerinde sizin için yeri çok ayrı olan şarkılar hangileri?

‘Hey Yıllar’ onlardan biri. Ben “Hey Yıllar”ı yazdığımda, 19 yaşındaydım… Hey yıllar, yenilmedim size/ hatalarım bile aynı... diye bir laf yazmışım. Şimdi dönüp bakıyorum o yaşta bunu nasıl yazmışım diye. Çünkü o benim bugünkü zihniyetim. Sanki o gün kendi geleceğimi görüp yazmışım gerçekten çok enteresan. Tabii ki şarkıyı Leman (Sam)’ın söyleyeceğini biliyordum, Leman da böyle bir kadındı. Genç birisi olsa belki farklı şeyler yazacaktım. Demek ki onu düşünerek yazdım ama bugün dönüp baktığımda sanki kendimi yazmışım. Onun için çok özeldir, hatta sahneyi de ‘Hey Yıllar’ la açıyoruz.
Ali Güven’in söylediği ‘Yolcu’yu çok severim, içimden geldiği gibi bir kerede çok çabuk yazdığım sözlerdendir. Arabaya müziği koydum ve 15 dakikada yazdım. Onun dışında Sibel Gürsoy’un söylediği ‘Beni Düşün’ çok sevdiğim özel şarkılarımdan biridir. Jale’nin söylediği ‘Üzgünüm’ öyledir. Bunlar hep şarkıcılarını bilerek yazdığım şarkılar. Zaten %99’u öyle. Onu kim taşıyacak bilmek istiyorum, bilmeden yazamıyorum. Beste geliyor, kimin söyleyeceği belli ve ben öyle yazıyorum. Bugün dönüp baktığımda aslında şunu da görüyorum; bu şarkılar, kendimi de anlatmışım dediğim şarkılar. İçine biraz ben de karışmışım... Kuşum Aydın’a da ‘Kuşum’u yazdım ama orda benden bir şey yok tabii.:)
Onun adı Kuşum kaldı! O, Garo (Mafyon) bestesidir ve Garo ağabey, “Şarkıyı Aydın söyleyecek” dediği için öyle esprili bir şey yazmıştım. Aydın olmasa ben öyle bir söz yazmazdım mesela. Bana hep sorarlar siparişle şarkı yazılır mı? Evet, şarkı siparişle yazılır zaten.
Zeynep Hanım, ben de beste üzerine şarkı sözü yazıyorum ve beste üzerine söz yazmak en zorudur! Hem bir hikâye anlatacaksınız, duyguyu vereceksiniz ve hem de kelimelerin prozodisi müziğin üzerine oturacak. Gerçekten zor bir iştir. Şiir gibi yazıp, besteleyin demek kolay... Öyle değil mi?
Beste üzerine yazmak zor iş, evet ama ben de öyle alıştım. Benim 800’ün içinde 10 tane değildir müzik olmadan yazdığım. ‘Anladım’ öyledir Leman Sam’ın. O da Leman bir şeyler yazmaya başlamıştı. “Bunu sen bir toparlasana” dedi. Onun bir kaç cümlesini alıp yazdım ve sonra da Aykut Gürel besteledi. Bir o öyledir, birkaç tane yani. Hep besteye ya da yabancı bir şarkıya yazdım.
Zeynep Hanım söz yazmak ve şarkı yorumlamayı kıyaslarsak bir de buna annenizin ve sizin yazdıklarınızı yorumlama detayını da eklersek kendinizi nasıl hissettiniz?
Dediğim gibi arkadaşlarımın sahnelerine konuk olduğumda tanıdık tanımadık herkesten hep şunu duydum “Siz bunu bir başka türlü söylüyorsunuz!” Bu benim sesimin çok iyi olduğundan falan değil. Tamamen onu ben yazdığım için, tabii ki ben başka söylüyorum, başka türlü anlatıyorum. Bir şarkıcı normal olarak kendine göre anlatıyor. Çoğu zaman çok iyi şarkıcılarla çalıştığım için yorumu hep onlara bıraktım. Çok ters bir şey varsa müdahale ettim. Kendi yorumlarını kendileri bulsunlar diye fazla müdahale etmedim. Doğal olarak kendilerine göre yorumladılar. Ama burada sahibinin sesi olunca başka duyuluyor. İnsanlara farklı gelen de bu. Çok keyifli, çok bayılıyorlar. Benim içinde büyük keyif. Yıllarca o kulağımda duyduğum şeyleri şimdi insanlarla paylaşma şansım var. Sahnede çok eğleniyorum. İnsanlar da görüyorlar ve “Sen zaten sahnede doğmuşsun!” diyorlar. Çok rahatım, hiç panik bir tip değilim. Sonuçta müzik yapıyoruz, açık kalp ameliyatı yapmıyoruz. Hata olsa ne olacak? Hiç umurumda olmaz. Ekibi çok seviyorum, hepsi tanıdığım müzisyenler, arkadaşlarım, Barbaros öyle... Eğleniyoruz sahnede. Barbaros aslında işini çok ciddiye alan bir yapı, normal olarak. Ama şimdi o da bana uydu, benimle beraber daha çok eğlenmeye başladı. O enerji de insanlara çok güzel geçiyor.
Siz eğleniyorsanız, izleyenler de eğlenir. Çok fazla şarkı var ve haliyle seçmesi de güç olmuştur. Beraber mi seçtiniz, nasıl bir yol izlediniz?
Çok çok geniş bir repertuvar.. Öncelikle 100 şarkıya indirgedik Barbaros’la. Sonra sahneyle ilgili seçimi, repertuvar ve akışı Barbaros’a bıraktım. Çünkü bu konuda tecrübeli olan o! Hepsi sonuçta benim ya da annemin şarkıları olduğundan benim için fark etmiyor. O yüzden Barbaros’a dedim ki “Profesyonel olarak sen yap, seçimi, sahne akışını vs.” Ama albüm için DMC, Barbaros, Passion Turca (menajerlik şirketimiz) ve ben beraberce ekip çalışmasıyla karar verdik. Çok objektif bakamıyorum ben, hepsi benim olduğu için ve hepsini çok sevdiğim için. O yüzden işi profesyonellere bırakmakta fayda görüyorum. Şarkıcılar da yönlendirdi mesela. Monica Molina’ya şarkılarımızdan birini İspanyolca söylesin teklifiyle gittiğimizde Monica ‘Anladım’ı seçti. Ajda Hanım da kendi şarkısını kendisi seçti. Tabii ki biz birçok alternatif sunduk. Onların seçimleri de önemli çünkü severek söylemeleri lazım.
Albümde kimler olacak peki, belli mi isimler?
Ajda Pekkan, Yeni Türkü, Monica Molina, Ferhat Göçer, Edis ve birkaç tane halen görüştüklerimiz var. Belki bir yabancı misafirimiz daha olacak. Farklı ve güzel bir albüm olacak. Çeşitli düetlerin olacağı bir albüm ama kesinlikle biz de olacağız her şarkıda. Bu önemli bir ayrıntı. Böylece albüm çıktığında sahneye taşınabilecek. Projeyi çok doğru bir şirkete teslim ettik. Passion Group, Passion Turca. Sevgili Sinan benim eski dostumdur. Projeyi anlattığımda onun da heyecanlandığını gördüğüm için birlikte çalışmak istedik. Passion Group, yurt dışında iş yapan bir şirket. Projenin tasarımından, yürütülmesine, PR ına kadar her şeyi onlara bıraktık ki Sinan’ın yurt dışı bağlantılarını da bu projeyle birleştirdiğimizde çok başka bir şey olacak. Mesela Monica Molina’nın dünya menajeri bu şirket. Böyle birçok yabancı sanatçıyla çalışıyorlar. Ben de onun bir şarkısına Türkçe söz yazmışım. Bir şekilde bu sanatçılarla buluşmuşuz zaten. Şimdi de Talu Şarkıları için albümde, sahnede veya belki farklı bir şekilde buluşacağız.
Hazırlık aşaması ve provalar nasıl sürdü? Ekstra bir hazırlık yaptınız mı?
Tabii, mesela Art Direktörlük konusunda çok düşündük kimle çalışalım diye. Siren Ertan’la çalışıyoruz. Siren de çok yakın bir dostumuz. Kreatif bir göze ihtiyacımız vardı. Fotoğraflar nasıl olsun, ne giyilsin diye... Bütün bunlar da bambaşka bir iş. Sağ olsun Siren de “Memnuniyetle ben çalışırım sizinle.” dedi. Müzikal aşamada Firuz İsmailov. Çok önemli bir şeftir sağ olsun, hepimizin de çok yakın dostudur. Bütün şarkıları bizim tonlarımıza göre yazdı. Orkestra provalarını yaptık. Olabildiği zamanlarda bizimle olamadığı zaman orkestramızın elinde her şey yazılı var zaten. Barbaros’un çok iyi bir orkestrası var. Onlara eklemeler yaptık, 11 kişilik kalabalık bir ekibiz sahnede. Çok keyifli provalar yaptık, herkes çok mutlu hayatından. İşin görsel tarafı da çok önemli... Zeynel Abidin ile yaptık ilk fotoğraf çekimlerimizi, şu an kullandıklarımız yani. ‘Sevdik Sevdalandık’ klibini de Murat Küçük ile çektik. Böyle böyle de ekip genişliyor.
Okan Bayülgen’in açtığı Dada Salon Kabarett’de dinleyicilerle buluştunuz. Orada mı devam edeceksiniz? Gelecekte nasıl planlarınız var?

Dada’da ayda bir devam ediyor. Orası artık bizim kendi yerimiz gibi. Bir kere mekân çok güzel, çok seviyoruz orayı. Okan’ı çok seviyoruz. O da mutlu bizden. Moda Deniz Klübü var. İlk konserimizi de Moda Deniz Klübü’nde yaptık. Sevgililer gününde ordaydık. Ama şimdi single’ımızın çıkmasıyla beraber bu arada Barbaros’un kendi single albümü de çıkıyor yine DMC’den, onun klibini de Okan Bayülgen çekti. Arkadan bizim ‘Sevdik Sevdalandık’ geliyor. Bu iki single ‘ın arkasından Nisan’dan sonra asıl amacımız festivallerle, konserlerle Türkiye’yi dolaşmak. Ne kadar çok yere gidersek, ne kadar çok konser yapıp insanlarla Talu Şarkıları söylersek, bizim için o kadar keyifli. Yurt içi, yurt dışı konserlerle devam edeceğiz. Bu röportaj yayınlandığında iki video klip de yayınlanmış olacak.
‘Talu Şarkıları’ büyük bir proje! Şunu gördük; çok iyiyiz sahnede. İnsanlar bizi ikili olarak çok sevdi, çok yakıştırdı. Biz de çok eğleniyoruz. Diğer taraftan farklı bir şeyler de yapmak isteyeceğiz eninde sonunda. Onun için Barbaros’la düşündüğümüz başka sahne projelerimiz de var. Barbaros zaten sahne yapıyor, her dilde her şarkıyı zaten söylüyor. Benimle yapacağı sahnenin ise farklı bir tarafı, farklı bir esprisi olmalı. Talu şarkılarından oluşan bir müzikal niyetimiz var veya sahnede başka bir proje. Belki sadece benim yazdığım yabancı şarkıları toplamak. Onu da yapıyoruz şim‘Talu Şarkıları’ büyük bir proje! Şunu gördük; çok iyiyiz sahnede. İnsanlar bizi ikili olarak çok sevdi, çok yakıştırdı. Biz de çok eğleniyoruz.
di küçük küçük. Hem İngilizce’sini - Türkçe’sini, hem Fransızca ve Türkçe’sini.
Gelelim minik dostlarımıza, gördüğüm kadarıyla hayvanlarla aranız çok iyi, 2 kedi ve 1 köpeğinizle bir yaşam paylaşıyorsunuz. Onlarla hayat nasıl?
Ben kendimi bildim bileli, hayvan bakıyorum. Çocukluğumdan beri sokaktan kedileri toplar getirirdim eve. Benim kızım da aynı model, 12 yaşında, evdeki 3 hayvanım da sokak hayvanı! Köpeğim, kızım doğmadan önce 3 aylıkken Bodrum’dan alıp getirdiğim. 16 yıldır bizimle, bir sokak hayvanı. Kedilerim de 5 aylık oldular. İkisini de ayrı ayrı sokaktan aldık. Bir tanesi 3 günlük falandı aldığımızda, yaşamaz dediler, yaşattık... Diğeri 1.5 aylıktı bize geldiğinde. Bir arkadaşımın bahçesinde doğmuş. Bize kalsa 10-15 tane daha alacağız ama evin içinde bu kadar oluyor. Evde 2 kedi, 1 köpek, 1 balık! Sitedeki kedilerin de hepsine yetişmeye çalışıyoruz. Evin her yerinde mamalar var, soğuktan koruyacak kutular var. Hepsi bizim camın içinde. Hepsini içeri almak istiyoruz ama sonu yok, maalesef… Dışardakileri de elimizden geldiği kadar bakıyoruz, koruyoruz, kolluyoruz.
Bu sevgi aslında bir hayat tarzı oluyor, değil mi?
Aynen öyle. Sokakta bir hayvan gördüğünüz zaman ve evde de mama varsa vermeden yapamazsın. Yazın Burgaz Ada’ya çok fazla gidiyoruz, çok yakın bir arkadaşımın evi var orada. Kızım harçlıklarıyla gidiyor bakkaldan kedi maması alıp, bütün adayı dolaşıp onları besliyor. Hiç bana sormuyor, onun da yaşama şekli o. Ben de çok mutluyum, ben de onunla paylaşıyorum bu sevgiyi. Kimi zaman görüyorum çocuk çok seviyor, anne titiz ya da anne seviyor çocuk öyle değil, tersi olabiliyor. Biz ana-kız birbirimize sürekli gaz verdiğimiz için böyle ne kadar kedi, köpek, hayvan varsa sevip, bakıyoruz. Çiğdem doğduğunda köpeğim 4 yaşındaydı. Veterinere de, Çiğdem’in doktoruna da sordum. “Tüyden bebeğe bir zarar var mıdır?” Ya da “çok sakin iyi huylu bir hayvan köpeğim ama şimdi bir bebek geliyor eve, nasıl yaklaşmak lazım?” diye. Veterinerimiz dedi ki “Bebeği eve getirdiğin zaman pusetle yere koyacaksın, o koklayacak, yalayacak. Hiç korkma, bir şey yapmaz.” Bebekliğinden beri tanıyor Güçlü Bey köpeğimi. Hakikaten hastaneden eve geldik. Papi de kapıda bekliyor. Hemen yere koydum. O kokladı, yaladı, patisini koydu üstüne ve anladı. O günden sonra vazgeçilmez arkadaş oldular. Çiğdem emeklerken gidip Papi’nin kuyruğunu ısırıyordu, onun kabından mamasından yiyordu ve hatta karşılıklı kıtır kıtır yerken yakaladım Çiğdem’i. Bebeklerin eline dişleri kaşınıyor diye grisini, havuç, salatalık verirler ya, bir kendi ısırıyordu bir Papi’ye uzatıyordu... Böyleydiler yani. Önce hafif fenalık geçiriyorsunuz çocuk köpek maması yedi diye, hemen doktoru arıyorsunuz.
Doktorumuz “Merak etmeyin benim de köpeğim var. Benim çocuklar da yediler, tadı o kadar kötü ki ben de tadına baktım. Bir daha yemez, hiçbir şey de olmaz” dedi. Hakikaten bir daha da yemedi. Biraz daha büyüdüğünde Papi’nin üstüne oturuyordu, at yapıyordu onu. Yani her türlü maymunluğa maruz kaldı hayvan ama hiçbir şikâyeti yok.:) Çok enteresan, o kadar akıllı bir hayvan ki Papi, evde her yere çıkardı, koltukların yatakların üstüne. Hiçbir kısıtlama olmadan her odaya girerdi. “Çiğdem’in yatağına çıkma Papi” dedim. O gün bugün asla oraya çıkmadı. Sokak köpekleri çok akıllı olur derler, öyle gerçekten! Çiğdem okuldan gelirken, daha servis sokağa girmeden anlıyor onun geldiğini, kapıya gidip dikiliyor ve onu bekliyor. Biz anlıyoruz ki Çiğdem geliyor… Çok yaşlandı, kaybettiğimizde çok üzülürüz... En kötü tarafı bu! Bir kedimizi de kalp krizinden kaybettik, çok ağladık. Yapacak bir şey yok tabii.
Bir hayvan ile büyüyen çocukların dışarıya karşı çok farklı davrandıklarını düşünüyorum. Arkadaşlarına, etrafına, büyüklerine... Hakikaten sosyal hayatlarını çok değiştiren bir şey hayvan! Anneler titiziz demesinler. Ben de hayvanlarla büyüdüm. Çok ciddi bir alerjik durum yoksa eğer her evde bir hayvan olsun mutlaka. Kaplumbağa da olsa, balık da olsa bir tane olmalı. Çiğdem küçüklüğünden beri balık balık diye de çok tutturduğundan, balık da çok besledik ama onlar çok çabuk ölüyorlar. Onlar öldükçe ben hemen koşup yenilerini koyuyordum Çiğdem anlamasın diye. Şimdi kala kala bir balık kaldı adı Fırıldak. O küçücük balık oldu kocaman dünya çirkini bir şey, beni görünce yemek vermem için ağzını oynatıyor şaka gibi, çok komik. Öbür ölen kedim patisiyle balık kavanozundan su içerdi. Kediler, Fırıldağın peşinde. Kapattık üzerini bir şey olmasın diye. Bunca yıl yaşamış yazık kediye yemek olmasın.:)
Sevgili Zeynep Hanım bu süper keyifli söyleşi için çok çok teşekkür ederiz. Dergimiz okuyucularına en son ne söylersiniz?
Hayvansız kalmasınlar, müziksiz kalmasınlar. Bunlar en önemli ilaçtan, doktordan bile insana en iyi gelen şeyler. Kulağında kulaklıkla bir müzik dinlerken köpeğinle gezmenin keyfini ya da bir kedi sevmenin keyfini bence herkes tatsın. Bu hakikaten önemli. Çocuklarını da herkes böyle yetiştirsin. Görecekler ki ilerde o çocuklar insanlara karşı da iyi niyetli, iyi kalpli oluyorlar. Dergiyi de çok tebrik ediyorum. Türkiye’de dergicilik çok zor biliyorum. Çok çok da güzel bir dergi. Onun için bol bol takip etsinler dergiyi. Çok teşekkür ediyorum...
Sevgili Barbaros Büyükakkan sizi İstanbul’un ünlü mekânlarındaki sahne çalışmalarınızdan tanıyor ve seviyoruz. Senelerce Barış Manço, Leman Sam, Harun Kolçak ve Nükhet Duru ile çalışmışsınız. Ferhat Göçer’ le sahne çalışmalarınız ve İtalyan tenor Alessandro Safina ve Patrizio Buanne ile de Açık Hava Tiyatrosunda konserleriniz var. 2010’da prodüktörlüğünü sevgili Zeynep Talu’nun yaptığı Türkçe ve Fransızca şarkılardan oluşan bir albümünüz ve 2018 in başında ise sözleri Sıla’ya, müziği Kyriakos Papadopoulos’a, düzenlemesi İskender Paydaş’a ait olan “İki Elim Kanda Olsa” isimli teklinizi DMC etiketiyle çıkardınız. Şimdi bu yeni projeniz Talu Şarkıları’nın sizdeki öyküsünü bizimle paylaşır mısınız?
Bodrum’da olduğum bir akşam Zeynep telefon açtı ve bana kafasındakileri özetledi. O kadar heyecanlı anlattı ki ve söz konusu şarkılar o kadar özel ve güzel ki bana beraber yapmayı teklif ettiğinde düşünmeden “evet” dedim.
Pek çok dilde konuşup şarkı söylüyorsunuz. Fransızca, İngilizce, İtalyanca, Yunanca, Portekizce, İspanyolca, İbranice, Rusça ve Türkçe şarkıların yer aldığı geniş repertuvarınızla güçlü sahne performanslarınız içinde mutlaka Çiğdem Talu ve Zeynep Talu şarkıları da vardı. Şimdi bu projede Zeynep hanımla birlikte Talu Şarkıları söylemenin sizin için anlamı ve duygusu nasıl? Kendi sahnemde bu şarkıların bazılarını ben zaten seslendiriyordum, elbette büyük bir sorumluluk... Türk pop müziğine 40 seneden fazladır yön vermiş ve halen de yön veren şarkılardan bahsediyoruz. Çok gururluyum.
Nasıl bir seçim yaptınız? 1000’ in üzerinde, yüzlercesi hit olmuş ve çok sevilmiş eserler arasından seçmek zorlayıcı olmuştur eminim. Hazırlık aşaması ve provalar nasıl sürdü?

Çok malzememiz olduğu için zorlandık, hep beraber söylenilecek şarkılar olmasına özen gösterdik. Prova aşaması çok zevkliydi, sahnedeki enerjiyi hayal edip çok mutlu olduk.
İlk olarak Okan Bayülgen’in açtığı Dada Salon Kabarett’de dinleyicilerle buluştunuz. Projenin bu derece başarılı olup sevileceğini ön çalışmalar başlarken hissettiniz mi?
Duygu dolu mesajlar ve tebrikler aldık. Devam edebilmek için büyük güç oldu bize. Daha provalar sürecinde, bu projenin büyüyeceğini biliyorduk.
Zeynep Hanım’ın bu ilk profesyonel sahne çalışması ve çok da başarılı. Sahne - de hem eğleniyor hem de eğlendiriy orsunuz. Tecrübelerinize göre bu başarıyı nelere bağlıyorsunuz?
Birbirini tanıyan ve seven iki dost olmamız çok önemliydi, o yakınlık insanlara da yansıyor. Şarkıları da seyirciyle beraber söyleyip eğleniyoruz.
Bu keyifli sahne performansının albüm çalışması olarak da hazırlanması ve Zeynep Hanım’ın bahsettiği diğer yepyeni projeler harika. Bu ve düşlediğiniz devam projeleri ile bir anlamda müzik ve sahne hayatınızda Zeynep Talu’lu yeni bir dönem başladı diyebilir miyiz?
Diyebiliriz tabiki. Zeynep, benim her daim beraber çalışmaktan mutlu olacağım bir dost.
İkili olarak kamera önüne geçtiğiniz video klip çalışmanız ve çekimler nasıl geçti?
Tahminimden çok daha fazla eğlendik, 90’ların mutluluğunu anlatan cıvıl cıvıl bir klip oldu. Bence herkes çok sevecek.
Barbaros Bey, bir de yeni single çalışmanızı sorsam size?
Yeni single’ım Kalbimin Ankara’sı netd’de, DMC etiketiyle yayımlandı. Sözü müziği Tuğrul Cerrahoğlu’na ait şarkının klibi ve fotoğrafları da Okan Bayülgen’e ait. Umarım herkesin seveceği bir şarkı olur.
Dergimiz 4P1K, bildiğiniz gibi hayvan sever yaşam tarzı dergisi. Hayvanlarla aranız nasıldır? Hayatınızı paylaştığınız can dostlarınız oldu mu?
Hayvanlarla aram çok iyi, ben çok küçükken evde köpeğimiz vardı ve onunla büyüdüm. Hayvanlar gerçek sevgiyi tadabileceğimiz canlılardır.
Bu özel söyleşi için teşekkür ederken dergimiz okuyucularına en son söylemek istediğiniz, paylaşmak istediğiniz bir mesajınız var mı?
Hayvanların hayatımızda ne kadar önemli olduğunu unutmayalım, onları koruyup, sevgi göstermemiz gereken canlılar olduğunu bilerek yaşayalım lütfen.





