Ümit Okur

Ayriyeten benim yazmaya devam ettiğim bir senaryo var “Çılgın dayı” diye bir proje. güzel bir aile komedisi onu bitirmek üzereyiz.
Köln Üniversitesi’nde atom tekniği okurken fakültenin son yılında tiyatro bölümüne geçiş yapıp oyunculuk eğitimine başlamışsınız Bu kırılma noktası sizi belki de bugüne getiren önemli bir karar olmuş. Tiyatroya, oyunculuğa ilginiz nasıl başladı? Bu kırılma anı nasıl oluştu?
Çocukluğumda Elazığ’da Fikret Hakan ve Türkan Şoray başrolünde oynadığı Cemo diye bir film çekiliyordu. Ben o sıralar ilk okula giden 7-8 yaşında bir çocuktum.. bizim mahaleden, filmde köy halkını oynayacak figüranlar topluyorlardı.. bende geleyim dedim sen küçüksün dediler almadılar.. Ben dinler miyim arkalarına takıldım gittim onlarla hahahahahaha.. sette geldik.. herkese giyin bunları diye köylü kıyafeti verdiler.. ben tabi cin gibiyim gittim baş kostümcü kadına abla benim kıyafetim yok mu dedim asistanlar vermedimi dedi.
Nasıl o yaşta aklıma geldiyse yanlarında çocuk kıyafeti yokmuş sana yolladılar beni dedim.. üzülüyormuş gibi yaptım üzülme ablam hallederiz dedi ve beni giydirdi.. o kostümleri giyince bayramlıklarını ilk kez giyen çocuklar gibi inanılmaz mutlu olmuştum. Yerimde duramıyordum koşuşturup duruyordum o sırada sete, özel şoförünün sürdüğü siyah beyaz Chevrolet arabası ile Türkan Şoray geldi arkasında kostümünü taşıyan yardımcı kadın.. Ben cin gibiyim hemen koştum yardımcı kadına abla cantanın birini bana ver ben taşırım dedim verdi.. Türkan sultanın arkasından yürüyoruz kendimden büyük çantasını taşıdığımı gören Sultan ay kıyamam diye yanıma geldi yanaklarımı başımı okşadı.. işte o gün hem Türkan Şoray’a hemde Sinemaya Aşık oldum..
O iki Aşkta hiç bitmedi bende.. Türkan Sultana olan platonik aşkımı ve o Cemo filminin cekimlerinde yaşadığım mutluluğu, yıllar sonra ikimizinde davetli olduğu Antalya Altın Portakal film festivalinde anlattım.. Sana olan platonik aşkımdan dolayı oyuncu oldum dedim kahkahayla güldük çok mutlu oldu.. Uzun uzun konuştuk telefonlarımızı verdik halla daha görüşürüz inanılmaz saygı ve sevgi duyarım kendisine..
Almanyada üniversite yıllarımda öğrenci yurdunda kalıyorum her akşamda yemekhanede diğer öğrencilere fıkraları canlandırarak komiklikler yapıyorum onları güldürüyorum.. yine öyle bir akşam gülüyoruz eğleniyoruz öğrencilerden biri sen mühendis değil oyuncu olmalısın dedi..
O sırada uni de atom teknik okuyorum yani içinde Makina mühendisliği, İnşaat Mühendisliği ve Atom Fizik bilimi olan bir mühendislik okul bitince atom santralleri yapma mühendisi olucam son sınıftayım sadece 3 dersten sınavım kalmış onları versem Atom Tekniği mühendisiyim.. Kendi kendime sordum okul bitince atom reaktörlerinde çalışacak mıyım..? Cevabım HAYIR.. peki neyi seviyorum? OYUNCULUĞU eee o zaman burda ne işim var diyip ertesi gün yatay geçiş yapıp Kölnde tiyatro bilimleri eğtimini tamamladım oyuncu oldum.. Hikayem bu. Bölge Tiyatrosunun ortak prodüksiyonunu ile Almanyanın bütün Şehir Tiyatrolarında gösterilmesi için sahneye konan ve Rahmetli Cem Karaca ve Türk Bulvar Tiyatrosunun büyük ustası Toto Karaca ile KANAKEN Müzikalinde baş rolerden birini canlandırdım.. Bu oyunu 450 kez oynadık..
O zamanlar Rahmetli Cem Karaca siyasi nedenlerden ötürü Almanyadaydı.. Kendisiyle 2 yıl boyunca bu oyun nedeniyle gecemiz gündüzümüz beraber geçti çok şeyler konuştuk bir çok anısını paylaştı benimle ne mutlu bana böyle bir dev sanatcıyla yoldaş oldum çok şanslıyım.. Bizim bu oyundan sonra siyasi yasağı kalktı Türkiyeye döndü.. yoksa bu oyunu daha çok oynardık salonlar tıklım tıklım doluyordu..
Sonra bir kırılma noktası ile oyunculuğa ara vererek dünyayı keşfetmek için Bahama adalarından Küba’ya, Kanarya adalarından Mallorca, İtalya, Tunus, Tayland’a ve hatta Maldiv adalarına kadar renkli ve hareketli bir dönem. Hayattan bekledikleriniz, hissettikleriniz nasıldı? Tiyatro bölümünden mezun olduktan sonra da Almanya’da çeşitli şehir ve bölge tiyatrolarında oyunculuk yaptınız. Önemli eserlerde baş rollerde oynadınız. Bizimle o dönemi paylaşır mısınız lütfen. Almanya’da kaç sene kaldınız?
Almanyada toplam 27 yıl kaldım.. tiyatro eğtimim bitince Wupertal şehir tiyatrosunun kadro seçmelerine katıldım.. 64 oyuncu adayı arasından kabul edilen 2 oyuncudan biri oldum ve hemen yeni oyunları olan Nigel Williams’ın eseri KLASSENFEIND oyunda KEBAP karakteri ile başrol oynadım..
Ardından Köln şehir tiyatrosu kadrosuna geçtim.. burada WLT Wesfalen Dünyayı Gezip görme isteği ağır basınca bunu gençken yapim dedim yani Henüz her yemeği kolesterolüm artacak, şekerim çıkacak korkusu olmadan yiyebildiğim, daha bel bacak ağrılarım başlamadan çılgınca dans edebildiğim, gittiğim her yeri soyulurum dövülürüm korkusu olmadan gözü karayken gezebileceğim gençlik zamanımda yapayım dedim ve kadrolu oyuncu olduğum Wesfalen Bölge Tiyatrosundan istifamı bastım ver elini Karayiplerde Bahamalar orada club med Fransız tatil köyünde animasyona başladım..
Sonra çok gezen bilir felsefesiyle Küba, Kanarya Adaları, Kenya falan tatil köylerinde şovlarımı yaparak hem eğlenip hem çalışarak gezdim dünyayı.. Animasyon sayesinde Yeni diller öğrendim 6 yabancı dil konuşuyorum yeni insalar dostluklar edindim yeni ülkeler tanıdım.. üç kelimeyle
“ÇOK GÜZEL GÜNLERDİ”
Ardından bir kırılma noktası da Türkiye’ye dönüşünüz sanırım. Neler paylaşmak istersiniz?
İspanyanın Mayorka adasında çalışırken bağlı olduğum otel zinciri Antalyada yeni otel açacaklarını ve beni oranın eğlence sorumlusu olarak göndereceklerini söyleyince havalara uçtum. Aslında 1 yıllığına gönderilmiştim ama yıllar sonra güzel Türkiyeme gelince bir dahada dönmedim geri. İlk Türk animatördüm o yıllarda pek bilinmiyordu bu meslek. Turizm Bakanlığıyla ortak Seminerler düzenledim eğtimler verdim binlerce genci turizime kazandırdık, şimdi bir çoğu otel yöneticisi oldu..
Yıllarca Marcopolo tatil köylerinin eğlence müdürlüğünü ve Bir çok otel zincirinin Animasyon Koordinatörlüğünü yaptım. Tatil köyünde misafirken komedi şovumu izleyip beni beğenen Arzu Filmin Patronu Ferdi Eğilmez’in teklifiyle Türk sinemasına adım attım. İlk filmim KAHPE BİZANS
Oynadığınız karakterler içinde filmlerden ve tiyatro oyunlarının tümünde sizde en iz bırakan rolünüz hangisi?
Tabiki Kahpe Bizans filmindeki rolüm BİZANS BAŞKOMUTANI TEODRAKİS Çünkü bir çok ilkleri barındırıyor hayatımda.
İlk oynadığım sinema filmi, ilk kamera karşısında olduğum rol, ilk attan düştüğüm film, ilk, kendini yönetmene göstermek isteyen figüran bir kardeşimin savaş sahnesinde yaa ALLAH diyip kılıcı boşa sallamak yerine burnuma geçirip beni hastahanelik ettiği film. En önemlisi; ilk sevişme sahnemin olduğu film daha ne olsun.
Peki size en ilham veren belki de oyuncu olmanıza sebep olan bir rol karakteri sorsam? Hangi filmden ya da oyundan?
Oyuncu olmama sebep olan, Sultanımız ve benim platonik aşkım Türkan Şoray hanımefendi dir. İdolüm ise iki oyuncudur Al Pacino ve Robert De Niro. Beni etkileyen rolleri ise; Al Pacino’nun “Scarface” filmindeki Tony Montana karekteri, Robert De Niro’nun “Baba 2” filmindeki Vito Corleone karekteri.
Sanatçılar çok yönlüdür. Başka hangi sanat dalları ilginizi çeker? Hobi olarak ilgi duyduklarınız var mı?
Oyunculuk sinema tiyatro benim aşkım. Onlardan başka çocukların keyifle seyrettiği bir saatlik köpük balon şovum var. İnsanları balonun içine alıyorum ayrıca 12 metrelik devasal köpük balon yaparak bu alanda dünya rekorunun sahibiyim.
Birde dansı çok severim ilgiliyim, keyfim yoksa, başım ağrıyorsa, derdim varsa, hastaysam DANS ederim geçer..
Sizi sanatçı yönünüzün yanında neşeli, pozitif, doğa ve hayvansever tarzınızla da sosyal medyadan tanıyoruz. Bize bu tarafınızdan da bahseder misiniz lütfen. Paylaşımlarınızdaki kedi köpekler de size doğal bir şekilde sevgiyle yaklaşıyorlar. Bu karşılıklı sevgi nasıl gelişti?
İnsanları tanıdıkça hayvanları daha çok seviyorum dermişim.. şaka şaka:)) Ben her canlıyı seviyorum çünkü sevgiden besleniyorum yaşam enerjim sevgiden geliyor. İnsanları, hayvanları, bitkileri, böcekleri.. hepsinin varlık sebebi var bir bütünün parçaları onlar, biri olmadan diğeri olmaz. Şamanlar gibi hayat veren yaşatan şeyleri seviyorum. Toprağı, havayı, suyu, güneşi seviyorum saygılıyım onlara. Budistler gibi yaşayan her şeyi seviyorum elimden geldikçe şu misafir olduğum dünyayı bozmadan kirletmeden yaşayanları yaşatarak gitmek istiyorum. Ego, aşırı hırs, aç gözlülük ve bencillik insanları hasta ediyor. Ülkeleri yok ediyor, kardeşi kardeşe düşürüyor dünyanın düzenini bozuyor. Hayvan sevgisinin hastalığı, yalnızlığı, karamsarlığı, depresyonu iyileştirici özelliği var pozitif enerji verir vefa duygusunu öğretir. Bu arada siz onları seversiniz de onlar sizi sever mi? Unutmayın Hayvanlar ve Çocuklar yüreği güzel insanlara gelir.
Yaşamınızı bir canlıyla paylaşma şansı yakaladınız mı?
İşim icabı nerde ne zaman olacağım belli olmadığından, evde yalnız başına bırakmak ta beni üzdüğü için hiç öyle bir şansım olmadı. Eğer imkanım olsaydı yaşamını biraz daha iyi geçirebilmesine yardımcı olmak için engelli bir hayvanı sahiplenmek isterdim.
Günlük yaşantınızda neler yapmaktan keyif alırsınız?
Kesinlikle göz yumayacağım 3 kırmızı cizgim var hayatta; Çocuğa şiddet, Kadına şiddet ve Hayvanlara şiddet. Bu konuda mücadele veren sivil toplum örgütlerine elimden geldikçe destek olmaya çalışıyorum..
Sokak hayvanlarıyla vakit geçirmeye bayılıyorum çok komikler, hele kediler her biri ayrı bir karekter Andrew Lloyd Webber’in cats (kediler) müzikalindeki kedi karakterleri gibi..
Oyunculukla ilgili çalışmalar yapıyorum, Senaryo yazıyorum. Sanatsal filmler izliyorum, tiyatroları kaçırmıyorum, köylere gidip doğal üretilmiş ürünleri alarak onlardan yemek yapmayı seviyorum. Doğada koylarda çadır kurup geceliyorum. Golf oynuyorum. Yani kendimce elimden geldiği kadar misafir olduğumuz dünyanın tadını çıkarıyorum..
Ümit Okur’un hayat mottosu nedir?
Sevgi iyileştirir, dans güzelleştirir Kırmadan, kırılmadan, ezmeden, ezilmeden yaşa gitsin vicdanında rahatsa..
Ümit Okur ‘un sihirli bir değneği olsa neleri değiştirmek isterdi?
Öncelikle dünyada sınırları kaldırırdım sonra herkesin eğtime ulaşmasını sağlardım. Din, dil, ırk ayrımı olmadan insanların insanca, özgür ve onurlarıyla yaşayabilmesi için su, toprak gibi dünya nimetlerinin adil dağılımını sağlardım. Çünkü ekmek varsa savaş olmaz, özgürlük varsa kölelik olmaz, cehalet yoksa kandıran da olmaz.
Bu güzel söyleşi için çok teşekkür ediyorum sevgili Ümit Okur. Sanatla ve sevgiyle dolu keyifli zamanlar, nice başarılı çalışmalar dileklerimle bir kez daha 40.yılınızı kutluyoruz.
2023 tarihinde Stüdyo Arı etiketiyle dijital platformlarda yerini aldı.
Hepimizin kulağına tanıdık gelen ismi ve sözleri III. Murad’a (1546 -1594) ait olan eviç ilahi formundaki bu eseri Leh asıllı Wojciech Bobowsky (1610-1675) bilinen adı ile Klasik Türk Müziği bestekârı Ali Ufki Bey bestelemiştir.
Zafer Şanlı, Volkan Şanda, Tolga Şanlı ve Arıkan Sırakaya ise bu huzur dolu melodiAlbüm köşemde ise Zafer Şanlı, Volkan Şanda, Tolga Şanlı ve Arıkan Sırakaya’nın yorumlamaları ile “Uyan Ey Gözlerim” var. Albüm, 17 Mart yi yorumlarken içine kendilerinden birer parça eklemeyi başarmışlar. Projeyi anlatan Zafer Şanlı “Her dinlediğimde bana huzur veren bu güzel ilahiyi kendimizce yorumladık. Umuyorum ki, bu sıkıntılı günlerde, özlediğimiz iç huzuruna giden bir yol sunabiliriz. ” dedi. Daha önce sayısız çalışmalarından ve sahnelerden tanıdığımız usta müzisyen 23 Mart’ta yayınlanan klibini müzik severlerin beğenisine sundu.
Eser sahibi Ali Ufki Bey, (Wojciech Bobowski) Polonya asıllı Klasik Türk müziği bestekârı, santûrî, müzikolog, “Mecmua-i Sâz ü Söz” adlı, içinde kendi bestelerinin de yer aldığı müzik eserleri antolojisinin yazarı, Kitâb-ı Mukaddes’i Türkçe’ye ilk çeviren kişi. Müzik eserleri 17. yüzyıl Osmanlı Müziği’nin en önemli eserleri arasında yer almaktadır. Bas Gitar: Zafer Şanlı Düzenleme ve Saksafon: Volkan Şanda Gitar: Tolga Şanlı Miks, Mastering ve Davul: Arıkan Sırakaya Kayıt: Meriç Memikoğlu Klip tasarım, Montaj: Özcan Yılmaz Kapak: Bernart Video Çekim: İlker Kavruk Yapım: Stüdyo Arı
Yeni sayıda görüşmek dileğiyle tüm okurlarımıza sevgilerimi gönderiyorum. Enerjiniz yüksek, sevginiz güçlü olsun.
Gamze Lim





