Hayattan Notalar · Sayı 7

Müjdat Gezen

Müjdat Gezen

Sanat yaşamı boyunca 100 den fazla filmde, 50 den fazla oyunda ve binden fazla radyo ve TV Skecinde izlediğimiz, 2007’den beri de UNICEF Türkiye İyi Niyet Elçisi olan duayen sanatçımız Müjdat Gezen hocamızla Kadıköy’deki okulu MSM ‘de sizler için çok keyifli bir söyleşi yaptım.

Değerli ustamız 2018-2019 sezonunda peş peşe iki yeni projesiyle sevenlerini ve Türk halkını tiyatroya doyuruyor. Kendisinin kaleme aldığı, yönettiği, deli bir şair ve bestekâr rolünde sahneye çıktığı ŞARKILAR SENİ SÖYLER müzikali uzun bir hazırlık sürecinin ardından 20 Ekim’de TİM Show Center’da perdelerini açtı! Tiyatro salonlarını kapalı gişe dolduran müzikal oyun, zamanın gazino kültürünü sergile“2007’den beri de UNICEF Türkiye İyi Niyet Elçisi olan duayen sanatçımız Müjdat Gezen hocamızla Kadıköy’deki okulu MSM ‘de sizler için

019’a girdiğimiz bu yepyeni sayımızda ‘Hayattan Notalar’ köşemin özel konuğu büyük usta, değerli sanatçımız ve ekol olan çok sevgili Müjdat Gezen! çok keyifli bir söyleşi yaptım.”

yen müthiş keyifli müzikal bir tiyatro. Bir önceki sayımızdaki köşemde sevgili Seçil Akın ile yaptığım söyleşide bu oyunun müjdesini vermiştik. Müzikalin müziklerinde Seçil Akın imzası var. Birbirinden değerli sanatçıların oynadığı ve seyircisini 70’li yılların gazino dönemine götüren dev projenin her anında nostalji yaşanıyor. Bir zamanlar İstanbul’da yaşanan gazino hayatı bu nostaljik, keyifli ve renkli oyunla yeniden canlanıyor!

Müzeyyen Senar’ın 40’lı yıllarda Turkuaz Gazinosu’nda sahne almasıyla başlayan, Zeki Müren’in vefatıyla sona eren gazino hayatını ve o dönemlerde sahnede ve perde arkasında yaşananları komik ve hüzünlü anlatımlarla seyircisine yaşatan, oyunda Zeki Müren’den Türkan Şoray’a, Bülent Ersoy, Sezen Aksu, Zerrin Özer, Müzeyyen Senar, Semiha Yankı, Safiye Ayla ve Ajda Pekkan’a kadar önemli ve unutulmaz sanatçılar canlandırılıyor. Yeşilçam’ın efsane sanatçısı Cüneyt Arkın ve sevgili Semiha Yankı kendilerini oynayarak muhteşem bir sürpriz ile Tiyatro severlerin karşısına çıkıyor. Sanatçı Fatih Ürek sanat güneşimiz Zeki Müren rolüyle efsaneyi birebir sahneye taşırken, birçok ünlüyü canlandıran Fehmi Dalsaldı performansıyla dikkat çekiyor. Kalabalık kadrosuyla göz dolduran müzikalde oyunculara dansları ve şovlarıyla bir bale topluluğu eşlik ediyor. Anlayacağınız bu oyunda yok yok! Ben ve benim gibi gazinoların o ışıltılı günlerine şahit olamayanlar için ayrı, o zamanları yaşayanlar için ise ayrı bir tadı var bu müzikalin.

Usta duayenin ikinci projesi ise tek kişilik bir oyun. Müjdat Gezen - EYVALLAH oyunu Aralık ayı itibariyle hem kendi tiyatrosu Kadıköy Müjdat Gezen Tiyatrosu’nda hem de CKM ve birçok tiyatroda seyredilebilir. Geçtiğimiz sezondan itibaren kapalı gişe oynayan yönetmenliğini Müjdat Gezen’ in yaptığı 7 KOCALI HÜRMÜZ müzikali de yoğun istek üzerine TİM Show Center da tekrar perdelerini açtı.

Gelelim röportajımıza...

Değerli hocam ‘Şarkılar Seni Söyler’ oyununuzu izlemeye 9 Kasım’da iki arkadaşımla birlikte gelmiştim. Coşkulu, komik, hüzünlü ama bir o kadar da renkliydi, tam bir nostalji geçiti gibi! Seyirciyi bir zaman tünelinden o zamanlara götürüyor ve o günleri yaşatıyorsunuz. Keyifle izledim. Oyundaki tepkiler de çok güzeldi. Siz neler dersiniz?

Güzel gidiyor gerçekten. Eski gazino yaşamının nostaljisi. Cüneyt Arkın kendini oynuyor. Semiha Yankı keza kendini oynuyor. Türkan Şoray’ı canlandıran ona çok benzeyen kızımız Melike İpek Yalova çok güzel oynadı. Fatih Ürek, Zeki Müren canlandırmasıyla müthişti. Bülent Ersoy’u, Sezen Aksu’yu ve Zerrin Özer’i oynayan Fehmi Dalsaldı var. Çok yetenekli o çocuk da, çok beğeniyorum. Safiye Ayla, Ajda Pekkan canlandırması, hepsi çok başarılı!

O zamanı yaşattınız gerçekten. Hepsi inanılmaz güzel canlandırmalardı. Diğer oyuncular arasında MSM den var mıydı?

Tamamı! Cüneyt Arkın, Semiha Yankı, Fatih Ürek hariç diğer oyuncuların hepsi MSM. Dansçılar, sazcılar dâhil hepsi MSM den.

Bu özel müzikal tiyatroyu izlemeyen kalmasın derken yepyeni tek kişilik bir oyun hazırlığında olduğunuzu da duydum. Zamanlaması ve konusu ne olacak?

Evet hazırlıyorum. EYVALLAH diye bir oyun. Kasım sonunda çıkıyor kısmetse. Tek kişilik, benim buradaki tiyatromda (Kadıköy Müjdat Gezen Tiyatro’sunda) Hem otobiyografi hem de taşlamalar var. 93 yaşındaki bir ağabeyimiz beni anlatıyor ama o rolü de ben oynuyorum. Oyunun bir özelliği daha var. Yedi Kocalı Hürmüz ve Şarkılar Seni Söyler’ e gidemeyenler de orada gelip danslardan bir bölümü izleyecekler.

Yeni oyununuzu da sabırsızlıkla bekliyoruz o zaman. Buradan duyuralım öyleyse, tiyatro severler hem müzikali hem de bu tek kişilik oyunu kaçırmasınlar. İki farklı projeyi aynı zamanlamada hayata geçirmeniz müthiş bir enerji ve konsantrasyon! Her ikisi için de başarılarınızın devamını diliyor, tebrik ediyorum! Sevgili Müjdat hocam siz ülkemizin özel bir değerisiniz, iyi ki varsınız!

Estağfurullah, sağolun...

10 yaşınızda başlamışsınız. İlk piyesiniz Hırka-i Şerif İlköğretim Okulu’nda. Aynı yıl Doğan Kardeş çocuk dergisinde şiirleriniz yayımlanmış ve İstanbul Radyosu Çocuk Kulübü’nde mikrofonla tanışmışsınız. Profesyonel oluşunuz ise 17 yaşınızda, 1960 yılı İstanbul Belediyesi Şehir Tiyatroları’nda! Neyi oynamıştınız? Komedi miydi?

Doğrudur. İlk, Çılgın Yenge oyunuydu. Hemen arkasından Henrik İbsen’nin Bir Halk Düşmanı ve 63 yılına kadar da 1015 piyeste oynadım. İlk komediydi, evet öyle de gitti profesyonel oyun.

Yüz film, elli oyun, binden fazla radyo ve TV skeci. Oynadınız, yazdınız, yönettiniz... Hepsinde de müthiş başarılar elde ettiniz ama size sinema mı, tiyatro mu desem?

Tiyatro! Ben tiyatrocuyum. İlk göz ağrım. Bir de nefes nefesesin seyirciyle... Şimdi biraz sonra 1500 seyirci var orda. Gidip onlarla karşılıklı olacağız. Sinemada yapıyorsun bitiyor. Tiyatroda her gece yeni bir heyecan, yeni bir karşılaşma ve görüyorsun, göz gözesin orada.

Tiyatronun etkileşimi bir başka tabii. Karşılıklı enerji alış-verişi değil mi?

Evet, aynen öyle!

60’lı yıllar sizin yoğun tiyatro oyunlarınızın olduğu dönemler. Münir Özkul ve Muammer Karaca Tiyatroları, Ulvi Uraz Tiyatrosu, arkadaşlarınızla birlikte kurduğunuz Halk Oyuncuları, İstanbul Tiyatrosu ve 1968 yılında açtığınız ilk özel kendi tiyatronuz. 60’lı yıllardaki tiyatro dönemi bambaşkaymış sanırım. Bugün de tiyatroya ilgi var ama o zaman başka parlıyormuş. O dönemler tabii tv de yok.

Evet, tabii müthiş, müthiş!

İnsanlar özenle giyinip, hazırlanıp müthiş bir coşkuyla tiyatrolara gidiyorlarmış. Biz eski Beyoğlu’ lu, Pera’ lıyız. Annem ve babamdan dinledim o dönemi. Onlar ilk gençliklerini Beyoğlu’nun 60’lı yıllarının o şaşalı döneminde yaşamışlar.

Evet, öyleydi ve o zamanlar! Beyoğlu, şehir tiyatrolarının merkeziydi.

Peki hocam, tiyatro sizin için zaten çok özel ama başka nasıl bir anlam taşıyor, nasıl tanımlarsınız?

Tiyatro, insanı anlatıyor. Bir de, çok insanca anlatıyor! Karşındakiyle göz göze, nefes nefese, soluk soluğasın... O seni izliyor, sen onu izliyorsun. O kontak hiç bir zaman kaybolmuyor. Resim sanatında, heykel sanatında, mimarlıkta, fotoğrafta, sinemada hep araya malzemeler giriyor. Burada malzeme insan! Tiyatronun malzemesi insan. Ötekilerde yağlı boya, çekiç, çamur, alçı, mermer, obua, fagot, piyano, tuval... Ama tiyatroda insan!

Tiyatroda birebir enerji alış verişi var dediğiniz gibi. Tiyatroyu farklı ve özel kılan da bu gerçekten. Sizin bir de yazarlık tarafınız var. Çizgilerle Nazım Hikmet, Neden Dersen, Yapabilirsin, Oyunculuk Üzerine, Kuzucuk, Tanıdıklarla Anılarım, Naftalin Bozulmuşsa, Güle güle Dünya Ben Burda Kalıyorum, Ben Çocukken, Meşhur Yenikapı Cinayeti, Toplu Oyunlar kitaplarınızdan bazıları. Yayımlanmış 49 kitabınız var. Yazmadan duramayanlardansınız.

51 oldu şu anda toplamda...Evet... Yeni yazılanlar da basıldı geldi. 51 oldu şimdi. Kendimiz yazıp, kendimiz oynuyoruz. Böyle olunca içlerinden ara ara mizahi öyküler de çıkıyor, yazıyorum! Yazmadan durulmuyor, küçüklüğümden beri yazıyorum.

Aynı zamanda şairsiniz. Hatta 74 adet şiirden oluşan “Şiirim Geldi Bırakın Beni” isimli bir albüm hazırlanmış.

Var, evet, evet! Albümde de Savaş Dinçel, Mustafa Alabora, Perran Kutman, Ali Poyrazoğlu, Rutkay Aziz ve Sunay Akın

“Evimde de 5 köpeğimle yaşantımız aynen devam ediyor. Evin içinde her yer onların, ben de onların yanında eşimle birlikte yaşıyorum.” bütün dostlarım içinde! Unutmayayım şimdi ayıp olur. Rahmetli Yaman gibi pek çok dostum yer aldı. Şiirler okudular. Hepsinin birer, ikişer şiiri var içinde.

Peki, devamını yapmayı düşünür müsünüz?

Şiir kasetleri pek öyle satan, ticari şeyler değildi. Ben de zaten o sebeple yapmamıştım. İlerde belki... Şimdi ikinci bir şiir kitabı hazırlıyorum diğer birikmiş şiirlerden. O şiir kitabı çıkınca belki kasetini de yaparız.

Belki yanında, beraberinde de olabilir?

Evet, olabilir. Belki ikisi bir arada olabilir.

Sayın hocam unutulmaz rollerinize gelelim. Darbukatör Bayram var mesela. Gırgıriye filmleri, Görgüsüzler, ard arda çekilen filmlerin unutulmaz rolü Darbukatör Bayram. Öyle ki bu karakter, tv de de Cennet Mahallesi dizisinin ortaya çıkmasını sağlamış. Ben buradan baktığımda en beğenilen dizi, sinema ve karakterlerin halkın tam içinden olaylar ve tiplemeler olduğunu, halkın aslında kendisini tiye alan şeyleri daha çok alkışlayıp benimsediğini düşünüyorum. Yani kendi kendini tiye alan bir durum var işin sırrında. Siz ne dersiniz?

Çünkü ben de aslında aktör olarak biraz kendi kendimi tiye aldığım için, hayata da birazcık Nasrettin Hoca gibi, Karagöz gibi baktığım için o karakterler öyle geçti seyirciye. Doğru bir analiz bu!

Oyunlarınızı yazarken, tiplerinize çalışırken nasıl hazırlanırsınız?

Yazarken uzun süre hazırlanıyorum. Not kâğıtlarım vardır. Hem başucumda, hem çalışma masamda hem de salonumda. Oralara notlar alıyorum. Sonra onları dosya haline getiriyorum. En sonunda daktiloya oturduğumda ki ben daktiloyla yazıyorum. Bilgisayar kullanmıyorum. Musiki gibi geliyor bana o çatır çutur sesler. Yeni oyunumu da öyle bitirdim. Tiplemeleri yaparken ise, o karakterler hep hayatın kendisinden. O kadar çok insan tanımışım ki onlardan birini aldığın zaman ki yeni oyunumda da var mesela Fuat ağabeyi oynayacağım ben. Fuat ağabey, alt komşumuzdu bizim! Çok da şirin bir adamdı. Şimdi gelmiş 93 yaşına, onu oynuyorum.

Bir röportajınızda da “Oyuncu olarak bir rolü omuzlayıp gitmeyi severim, bir rolün sırtına binip gitmeyi sevmem.” di-

Cihan Nacar Koleksiyonu

yorsunuz.

Evet, evet yani rol çok güzelse mesela Hamlet’ i oynamak ustalık ister ama Hamlet’ i öyle yazmış ki Shakespeare kim oynasa güzel oynadı diyorlar. Ama ben zayıf yazılmış rolleri de alıp, omuzlayıp götürmeyi seviyorum. Çalışırım üzerinde yani emek seviyorum ben. Bir işe emek verilmesini seviyorum.

Yeni dönemde Türk sinemasında, tiyatrosunda hangi oyuncu ve filmleri beğeniyorsunuz?

Valla o konuda torpil yapmamak için hiç konuşmuyorum ben. Çünkü %90 nı bizden mezun öğrenciler ve hepsini çok beğeniyorum. Bizden mezun olmayıp da çok başarılı olanlar da var. Onları da çok beğeniyorum. İsim unutursam alınıyorlar o yüzden isim vermiyorum. Aşağı yukarı 100’ün üzerinde bizden mezun olan başarılı oyuncu var. Burada bir dergi var onun içinde mezunlarımız adlı bölümde başrol oynayanlar, orta boy rol oynayanlar diye hepsinin isimleri var. Ben söylersem öteki beni atlamışsın hocam diyor o yüzden onların üzülmesini istemiyorum.

1991 yılında kurmuşsunuz Müjdat Gezen Sanat Merkezi’ni. 25 seneyi geçmiş, tam 28 sene olmuş! 91 den bu yana bu binada mısınız?

Müjdat Gezen
Müjdat Gezen

Evet, hep burada, bu odadayım!

Odanız yerden tavana kadar tüm duvarlarındaki kitaplar, anılar, fotoğraflar, özellikle onlarca Atatürk fotoğrafları ve özel değeri olan eşyalarınızla dopdolu. Sizin Atatürk’e olan büyük sevginizi de herkes biliyor. Oyunlarınıza bile konu olmuş. ‘1881’, ‘Mustafam Kemalim’ adlı oyunlarınız var.

Celal Bayar diyor ki “Atatürk, seni sevmek ibadettir.” diyor. Ben Atatürk’ün en ağır ilkesini hedef edindim. Çok sorumluluk isteyen bir şeydir. Atatürk diyor ki “Bağımsızlık benim karakterimdir.” diyor. Hâlbuki yeni yöneticiler diyor ki “Taraf olmak zorundasın, taraf olmayan bertaraf olur.” diyor. Ben de hiç bir zaman iktidarın tarafında olmayı kendime yediremem. Şansım Adalı - Sudi Etuz Koleksiyonu

Selanik’teki Atatürk Evi’ne gitmişsiniz ve bahçesindeki nar ağacından bir narı MSM ye getirip vitrine koymuşsunuz.

Gittim, bir tane nar koparttım oradan. O narı polyesterle ambalaja aldırttım. Okulumun fuayesinde Atatürk bölümünde duruyor. Çok severim. Mustafa Kemal hastasıyım. Bak bu da Atatürk mührü, Ankara’dan almıştım. Çok hoşuma gider bu mühür de. Atatürk ile ilgili çok şey biriktirdim. Bende yüzlerce fotoğrafı var. O duvarda bir sürü fotoğraf var, bu duvarda bir sürü var. Oradaki fotoğraf da Büyük Millet Meclisi’nin açıldığı gün 23 Nisan1920. Eski Büyük Millet Meclisi binası. O küçücük bina Büyük Millet Meclisi ve orada Cumhuriyet kurulmuş. Az buz bir şey değildir bu.

Ben 29 Ekim doğumluyum!

Evet biliyorum onu da. 29 Ekim sanki size bir hediye, özel bir mesaj gibi...

Ya evet! Ağabeyim de 30 Ağustos Zafer Bayramı’nda doğmuş!

Çok ilginç gerçekten! Yine ilginç bir bilgiyle devam edelim. Okulunuzda bulunan İsmail Dümbüllü’ nün meşhur fesini Türkiye’nin tanınmış oyuncularından birine armağan edeceksiniz diye okudum, doğru mudur hocam?

Evet, Şevket Çoruh’a hediye ettim. İsmail Dümbüllü şu resim, üstteki fes Kel Hasan’ın fesi. Üstteki de Nejat Uygur’un hediyesidir bana. O fesi Hasan Efendi, İsmail Amcaya (Dümbüllü’ ye) veriyor. İsmail Dümbüllü, Münir Özkul’a veriyor. Münir Murat Aytulum - Lal Koleksiyonu Ağabey bana veriyor. Ben de Şevket’in kafasına geçirdim onu.:)

Peki, kura çekip okulunuzu 10 öğrenciye bıraktığınız doğru mu?

Doğru, evet. Onlar 10 yılda bir yenileniyor. On yılda bir yeni kura çekiyoruz ve onlara kalıyor işte okul.

Ne kadar güzel, bayrak devir teslimi gibi. Size Allah uzun ömürler versin tabii ki ama bu çok güzel bir misyon olmuş.

Çok şükür onlar da güzel yüklendiler onu, iyi götürüyorlar yani.

Öğrencileriniz diyorlar ki sizin için “Bize Müjdat hocamız önce sevgiyi öğretti” diyorlar. Sevgi, her şey, öyle değil mi? Hayatın anahtarı aslında!

Evet, önce insan olun, sevmeyi öğrenin. Sonra ki işler kolaylaşıyor zaten. İyi insandan sevgi çıkıyor. Ben severek yapılan çöpçülüğü, sevilmeyerek yapılan mühendisliğe tercih ederim.

Sizin yine bir sözünüz var sevgili Müjdat hocam, “Eğer bir sanatçı toplumunun meselelerine duyarsızsa ben onun sadece vatanseverliğinden değil insanlığından bile şüphe ederim!” diyorsunuz. Aslında tam da bir sanatçının misyonunun ne olması gerektiğini tanımlıyorsunuz.

Evet! Hem bu toplumun içinde yaşayacaksınız hem de bu toplumun hiçbir meselesi sizi ilgilendirmeyecek. Böyle bir şey söz konusu olamaz! Aslında burada sanatçı olmaya da gerek yok. İnsan olmak bile yeterli bence. Bu ülkede yaşayan bir insansanız eğer, sorumluluklarınız var demektir. O sorumluluklardan kaçıyorsanız vatandaşlığını dahi iyi yapmıyorsun anlamı çıkar buradan. O zaman da insan olduğundan bile şüphe ederim.

Şu ara ne okuyorsunuz, okumaya fırsatınız var mı bu yoğun günlerinizde?

Elbette var! En son yeniden Konfüçyüs’e baktım, yeniden Montaigne’e baktım. Ve yeniden Aydın Boysan’ın ‘Ne Güzel Günlermiş’ kitabını bitirdim. Çok da hoşuma gitti, bayıldım. Yılmaz Özdil’in de ‘Mustafa Kemal’ ini bitirdim. Kızım da bitirdi. Hızlı okuma tekniğini biliyorum. Tek bakışla aynı anda 3 kelime okuma tekniğini biliyorum. Eğer bunu bir bakışta sökebiliyorsan çabuk okunuyor.

Sevgili Müjdat hocam, 50 yıllık bir meslek hayatınız var. Hatta daha fazla!

1960 da profesyonel oldum ben. 58 yıl oldu bu yıl.

Bu yıl 58.yılını doldurduğunuz sanat hayatınızın hangi döneminde en çok keyif aldınız?

Müjdat Gezen
Müjdat Gezen

60’lar! 70’ler de çok güzeldi ama en çok 60’lar zirve olduğudur!

Tiyatronun zirve olduğu yıllar, o yıllar. Peki, size en uzak gelen rol neydi, zorlandığınız ya da istemeden oynadığınız bir rol var mıydı?

Konservatuar öğrencisiyken Şehir Tiyatrolarında oynuyordum ben. Orada hep istediğin rol gelmezdi, figüran oynadığın da olurdu ama kendi tiyatromu kurduktan sonra artık öyle bir şeyin sıkıntısı kalmadı. Neyi beğeniyorsak onu oynuyoruz. Birazcık seçme hakkımız geldi 68 yılından sonra!:)

Kilyos’ ta eşiniz Leyla hanımla yeşillikler içindeki evinizde 5 köpeğiniz olduğunu ve onlarla yakından ilgilendiğinizi biliyoruz. Doğayı ve hayvanları çok sevdiğiniz de belli.

Evet, orası yazlık ev. Buradaki kışlık evimde de 5.katta 5 köpeğimle yaşantımız aynen devam ediyor. Günde iki defa gezdiriliyorlar. Evin içinde her yer onların, ben de onların yanında eşimle birlikte yaşıyorum. Ev onların! Şimdi bir tanesi kanser, eşim onu sürekli doktora götürüyor. Hepsiyle yakından ilgileniyoruz.

Çocukluktan gelen bir sevgi miydi bu?

Tabii, tabii! Gözümü açtım evde kedi vardı zaten! Sonra alt katta Fuat Ağabeyin köpeği vardı. Onunla çok güzel dostluğumuz oldu. Beslemediğim hayvan kalmadı. Kedi, köpek dışında kaplumbağasından, tavşanından, papağanından, maymunundan, balığından tut benim hemen hemen beslemediğim hayvan kalmadı. Bir insanın ağaç sevmesi, hayvan sevmesi insan sevmesini kolaylaştırır. Geçiştir bu. Güzel bir geçiştir.

Bu da doğuştan itibaren insan olarak hassas ve duyarlı bir insan oluşunuzu gösteriyor zaten. Sevgili Müjdat Hocam oyuna gideceksiniz birazdan farkındayım ve bu yoğun temponuzda zaman ayırdığınız için çok çok teşekkür ederken son olarak okuyucularımıza buradan ne mesajınız olabilir?

Bu hayat bize emanet! Emaneti iyi değerlendirmek lazım! Yaşamı bir emanet olarak görüyorum ben. Onun için ne kadar iyi yaşarsan, ne kadar verimli, duyarlı, faydalı o kadar iyi oluyor!

Hayata saygı göstermezsen, hayvanlara, insanlara, doğaya, onlar da sana göstermiyorlar.

Saygı ve sevgi karşılıklı. Sen ne kadar insanları sayarsan, seversen onlar da sana aynını yapıyorlar. Hayvanlar da keza öyle!

Anlıyorlar çünkü...

Çok çok teşekkür ediyorum sevgili Müjdat hocam bu güzel söyleşi için tekrar sağ olun!

Ben teşekkür ediyorum, sen sağ ol!

CAZ’DAN PUNK’A MAHZUNİ

Albümde, çok farklı türlerin şarkıcıları yorumluyor Mahzuni’yi. Bu efsanevi halk ozanı 62 yıllık hayatında 453 plak, 58 kaset ve 8 kitap yayınlamış. Türkiye’de derin bir iz bırakmış, bestelerinde toplumsal sorunlara duyarlı bu çağdaş halk ozanının akıllardan çıkmayan klasiklerini sürprizlerle dolu yorumlar eşliğinde yeniden keşfedin. ‘Mahzuni’ye Saygı’ adlı 30 şarkılık bu çiftli albümde, Mahzuni Şerif'in müzikal mirasını selamlayan 33 sanatçı arasında farklı kulvarlardan önemli yorumcular yer alıyor.

Albümde kimler var sayalım: Burcu Güneş, Teoman, Ceylan Ertem, Hayko Cepkin, Ziynet Sali, Demet Akalın, Ahmet Aslan, Kardeş Türküler, Işın Karaca, Azam Ali, Cem Adrian, Selçuk Balcı, Niyazi Koyuncu, Kurtalan Ekspres, Kubat, Amil, Mesut Yılmaz, İntizar, Koray Avcı, Şevval Sam, Selda Bağcan, Mabel Matiz, Mustafa Ceceli, Yiğit Mahzuni, Funda Arar, Mehmet Erdem, Jülide Özçelik, Gripin, Neyse, Ceyda Köybaşıoğlu, Feridun Düzağaç, Aylin Aslım, Akın, Mümin Sarıkaya.

En dikkat çeken yorumlar kimler derseniz; Burcu Güneş 'Kanadı Değdi Sevdaya', Selda Bağcan ve Mabel Matiz düeti 'Yuh Yuh', Teoman ‘Boşu Boşuna’, Ceylan Ertem 'Zalım' yorumuyla yer alırken, Kurtalan Ekpres‘in 'Bu Mezarda Bir Garip Var' ve Gripin 'Buldular Beni' yorumu ayrı bir keyif. Kapak konuğumuz Hayko Cepkin 'Sarhoşum Dünyada' yorumuyla hayli dikkat çekerken Cem Adrian’ı 'Dumanlı, Dumanlı’ daki süpriz yorumuyla türkü söylerken dinlemek çok şaşırtıcı. Işın KaSizlerle paylaşacağım albüm, yüzlerce unutulmaz şarkı ve onlarca albüme imza atmış Türk Halk Müziği ozanı Âşık Mahzuni Şerif'in, ölümünün 15.yıl anısına yayınlanan

'MAHZUNİYE SAYGI' albümü.

raca 'Bu Yıl Benim Yeşil Bağım Kurudu', Mustafa Ceceli ise Mahzuni'nin torunu Yiğit Mahzuni ile düet yaptığı 'Merdo' ile dikkat çekiyor. Sıkı birer caz vokali olan Jülide Özçelik ve Ceyda Köybaşıoğlu'nu da kendi tarzlarındaki farklı yorumlarıyla dinleyeceksiniz.

Sadece bir albümün bu efsanevi halk ozanını anmak için yetmeyeceği kesin. Mahzuniye Saygı albümü hem kaliteli hem de özgün yorumlarla yüreklerinizi ısıtacak. HAYATTAN NOTALAR'ı Mahzuni'den bir deyiş ile bitireyim öyleyse...

“Hey yolcu destursuz bağa girilmez / Kadir bilmeyene kıymet verilmez / Her sazın döşüne pençe vurulmaz / İncedir kırılır tel gizli gizli…”

Enerjileriniz güçlü, sevgileriniz büyük olsun...

Gamze Lim

Basılı arşivden
Bu röportaj ilk kez 4P1K Sayı 7 (Ocak 2019) sayısında yayımlandı.
ReklamTailtown
4P1K Bülten

Yeni yazılar e-postanıza gelsin

Yeni yazılar, haberler ve arşivden seçkiler; ayda iki kez, reklamsız ve kısa.