Hayattan Notalar · Sayı 11

Metin Arolat

Metin Arolat

Gamze’yle Hayattan Notalar’ ın 2020 ilk konuğu çektiği reklam filmleriyle, klipleriyle ve renkli sanatçı kişiliği ile severek takip ettiğimiz sevgili Metin Arolat. Söyleşimiz için kendisinin Maya ve Sofie adlı iki tatlı çocuğu ile yaşadığı evine misafir oldum. Maya, Cavalier King Charles cinsi ve Sofie de Pug cinsi iki tatlı kız. Sevgili Metin Arolat onların babası ve bu öyle büyük bir baba aşkı ki görmeniz lazım onları. Kendisinin peşinden bir an olsun ayrılmadan ama gelen herkesle de çok sıcak iletişim kuran evin iki kız çocuğu çok mutlu, çok huzurlu ve çok sevgi dolu bir evde olmanın o pozitif enerjisini her halleriyle gösteriyorlar. Geçelim söyleşimize

Sevgili Metin Arolat, sizi yıllardır severek takip ediyoruz. Çok pozitif, sıcacık ve yaşam enerjisi çok güzel bir insansınız. Söyleşimize başlarken öncelikle bu iki güzel prensesi biraz tanıyalım istiyorum. Her ikisi de öyle sevgi dolu ki bizi kapının dışından türlü cilvelerle karşılayıp, kendilerince ‘hoş geldin’ dediler.

Sofie ve Maya 10 hatta 10,5 yaşlarında oldular ve 10 senedir de beraberiz. Evet, çocuklarım benim onlar. Sen şimdi çok güzeller diyorsun ya hemen şu dalgayı geçerim evde. Maya, çok güzel bir köpektir. Bakışıyla falan insanoğlunu daha bir etkiler. Sofie ise ilgisiz gibi gözükür biraz da böyle suratlı ya herkese sorarım hangisini daha çok sevdiniz diye. Herkes Maya der. Aradan bir saat geçtikten sonra herkes Sofie der. Çünkü Sofie hislerinde dürüsttür. Maya ise numaracı. Tavlamayı sever. Gelir bir flört eder hemen sizle. Sofie ise cilveli numaralar yapmaz ama kalptendir sevgisi. Sofie ve Maya 10 hatta 10,5 yaşlarında oldular ve 10 senedir de beraberiz. Evet, çocuklarım benim onlar. Ben küçük yerlerde büyüdüm. babamın görevi yüzünden. Bu tip küçük yerler aslında insanın gelişmesi için çok önemli yerler.

Nasıl girdiler hayatınıza?

2010 dan beri benimleler. Herkes karşıdır pet shoplar dan alış veriş yapmaya. Ben önce hangi cinsle yapabilirim sorusuna karar vermek istedim. Çünkü insan her cins ile ortak yaşam sürmek istemeyebilir. Boyutu yüzünden mesela küçük bir evin varsa ve büyük bir köpeğin varsa o hayvanı oraya sokmak eziyettir. O zaman bahçeli bir eve taşınmıştım ve yıllarca annemin asla asla dediği şeye özgürlüğümü ilan edip köpek almak üzere bütün İstanbul’u dolaştım. O zamanlar bu barınaklar bu kadar lanse edilmemişti. Bilmiyorduk bile yani. Şimdi şimdi on seneden sonra! Peki, nereden alınır? Ya birilerinin bebeği olacak ya da pet shopa gideceğiz. Pet shoplara o zaman da karşıydım. Çünkü kafeste bir sürü yavru görüyorsun ve oradan alınan hayvanların nereden geldiğini bilmiyorsun. Bir de gençlik hastalığı denen bir şey var. Alıyorsun ve bir hafta sonra hayvancağız ölüveriyor. Aşıları var mı emin olamıyorsun ama yine de İstanbul kazan ben kepçe dolaştım. Bir tane Jack Russel almaya karar verdim işin aslı. Araştırdım da, tam bir Jack Russel alacakken, Jack Russel’ı olan arkadaşım dedi ki “Metin, çok iyidir ama sen baş edemezsin… 24 saat tepende, çok hiperaktif bir köpektir. Hiç durmuyor. Oradan oraya zıplayacaktır.” dedi. Ben de kendimi tartınca yapamam dedim. İnceledim baktım; yine Jack Russel boyutlarında bir King Charles almaya karar verdim. Yani Maya’ yı.

King Charles’lar da zaten hem ırk olarak hem de boyut olarak hem ev ortamına uygunlar hem de çok pozitif ve sevgi dolular. Puglar da çok tatlı. İkisi de çok şekerler. Sonra nasıl oldu peki?

Metin Arolat
Metin Arolat

Şöyle söyleyeyim; ben Maya’ yı almak için gittiğim de tamam dedim alıyorum. Sofie de oradaydı. Mahsun mahsun orada duruyordu. Her ikisini de almaya karar verdim. Bir köpek sahiplenmeye gidip iki taneyle eve döndüm.

Peki, önceden de var mıydı hiç hayatınıza aldığınız can dostlarınız?

Valla can dost olan olmayan hayatım hayvanlarla geçti benim. Ben küçük yerlerde büyüdüm. Babamın görevi yüzünden, Alanya, Bergama, Ödemiş her yerde dolaştım. Bu tip küçük yerler aslında insanın gelişmesi için çok önemli yerler. Çünkü İstanbul’da yaşayamadığınız her şeyi orada yaşıyorsunuz. Ağaçlardan inmiyorsunuz. Alanya’da oturduğumuzda mesela muz yapraklarından kayaklar yapıyorsunuz. Deniz, dağ, tepe derken İstanbul’da çocukların ne yazık ki yaşayamadığı her şeyi ben oralarda yaşadım. Dolayısıyla hayvanlarla da. İneğinden, kuzusuna doğumlarına kadar izledim. Hep hayvanlara yakınlığım oldu. Ben hep şunu derim; bu sanat olaylarına girmeseydim muhakkak veteriner olurdum. O kadar yani. Nasıl doğurur, ne yapar hepsini bilirim. Küçükken hasta olmuşum yeni okumayı öğrendiğim zamanlardı, şimdi hatırlamaya çalışıyorum ki bayağı ölüm döşeğinde gibi yani. Küçücük bir çocuğum ve 40 küsur derece ateşle başımda beklediklerini hatırlıyorum her saniye. Bezler koyuluyor değiştiriliyor, doktorlar geliyor gidiyor falan. Bana son dileğin nedir gibi dediler ki “Ne istersin bizden? “Annemle babam ağlıyorlar falan. Benim söylediğim de şu “Hayvanlar Ansiklopedisi” O zaman o hasta yatağımda bayağı kalın ve büyük boyutlu Hayvanlar Ansiklopedisi gelmişti ve ben onu sayfa sayfa Mandarin ördeğinden Tavus kuşuna, yumurtadan civciv çıkarmaya kadar her şeyi okumuştum. Hep hayvan yakınlığım vardı. Farelerim oldu. Yılanlar yakalardım, evde çığlıklar kopardı. Kedilerim oldu birçok.

Hemen sorayım, elinizde bir sihirli değnek olsaydı onlar için ne yapmak isterdiniz?

Birincisi, keşke daha doyamadan kendi ailelerinden ayrılmasalar. Kendi annelerinden, oyunlarından ikincisi keyif ve zevk olsun diye alınmalarına çok üzülüyorum. Biz de belki o şeyleri yaşadık küçükken. Heyecanla bir köpeğim olsun falan diyorsun, alıyorsun ama onunla hayat geçirebileceğini hayal edemediğin zamanlar oluyor. Şimdi büyükler de öyle yapıyorlar yapamadıklarını, geçinemediklerini gördükleri zaman sokağa atıyorlar ya da birine veriyorlar. Sokağa da atılmaları, terk edilmeleri çok kötü. Tam birine alışmışken, o sizi anası babası yerine koyuyor ya, yazık. Onun halet-I ruhiyesi değişiyor öyle olunca. Hep ürkek oluyor, sevilmediğini düşünüyor. Onlar hep sevilsinler istiyorum ben.

Çok doğru. Onların öyle hassas bir kalpleri var ki çoğu insan bunun bilincinde değil maalesef. Peki, bu aralar neler yapıyorsunuz? Projeler neler?

Metin Arolat
Metin Arolat

Biliyorsunuz ben yönetmenlik yapıyorum.

Evet, biliyorum hatta 1000 in üzerinde reklam filminiz var. Video klipler. Onun haricinde yedi tane albüm var.

Yedi olmuş mu? Ben çok nadir albüm yaparım. Beş tane falandır.

Ben yedi tane saydım ama!:)

Belki de yedidir doğrudur. Bu aralar sahneye çok ağırlık verdim. Sahne işleri o kadar keyifli gitmeye başladı ki bir de yönetmenliğin getirdiği bir şey var tabii. Diğer sanatçı arkadaşlarımın sahnelerini izleyip, kendimce onların yaptığı ya da yapmadıklarını inceleyip, onlardan farklılaşmak için aslında hiç kimsenin yapmadığı şeyleri buluyorum. Bu sadece sahne olmayabilir. İnsanlarla iletişim olabilir, çalıştığın yerle bütünleşmek olabilir, vesaire. Kendimce bunları keşfedip yapmaya çalışıyorum. Bunları yaptığım zaman bir iyi, bir güzel oldu! Bana özel bir sahne oluştu. Onun keyfini sürüyorum şimdi. Tıklım tıklım oluyoruz. Beklemiyorlar aslında benden böyle bir şey. Onların kafasındaki Metin Arolat ne söyler? Dert değil… Öyle değil. Konser havasında geçen, eğlenceli bir program oluyor. Rock şarkılardan girip, herkesin sevdiği ama asıl benim sevdiğim şarkıları söylüyorum. Onlar seviyor diye bir şarkıyı söylemem. Ben hep benim sevdiğim şarkıları söylerim. Dinleyenler içinse “Ah bu şarkı vardı ve böyle bir versiyonunu hiç dinlememiştim” gibi oluyor, güzel geçiyor, keyif alıyorum.

Metin Arolat
Metin Arolat

Onun haricinde reklam filmleri devam ediyor. Şimdi şimdi sinema artık iyice kafamda. İçim bana o yola gitmem gerektiği ile ilgili öyle söylüyor.

Düşündüğünüz, planladığınız bir proje ya da senaryo var mı kafanızda?

Her şey senaryoya bakıyor. Yani şu yola girmek istemiyorum. “Metin komedi çeker.” ya da “Metin dram çeker.” Metin hepsini çeker. Reklamda da öyle. Saç üzerine saç yönetmenleri vardır. Metin saç da çeker. Araba yönetmenleri vardır. Metin araba da çeker. Çünkü bunca senedir hepsini denemişim ve hepsini iyi ekiplerle çalışmışım. Dolayısıyla da hepsinin nasıl yapıldığını biliyorum. Sinemada da öyle. Yeter ki çok kaliteli olsun. Çocukluk hayalimdir hep söylerim, bir film çekeceğim ve o ilk Oscar alan film olacak diye. Benden önce kimse almazsa benim çektiğim film alır.

Sizin reklam sektörüne girişiniz ve yönetmen oluşunuz da çok enteresan. İşletme okuduktan sonra Amerika’ya gidip reklamcılık eğitimi alıyorsunuz ve sonra ilk çektiğiniz reklam filmiyle de ödül alıyorsunuz. Loft reklam filmiyle Cannes’da Altın Aslan ödülü almışsınız. Bu nasıl oldu? Bir hayal miydi yoksa ani bir karar, yönlenme miydi?

Aslında hayaldi! 7sinde neyse 70 inde o olur. Hem müzik, hem yönetmenlik. Çocukken beni incelesen bunlara yetenekli olduğumu hemen anlardın. Şarkı söylemediğim ne okul koroları…! Gitar çalmaya da hatta 7 yaşında başlamışım. Onun dışında yönetmenlik vardı! Çocukluğumda 8mm lik camera vardı. 8 yaşında bir çocuk 8mm lik bir camera ile film çekip, onları Almanya’ya gönderip, çünkü orada yıkanıyordu. Göz kararıyla kesip, birbirine bağlayıp, arkadaşlarına roller dağıtan bir çocuktum. Hani benim çocuğum böyle bir şey yapsa, ne yapıyor bu deli, o yaşta kim öğretti ki bunları derim. Bunları yapıyordum zaten ben. Hayatım boyunca da o kadar sosyal bir adam olmadım. Hep bir şeylerle uğraşan bir çocuk oldum. Güzel Sanatlara Sinema-Televizyon bölümüne girmek için sınava girdiğimde ise benim üniversiteyi kazandığım sene ilk defa, Sinema Televizyon bölümü mekanik imtihanı ile değil puanla aldı. Ve çok yüksek bir puanla aldı. Puanım işletmeye tuttu; işletme okudum ne yazık ki! Okulu bitirdikten sonra da tekrar girdim, birincilikle kazandım ama dediler ki “bir fakülteyi bitiren askerlik yapmadan başka bir fakülteye başlayamıyor”. “Ben yönetmen olucam, siz göreceksiniz” diyerek kendimi İzmir’den İstanbul’a attım. Şans da yaver gitti ama şanstan ziyade çok istediğin zaman o şanslar doğuyor. Hep biraz duygu sömürüsüne giriyor ama vardır ya şu… Ben de yaşadım. Gerçekten İstanbul’a o zamanın parası 20 TL ile geldim. Annem - babam da istemiyorlardı. İşletme okumuşum. Babam da banka müdürüydü. Müfettişlik sınavları vesaire hep onlardan bahsediliyor ama 2 kere 2 kaç desen ben parmaktan sayarım yani. Kafam basmaz öyle hesap işlerine. Geldim; doğru insanlarla karşılaştım. İyi de işler yaptım sanırım. İsteyerek yaptım. Şimdi bakıyorum yeniler, önce parayı düşünüyorlar. Ben de öyle bir şey yoktu. Hep iş, kariyer ve saygınlık üzerine yoğunlaştım; o da işe yaradı sanırım.

Ben çok teşekkür ediyorum bu keyifli söyleşi için. Bu sohbetin anısına, iki kere kişisel sergi yaptığım Kırmızı Yansımalar koleksiyonumdan bu tablomu size hediye getirdim. Koleksiyonda hayatımızdaki tutkuları yorumladım. Kimi zaman az, kimi zamansa çok öndedir ama hayatımızda mutlaka tutkular vardır. Sizin de tutkularınız hep güçlü olsun.

Ben çok teşekkür ederim. O kadar mutlu oldum ki. Birincisi yeni taşındım evime. Evim için çok güzel bir hediye oldu. İkincisi bir sanatla uğraşmak çok özel, uğraşan kişilerin yanında önümü iliklemek isterim. Derler ya müzikle uğraşıyorsun, hem de yönetmensin. Bence kendini ifade edebildiğin, yapabildiğin sanatın her türünü, yazmak da dâhil bunun içinde, sanatın her türü dâhil, yapabildiği her şeyi insan yapmalı. Yapanlara çok saygı duyuyorum; vazgeçmeyenlere...

Basılı arşivden
Bu röportaj ilk kez 4P1K Sayı 11 (Ocak 2020) sayısında yayımlandı.
ReklamTailtown
4P1K Bülten

Yeni yazılar e-postanıza gelsin

Yeni yazılar, haberler ve arşivden seçkiler; ayda iki kez, reklamsız ve kısa.