Melih Düzenli

Ressam zun yıllar Fransa’da sinema ve tiyatro oyunculuğu yapan ardından Türkiye’ye dönen değerli sanatçı MELİH DÜZENLİ. Öncelikle Yaban Ördeği oyunu ile ilgili kısa bir bilgi vereyim. İstanbul’da TİYATRO PERA’ da sahnelenen tiyatro edebiyatının en büyük yazarlarından Henrik İbsen’in yazdığı Yaban Ördeği oyunu 19.yy da realizme tepki olarak Fransa’da ortaya çıkan simgecilik (sembolizm) akımına önemli bir örnek teşkil etmekte. Oyunun teması gerçek ve yalan ikileminin çerçevesinde gelişiyor. Büyük yıkımlara yol açabilecek bir gerçeğin peşinden mi gitmeli yoksa yaşam bir yalanla mı sürdürülmeli?
Çeviren, uyarlayan ve yöneten Nesrin Kazankaya. İzlemenizi şiddetle tavsiye ediyorum. Gelelim söyleşimize...
Çok etkileyici bir oyundan çıktık. Zannediyorum ki Yaban Ördeği tarz olarak da çok özel bir oyun. Tiyatro edebiyatının önde gelen isimlerinden Henrik İbsen’in bir oyunu.
Evet, hatta en zor oyunlarından bir tanesi. Gerçekten o yıllarda sanki bugünü görüyormuş gibi yazmak ki zaten bütün büyük yazarların özelliği budur. Nesrin hanım (Nesrin Kazankaya) oyunu çok güzel adapte etti, güncelledi, bugüne uyarladı ama söylenen sözlerin hepsi İbsen’in sözleri. Asla değiştirilmedi.
Önceden bir eser olarak yazılmış hatta araştırmasını da yapmıştım gelmeden önce. 1884 yılında yazılmış, 1885 de tiyatro oyunu haline getirilmiş.
Evet, evet. Bir de şöyle bir şey daha var. Henrik İbsen’in kendi yaşantısından da çok sözünü etmediği bazı şeyleri bu oyuna yansıtmış. Mesela Henrik İbsen’in de hizmetçisinden bir çocuğu var ve asla bilinmiyor. Hayatı boyunca hiç görmemiş çocuğu. Ama işte bir şekilde bu oyunla artık ona bir göz kırpma mı diyelim?
Öyle mi? Çok ilginç! İçindeki sırla orada yüzleşmiş aslında.

Tabii, tabii bir açıdan yüzleşme. Zaten yüzleşme üzerine oyun. Sonunda bence de neyin doğru olduğu neyin yanlış olduğu çok da belli değil. Mutlu bir yalanla devam etmek belki bize daha iyi gelebilir.
Evet, oyunun çarpıcı ve çok güçlü bir ikilemi, felsefi bir durumu vardı. Gerçekler ve yalanlar... Mutlu bir yaşamı altüst edecek böyle yıkıcı bir gerçekle yüzleşmek zorunda mıyız? Bunu tercih etmeli miyiz? Yoksa o yalanın içinde mutluluğu devam mı ettirmeliyiz gibi çok keskin bir ikilem.
İkilem evet! O yüzden gerçekten de çalışması zor oldu diyebilirim. Seyirciden çok güzel geri dönüşler alıyoruz. Bu şartlarda olabilecek en iyi durumdayız.
Muhteşemdi! Her şeyiyle... Oyunculuğu ile dekoruyla, kostümüyle, rüzgâr ve kar efektleriyle. Müthişti! Şu kadarcık bir alanda birçok mekâna girdik çıktık. Peki, bu kaçıncı oyununuz Melih hocam?
Yaban Ördeği benim 51. oyunum. 50. oyunum ise Barakalar ve Saraylar’ dı.
Evet, 2019 da izlemeye gelmiştim Barakalar ve Saraylar oyununuzu. O da etkileyici bir oyundu.

51 oyun oldu dediğim gibi. Bunun büyük bir kısmı Fransa’da. Yirmi yıl kadar Fransa’da yaşadım. Ondan sonra on yıldan fazla Kocaeli Şehir Tiyatroları’nda çalıştım. Epeydir de dışarda çalışıyorum ama burası beni çok etkiledi burada çalışmaktan çok mutluyum.
Galatasaray Liselisiniz. Ardından Fransa’ya tiyatro eğitimi almaya gitmişsiniz. Sonrasında da tabii Fransa’da devam etmiş tiyatro ve sinema oyunculuğu kariyeriniz. Nasıldı o yıllar? Fransa’dan neden döndünüz?
Aslında bir kaç şey var. O yıllar nasıldı? O yıllar Türkiye’de çok zor yaşanılan yıllardı. Dışarıya kapağı atmak bizim için bir çıkış yoluydu. Ben lisede de amatör olarak tiyatro yapıyordum. Orada kıymetli hocaların tavsiyeleri ile gittim Paris’ de Sorbonne’ da tiyatro eğitimi aldım. Hem okudum hem çalıştığım için biraz uzun sürdü eğitimim. Ondan sonra da orada kalıp tiyatroya devam ettim.
90’ların sonuna kadar Fransa’daymışsınız.
Evet, aynen öyle. Buraya gelmem de aslında bir tesadüf oldu.
Bazen bir kırılma noktası olur. Neydi o kırılma noktası?

Benim kırılma noktam depremdi. Benden yine Galatasaray’dan iki devre büyüğüm, kıymetli ağabeyim Işıl Kasapoğlu beni davet etti Kocaeli Şehir Tiyatrosu’na. O zaman adı İzmit Şehir Tiyatrosu’ydu. “Melih gel burada bir şeyler yapalım gel dön” dedi. Ben döner miyim dönmez miyim diye düşünürken Kocaeli’nde o depremi bire bir yaşadım. Ondan sonra da çadır kentlerde kukla oynatmaya gittim. Sanki oraları terk edersem ayıp edeceğim gibi geldi. Kaldım. Bir 15 sene de orada geçti. Şimdi de buradayım.
Şimdi de buradasınız. Sevgili Melih hocam siz hem oynuyorsunuz, hem yönetiyorsunuz ve ayrıca yazıyorsunuz da.
Yazma kısmı biraz az ama evet.
Hem tiyatro çalışmalarınız hem sinema çalışmalarınız var. Pek çok değerli oyun ve filmlere rastladım yaptığım araştırmada. Sizin en sevdikleriniz hangisiydi? Ya da en etkilendikleriniz, sizin için özel olanlar?
Hepsi birbirinden özel ama “ Godot’ yu Beklerken ” herhalde bir adım daha ilerdeydi. Gene Mehmet Baydur’un “ Kamyon ” adlı oyunu. Orada bir Kürt hamamı oynamıştım. Onu çok sevmiştim. Aslında şöyle söyleyeyim ödenekli tiyatro dönemi hariç hiçbir zaman sevmediğim bir oyunda çalışmadım açıkçası. O yüzden hepsi kıymetli benim için. Ama ödenekli tiyatroda durum farklı. O şehri kimin yönettiğine bağlı durumlar. En son Kocaeli’nde benim sahneye koyduğum bir oyunda Big Ben kulesinin üzerindeki haçı kaldırdılar. Haç gözüküyor diye.
Sanata kimin nasıl baktığı ile çok ilgili bir şey. Orada daha çok deneysel Kelt bir şarkıcıyı sahnelemiştim. Çok da güzeldi ama dediğim gibi devlet tiyatrosu da böyle. Hala tiyatronun çok sahici bir şey olduğunu düşünüyorum. Hele hele bu günlerde daha da gerektiğini düşünüyorum. Şu günlerde bile bir şeyleri yasaklamaya kalktıkları zaman önce tiyatrolardan sinemalardan başlayacağız diyorlar. Cafelerden başlıyorlar.
Evet, önce sahne sanatlarından başlıyorlar.





