Jozi Zalma (Geveze)

Yıllardır beğeniyle takip edilen deneyimli radyocu sevgili GEVEZE, hayatının pek çok yönüne değindiğimiz sorularımızı, samimiyetle ve içtenlikle yanıtladı. Buyurunuz efendim;. Radyo programcısı, sunucusu, müzisyen, yazar ve eğitmen sevgili Jozi Zalma nam-ı diğer GEVEZE ile sizler için
Sevgili Geveze, sizi Süper FM, Power FM, Virgin Radio, Genç Radyo, Klas FM ya da Number One FM dinleyen, bilmiyorum saymadığım kaldı mı acaba ama hemen herkesin tanıyıp sevdiği bir radyocusunuz. Çok defa sorulmuştur; ama biz de soralım, neden GEVEZE?
İlk radyoculuğa başladığımda açıkçası kendi adımla radyo programı yapıyordum; ancak radyo Klas’ta yayın yönetmenimiz sevgili Baha Boduroğlu toplantılarda çok konuştuğum için bana sürekli “Geveze” diyordu, sonra adım “Geveze” diye kaldı. Ondan sonra da öyle devam etti. 1993 yılından beri “Geveze” öyle söyleyeyim.
Hafta içi her gün 06:30 - 10:00 saatleri arasında Süper FM’de “Geveze’nin Oyunu” isimli canlı yayınlanan bir radyo programınız var. Oldukça keyifli bir formatta, çok beğenilen ve takip edilen bir program. Web sitenizden ve instagram sayfanızdan da paylaşıyorsunuz. Programda bir de ödüllü yarışma bölümü var. Nasıl oluştu bu format? Okuyucularımıza bahseder misiniz lütfen?
Valla ben çok uzun yıllardan beri bambaşka bir format yapıyordum. Süper FM’e geçmem için yöneticilerim böyle bir format önerdi. Ne yalan söyleyeyim “Acaba olur mu, olmaz mı kendi formatımla birleştirebilir miyim?” diye çok düşündüm. Daha sonra kendi formatımla birleştirdim. Bu bir yarışma programı 1 dakikada 10 tane soruya doğru cevap veren herkese 1000 TL. nakit para veriyoruz. Geçtiğimiz Cuma gününe kadar 299.000 TL. nakit para dağıttık öyle söyleyeyim. Oldukça iddialı ve efektif bir radyo programı! Çok ciddi nakit para dağıtıyoruz belki de bugüne kadar Türkiye’de nakit para dağıtan ilk ve tek radyo programını yapıyorum. Ciddi anlamda kendi kendimizi denetlediğimiz, yöneticilerimizin bizi denetlediği çok ciddi bir güvenlik sistemimiz var. İşin içinde para olunca, kafada çok soru işareti oluşur diye ben de titizim bu konuda. Hiç kimsenin kafasında soru işareti kalmaması adına çok ciddi çalışıyoruz, çok ciddi denetliyoruz kendimizi... Biz kendimizi denetliyoruz, yöneticilerimiz bizi denetliyor, dinleyicilerimiz bizi denetliyor, kendimizi denetlemek adına stüdyoda kameralarımız dahi var.
Radyo programcılığı da ayrı bir aşk, özel bir tutku. İlgi çocukluk yıllarına dayanıyor sanırım. Serüven nasıl başladı. İlk radyo programınızın adı neydi?
Evet, çocukluğuma dayanıyor. Ben 15 yaşındayken bir tane verici yapmıştım. Büyük Ada’da yaşıyorduk o zamanlar. Büyükada’da kendime bir tane FM vericisi yaptım. Çocukluk arkadaşlarım hala hatırlarlar o zamanı… Verici ile Maltepe’ye kadar yayın yaptığımı hatırlıyorum. Bir tane radyom vardı, o radyoyu yanıma alıyordum vericinin altına bir tane kasetçalar koyuyordum, o zamanlar kasetçalar vardı, 90 dakikalık 60 dakikalık kasetler kaydediyordum ve onları dinliyordum, dinletiyordum. 15 yaşındaydım! Sonrasında başımız belaya girdi hem benim hem de babamın öyle söyleyeyim.
İlk yaptığım radyo programının adı Konuşan Kutu’ydu. 1991 yılının sonunda Genç Radyo’da başlamıştım ilk yayın hayatıma…
12 yıldır solistliğini yaptığınız “Geveze ve Fazla Mesai” grubu olarak Aralık 2018’de dijital platformlarda yayınlanan RÜYA isimli single çalışmanızdan ve klibin yapım hikâyesinden bahseder misiniz lütfen?

Vallahi “Geveze ve Fazla Mesai” artık bizim ailemiz gibi yaklaşık 14 senedir beraber şarkı söylüyoruz. Gruptan Nihat ve Evren Mardin’den asker arkadaşlarım. Askerlik dönüşü kurduk grubu. Bir dönem grubumuz 11 kişiye kadar kalabalıklaşmıştı. Şimdi 7 kişiyiz, aile gibiyiz. Hepimiz kardeş gibiyiz ve iş dışında da görüşüyoruz.
Bundan beş sene evvel başladı aslında bu şarkıların serüveni.. Bestelerim vardı bu yaptığım besteleri bir şekilde insanlara dinletmek istiyorum; ama bir cesaretim yoktu. Sözlerim vardı, şarkılarım vardı sonra bir gün provaya getirdim benim şarkılardan bir tanesini; ama hakikaten çok korkuyordum! “Ya böyle bir şarkı yaptım, ne dersiniz?” diye gruba dinlettim; çocuklar beğendiler sonra ben cesaret buldum diğer şarkılarımı da getirdim. Sonra ise kaydetmeye karar verdik. Yaklaşık üç senedir şarkı kaydediyoruz. Biraz yavaş olduğumuzu söyleyebilirim; ama şimdiye kadar 6 - 7 şarkı kaydettik. Bir tanesini yayınladık: “Rüya”. Güzel de bir şarkı oldu. Sözleri Pınar Çubukçu ile bana, müziği bana ait bir şarkı. Bestesini bundan yaklaşık on sene evvel yapmıştım. Klibini de denizde çektik. Denizde derken bir yelkenlinin içinde denize açıldık. Bir kısmı da Büyükada’da, çocukluğumun geçtiği yerde çekildi. Bu çocukluk rüyamdı benim dolayısıyla aslında hem klibin hikâyesi, hem de benim hayallerimin hikâyesi oldu.
Deniz ve yelken tutkunuzdan bahsedelim. Katılmaktan en keyif aldığınız yarışlar hangileriydi?
Denize ve yelkene ciddi anlamda tutkum var; eskiden balıktım kim bilir ya da bir teknenin dümen palasıydım. Çok seviyorum denizi belki de deniz kıyısında büyüdüğüm için…
Çok uzun yıllar çok düzenli yelken yarışlarına katıldım. Senede 30 yarışa, 35 yarışa katıldım uzun yıllar boyunca daha sonra işler buna çok elvermedi eskisi kadar yoğun katılamıyorum; ama hala denizde olmayı tercih ediyorum. Yelken yapıyorum mümkün olduğu kadar fazla iyi bir denizci değilim; ama iyi bir denizci olmaya çalışıyorum.
Bir Mozart hayranısınız diye okudum, neden Mozart diye hemen sorayım?
Evet, Mozart hayranıyım. Deliydi o adam o yüzden hayranıyım. Anlamsız bir deli, dahi hayatını okursanız gerçekten dahi yani otuzlu yaşlarında öldü. Çocukluktan dahi, çok önemli bir adam.”Requiem” dinlerken, son eseridir Mozart’ ın, gerçekten gözlerim yaşarır.
Seyahat etme tutkunuz ve fotoğrafçılık
var. Yani hani ülke oradan yönetilmiş mi yönetilmiş, onu hissediyorsunuz.
Ödüllü fotoğrafınızın hikâyesini paylaşır mısınız lütfen?

İki tane ödüllü fotoğrafım var. Bir tanesini lisedeyken çekmiştim, gerçekten lisedeyken çekmiştim Bolu’da Abant Gölü’nde çekildi bir yansıma fotoğrafıdır nerenin yukarısı nerenin aşağısı olduğunu anlayamıyorsunuz. O zamanlar filtreler vs. yoktu hepsini objektifin önüne takardık tek tek öyle çekilmiş bir fotoğraf. Bir tanesi de Kapadokya’da çektiğim küçük bir çocuğun fotoğrafıdır. Kapadokya’da arka tarafta Peribacaları ve eşeğe binen bir adam
yönünüz dikkat çekiyor. En çok iz bırakan seyahatleriniz nerelere oldu?
Seyahat etmeyi, fotoğraf çekmeyi seviyorum. Şehirlerin fotoğraflarını çekmeyi, yaşam fotoğrafları çekmeyi seviyorum. Hollanda’ yı çok seviyorum. Amsterdam’ı çok ilginç, çok güzel bir şehir, çok kadim bir şehir. Böyle kadim gelenekleri olan bir şehir olan Portekiz’i çok çok sevdim. Lizbon’ a bayıldım. İspanya’yı çok sevdim. Birçok insanın çok sevdiği bir şehir değil; ama ben Madrid’i gerçekten çok sevdim, çok ilginç bir ağırlığı varken, önde küçük bir çocuk böyle bir fotoğraf.
Yazarlık tarafınıza gelirsek, yayınlanmış kitaplarınız; Aşka Dair, Hayata Dair, Kadın A.Ş., Ateşle Yaklaşma, Tuzlu Kahve, Veda Hikayeleri, Sonsuz, Siyah Beyaz,. Kitaplarınızın tarzları ve yazım diliniz nasıldır; Yazmakta olduğunuz yeni bir kitabınız var mı?
Benim kitaplarımın hepsi kısa kısa hikâyelerden oluşan kitaplar. Evet, yeni bir kitap hazırlığım var; fakat henüz yazmaya başlamadım. Odaklanıp, yazmaya başlamam gerekiyor. En kısa sürede sizlerle buluşturacağım.
Radyoculuk, müzisyenlik dışında beden dili eğitimi veriyorsunuz. Bireysel mi yoksa farklı bir platformda mı bu eğitimler?
Beden dili eğitimi veriyorum hem bireysel olarak veriyorum, şirketlerde yöneticilere, saha ekiplerine beden dili, etkili konuşma, ikna teknikleri, profil çıkarma, prezantasyon yapmayı öğretiyorum hem de bunu Bahçeşehir Üniversitesi’nde ders olarak veriyorum.
Can dostlarımız ile olan yakınlığınızı sorsam onlara olan ilginiz ve düşkünlüğünüzü?
İki tane köpeğim vardı dört tane de kedim. Köpeklerimizden bir tanesini kaybettik çok yakın bir zamanda bundan bir ay evvel. 15 yaşındaydı, çok yaşlanmıştı ve oldukça hastaydı; artık ayakta hiç duramıyordu adı Pony’di. Her gün onlarla dolaşıyorum. Kedilerle sabahtan akşama kadar kuduruyoruz onu söylemeye gerek yok, köpeklerle de… Köpeğimle de şimdi haftanın 2-3 günü geziyoruz bazen o denize gidiyor henüz daha beraber giremedik; ama açıkçası bu röportajın yapıldığı gün beraber denize gitme niyetimiz var. Köpeklerimizin bir tanesini itlaf ekiplerinin elinden kurtardık. Pony,on beş sene bizimle beraber yaşadı daha yavruydu. Diğer köpeğimiz Ateş’de emekli bir av köpeği yedi yaşında bizimle beraber yaşamaya başladı. Bir yıldır birlikte yaşıyoruz. O da bizim aileden oldu.
Radyo programınıza dönersek tekrar Geveze’nin bir günü nasıl geçiyor, programınıza nasıl hazırlanırsınız?

Bir günüm nasıl geçiyor; her sabah 5:20, 5:30 gibi uyanıyorum. Saat 5:50’de evden çıkarım sabit, çıkmasam programa yetişemiyorum. Çünkü 6:30’da canlı yayınım başlıyor. 6:15 veya 6:20 gibi radyoda oluyorum, 6:30’da program başlıyor 10:00’da programım bitiyor. Saat 11:00’e kadar radyoda işlerim oluyor saat 11:00’den sonra eğer o gün bir toplantım yoksa eve gidiyorum, kahvaltımı yapıyorum ondan sonra o gün yapılması gereken neler varsa onlar için toplantılarıma ya da gün içindeki görüşmelerime gidiyorum. Her gün mutlaka 1 saat 1,5 saat spor yaparım, ardından her gün mutlaka 6-7 km tempolu yürümeye çalışıyorum bunu da Pony ve Ateş sayesinde yapıyordum şimdi Ateş sayesinde yapıyorum. Aslında kabaca günlerim böyle geçiyor haftanın 1-2 günü müzik programımız var “Fazla Mesai” nin provası oluyor onlara gidiyorum böyle keyifli, eğlenceli. Yaptığım her işi yaparken keyifle yapmak benim için çok önemli.
Farz edelim ki şu an program akışı içindeyiz ve her programınızın sonunda dinleyicilerle paylaştığınız bir kıssadan hisse bölümünüz var. 4P1K okurları için bir kıssadan hisse rica etsem ve mikrofonu size bıraksam…
Tabii ki hemen bir tane anlatabilirim bu kıssadan hisselerden… Ben 1998 yılından beri hiç aksatmadan veda hikâyeleri anlatıyorum programın sonunda. Aslında bu hikâyeler, Veda Hikâyeleri kitabımın çıkmasının sebebidir.
Bir gün Gerçekle Yalan dolaşıyorlarmış. Yalan birden bire çok güzel bir göl görmüş ve demiş ki; “A ben bu göle gireceğim” atlamış gölün içinde yüzmeye başlamış. Gerçekten de göl çok güzelmiş Yalanın içinde yüzdüğü göl. Gerçek’ e seslenmiş; “Hadi gel, senle beraber yüzelim su çok güzel, harika” Gerçek demiş ki; “Doğru söylüyorsun ben de geleyim” demiş. Gerçek, kıyafetlerini çıkarmış, o da gölün içine atlamış. Hakikaten su çok çok güzelmiş.” Gerçek, gölde büyük bir keyifle yüzerken bir an Yalan’ın ortada olmadığını fark etmiş. Gölden çıkmış Yalan’a bakmak için. Kendi kıyafetlerini giyip, Yalan’ı arayacakmış ama bakmış ki Yalan onun kıyafetlerini de alıp, kaçmış. İşte arkadaşlar, o günden beri yalan her zaman gerçekle karıştırılır, kıyafetleri yüzünden. Çıplak gerçek ise hiçbir yerde kabul göremez herkes onu kovalar, öteler.
Birazda kedilerinizden bahsedelim mi? Kim bilir ne hikâyeler çıkar onlardan:)
Siz aslında benden kedi hikâyesi istediniz; ama şöyle söyleyebilirim galiba kedileri tanımak istiyorsanız bizim eve gelmeniz lazım. Dört tane çılgın kedim var. Bir tanesi Ponçik. Ponçik, tavan kedisi, bir kedi tavanda yaşar mı diye merak edebilirsiniz Ponçik, gerçekten tavanda yaşıyor yani yere paralel; ama sırtı yere dik bir şekilde yaşıyor. Mutlaka bir yere tırmanır, biz evimizi ona göre optimize ettik. Optimize ettik derken, bizim evimiz kedilere ve hayvanlara göre optimize edildi. Bütün her şey ucuzdur kemirilebilen, yırtılabilen, parçalana bilecek şeylerle optimize ettik. Hiç sinirlenmiyoruz, kızmıyoruz.
Türkiye’de hayvan sahibi olmak zor diyorlar bazen... Bence Türkiye’de hayvan olmak zor; çünkü hayvanlar çok ciddi anlamda insanlardan çekiyorlar öyle söyleyeyim ve niye bu kadar hayvanları sevmeyen bir toplum olduğumuzu bilmiyorum. Onlar gerçekten iyi arkadaşlar; sizi seviyorlar, ölene kadar sizinle beraber yaşamayı en baştan göze alıyorlar, derdiniz olduğunda yanınıza geliyorlar, canınızın sıkkın olduğunu anlıyorlar.
Dolu dolu ve çok yönlü yaşam tarzınızı paylaştığınız bu özel söyleşi için çok teşekkürler sevgili Geveze...:)
Ben çok teşekkür ederim. Çok keyifli bir söyleşiydi.





