Hagop Mamas

Ressam ebek’te buluştuğum sevgili HAGOP MAMAS ve çok sevdiği köpeği Gizmo ile sizler için gece hayatından, yepyeni projelerden, dünden, bugünden, hayattan ve tabii ki hayvanlardan konuştuk. Konu konuyu açtı. Hagop Mamas içindekileri de döktü ve bir parça bir yerlere dokundu, birilerine gönderme yaptı. 24 Eylül’de müthiş şovlarla sezon açılışı yapılan FIRIN’ın işletmecisi Hagop Mamas ile çok yönlü, yaratıcı kişiliğinin uzandığı pek çok alanda müzikten modaya, radyodan, youtube talkshow projelerine, tiyatro ve sinemadan, dekorasyona uzanan çok çok keyifli, özel bir söyleşi yaptık.
Merhabalar, nasılsınız?
Fena değil. Zor bir dönemden geçtik. İnşallah bitmek üzere, az kaldı. Korkum tekrar başlamaması. Aşı olmayanlara bir an evvel aşı olmaları için yalvarıyorum. Bir sürü aklı başında insan aşı olmuyor. İnanamıyorum.
Bir de küçük misafirimiz var. Gizmo’ yu tanıyabilir miyiz?
Gizmo, 30 Aralık’ta 3 yaşına basacak. Gizmo aslında Jack Russell’ın albinosu diyebiliriz. Siyah hiç yok gibi çok nadir bulunan bir köpek. Bütün arkadaşlarım Jack Russell olmadığını söylüyor ama anne-babasını gördüğüm için eminim. Hayattaki en, en, en sevdiğim şey! Kızım duymasın ama tabii ki kızımdan çok değil fakat acayip bir iletişimimiz var. Jack Russell sahibi olmak başka bir köpeğin sahibi olmaktan galiba farklı.
Daha önce köpeklerim oldu. Bir Pekinesim bir Afgan tazım, bir av köpeğim oldu. Hep köpeklerim oldu ama onunla kurduğum ilişki bir insanla kurduğum ilişkiye çok yakın. Beni ancak Jack Russell ları olanlar anlar. Başka bir şey!
Nasıl sahiplendiniz peki? Tesadüf eseri mi oldu?
Tesadüf eseri! Çok uzun hikâye ama kısaca benim bir arkadaşımın yavrusuydu. Onun siyah olması benim onu bir an evvel sahiplenmemi sağladı. Çünkü ben kimsede olmayan şeyleri severim. Herkeste olan şeyin benim için pek bir özelliği yoktur. Siyah olması beni ona en çok bağlayan şeydi. Ki araştırdığımda siyah Jack Russell ların diğer Jack Russell lardan küçük bir farkla daha akıllı ve maalesef daha hareketli olduğunu gösteriyor. Allah’tan ben Koç’a Koç olduğum için çok hareketliyim. Ay burcumda galiba Yay. Oradan da mahvoldum. Hiç durmayan bir yapım var. Evde 2 saniye durmam. Arkadaşlarım, benimle olanlar yorulduk artık otur derler. İnşallah yorulup oturmam.
O enerji hiç bitmiyor zaten!
Hiç bitmeyecek! Yaşın önemi yok. Artık sayılarda değilim. Hissettiğim yerdeyim. Görüyoruz Ajda hanım hala bomba gibi sahnelerde. Ben kendi yaptığım işi de sahne olarak görüyorum keza öyle bir şeyim de var. Ben çok önem veriyorum. Yaptığım işe ve insanlara saygım olduğu için her gün işe giderken sahneye çıkar gibi hazırlanıyorum. Bunu programlarımda da söylerim. Nefret ederim Türk DJ lerin işe gelirken ki kılık kıyafetine. Yahu bir örnek alın yurt dışındaki DJ ler nasıl özenirler. Bizimkiler yataktan çıktıkları kıyafetin altına bir jean geçirirler işe gelirler. Hepsini aynı kefeye koymuyorum ama geneli böyle. Özen, özen, özen! Hayatımıza gösterdiğimiz, sağlığımıza gösterdiğimiz özeni kendinize de göstermek zorundasınız. Çünkü attitude her şey! Bir yere gittiğinizde içinizi görmüyorlar, dışınız da önemli. Ben öyle düşünüyorum bilmiyorum siz ne düşünüyorsunuz ama eminim ki öyle çünkü siz de bomba gibisiniz.
Kesinlikle! O zaman şöyle devam edelim. Gece hayatına oldukça küçük yaşlarda başlamışsınız. Bu macera nasıl başladı?
Maalesef demek istemiyorum. Başka bir iş yapar mıydım bilemiyorum. Bu macera 18 yaşındayken Levent’te Villa Blanche adlı mekâna eğlenmeye gitmemle başladı. Çocukluğumdan beri ben zaten gezen tayfadandım. Hiçbir zaman garson ya da barmen olmadım. Sonra gittiğim arkadaşlarımı çevremi görünce bana iş teklif ettiler Villa Blanche’ dan ve ben orada ne denir bilemiyorum ama müşteri temsilcisi /halkla ilişkiler gibi bir işe başladım. Zaten çok kısa sürdü. O bana yetmedi. Hayatta hiçbir şeyin bana yetmediği gibi ve daha ne yapabilirim derken hayatım Ceylan Çaplı ile kesişti. Nurlar içinde yatsın. Benim hayatımdaki dönüm noktam Ceylan Çaplı’ nın bana “Sen benim veliahtımsın” demesi ve kendimi bir havalara sokmakla dedim ki “Ben bu işi yapacağım!”
Bazı kırılma noktaları vardır hayatta ve insanın hayatına yön veren kişiler vardır o karşılaşmayla. Bu isim sizin hayatınız için önemli isimlerden biri.
Bu isim, eğer Türkiye’de şuan eğleniyor isek sebebi olan kişi. Nurlar içinde yatsın. Türkiye’de gördüğüm ve belki dünyada da en iyi mekânların yaratıcısı. Olağanüstü bir beyin. 19/20, 14, Maslak2019 gibi mekânların yaratıcısı. Gururla söylüyorum Onun sayesinde, onun yolculuğuyla bu yolculuğa başladım. Sonra hayat beni bunun içinde savurdu, savurdu. Hiç beklemediğim şeyler oldu. On yıl süren Türkiye’nin ilk R&B Party lerini (perşembeleri) yaratmamıza sebep oldu. OnProject adında bir şirket kurduk. Sarp Leventoğlu, Nurkan Tekindoğan, Sole Aloe, ben, Fresh Bee bir oluşum yaptık. Türkiye’de hiç dinlenmeyen, insanların pek umurunda olmayan, aslında benim de pek umurumda olmayan ve hala çok bayılmadığım bir müzik tarzını Perşembe günlerine koyduk. Perşembeleri kimse bir yere gitmez. Biz Dr.Pera diye bir yerde bir başladık 1. hafta öyle böyle, 2. hafta kuyruk ve 4. hafta sığamamaya başladık sonra teklifler yağmaya başladı. Efsane bir 10 yıl geçirdik.
Hangi senelere dayanıyor?
Kabaca 2000 lerin başı. Tüm işlettiğim mekânlarda ekstra bu perşembe gecelerini de yaparak devam ettirdim. Bu On Protect Party serisi şöyle devam etti. Dr. Pera, Redbull Efsane Perşembeler... Kapıda kuyruklar ve kapıda Deniz Akkaya’ lara kadar. İnanılmaz hayatımda ilk defa bakıp ağladığım gecelerdi. Ardından Mojito, Safir ve sonra Discorium’ da nihayet buldu. Sonra biz bunu Bedroom Project diye birine teslim ettik. Tabii ki şimdi pespaye haline geldi ama o zamanlar tüm kaliteli insanların dinlediği bir müzik tarzıydı. Dünyada insan profili değiştiği için Türkiye’ de de allak bullak olduğu için bizim zamanımızdakileri mumla arıyoruz. Onlardan hiçbiri artık o partilere gelmiyor. Görüyorum yine her yer çok kalabalık ama insan kalitesi yerle bir.
Gece hayatındaki bu trendler nasıl belirleniyor? Birileri mi belirliyor ya da dünyadaki akışa göre bir çeşit şekil mi alıyor? Siz kendi klüplerinizde nasıl yapıyorsunuz?
Tevazu gösteremeyeceğim, ben bir ‘trendsetter’ ım. Nasıl oldu bilmiyorum ama bir sürü şeyi yaratan kişilerden biriyim. Perşembeleri dünyanın hiçbir yerinde Hiphop, R&B partileri yaratan yoktu. Biz bir ekip olarak OnProject olarak bunu yarattık. Trendleri ne belirliyor derken. Trendleri evde oturan, sıkılan, ne yapalım derken çıkan şeyler aslında.
Ama hani o beğeniyi tutmak ve o kitleyi yakalamak özel bir şey. Bence bir hissiyat belki de?
Bence hissiyat ve sizin hayatınızdaki gustonuzla alakalı. Ben buna inanıyorum. Eğer sizin bir gustonuz varsa her konuda giyim, müzik, seyrettiğiniz film, beğendiğiniz yönetmen. Bunlar insanın gustosunu belli eder. Ben bir insanın kalitesini anlamak için en sevdiğin yönetmen kim diye sorarım. Sevdiği markaları öğrenmeye çalışırım pek markacılardan hoşlanmam ama. İnsanların kalitesini böyle anlayabilirsiniz. Bazı insanlar da aileden böyle gelirler! Biz şükürler olsun ki şanslı insanlardanız. İyi ailelerin çocuklarıyız. Bu eskiden hiç önemli değildi ama zamanla ailemin kıymetini anladım. Etrafımdaki insanların ailelerini küçük gördüğümden değil ama kendi anne babama bakıp sonra onlarınkine bakınca boşuna olmadım diye de içten söyledim. Dıştan söylesem derler ki “bipolar deli bu” ama görüyorum ki bu böyle!
İnsanın büyürken yetişirken gördüğü yaşadığı aile çevresi ve dışarda yaşadığı çevre çok önemli. Siz nasıl bir ailede büyüdünüz?
Tabii ki önemli! Benim yetiştiğim ailede annem ve annesi Fransızca konuşurdu. Babamla annem Almanca konuşurlardı. Biz böyle bir aileydik. Benim için o zaman hiç önemli değildi ama şimdi benim ailemin örneğini görmüyorum. Ki aradan geçmiş 40 sene hala öyle aileler yok. Keşke olsa da bu yeni Türk profilini görmesek. Neyse oralara hiç girmeyelim. Girersem çıkamayız oralardan.
Bu sizin artık yaşam şekliniz. Başka bir alternatif olabilir miydi?

Başka türlü yaşayacağımı zannetmiyorum ama başka bir alternatif olabilirdi. İkinci mesleğim ikinci sevdiğim şey kamera önünde olmak. Gönlümde yatan aslan o aslında. Onunla da çok uğraştım. Bilgi Üniversitesi’nde iki sene oyunculuk eğitimi aldım Berna Tunalı’dan. Biraz sonra bana ağla derseniz oturup ağlayabilirim. Böyle olunca da benim hayatıma giren insanlar, sevgililerim oturup ağladığımda sen oyuncusun ağlıyorsun. İstediğinde ağlarsın sen diyorlar. 2 saniyede ağlayabiliyorum. Bu benim aldığım eğitimle alakalı bir şey. Tekniği ezbere bilirim. Aklımı bir yere takıyorum ve o an ağlayabiliyorum.
Ağlatmayayım şimdi sizi gülelim ama oynamışsınızdır tabii ki. Hangi yapımlarda oynadınız?
Mustafa Altıoklar’ ın gişe rekortmeni ‘O Şimdi Asker’ de oynadım. Gururla söylüyorum. 2003’tü. Şimdi seyrettiğimde yine keyifle seyrediyorum. Müthiş bir ekiple çalıştım. Bence Türkiye’nin gelmiş geçmiş en iyi yönetmenlerinden biri Türkiye’yi terk etse de Mustafa Altıoklar’ dır. Çok sevdiğim bir yönetmen. Sonra ‘Arap Saçı’ adlı bir dizide oynadım. İşte orada dedim ki “ben galiba yapamayacağım”. Çünkü günde 8 saat sadece 10 dakikalık bir sahneniz için makyajlarla oturup bekleyince dedim ki “Ben ne yapıyorum? Ben gece kulübe zor gidiyorum. Niye burada oturuyorum?” Canım arkadaşım Mehmet Gülsün hep söyler “Oyunculuk bir şizofrenidir diye. Doğru! Şimdi ben o şizofreniye geri döndüm. Tekrar oyunculuk yapmak istiyorum. Bazı projelerle görüşüyorum. Çok yakında yapacağım bir şeyler. Menajerim değişti. Selin Boronkay ile çalışıyorum.
Oyunculuk var. Radyoculuk da var.
Evet var. Yapmadığım şey kalmadı. Tiyatroda da oynadım ‘Hayvanat Bahçesi’ diye meşhur bir oyun vardır. Eroinman bir arkadaş grubunun hikâyesidir. Çok meşhur bir hikâyedir. Allah bana onu da nasip etti. Öyle de bir deneyimim oldu ama tiyatroyu sevemedim. Çünkü galiba ben zor ezber yapabilen biriyim. Tiyatroda oynarken bir şey geliyor aklıma ve kendi kendime gülmem geliyor. Buna engel olamıyorum. Bu da galiba benim o zamanlar çok fokuslanamamla alakalıydı. Eğitim alarak sonra onu kendimde düzelttim. Ama o zaman oynasaydım rezil olurdum. Çünkü çok duygusal bir oyundu.
Hatırlıyorum da insanlar orada ölüyorlar ben arka tarafta gülüyorum. Arda Kural’ın da olduğu güzel bir ekipti.
Radyo listeleri hazırladığınızı da biliyorum.
Power FM de, Radyo XL da yaptım. Çok sağ olsun benim Koray diye bir arkadaşım bu iki radyonun müzik direktör yardımcısı. Bana böyle bir şey teklif etti. Dedim ki “kim merak edecek benim ne dinlediğimi?” dedi ki “En çok senin ki merak ediliyor”. İnsan yaşayınca, içinde olunca kendisinin ne olduğunun farkında olmuyor. Bu enteresan bir şey. Mesela bana yaptığım işlerimdeki başarılarımı birileri anlatınca hiç önemli gelmiyor bana. Tabii ki çok önemli şeyler arka arkaya koyunca ama hayat o kadar hızlı ilerliyor ki siz o hayatın içinde, döngünün içinde bu başarıları yaşadığınız için normal geliyor. Bu OnProject zamanı o dönemin içinde tabii ki ben işletme yapmaya devam ediyordum. Çok iyi mekânlar işlettim. Discorium arkasından benim için en önemlisi Laila. Şefik Öztek ile çalıştım. Laila benim üniversitemdi. Çok enteresan hikâyelerim var kitap yazacak kadar Laila Story’ im var benim. Dünyanın en tatlı insanı Şefik Bey.
Bir gün yazar mısınız peki kitabı?
Yazarsam benim bu ülkeden gitmem gerekir. Çok fena şeyler var. Şefik bey gerçekten benim üniversite tez hocamdı çok şey öğrendim. Tabii ki Ceylan Çaplı’ yı ayrı tutuyorum. Şefik beyle çalışmak çok enteresandı. Benim şu an ki karakterim o yıllardaki Şefik beyin karakteriydi, şimdi onu çok daha iyi anlıyorum. O zamanlar diyordum ki bu ne kadar değişken bir karakter. Seyredecektir belki ama doğrusu bu, kötü bir şey demiyorum. Dünyanın en tatlı adamıydı ama o kadar yoğundu ki her an değişiyordu. Ben de şu an öyleyim, hiç sinirli biri değilim ama bazen öyle sinirlenebiliyorum ki çünkü salaklığa hiç tahammülüm yok. Mükemmeliyetçi olduğunuz için küçücük bir salaklıkta bile kalkıp ağzına burnuna çakasım geliyor insanlara. Çok özür dilerim o kadar nüfusu çoğaldı ki bu salakların otobüste, metroda her yerde güruh güruh salak var. Dayanamıyorum.
Çok özür dilerim bunu söylemek istemiyorum ama bu böyle. Bu hiç olmayan bir şeydi, yoktu. Çocukluğumdaki toplu taşımalardaki insanlarla şimdikileri kıyaslayınca taş devrine döndük diyorum. Flintstones’tayız şu an. Ben hayatımda bu kadar terbiyesiz, yaşlı insanlara yer vermemeyi bırakın hiç hoşuma gitmiyor birbirine böyle yumulmuş insanları görmek. Diyeceksiniz ki sana ne? Evet, bana ne ama bizim zamanımızda orada yaşlı insanlar varken biz böyle şeyler yapamazdık. Değişsin mi bunlar. Okey, değişsin ama bu değişimin yanında başka şeyler de değişecekse bu da değişsin. Hiçbir şey değişmeyip bu değişiyorsa yozlaşıyoruz demektir. Yaşlandıkça insanın çenesine vuruyor. Anneme kızardım. Allah rahmet eylesin, annemden beter oldum.
Bence siz başından beri konuşkan, iletişimi güçlü bir insansınız. Enerjik bir yapınız var. Bu arada sevgili okurlarımıza ve izleyenlerimize belirteyim. Hagop Mamas söyleşi randevumuza bir ödül alarak geldi. Söyleyelim mi?
Ay bunu söylemeyecektik ama ‘En iyi Kulüp Tasarımı’ ödülünü aldım.
Peki, bu kulüp konseptini yaratmada tabii müzik de aynı derecede önemli. Bir tarafta da kullanılan dekorlar tasarımlar. Siz de bilardo masasından tutun, music box dan,TILT oyununa kadar pek çok farklı obje kullanıyorsunuz.
Çok güzel bir yere değindiniz. Yeni kulüp işletmecilerinin arkamdan atıp tuttuklarını duyuyorum. Birkaçı yapıyor bu hadsizliği. Ben bu işe başladığımda onlar yoklardı bile. Benim 35. senem bu sene. Benim arkamdan atıp tutanlar 28-30 yaşında zavallı çocuklar. Oradan buradan buldukları lunapark gibi ışıklarla kulüp yaptıklarını zannediyorlar. Bence benim kulübüm niş olmalı. Ben içki veriyorsam onu kristal bardakta vermeliyim. Ben eğer ses veriyorsam, o 3D bir ses olmalı. Oradan buradan aldığım ışıklarla yapacağım şov o benim şovum değil. Gusto demek mekânın içine koyduğunuz eşyaları doğru yerleştirmekle alakalıdır. Niye hiç birinin aklına gelmedi bilardo masası kullanmak? Niye bir fetish kulübü yapamadılar? Niye akıllarına gelmedi? Niye hiçbiri topuklu ayakkabılarla bir bar yapmadılar mesela? Oradan buradan aldıkları ışıkları üst üste koydular koydular koydular ışık kalabalığı. Bravo çok iyi bir şey yaptın.
Bu konu tamamen yaratıcılık! Yaratıcı ruh ve yaratıcı düşünce ile alakalı.
Tabii ki onlarda bu maalesef yok. Kitle değişiyor dedim ya size. Yeni bir şey duydum mesela. Benim zamanımda, ben Laila’yı işletirken ya da başka kulüplerimi sponsordan gelen ışıklı panoları gece ayıp olmasın, rahatsız ediyor diye kısar kapatırdık.
Yaratıcılık dedik, konsept dedik. Bir taraftan da işin müzik tarafı var tabii. Kulüplerinizde ne tarz müziğe yer veriyorsunuz? Dışarıdan gelen ünlü DJ ler de var. Türk DJ ler de var. Çalacak DJ leri neye göre belirliyorsunuz?
Bu seneye kadar müzik direktörü ile çalışmanın doğru bir şey olduğunu biliyorum ama müzik direktörlüğü yapacak kişiyi kimseye yakıştırmadım, onun için hiçbir ekiple çalışmadım.
Bunu ilk defa duyacak herkes, hayatımda ilk defa bu sene birileri ile çalışıyorum. Yeni bir ekip. FIRIN ailesine yeni bir soluk geldi. Çok sevdiğim DJ arkadaşım Koray Güçkıran ve Juiceman dediğimiz Burak diye bir arkadaşımızla bir ekip haline geldik. Hayatım boyunca süregelmiş garip bir tarafım vardır. Ne asistan isterim ne yardımcı her şeyi kendim yapmak isterim. Yine de yapabilirim diye düşünüyordum ama dedim yeter. Düşündüm search ettim herkesi. Ben Koray’ı insan olarak çok sevmemin dışında kendi semtimin çocuğu gibi gördüm. Düzgün kaliteli bir çocuk. Burak da aynı şekilde. Ekibimize dahil oldu.
Müziğimizi hep ben belirlerdim geçen sene bir bölüme kadar sonra bir arkadaşımız belirledi mahvetti sonra ben toparlamaya başladım. Her şeyden iyi anlarım demek istemiyorum ama evet müzikten de iyi anlarım. Bu kadar senedir bu işi yapıyorum çok iyi müzik dinlerim, çok iyi hit yakalarım. Bir Aslan burcu gibi konuşuyorum ama gerçekten öyle. Partilerde arkadaşlarım benim çalmamı isterler ama ben çalmayı bilmem. O geçişle falan uğraşamam, biraz beklerler. DJ lik çok keyifli bir şeymiş ben onun zevkini bir türlü anlamıyorum. Burada eğlenmeyi tercih ediyorum. Ama şunu elime ver sabaha kadar çalarım. Bir Amsterdam tatilinde 17saat çalmışlığım var. Herkes unutamaz o acayip bir setti derler ama ben aldım elime telefonu önüme ne geldiyse onları çaldım. Onu konuşurlar hep ve “çalmalısın çalmalısın” derler.
Ben satranç oynamak, tavla oynamak, araba kullanmak gibi yetenekleri olmayan biri olduğum için nedense onlarla kafamı doldurmak yerine daha zor şeylerle doldurmayı tercih etmişim. Mesela hayatım boyunca bana tavla oynamayı öğrettiler canım hiç onu öğrenmek istemedi, gibi gibi. DJ liği de hiç hafife almıyorum ama yanlış anlamasınlar çok önemli bir iş tabii ki. Başka şeyleri yapmayı tercih ettim. Bir gün yapar mıyım? Artık biraz daha yaşlanıp yerimde durmam gerektiğini düşündüğüm bir noktam olup durmaya karar verdiğimde, kabinin arkasında duracaksam eğer müzik çalarım bari ellerim oynasın. Çok dağıttım konuyu ama müziğin aslında gustosunu ve kulübün müziğini seçen benim! Yani yılanbaşı benim! Mesela ben techno müzik sevmem. Bangır bangır müzik sevmem. Amelie Lens sevmem. Bu hafta beni orada görecekler ama hiç tercih ettiğim bir müzik değildir. Bana house müziğin heavy metali gibi geliyor. Ben heavy metale de dayanamadığım için hayatımda her müziği dinlerim. Türkü dinleyemem, heavy metal dinleyemem, bir de country dinleyemem. Onu dinleyecek kıvama getirecek yaşta da olmadığım için tercih etmiyorum. Kulübümde de istemiyorum.
Ne tarz çalıyorsunuz peki?

Biz daha funky house, disco, ruby house. Biz ona şöyle diyoruz kıç sallatan müzikler, içini kaynattıran müzikler. Gay sound biz bunu seviyoruz ve bizim kulübe de bunun yakıştığını düşünüyoruz. Çok deneyimimiz oldu. Hiç mutlu olmadığım gecelerdir onlar. Çünkü o müziği dinleyen kitleyi görmeye tahammülüm yok. Kendilerini getirdikleri o hali görmek istemiyorum. Onları dükkânımda da görmek istemiyorum. Hayatım boyunca da kendimi o hale getirmedim. Ben eziyet çekmeye değil, eğlenmeye gidiyorum kulübe. Herkes anlıyor ne olduğunu. Bir Amelie Lens dinleyeceğime Sebastian Leger dinlemeyi tercih ederim. Aksın müzik! Mesela Boris Brejcha. Evet, sevdiğim parçaları var. Hakikaten o müziğin bence babası ama bazen ona bile tahammül edemiyorum.
Ona yarım saat tahammül edebiliyorum çünkü güzel. Son albümüne bayıldım, bana göre biraz değişti sanki sound u o karavanla, acayip takip ediyorum. Ben evde 7/24 müzik dinlerim. Bizim evde sabah 7 de mi uyandık bangır bangır başlar uyumaya kadar bizim evde müzik sesi hiç kesilmez ama techno değil. Şimdi bu sene yabancı event lerimiz olacak. Beni çok heyecanlandıran şeyleri henüz oluşturamadık ama mesela nedense Miss Monique’i çok seviyorum. Kızacaklar ama Beyza’nın dışında kadın DJ lerden hoşlanmıyorum. Neden? Çok enteresan Beyza’yı tenzi ederek söylüyorum; kadın DJ ler bana bir şey vermiyor. Yakıştıramadığımdan değil.
Sanki bu bir erkek işi. Siz ne düşünüyorsunuz?
Ben katılmıyorum açıkçası.Bence de katılmayın, belki saçmalıyorum ama ben böyle düşünüyorum. Nasıl tornacı bir kadın görünce o-ha oluyorum, kadın DJ görünce o-ha olmuyorum ama etkilenmiyorum. Beyza beni alıp götürüyor.
Acaba kadınlardan bu sektöre yeterince bir ilgi olmadığından mı?
Kusura bakmasın hiçbir Türk DJ ama kadınları da erkekleri de bir araya koyuyorum, işlerine çok eğildiklerini görmüyorum. Nadiren eğilenleri biliyorum. Onlar da zaten iyi gidiyorlar. Bir sürüsünü ben çöpe atarım. Müzik direktörü olmuş berbat DJ ler biliyorum. Oldukları yeri hak etmeyen bir sürü DJ var. Bir yerlere gelmişler, inanamıyorum çaldıkları müziğe. O kadar da berbatlar var. Çok isterim isimlerini vermek ama neyse.
Bir de şunu sormak istiyorum. DJ List’ini belirlerken kendi kitlesi önemli mi? Başarılı bir DJ e tanınmamış olsa da şans veriyor musunuz?
Benim gönlümdeki Aslanlarım Avangart Tabldot tabii ki. Çok seviyorum onları. Şahsi sevgim de var o ayrı. Beraber yol arkadaşlığı yapmamızın dışında onlar benim evlatlarım gibi. Kayırmıyorum onları tabii ama hakikaten çok iyiler. Rüştlerini de ispat ettiler çok iyi gidiyorlar. Onlar ne yapıyorlarsa mutlu oluyorum. Valla kimi sayayım bilemiyorum birini saymayıp diğerini saysam yanlış olacak ama sevdiğim Türk DJ Sezer Uysal’ın bazı parçalarına bayılıyorum. Hiç tanımıyorum kendisini. Tabii ki eskilerde kaldığım için, U.F.U.K., Tangun ve Kürşat ekolü unutulamaz. Onların hala kulüplerde çalınmamasına çok üzülüyorum. Yenilemediler mi kendilerini? Bunun cevabını kendileri verebilirler ama bence çok önemli 3 isim. Onlardan çok daha adı geçen bir sürü DJ duyuyorum ki çantalarını taşıyorlardı onların. Tabii ki bu kendilerini yenilemedikleriyle alakalı. Haklı olabilirler de. Niye yapmadılar onu da bilmiyorum.
Kardeşim gibi çok sevdiğim insanlar bunlar. Ben U.F.U.K Ufuk’u dinlerken hayatımda ilk defa bunu yaşadım; hüngür hüngür ağladığımı çok iyi hatırlarım. Benim dünyadaki en sevdiğim, beni hislendiren, alıp götüren DJ, U.F.U.K di. Uzun zamandır dinlemiyorum tabii ki muhakkak o da değişti benim değiştiğim gibi. Tangun’u es geçemeyiz. Tabii ki hayatta her şey yerini değiştirdiği gibi bazı şeyler de bir tek değişmiyor. Değişmesi lazım. Madonna bile şey kaldı. Madame X projesi çöp oldu.
Onun için yenilemeniz lazım kendinizi. Bir tek ben kaldım eski işletmecilerden. Neden ben kaldım? Hayatımda hiç kendi yaşıtım arkadaşlarımı hayatımın içine çok dahil etmedim. Etmek istemediğimden değil onlar beni kabul edemediler. Çocukluk arkadaşlarımın hiçbiriyle görüşemiyorum. Çünkü başka kafalardalar.
İnsan daha hızlı bir değişim içinde gündemi yakalayınca o taraf ise geride kalmış oluyor.
Aynen, bravo! Bu benim işimle alakalı herhalde. Müzikte de bu böyle. Yenilemezseniz bitersiniz! İzzet Çapa niye hep var? Çünkü gerçekten iyi trendsetter. Çok güzel şeyler yapıyor. Bayılarak izlediğim, en sevdiğim insan, kimse kusura bakmasın İzzet Çapa. Yeni yaptığı Cahide Pallazzo için teşekkür etmek lazım. Böyle bir mekânı Türkiye’ye kazandırdığı için. İki mekân açarak en iyi kulüp ya da en iyi olunmuyor. O sizin bulduğunuz bir şey değil. O zaten Dünya’da olan bir şey. Siz senede sadece 2 mekân açarak herkesin yaptığın yaparak bir şeyler yapıyorsanız o fabrikasyon bir iş oluyor. Önemli olan butik olmak. Biraz sert oluyor ama bu böyle!
Özgün olması, mekânların da ömrünü belirliyor zannedersem. Değil mi?
Bu kadar! Çok güzel mekânlar var ama ben mekâna güzel demem için gustosu olmalı. Fabrikasyon mekânlar dünyada da olduğu gibi onlar başka şeylerdir. FIRIN başka bir şey! Kendi çocuğum diye söylemiyorum ama FIRIN, Ömür Yarsuvat ve Ayk Gurdikyan gibi çok önemli, zevk sahibi iki insanın yarattığı ve benim onlara inancımla yürüyen bir proje. Benimle alakası yok. Hiç kimsenin öyle bir şey yapacağını zannetmiyorum çünkü yılların bi- göre biraz ama herkesi şaşırtacak değişikliklerle geliyoruz. Bir kere tamamen kulübü alıp ters çeviriyoruz. Kapının girişi değişik bir yerden olacak. Kabin başka bir yere gidiyor. Ortaklarımla ben gerekirse her gün fikir değiştirip en iyisi için uğraşan şizofren bir ekibiz! Tabii yine show lar olacak! Ben kulübü kendime yaptım. Ben ne seviyorsam o devam edecek. Beğenmiyorlarsa bahçeye çıkar sigara içerler. rikimi. 25-30 yaşında böyle bir şey yapmanız mümkün değil çünkü siz onu görmediniz. Bir kulübün içine bilardo masası koyabilmek ya da buna benzer bir sürü değişik şeyi yapabilmek için yaşanmışlığınız olmalı. Ben de koyarım 5 tane ışık ya da yüzlerce ışık. Onları bir sağa bir sola götürür hava atarım. Ama ışıklar sönünce ne yapacaksın? Işıklar söndüğünde ne yapacaksın bebeğim?
Yeni projelerde söyleşiyi yaptığımız şu an çalışma halen devam ediyor. Birazdan da FIRIN’a geçeriz ama açılışla ilgili de bilgi verelim lütfen.
Evet. FIRIN butik bir şekilde devam edecek. Çizgisini hiç değiştirmeyecek. Her zaman ki müziği, her zaman ki harika kokteylleri, içkisi, iyi servisi ile. FIRIN’ dan şikâyetçi kimseyi görmedim. Sadece müziğe el atıyoruz. Zaten iyiydi müzik ama daha profesyonel, daha iyi müzik. Yıllardır olan tecrübem hiçbir zaman koyduğunuz date line da açamazsınız ama bu kez açıyoruz. 24 Eylül! Çok heyecanlıyız gerçekten. İki sene sonra neredeyse! Bize Ben yeni neslin gustosunu anlayamıyorum.
Pandemi gece kulüplerini de ciddi anlamda etkiledi. 12 sınırlaması da var. İnsanlar nasıl dans edecekler? Tüm bunları nasıl değerlendiriyorsunuz?
35 senedir bu işi yapan biri olarak ben saat 6 da başlayıp 12 de biten bir eğlenceye kendimi adapte edemeyeceğime eminim. Benim bedenim bunu kabul edemeyecek gibi geliyor bana. Aslında keşke sabahlara kadar orada olsam. Eve gelişte uyumayacağım çünkü. Yıllardır ben zombi gibi sabahlara kadar oturuyorum. Pandemide hiç bir şey yapmadığımda da yine sabahlara kadar oturdum. Rahatsız ediyoruz ya kimseyi rahatsız etmemek için keseceğiz ne diyeyim. Müzikten rahatsız olmak ne demek? Ben bunu anlamış değilim. Benim rahatsız olduğum o kadar çok şey var ki söylemek istemiyorum. Yoksa yarın burada olamam ama ilerde söyleyeceğim; hiç durmuyor bu çene.
Ben de bir müzisyen olarak söylüyorum; bu sektör tümüyle en çok yara alan sektördür.
Siz benim yaşama hakkımı, kazanma hakkımı alamazsınız. Bir bedel ödeyerek ruhsatlarını aldığım mekânlarda zamanında rahatsızlık vermiyorduk da şimdi kulaklar daha mı hassaslaştı? Benim hassaslaşmadı. Pamuk diye bir şey var. Tıkıyoruz kulağa rahatsızlık olmuyor. Rahatsız olan tıkasın pamuğu neresine istiyorsa!
Bütün bunların yanında sizdeki yaratıcılık, başka yerlerde de durmuyor. Üzerinizdeki kıyafetten tutun da hobi olarak yaptığınız abajurlar ki gördüm çok enteresan ve çok keyifli. Nasıl başladı?
Bana böyle vahiy gibi bir gecede pandemiden delirmiş bir dönemimde 70 lerin bir müzikalini tekrar tekrar izlediğimde 70 ler geri geldi dedim. “İnşallah kulüp açılırsa bir gün, bir şey tasarlayayım açılışta bunu giyeyim.” dedim. Annemin ruhu içime girdi. Youtube tan bakarak ben bir yelek ördüm. Bunu ben mi yaptım diye şaşırdım. Sonra o yeleği, eski giymediğim t-shirtleri parçalayıp parçalayıp o deliklerinden geçirerek bir kürk yaptım. Yaptığıma ben inanamadım. İnsanlar satın almak istediler. Dedim ki “hayatta satmam, mahvoldum yapana kadar” Sonra eski mayolarımı keserek bir pantolon yaptım. O da mı güzel oldu. Dedim ki akıyor şu an devam et yavrum. Başladım bu üzerimdekini yaptım. Sonra çalışırken vakitsizlikten evdeki temizlemediğim dolaplarımı çekmecelerimi araştırdım. Bir sürü camlar, bir şeyler, yurt dışından aldığım biblolar vs. hepsini döktüm masanın üzerine ve onu ona, onu şuna derken şaka gibi bir şeyler çıkmaya başladı. Her yaptığımda olamaz dedim. Çünkü ben hayatım boyunca kurşun asker bile çizemeyecek kadar yeteneksizdim resimde. Yaşlandıkça göz nasıl bozuluyorsa galiba yetenek de insan vücuduna zuhur ediyor diye düşünüyorum.
Ben öyle düşünmüyorum. Kesinlikle vardı ama başka konularla çok yoğun olduğunuz için zaman yoktu. Pandemi ile yaşanan o boşluk onların çıkması için bir açık kapı oldu.

Görüyor musun, çözdün beni. Doğru!
Daha önce çalışıyordunuz sanırım designerlarla. Kimle çalışmaktasınız?
Ben yıllardır bir markayla çalışıyorum. Yıllardır onlar beni giydirirler. Ben de hiç onlara saygısızlık yapmam. Çok da seviyorum line larını. Bir de yüzsüzlük yapıp dedim ki bundan tasarlayın. Sevdiğim şeyleri de giymem gerekiyor. Acaba bundan da tasarlar mısınız diyorum. Hakan da Tolga da çok tatlılardır. Catch ile çalışıyorum.
Bence Catch Türkiye’nin en casual ve en değişik ürünlerini sunan bir marka. Arada var bana uygun olmayan şeyler ama her şeylerini seviyorum. Belki de 10 senedir Catch giyiniyorum. Sağ olsunlar onların sayesinde bir mağaza var evde. Program başladığında programımın sponsoru da onlardı. Hiç arkamdan eksik olmadılar. Dedim ki onlara Catch by Hagop Mamas olarak 20 parça hazırlayayım. Kabul ettiler ama sonra bana bir tembellik geldi. Acayip şeyler tasarladım. Bir türlü hadi yapalım diyemedim. Hâlbuki reklamlarında da ben oynayacaktım. Kullanacağım yaptıklarımı ama.
Peki, abajurlar satışa çıkacak mı?
Bu abajurlar evde sıkılırken bu balonu şişireyim, şu dantelleri koyayım, çimento dökeyim üzerine bakalım ne olacak ile başladı. Sonra şu saksı ile şu turşu kavanozunu mu yapıştırsam falan şurayı mı delsem derken birden ben lambacı oldum. Her yaptığım lamba arkadaşlarım tarafından bu ne bu ne diye beğenilince her gece sabah siparişimi yetiştirmek istiyormuşum gibi bir lamba bitirmeden uyumuyorum. Şimdi 4. lambamı yapıyorum. Biraz büyükçe bir lamba. Çin askeri yapıyorum. Çok sevgili arkadaşım hayattaki en iyi dostum Emir Baran’a hazırlıyorum onu. O bir koleksiyonerdir. Ona yakışacak çok güzel bir hediye olacak. Ben bu lambaları tasarlarken finali hiç düşünmüyorum. Kulüplerde de bu oldu. Yolda şekilleniyor. Sevdiğim şeyleri üst üste ekleye ekleye oluyor.
Evet, şimdi oraya gelelim tekrar. FIRIN yeni sezon açılışına!
Şimdi 24 Eylül de kulübü açıyoruz. Allahtan çok sevgili ortaklarım, iş arkadaşlarım çok gustolu insanlar oldukları için ortak müşterekte buluşabiliyoruz. Çünkü yaşıtlarım. Onun için rahat çalışıyoruz.
Youtube söyleşilerinize gelirsek, Back2Back’e, biraz bahsedelim lütfen.
Evde çok sıkıldığım bir dönemde bana böyle bir teklif geldi. Önce bana fazla gibi geldi. Ne? Talkshow mu? Soru mu soracağım? Dedim ki beni tutmazsınız mahvederim o konukları. Ne istersen yap dediler. Demez olaydılar, 10 program çektim. B2B Hi Bear Project ile çalıştım Aytaç beyle. İkinci sezonu çekecektik. Şimdi başka bir proje var ve başka bir şirket var. Yollarımızı ayırdık Hi Bear Project ile. Güzel bir iş birlikteliğiydi. Daha fazla yardım eder diye beklerken edemediği için hayat böyle edebilene kaydım. Çünkü önümde bir 30 senem yok. Eğer bu işte kariyer yapmak istiyorsam mecburen hızlı davranmak zorundayım. Hayat biraz acımasız maalesef hiç kimseye kırgın değilim. 10 bölümde benim 10 sinema filmim gibi çok keyifli. İzleyin tabii favori bölümlerim var. Mesela dün akşam Nova Radyo’daydık, Halil Abanoz ile. Herkes hala onunla olan bölümü konuşuyor. Önce yapmayacağım dedim ve hatta 6. bölümde bırakıyordum ama ite kaka bir on bölüm geçti. İyi ki de yapmışım çok keyifliydi.
Şimdi yeni programımın adını ilk defa söylüyorum. The Ninght Life Guru. Diyeceksiniz ki niye Night Life Guru? Müsaade ederseniz ki, I am the Night Life Guru. Var mı başka biri? Yok. Radyo 2019un ilk Youtube projesi gurur duyarak söylüyorum. Çünkü açıldığı zamandan itibaren o kadar kıskanarak o Soley in sesini falan dinleyerek keşke dedim o programlardan birini ben de yapsam. Hiç kimse kaale almadı beni o zaman. Sonra ben gereken yılanlıkları yapıp Back2Back’i orada yayınlattım. Serhan, radyonun ortağı ve müzik direktörüdür. Dedi ki “ben inanamıyorum ama en çok dinlenen programmış” onun için de onlarla birlikte bu programı yapacağım. Heyecanla bekliyorum. Aslında ben kendimi en rahat bana verilen o koltukta oturup insanları fırçalarken rahat hissediyorum. Çünkü kimsenin yüzüne söyleyemeyeceğim şeyleri orada Huysuz Virjin gibi rahat rahat söyleyebiliyorum.
Galiba öyle bir yeteneğim de var ya da ben öyle zannediyorum. Bir gün dayak yiyeceğim belki. Herkesin suratına çat çat her şeyi söylüyorum, kimsede alınmıyor. Bu yaşımla alakalı belki. Mesela yeni iş arkadaşım Koray bana geçen gün dedi ki “sen öyle bir şey söylüyorsun ki başkası söylese alınırım sen söyleyince gülmem geliyor.” A dedim ciddiye mi almıyorsun beni? Yok diyor o kadar güzel söylüyorsun ki. Oyunculuk ta olduğu için bende her şey bir tiyatral. Her yer bir sahne, bir plato. Ben hayatı böyle görüyorum. Başka türlü düşünseydim buraya gelemezdim. Pandemi döneminde hayatımın en zor dönemini yaşadım. İtiraf ediyorum yaşadığım en zor 19-20 ayını yaşadım. Bu para gelmemesi olayı da değil. Bir noktadan sonra parayı falan geçiyorsunuz. Kariyerinizin bir yerine geldiğinizde paraya ihtiyacınız oluyor da, olmuyor da.
Pandemi insanın yaşam şeklini bir anda durdurdu. Bu çok ciddi bir olay. Şalter kapadık.
Aynen. Düşünün bir çocuk her dakika oraya buraya gidiyor oynuyor. Siz onu kafese koyuyorsunuz. İki üç hafta koltuğumdan kalkamadım. Yahu kafese girdim. Kıpırdayamadım. Ne yapacağım oldum. Hayatımda pesimist değilimdir. En zor zamanlarda bile mutluyumdur. Arkadaşlarım senin şu pozitifliğine gıcık oluyoruz derler. Rahmetli annemin kanser olduğunu söylediklerinde güldüm. Sinirimden mi neden bilmiyorum. Ağlasam kaptırıp gideceğim. Her şeyi gülerek kabullenmeyi tercih edenlerdenim, kötüyü de. Çok sevgili arkadaşlarımı kaybettim bu yaşa gelene kadar ama onlarla geçen güzel vakitleri hatırlayarak gülümsedim hep. Hayat o kadar iğrenç bir durumda ki. Ah ne yapacağım dersen dibe gidersin. Yeni nesile bunu tavsiye ediyorum. O kadar ‘drama queen’ler ki. Buna benim kızım da dâhil. Yahu insanların neleri yok. Annem derdi ki bana kendinden aşağıdakilere bak ve mutlu ol. Bunu başaramıyoruz. Bunlar hayat dersleri. Ben de onların yaşındayken böyle miydim? Hayır değildim. Şimdi boru boru konuşuyorum. Onlar da benim yaşıma gelince böyle söyleyecekler. Ben geç başladım tavsiye ediyorum dediğimi yapın.
Peki, Hagop Mamas’ı bir kaç kelime ile nasıl tanımlarsın?
DELİ. Hakikaten deli. Ben bazen gerçekten deli olduğuma inanıyorum. Şöyle ki delilik tepene huni takıp sokak sokak dolaşmak değil. Zapt ettiğim içimdeki Hagop çok deli. Onu bir tutmasam çıkarsam dışarı işte o zaman beni Mazhar Osman’a atarlar. O kadar çok şey var ki yapmak istediğim. Beni bıraksalar neler var? Hala var! Belki 35-40 projem var yaptığım. Hepsi iyi iş yapan mekânlardı. Ama bu iş öyle bir iş ki başkalarına çalışırsınız. Ben Amerika ‘da ya da Avrupa’da yaşasaydım şu an da çalışıyor olmazdım. Cote d’Azur da villamda partiliyor olurdum. Türkiye şartlarında çalışmak zorundayız. Daha vizyonumda neler var yapmak istediğim ama bazen kendime diyorum ki dur artık. Bir frene bas. Kaç yaşındasın. Ben bir şey giyiniyorum mesela sonra bakıyorum kendime dur ya kaç yaşındasın diyorum ama başka türlü de giyinemem ki ben. Ben o değilim. Ben eski cemiyet hayatından çıkmış tek işletmeciyim. İzzet de aynı şekilde. Biz komilikten garsonluktan gelmedik. Biz cemiyet hayatının iyi ailelerinin çocuklarıydık. Hasbel kader başarılı olduk. Vizyonumuzda çok iyi olduğu için biz bunu götürdük. Benden ve İzzet’ten başka tanımıyorum öyle birini. Varsa da bilmiyorum. Vardır muhakkak ama kaale almadığım için bilmiyorum. Bizim iyi olmamızın, vizyonumuzun olmasının ve hala başarılı olmamızın sebebi ailelerimiz ve geldiğimiz yolculuk. Diyeceksiniz ki “yok mu garsonluktan gelen iyi işletmeciler? “ Vardır demeye çalışıyorum ama içimdeki deliye sorsanız diyecek ki hayır yok! Ben eğlence hayatının askeriye gibi idare edilmesinden nefret eden biriyim. O sistemlerin içinde çalışmadım mı çalıştım mecburen ama o sistem beni püskürttü. Takım elbiseler, ağır toplantılar insanı değilim ben. Biz eğlence satıyoruz kardeş. Burası vergi dairesi değil. Eğlenmezsen eğlendiremezsin. Bunu kimlere söylediğimi herkes üç aşağı beş yukarı anlayacaktır.
Bu enerji hiç bitmesin. Bir sürü projelerde ardı arkasına devam etsin. Gece hayatının trendini elinde tutan 3-5 kişiden birisiniz.
5 mi? Bilmiyorum ben kaale almıyorum o 5 kim ise. 3 diyelim. Öbürleri taklit çünkü.
3 diyelim. Sevgili Hagop Mamas ile ve tatlı can dostu Gizmo ile birlikteydik Ben çok teşekkür ediyorum.
Gizmo sayesinde oldu. Evladım sayesinde ama rol çaldım Gizmo’dan.
Harika zamanlar diliyoruz size Gizmo ile. Son olarak ne söylemek istersiniz?
“Hayvanlara ve kadınlara iyi davranın çünkü tırnakları bile etmezsiniz” demek istiyorum. Su kaynatıp üzerine dökmekle olmuyor!!! Ben çok teşekkür ediyorum. Harikaydı çok keyifliydi. Hiç bitsin istemedim. Haftada bir yapalım mı?:)
Yapalım Hagop’cum. Zaman seninle aktı gitti. Sohbeti ve enerjisi harika birisin. Kendime küçük notlar bile çıkardım ister istemez. Bu söyleşimiz 4P1K - TV Youtube kanalımızda yayında olacak aynı zamanda, çok teşekkür ederim. Sevgili okuyucularımız, yeni sayıda görüşmek dileğiyle her zaman söylediğim gibi sevgileriniz büyük, enerjiniz hep yüksek olsun. Sevgiyle kalın.





