Söyleşi · Sayı 17

Ferhat Şirin

Ferhat Şirin

Hayatını rüzgâr sörfüne adamış, ders verdiği sörf okulunun hemen yanındaki karavanında birçok hayvanı ile yaşayan ve yılın her gününü rin’in Fulya’daki evine misafir olan Gamze Lim bu özel söyleşide farklı duruşu ve hayata bakışıyla Ferhat Şirin’in yaşamına dair detaylar, kâinat, evren bilimi, organik yaşam ve Feriköy Organik Pazarı Buğday Derneği, doğa, insan ve hayvan sevgisi üzerine söyleşti. Özel fotoğraf çekimi için yine dergimizin özel konuklarından fotoğraf sanatçısı Savaş Ekşioğlu’da bizimle birlikteydi.

Nasılsın Ferhat’ cığım?

Çok teşekkür ederim. Hoş geldiniz. Hep iyiyim! Şikâyet edemiyorum. Şikâyet eden insanlara da dehşetle bakıyorum. Niye şikâyet ediyorlar diye.

Enerjin her zaman çok güzel. 1.5 sene öncesi Fashion Week te tanışmıştık Murat Aytulum defilesinde. Zaman çabuk geçiyor. Uzun zamandır seninle söyleşi yapalım istiyordum şimdi kısmetmiş, çok teşekkür ediyorum. Nereden başlayalım, nasıl devam edelim?

O kadar çok şey var ki konuşulacak.

Bir kere gazetecilik var. Modellik ve müzik var. Organik yaşam var. Organik yaşam özellikle dergimizin konseptine de girecek bir konu. Okuyucularımızda ilgi duyacaklardır. Bir taraftan başlayalım ve devam edelim istersen. Önce modellik mi başladı?

Tüm sınırları ve kıstasları kaldırarak kendini evrenle bütünleştiren Ferhat Şirin “Ben Kızılderili’yim, Japon’um, Çin’ liyim, Alman’ım, Kürt’üm, Türk’üm, Yunan’ım… Hiç fark etmiyor aslına bakarsanız. Kâinatın bir varlığıyım” diyor.

Androjen gazeteci ve model Ferhat ŞiEn son modellik.

Öyle mi? Nasıl oldu?

Tamam söyleyeyim. Aslında müzik eğitiminden geliyorum. Müzik eğitimi alırken de profesyonel olarak sahneye çıkıyordum. Uzun süre de sahne sanatçılığı yaptım. Masa üstü göbek atmalar başlayınca sahneye ara vermek istedim.

Ne tarz söylüyorsun?

Eğitimim Türk Sanat Musikisi, klasik şan eğitimi. Sahnede güncel ve o zamana göre ne okumamız gerekiyorsa onları okuyorduk. Şu an da zannederim halen öyle.

Evet, doğru sonra sen müziği bıraktın herhalde?

Müziği bıraktım. Gazetecilik teklifi geldi. Dediler ki magazin yazar mısınız? Dedim ki ben magazin yazamam. Neden dediler. Çünkü evimde televizyon yok ve magazinle de ilgilenmiyorum. Peki dener misin dediler. Peki deneyeyim dedim. Eve gelip bir şeyler yazmaya başladım. Olmuyor, içimden de gelmiyor. Magazinde de hep genelde birilerini irdelemek ve incitmek gerekiyor. Sistem bu çünkü. Birilerini incelemek ve kötülemek hoş değil. Benim yaşama bakış açıma da uygun bir durum olmadığı için ben dedim ki “yapamayacağım”. Peki, ne yapabilirsin? dediler. Dedim ki uzun yıllardan beri araştırmalar yapıyorum. Gök bilimi ile ilgileniyorum.

Kâinatın matematiği ile ilgileniyorum. En uzak yıldızlara kadar araştırma yaptım. Ne öğrendiniz derseniz hiçbir şey öğrenemedim ama bir şeyler tabii kaldı kafamda. Evrenin gerçek anlamda fizik kuramını, Evrenin gerçek anlamda matematik kuramını, yani metafizik evren bilimi ve kâinatın gerçeklerini soru şekline dönüştüreyim ve konuklarıma sorayım dedim.

Öyle başladı. Bugüne kadar da 230 Türkiye’nin gerçek starını konuk aldım ve onlara kâinatı sordum.

Ne kadar anladılar derseniz onu bilmiyorum. Nikola Tesla’yı da uzun yıllar kimse anlamamıştı ama şimdi hakkında bir sürü videolar ve kitaplar var. O konudan dolayı da mutluyum.

Peki, kimlerdi konukların?

Kimler olmadı ki. Leman Sam’dan Şevval Sam’a, Mert Fırat’tan Olgun Şimşek’e, Oktay Kaynarca’dan Kadir İnanır’a, Hülya Koçyiğit’ten Mahzun Kırmızıgül’e…

Halen devam mı gazetecilik?

Şimdi yeniden teklif geldi. Tekrar bir Mert Fırat ve Şevval Sam röportajı yaptım ama artık evren bilimini ve ilim bilimini yapacağım röportajların içinde harmanlayacağım. Çünkü biz toplum olarak ilim ve bilimi pek sevmiyoruz. O yüzden de her şeyi içinde harmanlayarak röportajlar yapıyorum.

Gazetecilik devam ediyor ama ben senin moda çekimlerini de biliyorum. Halen devam ediyor. Nasıl başladı?

5 sene önce Mercedes Benz Fashion Week’ten teklif geldi. Önder Özkan defilesinde. Aslına bakarsanız burası çok spiritüel yani ruhsal bir durum. O bende kalsın.

Kalmasın! Bizle de paylaş biraz istersen…

Kalsın isterseniz. Çünkü benimle, yaradıcıyla ve evrenle alakalı bir durumdu bu. 2014 Eylül ayıydı. Altı sene olmuş. Nişantaşı’nda Önder Özkan ile karşılaştım. Sizi podyuma çıkartmak istiyorum dedi. Ama bu sokakta yürüdüğünüz gibi istiyorum dedi. “Neden?” dedim. Siz gerçek catwalk yapıyorsunuz sokakta dedi.

Ferhat Şirin
Ferhat Şirin

Dedim ki ben bunu daha önce de Nişantaşı Plus Dergisi’ndeki kapak çekimimde söyleşide bahsetmiştim zaten “Sokaklar podyumum” diye. Telefonlaştık ve ertesi gün buluştuk. Koleksiyona tabi bir kıyafet giydim. Türkiye ve Avrupa dergilerinde geniş yer aldığından dolayı da modellik kariyerim altı yıl önce Mercedes Benz Fashion Week ile başladı ve devam ediyor.

“Sokaklar podyumum” dedin gerçekten ilginç bir cümle. Sana baktığım zamanda çok da doğru bir cümle olduğunu görüyorum. Çünkü çok farklı bir tarzın var. Kullandığın aksesuarlar ve bütün kıyafetlerin hatta baştan aşağı çok farklı ve kendine özel. Gerçekten çıkıp yürüdüğün zaman sokaklar podyummuş gibi oluyor.

Evet, teşekkür ederim. Sokakta gerçekten de catwalk yürüyorum. Kendim yapıyorum kıyafet dizaynını. Biraz önce söylediğim gibi dikiş dikme yeteneğim hiç yok.

Ama elime makası ve üzerindeki kıyafeti bana verirsen 3-4 dakika içinde bunun modelini değiştirebiliyorum. Ama başka bir şey yapamıyorum. Çizim yeteneğim yok. Bir de taşıyabiliyorum. O yüzden sadece kesebiliyorum. Derler ya en doğru tasarımı insan kendisi için yapar ama yetenek gerekiyor. O yeteneğimde sadece ve sadece makas ve kumaş ile.

Görüntü olarak da çok farklı bir gö- rüntün var. Atalarında Kızılderililik var, değil mi?

Baba tarafım Orta Asya ve Moğolistan’dan göç ve dünyaya yayılan. Kızılderili kökenliyim baba tarafından. Aslına bakarsanız ben Kızılderili’yim, Japon’um, Çin’liyim, Alman’ım, Kürt’üm, bunları. Çünkü Yaratıcı o kadar muhteşem bir Kâinat yaratmış ki… Dünya adlı gezegende de bir sürü canlı, paylaşmayı bilsek şu dünyada o Türk’üm, Yunan’ım. Hiç fark etmiyor. Kâinatın bir varlığıyım.

Dünya dediğiniz zaten güneşin 150 milyon km uzağında saatte 167bin km hızla giden metrekaresi belli, yüzölçümü belli yuvarlak bir topun içinde 7 kıta. 7 kıtanın içinde de biz Türkiye. Şehir İstanbul. Semt Nişantaşı Fulya. Bir apartman, bir daire ve Gamze, ben ve Savaş (Ekşioğlu) Fotoğraf sanatçımız.

Aslında varlığımız bu baktığınızda. Derseniz ki sistemdeki bu kaos niye? Onun hepsi tamamen rant ve halen de devam ediyor. Niye devam ediyor bilmiyorum. Çünkü kötülüğe kafam basmıyor. Bu kadar katledilmeye kafam basmıyor. İnsanların bu kadar birbirini hırpalamasına kafam basmıyor. Basmasın da zaten algılamayayım ben kadar mutlu bir süreç yaşanır ki... Sümerler zamanı gibi. Daha doğru daha medeni süreçler o süreçlerdi. Şimdi bu süreçte maalesef ego var. Beni, bana, benden…

Sen yok! Doğal olarak böyle olunca bencillik psikolojisini insanlara öyle bir kanıksattılar ki son olarak da sosyal medya ile hepimizin ruhunu maalesef teslim aldılar. Herkes bir nevi şizofren!

Niye derseniz artık herkes kendi içinde bir star. Nasıl oluyor derseniz? Artık hepimiz biliyoruz. Sahte takipçiler sahte beğeniler. Düşündüğünüzde de bu psikolojik olarak bir şizofreni doğuruyor. Sizin 1 milyon takipçiniz hayranınız yok ama parayla satın alıyorsunuz diyorsunuz ki benim 1 milyon takipçim var. Hâlbuki değil. Şimdi bu duygu olarak nedir sizce? Şizofreni. Aynen öyle! Bir de kişi kendini de biliyor aslında…

Ama öyle bir inandırmış ki kendisini. Çünkü Mitomani diye bir şey var. Kendi yalanına kendini inandırmak. Bu da vahim bir durum. Bu vahim durumun içinde mecburen varım. Çünkü bu sistemin içinde birkaç meslek yapıyorum. Var olmam gerektiği için varım. Sadece doğa, organik yaşam, ya defile görüntülerim ya moda çekimlerim ya da gazete haberlerimi paylaşıyorum. Çünkü başka paylaşacak bir şeyim yok. Bugüne kadar inanın bana bir tane selfie fotoğrafım yok benim.

Avrupa seyahatlerimden de fotoğrafım yok. Neden derseniz Alzheimer geçirmezsem yani unutkanlık olmazsa, bu dünya adlı gezegenden sonsuzluğa giden yolculuk arasında hafızamda kalsın istedim.

Bir Paris’te veya Orlando’da resim çektirmek istemedim. Bana çok anlamlı gelmedi. Paylaşımlarım yine anlatım üzerine ya Tesla’dan bir şey anlatıyorum ya Konfüçyüs’ten, Victor Hugo’dan bir şey anlatıyorum.

Evet, ya doğadan bir paylaşımın oluyor. Takip ediyorum seni.

Ya ekolojik yaşamı insanlara anlatıyorum. Ya doğanın değerini anlatıyorum. Tüm canlıların kâinatta enformasyon ağının birbirine parçasını anlatıyorum. Ne kadar ilgileniyorlar derseniz, bilmiyorum.

Evinde de zaten her taraf yeşillikler içerisinde. Çok hoş bir terasın da var. Çiçeklerin, kuşların var.

Kuşlarım var terasıma geliyorlar. Sokakta 7 taneydi şimdi bir tane daha bulduğum kedim var baktığım. Köpeğim yok maalesef ama daha önce büyüttüğüm köpeklerim vardı. Sokakta başka ahbap olduğum, dost olduğum kediler ve kuşlar var bir sürü. Hepsini çok seviyorum. Akyaman’ dan yukarı çıkarken sağ olsun buranın halkı da çok seviyor ve bakıyorlar. Yemekler getiriyorlar. Tabii isimlerini bilmiyorum onların tanımadığım için. Ben onların hepsine meleğim diyorum.

Nikola Tesla hocamızı da analım burada. Nikola Tesla’ nın çok önemli bir sözü vardır biliyorsunuz. “Kâinatın gizemini çözmek ve öğrenmek istiyorsanız, enerji titreşim ve frekans cinsinden bakın ve düşünün” der. Derseniz ki kediyle nasıl bir aşk yaşıyorsunuz ya da köpekle, kuşla? İşte Tesla hocamıza dönüyoruz. Titreşim enerji ve frekans. O benim Türkçemi anlamıyor doğal olarak meleğim sözünü ama o yansımayı enerji ve titreşimi öyle bir alıyor ki o bana koşuyor merdivenlerden ben ona koşuyorum. Kucaklaşıyoruz! Çok seviyorum elimde değil. Çocukluğuma da dönüyorum öyle bir evde büyüdüm. Merter’de dünyaya geldim. Bahçemizde kaz, tavuk, rahmetli babamın kangal köpekleri, bir tane kedimiz vardı siyah… Hatırladıklarım bunlar. Onların içinde büyüdüm. Rahmetli anneannem Ferhat yok ortada dendiğinde bahçemiz de bayağı büyüktü. Tavukların yanındadır mutlaka dermiş. Tavukların yanında uyurken buluyorlardı beni. Hatırlıyorum öyle hayal meyal. Bazen de elime yumurtluyorlardı. Anneanne bak yumurtladı, yumurtladı diye koşuyordum.

İştiyak bunun adı. Tanrı nasıl Konfüçyüs’e bir iştiyak yüklüyor. Atatürk’e farklı bir iştiyak yüklüyor. Bana da doğayı bir iştiyak olarak yüklemiş. Ben evin en küçüğüyüm. Ağabeyim okula giderken kar yağdığında basarsınız da hani iz kalır ya, rahmetli anneme “Anne karı bozdu, karı bozdu!” diye ağlardım. Annem de “oğlum bak kar habire yağıyor kapanacak” derdi. Orası kapanana kadar oturur ağlardım. Kapanınca mutlu olurdum. Bahçemizin önü tamamen güllük ve ağaçlıktı. Rahmetli anneannem gülleri toplamak isterdi. Reçel yapacağım derdi. Anneanne onları koparma yere düşenleri al derdim. Koparttırmazdım. Kırmazlardı beni yere düşenleri alırlardı. Tabii doğanın kanunu bu.

Hepimiz geliyoruz, büyüyoruz, konuşuyoruz ve sonra bilmediğimiz bir yolculuğa gidiyoruz. Kim ora ile ilgili ahkâm keserse inanın bana şaşkınlıkla bakıyorum. Orasını kimse bilemez. Mantık olarak da bilemez. Nasıl geldiğimizi biliyor muyduk? Bu Dünya adlı gezegene geldik. Hangimiz biliyorduk geleceğimizi, annemizi, babamızı? Bilmiyorduk. Geldik, büyüdük, oluştuk.

Gamze oldu, Savaş oldu, Ferhat ya da kuş ya da bu güzel çiçekler. Hiçbir şey bilmiyoruz aslında inanın bana. Sadece öğrenmeye çalışıyoruz. Öğrendiğim en önemli şey; Tanrı’nın varlığı, benim için en önemli lütuftu! O’na aşığım… Adına ne diyorsanız bilmiyorum. Ben yaratıcı diyorum her şeyi yaradan olduğu için. Adlara da takılmanın bir manası yok aslında. Her şey bir simge burası için. İsimler de simge, hani derler ya “var mısın ki yok olasın” diye. Celalettin Rumi Mevlana’nın mı sözüydü. Sanıyorum Farabi’nin. Var mısın ki yok olasın diyor. Ben bilgisiz birisiyim, öğrenmeye çalışıyorum.

Bu da aslında çok bilgili olduğunu gösteriyor. Ben bilgisiz biriyim öğrenmeye çalışıyorum diyebilme olgunluğu zaten bilgiden geliyor.

Bir de bunun sonu da yok! Öğrendikçe de daha coşuyorsunuz ama sonra yine bakıyorsunuz ve işte oraya dönüyorsunuz. Var mısın ki yok olasın… Her şeye de hazırım onu da belirteyim. Bu son bir yıl içinde küçük teyzemi kaybettim. İki ay sonra anneciğimi yolcu ettim. Bir ay evvel de büyük teyzemi kaybettim. Bir hafta evvel de dayımı kaybettim. Bir yıl içinde dört kardeşi sonsuzluğa giden yolculuğa uğurladım.

Hepsi ışıklar içinde olsunlar, çok üzücü.

Çok teşekkür ederim. O yüzden de artık daha büyüdüm. Babamı 14 yıl evvel yolcu etmiştim. Anneden sonra tamamen daha çok büyüdüğünüzü anlıyorsunuz. Çok ağır! Bunu kelimelere dökmek imkânsız ve geçmeyen bir acı, onu belirteyim. Günden güne de daha yükselen bir acı. Annem Atatürk’ün öldüğü gün olan 10 Kasım 1938 doğumlu. O gün doğmuş. Her 10 Kasım’da Atamla birlikte annemi de anıyorum artık. Ruhların bizleri gözetlediği bizatihi gerçektir biliyorsunuz. Ruhlar gözetlerler. Ruh dediğiniz zaten bir beden değil, bir enerji.

Ferhat Şirin
Ferhat Şirin

Hep anlatırlar ya çok derine girip tepki toplamak istemiyorum bu konuda. Bunun adına da Ezoterizm deniyor. Yani bu yeni değil! Uzun zamandan beri gerçek bilgiler hep bizlerden gizlendi. Neden? Öğrenmeyin bilmeyin. Öğrenirseniz, bilirseniz başkaldırırsınız. Ya da uymazsınız o sizi güttükleri gibi. Şu an dünyada da üniversitelere baktığınızda gerçek bilgiler sunulmuyor. Halen Thomas Edison’dan bahsediliyor enerji olarak aslında Nikola Tesla’dır. Hele dünyayı yöneten ailelere hiç girmeyelim. Aslında girmek de gerekiyor. Son Fransa Paris Pink Radio’nun konuğu olduğumda onlara anlattım. Rockefeller’dan da bahsettim. Rothschild’den de bahsettim. Çin’in başındaki Li’den ve Du Pont ailesinde de bahsettim. Kennedy ailesinden de bahsettim. Bu bir sır değil. Onlar zaten kendilerini ifşa ediyorlar. O yüzden onlara da sözüm yok. Aslında çok sözüm var ama yok.

İstersen doğal yaşam ve organik beslenmeye doğru gelelim. Kurmuş olduğun ve 14 sene emek verdiğin Feriköy Organik Pazarı Buğday Derneği’nden bahseder misin lütfen?

Rahmetli Viktor’ un projesi bu. Buğday Derneğini kurdu ve 14 yıl evvel de Feriköy organik pazarı başladı.

Çok azdı o zaman çiftçimiz kırka yakındı. Şimdi şükürler olsun çok. Ben organik beslenmenin ciddi gönüllülerinden biriyim. Öyle yaşıyorum, öyle besleniyorum. Evde her şey organik. İçtiğimiz çay da organik. Çiçeklerim de organik. Toprağı da organik. Kullandığım el sabunum da, tuzum da organik.

Her şey! Hatta organiği biraz daha aştım. Artık tuzu da dinamitle patlatılan tuzdan değil, güneş enerjisiyle dağılan tuzu kullanıyorum. Organiğin de ciddi obsesif bölümündeyim.

Ne zamandan beri?

14 yıldan beri… Türkiye’de 14 yıldan beri Buğday Derneği ile birlikte organik tarım başladı. Şişli Feriköy’de her cumartesi günü sabah hatta gece bile gelebilirsiniz. Çünkü bizim çiftçilerimiz, yöneticilerimiz gece geliyorlar ve stantlarını kuruyorlar. Bizim pazarımız domates salatalık 5 lira 10 lira diye bağırılan bir Pazar değil. Kendiniz gidip seçiyorsunuz, tartıyorlar, ücretini ödeyip alıyorsunuz ama sağlıklı yaşıyorsunuz.

Harika gerçekten. Daha ayrıntılı bilgi verelim istersen. Her cumartesi Feriköy’de. Peki neresinde Feriköy’ün?

Evet, her cumartesi Feriköy Bomonti’ de. Hatta aynı yerde Pazar günleri de antika pazarı var. Aynı yer cumartesi de ekolojik pazar. Herkesi bekliyorum. Bu sözümü lütfen unutmayın.

Her canlının en önemli enerjisi beslenmesidir. Beslenme de nedir? Toprak, hava, su ve ateş. Bizim elementlerimiz de bunlar, dünyanın elementi de bunlar. O yüzden bakın dikkat edin çok derin bilgi var burada. Burada fizik kuramına giriyoruz. Çünkü her şeyi birbirine bağlantılı yaratmış yaratıcı. Biz bunun değerini bilemedik. Yaratıcıdan da bu konudan dolayı hep af diliyor, özür diliyorum. Bir birey bir insan olarak özür diliyorum. Çünkü insan olmayı başaramadık. Olmadı.

Başaramadık gerçekten, aynen öyle!

Başaramadık! Egolarımıza yenik düştük. Ama sistem de bunu bu hale getiriyor. Onu da belirteyim. Çünkü biliyorsunuz biraz evvel bahsettiğim isimler dünyayı yöneten isimler. Onlara kırıldığım bir nokta var sadece.

Buradan bir mesaj gönderelim istersen?

Yaradılışa müdahale etmelerine kırılıyorum. Neden derseniz? Bakın önce gıdamızla oynadılar. Hatta bir öncesi İSKİ skandalı ile suyumuzla oynadılar. Şimdi de oksijenimizle havamızla oynuyorlar. Elementlerimizle oynuyorlar. Ve bu Dünyayı beğenmiyorlar. Daha az nüfus olsun diye Suudi Arabistan’ın bir bölümünde yeni bir dünya kuruluyor. Yine Amerika’da Denver Havayollarının altında yepyeni bir gezegen kuruluyor. Bunların hepsi aslında youtube da var.

Peki, o zaman şuradan devam edelim. Okurlarımız için öğrenmek istediğim bir şey daha var. Androjen gazeteci, androjen model tanımlamasına girmek istiyorum. Androjen kavramında kendi bildiğim kadarını söyleyeyim, kadın ve erkek olarak iki tarzda da kıyafeti taşıyabilme yetisi ve duruşu geliyor bana. Sen nasıl açıklamak istersin?

Son 10 ya da 15 yıl diyelim dünya modası zaten cinsiyetsiz durumda farkındaysan. Erkeklerin giydiği kıyafetler de bakarsan çok erkeksi kıyafetler değil. Evet, hatta unisex kıyafetler de çok fazla var. Kadın erkek fark etmiyor giyilebiliyor.

Baktığımızda erkeklerde etek koleksiyonları da var. İskoç eteklerinden bahsetmiyorum. Dünya modası cinsiyetsiz. Androjen, kadın ve erkeğin bedenindeki olumlu anatominin bir bedende toplanması demek. Özünü bozmak değil, bundan bahsetmiyorum. Özümü de asla bozmayacağım onu da belirteyim. Ben de botoks dahi yok. Kırıştığımda da kırışık olmak istiyorum. Saçım beyazladığında da beyaz olsun istiyorum. Ama estetiğe ve botoksa karşı mıyım? Hayır, hiçbir şeye karşı değilim ben.

Var olanlarla yaşamayı biliyorum ve saygı duyuyorum. Bu benim tercihim. Ben böyle yaşamayı seçiyorum.

Doğduğum gibi buradan gidişteki yolculuğuma da aynen geldiğim bedenle gitmek istiyorum. Derseniz peki transseksüelizme karşı mısın? Hayır, ona da karşı değilim. Sadece bana uymuyor. Bir erkek bedeninde göğüs bana uygun gelmiyor. Bir erkek bedeninde başka bir şey bana uygun gelmiyor ya da bir kadın bedeninde bıyık bana uy- gun gelmiyor. Ama transseksüel erkek ve kadınlara baktığımızda da nasıl mutlularsa sözüm yok. Sosyal medyadan son zamanlarda yoğunlukla daha gay olarak adlandırılan toplumdan birçok mesaj alıyorum. Ben kadın olmak istiyorum ben şunu yapmak istiyorum gibi.

Hayır diyorum, özünüzü bozmayın. Bunların yaşlarına baktığınızda 19-2021-22 yaşlar. Onlara vakit ayırıyorum cevap veriyorum ama ne yazarsam yazayım, ben ne söylersem söyleyeyim algılamadıklarını biliyorum. Dönüşüm yapmış çok kötü modeller var ortada. Kırıcı olmak istemiyorum ama

Zeki Müren bu ülkeye bu tarza saygınlık getirmiştir. Yeni yeni böyle sosyal medya fenomenleri var. Onların da sabun köpüğü gibi olduğunu zaten görüyorsunuz. Bir dönemde pop starlar vardı. Gelin kaynanalar vardı. Şimdi hiçbirini kimse tanımıyor. Bunları da 3-4 yıl sonra kimsenin tanıyacağını düşünmüyorum. Çünkü bir birikim yok. Ne bir müzisyenler, ne bir yorumcular, ne bir ressamlar. Yani sanatla ilgili bir birikimleri yok. Sanat birkaç şarkıyı salt para kazanmak uğruna duygusuzca okumak değil. Sevgili Gamze hatırladığım kadarıyla sen de iyi bir ressamsın.

Evet, resim yapıyorum ben de naçizane.

İşte bu bir sanattır. Üretmektir sanat. Şarkı söylemek sanat demek değildir. Yorumcuysanız iyi yorumlarsınız. Onun da örnekleri çok azdır dünyada. Ama genel baktığınızda çok üzgünüm ben Türkiye’de çok sanatçı görmüyorum. Oyunculukta var ve bana göre kim derseniz? Son dönemde en iyi oyuncu Mert Fırat. Kadınlardan aklıma gelmiyor özür dilerim.

Belki biraz daha eski dönemlerden isim söyleyebilirsin…

Eskilerden de baktığımda Fatma Girik. Erkeklerin bir önceki jenerasyonunda da Şener Şen ve Kemal Sunal’ı da unutmayalım. Ama yenilerden oyuncu diyebileceğim kimse yok. Ayrıca şunu tekrar belirteyim evimde televizyon yok. Dizi seyretmiyorum ama iyi bir sinema izleyicisiyim. Gönlümü fetheden bir oyunculuk görmedim. Pardon kadınlardan da Binnur Kaya’yı beğeniyorum.

Çok naif bir ruhun var. Kendinle barışıksın, doğayla barışıksın, hayvanlarla barışıksın. Sanki auranın etrafında sevgi enerjisi var. Felsefen ve içindeki o duygular… Biraz daha kendinden bahsedebilir misin?

Ferhat Şirin
Ferhat Şirin

Biraz önce bahsettiğim gibi çocukluğuma dönd üğümde ağabeyimin kara bastığında ayak izi çıktığında ağlamam gibi o tavukların elime yumurtlaması gibi. Flash back yaşıyorum kafamda çocukluğuma dönüp bakıyorum da çocukluğuma dayanıyor bu. Rahmetli babam da doğayı ve hayvanları çok severdi. O genleri taşıyorum. O yüzden de özümde zaten var olan bir şeydi. Büyüdükçe daha da çok gelişti.

Özellikle insanların bu egoları, beni, bana, benden ve o ben ben meselelerinden de çok sıkıldım. Daha izole bir hayatı seçtim. İstanbul’un göbeğinde izole ve ekolojik bir ev. Bir de şu covid virüsünü kaldırsalar! Bizi bir rahat bırakın lütfen. Bırakın! Bu gezegene geldik. Yaşadığımız kadar yaşayalım. Ne ise kaderimiz ya da bizim enerji sistemimize göre yolculuğumuz ne ise bizi bize bırakın. Herkes kaderini kendi yaşasın. Lütfen müdahale etmeyin. Herkes doğru beslensin. Birbirini sevsin. Bu kolay değil bu saatten sonra... Günden güne daha zora gidecek. Kötü konuşmak istemiyorum. Ne olursa olsun şikâyet etmek istemediğimi belirtmiştim. Şikâyet değil ama görünen de bir şey var. Hiçbir şey doğruya gitmiyor.

Dileyelim ki güzellikler gelsin. Biz öyle enerji gönderelim yine evrene. İnşallah, fizik kuramı.

Güzellikler dileyelim. Sağlık, keyif, mutluluk, sevdiklerimizle güzel paylaşımlar dileyelim.

Adalet, merhamet ve koşulsuz sevgi dileyelim. Lütfen en önemlisi paylaşmak… Bu kim olduğu önemli değil. Sokakta kedi, balkonunuza gelen kuş ya da sokakta aç giden bir insan. Kim olduğu ile hiç ilgilenmeyin lütfen. Paylaşmaya çalışın. Zaten insanoğlu paylaşmış olsa idi bugün yaşananların hiç biri yaşanmazdı. Aç hiç kimse kalmazdı. Evsiz kimse kalmazdı.

Çok doğru! Dünyada açlık ve sefalet olmazdı.

İnsanoğlu tamamıyla paylaşımla yaşamış olsaydı öbürü çok zengin olmaz. 50 milyon dolarlık yata binemezdi. Zaten binme boş ver binme o yata. Hiçbir şey bizim değil. Bize ait olan tek şey, 25 gr olarak adlandırdıkları ruhumuz. Her şey emanet. Burada oluştu burada bırakıp gideceğiz. Bunun gerçeği bu!

Çok teşekkür ediyorum Ferhat’cığım. Harikasın ruhuna sağlık, gönlüne sağlık.

Ben teşekkür ediyorum. İnsanlara bir şeyler anlatmak değil, doğru bir şeyler anlatabilmek ve bir de anlatmakla yaşamak biliyorsunuz paralel olmalı, çok önemli. Organiktarımdanbahsedip ben fastfood besleniyorsam olmuyor. Sevgiden bahsedip sevgisiz yaşıyorsam olmuyor. En büyük kaos da zaten buradan doğuyor. Herkes anlatıyor ama kimse uygulamıyor. Teoride herkes Einstein, Nikola Tesla, Konfüçyüs ama soruyorsun izafiyet teorisini, o ne diyor. Einstein dedin biraz evvel diyorsun. Yani onun gibi bir şey.

Bizim söyleşi böyle devam eder gider. Çok keyifli…

Eder. İşte bu gönül sohbeti! Bu röportajı şöyle algılayın lütfen bir gönül dostuyla sohbet gibi… Kendi yaptığım gazetecilikte konuklarıma da aynen bunu yapıyorum. Gönlün şifası gerçekten güzel sohbettir, egosuz sohbettir. O zaman işte fizik kuramı nedir? Etki, tepki eşittir hareket. Bakın çiçeklerin hepsi ne kadar canlılar. Ne kadar sevgi dolular. Kuşlarımla tanıştıramadım sizi. Birkaç tane kumru geldi ama gittiler. Birisi olduğunda gelmiyorlar ama yalnız olunca bazen avizenin üzerine yuva yapmaya çalışıyorlar.

Onlara diyorum ki avizenin üzerine yuva olmaz. Yapraklar, çalı çırpılar getiriyorlar. Diyorum ki çocuklar burada olmaz. Terasta barbekünün içine yuva yaptım ama orayı maalesef sevmiyorlar.

Evin içinde de ağaçlar olduğu için ne yapsın çocuklar?

Evet, burayı orman gibi görüyorlar. Varlıklarından çok memnunum. Bir karga ile başladım. O karga gitti, beş tane arkadaşını getirdi. O kadar da zekiler ki. Zaten hayvanlarla da ilgili çok derin araştırmalarım vardı. Onların zekâsını biliyordum ama bu kadar birebir arkadaşlık yapınca daha iyi gördüm. Bu kadar zeki olduklarını bilmiyordum. Sabahları bazen gelip balkonun camına, çok serttir gagaları tak diye vuruyor ve ceviz istiyor. Geçen gün dedim ki ben sana her gün ceviz nereden bulayım? Benim evin girişi ile mutfağın girişi terasa çıkıyor. Seke seke yürüyor ya kargalar. Seke seke geldi mutfağa doğru mutfaktaki 2. çekmece onların gözü. Kumrular ve güvercinlerin buğdayı. Onun üstü de ceviz, fındık, fıstıkların olduğu göz.

Bana orayı gösteriyor biliyor musun?

Ona ceviz verirken oradan görmüş, bana 2. çekmeceyi gösteriyor. İlk çekmeceyi göstermiyor ama ikinci çekmeceyi gösteriyor.

İnanılır gibi değil. Çok zekiler!

Evet, çok zekiler! Tanıştırmak isterdim sizi ama gelmediler. Akşama gelirler. Gak, gak, gak… Bazen buraya gelip masanın bile üzerine çıkıyor. O kadar güzel ki hayranlıkla bakıyorum. Ondaki rengin yaradılışından tabii ki.

O bir hücre, kendi içinde bir alem. O renklerde ne bir kumaş, ne bir boya gördüm. Görmedim. Öyle güzel siyah, öyle güzel lacivert görmedim. Çiçeğin kırmızı kadar güzel bir kırmızı da görmedim. Kendi içindeki o hücrelerle bir yaşam olduğu için elementler olduğu için bambaşka bence.

Çok güzel bir sohbetti. En son ne söylemek istersin?

Ben herkesi adalet, merhamet ve koşulsuz sevgi ile uğurlamak istiyorum. Lütfen organik beslenin ve kendinizi sevin. Bunu narsizim anlamında söylemiyorum. Kendinizi gerçekten sevin. Sevgi kutsal ve koşulsuz olduğu müddetçe hemen yine fizik kuramına dönelim o size hepsini fazlasıyla verecek. Ama verecek diye de sevmeyin. Ruhtan sevin, gönülden sevin… Sev!

Ne olursa kim olursa sev boşver! Çok komik bir şey söyleyeceğim size; beni sevmeyeni de seviyorum biliyor musunuz? Onu hissediyorum benden hoşlanmadığını, onu da seviyorum. Seviyorum elimde değil. Dualarımda beni sevmediğini hissettiğim birine de dua ediyorum, seviyorum… Ve çok enteresan ki sahneden geliyorum. Show buisness çocukluğumdan beri içindeyim. Hiç kırgın ve küs olduğum insan yok benim biliyor musun? Yok!

Ara vermişim. Enerjilerimiz tutmadı diye ara vermişim. Karşılaştığımızda sarılıp öpüşebilecek ruhu ve onuru taşıyabiliyorum. Neden? Hakkında konuşmuyorum çünkü. Olumsuz tek bir kelimeye bile tahammülüm yok! Gamze ne yaptı? Onu Gamze ile konuşabilirsin benimle değil. O yüzden kötü enerji istemiyorum. Hepinizi sonsuz sevgi ile uğurluyorum. Yolunuz ışık yolu olsun. Her şey gönlünüzce olsun.

İşte bu! Çok teşekkür ediyorum sana Ferhat’ cığım. Aralık ayında da yeni sergim olacak Trump Art Gallery’ de. Mutlaka seni de bekliyorum. Bu güzel enerjinle orada da tekrar görüşmek dileğiyle diyorum.

Seve seve geleceğim.

Tekrar teşekkür ediyorum. Söyleşimiz 4P1K-TV youtube kanalımızda da yayınlanacak. Oradan da okurlarımız bu söyleşimizi ve diğer söyleşilerimizi izleyebilirler.

Basılı arşivden
Bu röportaj ilk kez 4P1K Sayı 17 (Kasım 2020) sayısında yayımlandı.
ReklamTailtown
4P1K Bülten

Yeni yazılar e-postanıza gelsin

Yeni yazılar, haberler ve arşivden seçkiler; ayda iki kez, reklamsız ve kısa.