Söyleşi · Sayı 11

Elif İnci

Elif İnci

Stüdyo Savaş Ekşioğlu 200 ün üzerindeki filmleriyle emektar sanatçısı çok sevgili Bilal İnci’nin kızı Elif İnci ile birlikteyim.

Merhabalar, Elif Hanım. Yeşilçam deyince, Türk sineması deyince mutlaka akıllara gelecek filmlerden biridir ‘Selvi Boylum Al Yazmalım’. Filmin en küçük oyuncusu olarak dört yaşınızda bir erkek çocuğunu Kadir İnanır’ın oğlu Samet’i canlandırdınız. Hatta ilk rolünüz değil mi?

Beş hatta beş buçuk yaşındaydım. Evet, ilk rolümdü.

Bu arada amcanız da zaten çok değerli bir insan. O da yönetmen, oyuncu, senarist Kemal İnci. Böyle bir aile. Birazcık dinleyelim sizden, bu oyunculuk nasıl böyle başladı? Zaten olmazsa olmaz gibi başlamış.

Yani, evet. Baba mesleğini seçersiniz, anne mesleğini seçersiniz. Benim annem de tiyatro sanatçısı, Perihan Doygun. İstanbul’da Avni Dilligil ile başlamış. Adana’da da Şehir Tiyatroları oyuncularından ve kurucularındandı. Ben de doğal olarak kulislerde doğdum ve kulislerde büyüdüm. Yani esas tiyatro hep hayatımın içindeydi. Bu vasıtayla ve tabii babamdan da dolayı, Selvi Boylum filmi de Adana tarafında çekilecekmiş. Mekân olarak da Osmaniye düşünülmüş. Yapımcımız Abdurrahman Keskiner de o taraflı. Kendisi de çok değerli bir yapımcıdır. Beni düşünmüşler. Atıf hoca da sağ olsun (Atıf Yılmaz) “Elif olsun” demiş. Saçları kesmişler ve 5 yaşındaki bir kız çocuğunu erkek çocuğuna çevirmişler. Esas sinemanın büyüsü orada başlamış sinema böyle büyülü bir sanat. Çok güzel bir çalışma olmuş. Gerçi o zamanlar oyuncu koçluğu gibi bir şey yoktu literatürümüzde. Annem çalıştırdı beni, orada oynadığım role. Çok da keyifliydi. Zaten hep evde doğaçlama çalışırdık. Ben hatırlıyorum tabii, birçok şey hatırlıyorum. Benim için çok güzel bir başlangıç oldu. Ailemin bana verdiği en Yeşilçam’ın en kült filmlerinden ‘Selvi Boylum Al Yazmalım’ filminin en küçük oyuncusu ve yine Yeşilçam filmlerinin efsane oyuncusu, yönetmeni, güzel hediyelerden biri, Selvi Boylum, Al Yazmalım.

Evet, gerçekten de çok çok değerli, kült bir film. Müziğiyle de zaten çok değerli Cahit Berkay imzasıyla asla hafızalardan silinmeyecek bir filmle başladınız ve ondan sonrasında da doludizgin devam ediyorsunuz. Ben şöyle bir baktım 27 ‘nin üzerinde çok önemli dizi, sinema, tv filmi ve tiyatro çalışmalarınız olmuş. Bunlardan da bahsedelim lütfen. En çok iz bırakanlar, en çok sevdikleriniz hangileri desem? Mesela bir Deli Yürek var değil mi?

Elif İnci
Elif İnci

Şöyle söyleyeyim ayırt etmek çok zor tabii ama evet. Deli Yürek var. Ondan önce Zıkkımın Kökü filmi vardı. Onu da hocam çekti. O da benim için çok önemli bir filmdi ve yine Adana topraklarından. Yani Adana çok verimli bir yer. Çok değerli sanatçı Adana’dan çıktı; orada yetişti. Ben de orada yetişen bir oyuncu adayı olarak çok güzel bir çalışma yapmıştık ‘Zıkkımın Kökü’ yle ve bana ilk ödülümü armağan etti o film.

Evet, Altın Koza ödülü! Ve 20 yaşınızda aldınız bu ödülü değil mi?

Evet, En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu ödülünü aldım. Bu ödülün getirdiği teşvikle de çok güzel tesadüfler oldu. Osman Sınav hocam ile tanıştık. Deli Yürek serüvenimiz başladı. Tam bir aile gibi olduk. Dört yıl sürdü. Çok keyifliydi, çok öğreticiydi. Ondan sonrası durmadı zaten. Güzel karakterler denk geldi. Ama tabii ‘Deli Yürek’ izi farklı bir çalışma oldu. Bir oyuncunun da en büyük hayali, değişik farklı roller oynamaktır. Bana da denk geldi. Daha çok aslında kötü rol oynamak istiyordum. Babamın da akılda kalmasının en önemli etkenlerinden biri farklı karakterlerdi. Kötü, kötünün kötüsü, daha da kötüsü… İnanılmaz roller canlandırdı. Bence bir oyuncu için de çok güzel bir alan kötüyü oynamak. Bende de birkaç tane oldu. Ama onun haricinde Deli Yürek’te de olduğu gibi acıların kadını gibi hayatın tokadını yemiş genç kadınları oynadım. O da çok keyifliydi tabii. Güzel farklı rollerle serüvenimiz devam ediyor.

Benim de aklıma gelen birkaç tanesini saymam gerekirse; Dudaktan Kalbe, Vizontele Tuuba, Küçük Kıyamet, Kara Para Aşk, Saklı, Yalaza. En son Avlu dizisinde de izledik sizi, değil mi?

Evet, misafir sanatçı olarak girdim diziye. Şimdi bitti tabii ‘Avlu’ ama güzel bir roldü o da. Orada da bir ablayı canlandırmıştım. En son o oldu.

Şimdi yeni çalışmalarda ne var?

Şimdi ise çok heyecanlıyım. 22 Kasım ‘da Manastır oyunumuz var Asmalı Sahne Tiyatrosu’nda. Prömiyerimizi yapacağız iki gün sonra ve her Cuma sahnemizde olacağız. Sizleri de beklerim, sevenlerime de duyururum. Televizyonla da ilgili de inşallah güzel gelişmeler olacak. Netleştiği zaman paylaşacağım.

Keyifle geliriz tabii ki çok teşekkürler. Annenizle ya da babanızla birlikte paylaştığınız sahneleriniz ya da ortak bir çalışma oldu mu diye sorsam?

Elif İnci
Elif İnci

Annemle beraber iki filmimiz oldu. Birincisi, Selvi Boylum Al Yazmalım. Annem orada komşu kadını oynadı. Zıkkımın Kökü’nde de hem sinema filminin arka tarafında görev aldı hem de orada da komşu kadını oynadı. Bu benim için çok değerli. Babamla hiç sahnem olmadı. Deli Yürek’te babam da oynadı. Aynı işte olduk ama sahnelerimiz olmadı. Ben de o yüzden oğlumu çok küçüktü Muhteşem Yüzyıl’da oynattım. Ben de o işte oynadım. Onun için güzel bir anı olsun istedim. Sekiz yaşında şimdi. Hem dublaj yapıyor hem modellik yapıyor. Oyunculuk konusuna henüz girmedi. Kidsmania’nın yüzü şu anda. Oyunculuk çok güzel bir meslek ama mutlu olacaksa. Ama o veteriner olmak istiyor öncelikle. En büyük hayali! Babası da veteriner.

Peki, gelelim hayvanlara, o masum canlara. Siz de güçlü bir hayvan seversiniz. Hem evinizde birlikte yaşadığınız canlarınız var ve hem de dışarda beslemeler de yapıyorsunuz bildiğim kadarıyla. Nasıl başladı bu sevgi?

Annem ve babam çok ciddi hayvanseverler. Ben Adana’da büyüdüm. Orada hep bahçeli, güzel evler vardı biz köpeksiz, kedisiz bir hayat yaşamadık annemin de sayesinde. Bu sevgi, çok özel bir sevgi. Bütün canlılar çok değerli. Yaşam hakları var! Ama insanlara da şunu söylüyorum “Herkes sevmek zorunda değil. Herkes çok fazla emek vermek zorunda da değil. Zarar vermesinler lütfen ve buna emek veren, zaman ayıran insanlara da engel olmasınlar. Ben elimden geldiğince yetebildiğimce mahallemde beslememi de yapıyorum ya da başka bir yerde. İlk yardım konusunda kendimi geliştirdim. Çünkü ne yazık ki trafik çok acımasız. Çok fazla kaza oluyor. Herkes yapmak zorunda değil. Tekrar söylüyorum. Ben buna gönül verdim, böyle mutluyum. Ama kimseyi de eleştirmem niye benim gibi değil, niye daha fazlasını yapmıyor diye. Sadece, lütfen zarar vermesinler. Tek isteğim bu. Biz kendimize olabildiğince yetiyoruz. Kendi gruplarımızda da paylaştığımız bu. Bilinçlendirmeye çalışıyoruz. Lütfen, olur olmaz her şeyde barınakları aramasınlar. Bunu rica ediyoruz çünkü Türkiye’mizin gerçekleri biraz daha farklı, daha korunaklı daha güzel yerleri hak ediyor hayvanlar. İnşallah onlar da olacak, ben inanıyorum, her zaman da umutluyum. Bilinç çok önemli. Herkesi bilinçlendirmemiz gerekiyor. Biz de göz önünde olan insanlar olarak olabildiği kadar ulaşmaya çalışıyoruz. Yasanın çıkması gerekiyor. Hayvan Hakları Yasasının değişmesi gerekiyor. Çünkü ceza olması gerekiyor, hapis cezası yani. Ancak böyle kötü olayları engelleyebiliriz diye düşünüyorum ben de.

Kesinlikle! Ve aynı zamanda eğitim olması gerekiyor bence. Küçük yaştan itibaren anaokulundan başlayarak hatta ve hatta anne kucağından başlayarak! Evin içinden başlayarak… Hayvanlarla ilgili, tüm canlılarla ilgili yaşam hakkına saygı ile ilgili o bilincin ve eğitimin başlaması gerekiyor ki öyle de devam etsin.

Yani ailede olmayabilir, dediğim gibi. Türk yapısı biraz daha farklı ama dediğiniz gibi okullarda, belediyelerde bu eğitimlerin olması lazım. Ara ara Belediyelerde güzel bilinçlendirme toplantıları yapılıyor. Mahalle gönüllüleri bulunuyor. Onlara çok güzel eğitimler veriyorlar. İşte bunların çoğalması gerekiyor. Sekiz yaşında bir oğlum var doğduğu günden itibaren kediyle köpekle büyüdü. Ona da öğretebileceğim en önemli şey, hiçbir şeyin sahibi olmadığımız. Her şey emanet. Evlatlarımız da bize emanet. Hayvanlar da bize emanet. Onlara da olabildiği kadar o saygıyı göstererek, sevgiyi göstererek aynı yerde yaşamayı öğretmemiz gerekiyor çocuklarımıza.

Oğlunuza bunu vermişsiniz siz. Ateş’le de tanıştık. Cafenin bahçesinde hatta biri sokaktan edinilmiş iki tatlı canla birlikte şu an. Biz sohbet ederken Ateş de hemen onların yanına gitmiş. Sevip oynuyor, ilgileniyor. Oldukça sevgi dolu gerçekten. Peki, sizin evinizi, hayatınızı da paylaştığınız çocuklarınız var. Onlardan da bahsedelim mi?

Elif İnci
Elif İnci

En büyük kedim, büyük oğlum 15 yaşında. Bir kızım var 12 yaşında. Onlarla güzel bir hayatımız var. Oğlum çok istiyordu yine böyle alınmış terk edilmiş 2 kaplumbağamız var. Bir de çok küçük bir serçe yavrumuz var. Bize denk geldi. Çok tedirgin olarak aldık. Pamuklara sardık çünkü çok zor. Yabani bir hayvan sonuçta ama başardık oğlumla ikimiz. Şu an 5 aylık harika bir serçemiz var. İnşallah onu da doğal hayata kaynaştırma gibi bir sistemle zamanı gelince özgür bırakacağız. Çok güzel bir duyguymuş o da. Kediler, kuşlar, kaplumbağalar hepimiz evimizde yaşıyoruz.

Mutlu mesut yaşıyorsunuz, harika. E nice güzel seneleriniz olsun böyle diyoruz patilerle beraber.:)

Hayvansız bir dünya olmaz. Şunu da söylemek istiyorum; engelli hayvanlarımız da çok. Beslemek isteyenler çekinmesinler. Ben de bundan sonrasında kedilerimiz melek olduktan sonra engelli hayvanlardan edinmek istiyorum. Onların çok ihtiyacı var çünkü sıcak bir yuvaya, onu sevecek aileye. Sokakta yaşamaları çok daha da zor. Bu anlamda engelli hayvanlara da öncelik olursa harika olur.

Kesinlikle ne kadar değerli bir düşünce ve istek. Başarabilmek te çok önemli. Çünkü genelde herkes tercih etmiyor, hatta ırk tercih ediliyor. Hâlbuki hepsi bir can bir kalp ve ruh taşıyor.

Cins tercih edenler varsa bunu da anlıyorum. Terk edilenler de var. Benim kedim cins bir kedi. Büyük oğlum; alınmış ve 1,5 sene sonra ne yazık ki bebek yapmaya karar vermişler ve evde kediyi istememişler. Bu klasik sorunumuz! O da şükürler olsun, bize denk geldi. Aldığımızda bir yaşındaydı hemen hemen şimdi 15 yaşında. 14 senedir de bizimle. Ben özellikle cins diye almadım. Terk edildiğini görünce aldım. İsteyenler varsa onları da araştırabilirler. Hayvanlar oyuncak değil. Alınıp bu hayvan istediğim gibi olmadı deyip kenara bırakılacak ya da sokaklara salınacak canlılar değil. Onun için iyi düşünerek sahiplenmeleri gerekiyor. Kusura bakmayın ben bu konularda çok çok hassasım. Dediğim gibi, bilinçlendirme çok önemli. Ah çok ciciymiş alalım diyerek, karne hediyesi, sevgililer günü hediyesi diyerek almak gerçekten çok yanlış. Alınan canlı belki 15 yıl, belki daha da fazlası, sizinle bir ömür geçirecek. Bunu bilmek, bir bebek gibi ihtiyaçlarının olduğunu bilmek, öncelikle her yere çiş yapabileceğini bilmek, köpek ise birçok şeyi kemirebileceğini bilmek, kediyse birçok şeyi devirip kırabileceğini bilmek, gerçekten bir bebek yapmaya karar verirmişçesine isteyerek bilinçli bir şekilde bunu yaparlarsa çok daha mutlu olurlar, bunu tavsiye edebilirim. Hem sahiplenecekleri hayvan hem de kendileri mutlu olurlar.

Çok teşekkür ediyorum sevgili Elif İnci, o kadar değerli mesajlar verdiniz ki her biri parmak basılması gereken önemli noktalardı. Söyleşimizin anısına ben de size, kişisel sergimi de yaptığım Kırmızı Yansımalar koleksiyonumdan bu tabloyu hediye etmek istiyorum. Tutkunun rengi kırmızı. Kırmızı Yansımalar size, tutkulu güzel yıllar için güzel şanslar getirsin dilerim.

Çok teşekkür ediyorum, çok değerli bir hediye bu. Ellerine ve gönlüne sağlık.

Basılı arşivden
Bu röportaj ilk kez 4P1K Sayı 11 (Ocak 2020) sayısında yayımlandı.
ReklamTailtown
4P1K Bülten

Yeni yazılar e-postanıza gelsin

Yeni yazılar, haberler ve arşivden seçkiler; ayda iki kez, reklamsız ve kısa.