Cemil İpekçi

Kendisiyle İstanbul-Beyoğlu, Cezayir sokağında yer alan ve bölgenin en etkileyici tarihi binalarından birinde, yıllardır çalışmalarını yürüttüğü atölyesinde bir araya geldim. Her detayında her duvarında muazzam anılar ve değerlerle dolu bu özel atölyeye girer girmez atmosferin büyüsüyle inanılmaz etkilendiğimi söylemeden geçemeyeceğim. Öyle ki inanın bu anları insan hayatında nadir yaşar ve asla unutamaz. Hele ki böyle bir duayen ile yan yana gelmek…
Çok sevgili Cemil İpekçi, değerli zamanınızdan ayırmanız çok kıymetli bizim için, çok çok teşekkür ediyorum.
Merhabalar, herkese sağlıklı, mutlu, umutlu, güzel keyfince günler diliyorum.
Hepimiz için güzel günler olsun. Sağ olun. Türk Moda sektörüne ve Türk Moda tarihine kazandırdıklarınız çok kıymetli. Söyleşimize başlarken hikâyenin en başına gelelim mi? Babanız sizi Londra’da iktisat okuyor zannederken, siz Royal Academy of Art’ta moda tasarımı eğitimi alıyordunuz. Nasıl oldu?
Londra diye biliyorlar ama Brüksel Kraliyet Akademisi’nden mezunum. Dessin D’apres Nature’den! Desenden ve aynı zamanda moda kurslarından. Avrupa’da çok okumak istiyordum ama babacığım müsaade etmiyordu dışarda okumama. O sırada da konsolos Sayın Cengiz Sebükcebe vardı. Eşi babamın yakından tanıdığıydı.
Beni emniyet etmek için Brüksel’e gönderildim. Onlar da bana aile gibi davrandılar. Ama ben Aslan burcuyum. Beş evim de Aslan’da. Aslan dediğini yapandır. Hayatımda İktisat benim okuyabileceğim bir şey değildi. O yüzden doğruca akademiye girdim. İmtihanı da kazandım. Babam iki sene sonra öğrendi ama babacığım da öğrendiği zaman çok hoş karşılamıştı. Çünkü benim ne kadar inatçı olduğumu, dört yaşımdan beri dikiş diktiğimi biliyordu zaten. Onun için oraya devam ettim ve bitirdim. Hayatım boyunca hep istediğimi yaptım.
45 seneyi doldurdunuz sanıyorum değil mi?
49.
Yani sanat yaşamınız neredeyse 50 seneye gelmiş. Moda tasarım hayatınızın başından itibaren bugüne dek baktığımızda Osmanlı figürleri, Türk Anadolu kültüründen motifler ve desenlerle en baştan itibaren böyle başlamış ve devam etmiş. Bu motifler, desenler nasıl girdiler hayatınıza?
Aslında bugün çok mutluyum. Çünkü bütün dükkânlara ve dünya modasına baktığım zaman benim beş yaşımda yaptıklarım ya da 1971 de iş hayatına başladığımda yaptıklarımı bugün dünya yapıyor. Ben şalvarı 1971 de yapıyordum. Bugün herkesin kullandığı, genç tasarımcıların Kapalıçarşı’dan alıp kullandıkları pazenleri basmaları ben 1971 de yapıyordum. Ama 1971 de yapmadan evvel de 5-6-7 yaşımdayken zaten o basmaları pazenleri dikiyordum.
Benim tabii ki aile yapımdan da geliyor zannediyorum. Çünkü babam Selanik’li yani suyun öte yakasından. Fakat annem ağır bir Osmanlı. Bir kökü Erzincan, büyük büyük ninesi Bağdat, annesi Safranbolu, Bektaşiler… Böyle ağır bir Anadolu, Osmanlı kültürü arasında büyüdüm. Dünyadaki tüm tasarımcıların da gözleri Doğu’da, Anadolu’da. Demek ki ben haklıymışım güneş Doğu’dan doğuyor! Moda da Doğu’dan doğuyor!
Sizin çok önemli defilelerinizden biri de Mardin’de yapılmıştı. Sizin için de ayrıca çok önemi var zannediyorum. Biraz bahsedebilir miyiz?
Çok büyük önemi var. Mardin’in de önemi var. Ben Şark görevimi yaptım diye adlandırıyorum oradaki dört seneyi. Çünkü orada 170’e yakın kadın, bir okul açtık. O devirdeki vali bey de çok yardımcı oldu. Mardin, Diyarbakır; Mezopotamya biliyorsunuz. O Mezopotamya kültürünü elbiselere yansıtmak ve onu günümüze çevirmek… Defile de çok büyük bir defileydi.
16 ülkeden gazeteciler geldi. Muhabirler ve televizyon kanalları gelip yayınladılar. Batılıların, bizim Anadolu kültürümüzü nasıl aldığını kendi gözleriyle gördüler. Yani, en meşhur markaların bile gizlice buralara gelip güneydoğu, doğu, orta Anadolu’nun kültürünü, desenlerini aldıklarını bizzat kendi gözleriyle görmüş oldular.
Ayrı bir önemi daha var değil mi?

Benim hayatımdaki en büyük önemi, kadına istihdamdı. Çünkü hayatım boyunca benim için önemli olanlar kadınlar, çocuklar ve hayvan demeyi sevmiyorum yavrucuklar, canlılar. Bunlar birinci önceliklerim çalışmalarımda. Ve ne olursa olsun, büyük tekliflere rağmen bu toprağı terk etmeden her bir karesini her bir etnik yapısını çok severek, insanlarını yaşamak hakikaten kolay olmadı. Kolay olmadı ama her aşkın bir bedeli var. Aşklar, pembe değildir! Aşkları pembe görürüz ama aşklar gökkuşağı gibidir! Eğer göze alıyorsanız griden geçmeyi, siyahtan geçmeyi bazen mavi olmayı, aşık olabilirsiniz... Ben bu topraklara ve bu insanlara aşığım! Onun için de hiçbir zaman terk edemedim.
Şahanesiniz. Size hayranlığım sonsuz… Peki, hayvanlara gelirsek, doğadan canlıların desenlerinden hiç ilham aldınız mı? Mesela balıklar, kuşlar veya yılanların üzerindeki o desenler gerçekten inanılmaz.
İlham alınmaz mı, tabii ki. Bir de akademideyken renk hocam çok önemliydi. Benim hayatımda mihenk taşımdır o gün ilk ders. Hayatım boyunca ben de talebelerime aynı şeyi söylüyorum. Bir şey yaratmaya çalışmayın. Çünkü yaratılacak her şey yaratılmış! Sadece doğaya bakın ve doğada ne görüyorsanız onlardan ilham alın. Teknoloji var da internetle rahatça ulaşabiliyoruz. Bugün ben hala günde iki saatimi ayırır çiçekleri seyrederim. Balıkları seyrederim. Ağaçları, ormanları, yaprakları seyrederim. Çünkü oradaki renklerin birbirine gelişinde dikkatle bakarsanız şunu görürsünüz; ummayacağınız ve hiçbir zaman sizin bir araya getirmeyi düşünemeyeceğiniz renkler bir araya gelir. Tabii ki ben hep doğadan esinlendim. Zaten niye Cemil İpekçi çok renkli? Burası baktığınız zaman niye renkli? Çünkü bütün bu renkler aynı zamanda doğadan alınma. Böyle bir sarı ile böyle bir mavi, bir kuşun üzerinde de var. Böyle bir kırmızı da içine ilave olmuş. Benim yaşamım da o doğanın renkliliğinde geçti. Giyimim de, dekorasyonum da ona göre geçti. Doğadan ayrılmadım. Çünkü benim yaratacağım hiçbir şey yoktu. Ben sadece uygulayıcı olabilirdim. Oradan neyi ilham alıyorsam onu yapabilmekti.
Astroloji ile de yakından ilgilisiniz. Değişik bir dönemdeyiz. Nasıl değerlendirirsiniz?
Dünya ‘Altın Çağ’a girmeden evvel ki, bu 2020 de başlıyor. 2021 esas, 2022, 2023 de en mükemmele varıyor. ‘Altın Çağ’a girmeden öncesinde, dediğim gibi her aşkın bir bedeli var. O güzel çağın da bir bedeli var. En zor günlerini geçiriyor Dünya. Tabii ben de onlarla beraber duygusal olarak onu geçiriyorum.
Pandemi sürecini Bodrum’daki evinizde geçirdiniz. Nasıl geçti ve halen nasıl geçiyor?
Bodrumdaki evden 2 ay hiç çıkmadım, önce bahçeyle uğraştım. Gördüğünüz çiçeklerin yarısını sonradan ellerimle ektim. Bu kadar saksı yoktu.. Sonra ben kendi evimin arka sokaklarını bilmiyordum 26 senedir. Meğer arkasında minicik dar sokaklar varmış ve harika da eski evler. Yürümek için oraları seçtim, bol sardunya çaldım. Meditasyon yaptım, kitap okudum ve kendimle hesaplaştım. Hiç bu kadar uzun bir zamanım olmamıştı böyle… Geçmiş hayatımı düşünecek, yargılamak değil ama masaya yatıracak zamanım, hep telaş içinde bir hayat yaşadığım için olmamıştı. Çok iyi geldi, kimleri hakikaten sevip sevmediğimi iyi anladım. O üç ay panik olmadım ilk başladığında, şu anda panikteyim, evime 50 m- 100 metre deniz var oradan denize giriyorum. Denizin kenarında bir yerde oturuyorum denize giriyorum çıkıyorum tekrar geliyorum eve. Korkuyorum korkudan daha çok bu pandemi sadece hastalık değil her şeyi çok durdurdu. Hiç bir şey yapamıyoruz.
Pandemi öncesinde yapacaklarınız iş planlarınız ile ilgili nasıl bir değişim oldu? Bildiğim kadarıyla moda tasarım üzerine özel workshop grupları oluşturup çalışmalar yapıyordunuz çünkü.
Pandemi öncesi iş planlarım çoktu.. Ben Bodruma tamamen yerleşmek üzere geldim Ocak ayında. Her sene 4-5 ay 6 ay kalıyorum ama tamamen yerleşmek başka bir şey tabii. Evimin yanında ablamın evi var onun yanında da atölyem var. Hep vardı atölye, okuldu. Atölyeyi tamamladım. İstanbul’dan makinalarımı getirdim, kumaşlar geldi. En köşedeki evi kiraladım, orayı “Mavi Liman” diye bir meditasyon yeri olarak dekore ettik. Organik meyve suları bulunacak, toplu meditasyonlar yapılacaktı. Bahçesinde sergiler yapacaktık; bir koleksiyon çizdim hemen, bembeyaz bir koleksiyon. Tahta kalıplar basılacaktı. Defileleri bile ayarlamıştım. Burada festivaller yapılacak onlara katılacaktım. 3 tane ödülüm vardı onları gidip İstanbul’da alacaktım.
Bütün bunlarla birlikte, okulumda da derslere devam edecektim. Ders veriyordum iki seneden beri. Moda kısmında 20 – 25’ e ulaşan, Meditasyon kısmında da 15 e yakın talebe vardı. Yani her günüm doluydu normalde ve de böyle hoş bir hayat yaşamayı hayal ederken, hayatımıza pandemi giriverdi. Korkular, ekonomi derken şöyle baktığım zaman hiç bir şeyi olabilecek gibi görmüyorum şimdi.
Workshoplarınız da neyi amaçlıyor katılımcılarınız için neyi hedefliyorsunuz?
Gelenlere bu kadar yıllık bilgilerimi, birikimimi, deneyimlerimi, pratiklerimi aktarıyorum. Ama bu bilgilerden herkes ne kadar alır ne kadarını kullanır onu bilemem.
Kimler katılabiliyor? Nasıl katılabiliyor? Ne kadar sürüyor? Belli bir yatkınlık veya öncesinde bir temel eğitim veya akademik eğitim almış olması gerekiyor mu yoksa modaya ilgi duyan herkes katılabiliyor mu?
Herkes katılabiliyor. Ben mesela “benim yeteneğim yok” kelimesini insanlarda kabul etmiyorum. İnsanlar doğduğu andan itibaren her şeye yeteneği vardır. Yalnız ben şöyle bir şey yaparım; her talebe geldiğinde otururum biraz sohbet ederim, çocukluğunu sorarım, çocukluğunda anne babasının, ona neyi yaparsın neyi yapamazsın dediğini öğrenmem gerekiyor.

Çünkü çocuklukta bizim travmalarımız orada başlıyor. Mesela geliyor diyor ki bir tanesi: “ben çok isterdim ama çocukken de çizerken hep annem sen doğru çizmiyorsun derdi bıraktım.” Orada “doğru çizmiyorsun” u beynine koymuş ve bir daha da iyi çizememiş. Ama bir çocuğu her yaptığında ne “kadar güzel çiziyorsun”, “ne güzel şarkı söylüyorsun”, “ne güzel yapıyorsun” dediğin zaman, o çocuğu görüyorsun. Benim çocuklarımın ailemin öyle olduğunu görüyorum. Biz karında başlarız klasik müzik dinleterek; şimdi biri 12 yaşında piyano çalıyor, diğeri keman çalıyor.
Chopin ile uyuyorlar, çünkü anne karnında da Chopin le uyuyorlardı. Çok güzel resim yapıyorlar sanatla ilgililer. Hepimiz öyle büyütüldük öyle olduk. Onun için de “Yeteneksiz insan yok, kötü büyütülmüş insan var” diyorum. Bu nedenle de benim işimin Ben sosyal mesafeli bir defile yapamam. Bence defileler şu anda yapılamaz. Hangi dünya da yaşıyoruz, bu kadar duygusuz ve hissiz diye bakarım, yani ben yapamam bu durumda. zorluğu; sizi hasta gibi kabul edip, sizin o tarafınızı iyileştirmek. Ama önemli olan sizin yapabileceğinize sizi inandırabilmek. Sizin içinizdeki o yasağı içinizden kaldırmak. Hepimiz her şeyi yapabiliriz.
Bir de şu dönemde yaptıklarınıza ve gelecek planlarınıza gelirsek? Neler yapıyorsunuz?
Bu sene geçen seneki gibi değil, geçen sene 15 talebe vardı. Haftada 3 gün 3 er saatten derslerimiz vardı. 15 öğrencide stop dedik. Daha fazlasını alamıyorsunuz. Ama bu sene sosyal mesafe ile oturan 23 talebeyle iyi gidiyor. Ama geçen seneki keyfim var mı, hayır yok.
Yaşananlar moda sektörünün göz alıcı kısmı olan defileleri de derinden etkiledi. İnternet üzerinden yayınlanan defile haberleri gözümüze çarpıyor. Sizce moda endüstrisine etkisi bu anlamda nasıl sürer? Siz yakın zamanda defile planlıyor musunuz?
Astroloji yapmamın çok büyük faydası var. 71’de astrolojiye başladım. Çok büyük astrologlarla çalışıyorum. Haritaya baktığımız zaman biz bunun böyle olacağını biliyorduk, kötü dönemi de biliyorduk. Hazırdık, herkesi de uyarmıştık. 2019 Ekim yılı, 2020 filizlenme yılı, 2021 biçim yılı olacak. Fakat harita o kadar güzel ki; şurada 27 Aralığa kadar sadece facia bir döneme girdik. 2021 Nisan’ından sonra “ohh”, 2022’ de “ahh”, 2023’ de “ohh be” ama 2025’e vardığımız zaman “Allah Allah” diyeceğiz.
Türkiye’nin muazzam bir haritası var. Bu kadar güzel bir harita Cumhuriyet kurulduğunda bile olmadı. Eşe dosta da tavsiyem: Hepimiz kendimizden zannettiğimiz, ilişkiden zannettiğimiz, ya da aileden zannettiğimiz sorunları başka yerde arayacağız.
Hayır, bu bizim kendimizde olan bir sinirlilik hali. Ruhsal bir düzensizlik geçiriyoruz enerjilerden. Onun için mümkün olduğu kadar sakin, mümkün olduğu kadar pozitif, mümkün olduğu kadar bir hobi bulup, mümkün olduğu kadar yeşillikle, bitkilerle, hayvanlarla olmalıyız bu süreçte. Onların enerjileri çok iyi çünkü, o enerjilerle kendimizi donatıp 27 Aralığı bir bulalım. Ben sosyal mesafeli bir defile yapamam. Bence defileler şu anda yapılamaz. Hangi dünya da yaşıyoruz, bu kadar duygusuz ve hissiz diye bakarım, yani ben yapamam bu durumda. İnsanlar sürüm sürüm sürünürken kumaşların içinde yüzemeyeceğim şu anda. Hatta çizemiyorum bile bir şey. İçimden hiç böyle bir şey gelmiyor. Ama gelecek günlerde tabii yapılabilir fakat şimdi değil.
Dergimizin konusu, dört ayaklı dostlarımıza gelirsek; sokaklarda yaşayan masum canlarımızla ilgili neler söylemek istersiniz?
Tabii maalesef Türkiye’de hayvan severler çok var ama çok da canlılara eziyet edenler var. Buradan bir şey söylemek istiyorum müsaade ederseniz; çünkü bu kadar hayvan sever, hayvan sever, canlı sever diye konuşuyorlar fakat onlar sokaklarda olduğu sürece onları korumamız mümkün değil. Onun için de bu canlı sever veteriner hekimlerin,( belediye de yapıyor zaten ama) bedava yardımcı olup kısırlaştırmaları lazım. Bizim de mümkün olduğu kadar sokakta yakaladıklarımızı götürmemiz ve kısırlaştırmamız lazım. Çünkü sokaktaki hayvanları kısırlaştırabilirsek eğer 15 sene sonra sokaklarda eziyet çeken canlıları görmeyeceğiz. Sahiplendiğimiz canlıları göreceğiz sadece. Buradan rica ediyorum elinize geçen canlıları kedi, köpek ne görüyorsanız, veterinerler bedava da yapıyor; hiç üşenmeden götürün kısırlaştırın. Çünkü onlar doğdukça bu eziyet bitmiyor ve çok acı çekiyorlar. Biz ne kadar baksak da yine acılar çekiyorlar.
Türk ve Dünya moda dünyasının duayen ismi, çok sevgili Cemil İpekçi, sizi dergimizde böyle özel ve değerli bir söyleşi
hatıra olarak saklayacağım. Çok teşekkür ederim. Başarılar diliyorum.
Ben teşekkür ederim. Onurdur benim için de. Okuyucularımız için sizden bir mesaj rica edeyim lütfen.
Her şey inşallah çok güzel, sağlıklı olsun. Buradan sevgilerimi iletiyorum. Unutmayın, eğer kendinizi sevmezseniz hiçbir şeyi ve hiç kimseyi sevemezsiniz. Öncelikle kendinizi sevin!
ile misafir edebildiğim için çok mutluyum. Çok teşekkür ediyorum. Söyleşimiz anısına size özel hazırladığım KIRMIZI YANSIMALAR serisinden bu tablomu kabul ederseniz size hediye etmek isterim.
Çok çok teşekkür ederim. Oryantal bir resim gerçekten ve Anadolu’yu da anlatıyor. Bana bugün ki Dünya’yı verdi. Artık yıldızlar şu dönem altın yağmayacaklar, kırmızı yağacaklar. Zorlu bir dönem geçireceğiz. Bu tabloyu inşallah yaşadığım sürece çok büyük Bizim de mümkün olduğu kadar sokakta yakaladıklarımızı götürmemiz ve kısırlaştırmamız lazım. Çünkü sokaktaki hayvanları kısırlaştırabilirsek eğer 15 sene sonra sokaklarda eziyet çeken canlıları görmeyeceğiz. Sahiplendiğimiz canlıları göreceğiz sadece. Buradan rica ediyorum elinize geçen canlıları kedi, köpek ne görüyorsanız, veterinerler bedava da yapıyor; hiç üşenmeden götürün kısırlaştırın.





