Billur Kalkavan

Sevgili Billur Kalkavan ile çok keyifli söyleşiler yapmıştık kedilerinizle birlikte. Türkiye’nin olduğu kadar benim de çok sevdiğim ve aynı zamanda dost olduğum pek çok insana, canlıya dokunmuş özel bir insandı canım Billur Kalkavan. Zaman ve hayat.. Şimdi Buğra ile birlikteyiz. Hem Billur ‘dan konuşacağız hem kedilerden konuşacağız. Pek çok şey konuşacağız. Hemen başlayalım öyleyse
Buğra’cığım çok değerli bir zamanınız vardı sizin. 13 sene mi? 14 sene mi?
Evet, çok! 13 bitiyordu son bir ay kaldığı için 14 diyorum.
14 sene çok değerli bir zamandı. Siz çok iç içe yaşadınız ve pek çok şeyi beraber yaptınız. Aşkı paylaştınız, sevgiyi, dostluğu, arkadaşlığı, bir çok şeyi... Ne mutlu diyorum, çok dolu dolu yaşadınız. Bu noktada sözü sana bırakmak istiyorum. Neler söylemek istersin?
Söylenecek o kadar çok şey var ki, bir kere yaşadığım şey öncelikle çok güzel bir şey. Bugün vefatının üzerinden zaman geçerken özlemi de o kadar artıyor. Kendi ruhsal durumuma da hangi durumda olduğuma bakıyorum.
Öfkede miyim, inkarda mıyım. Kayıptan sonra yaşanan beş psikolojik durumda nerdeyim onu çok kontrol ediyorum. Fakat dediğim gibi ordaki özlem çok büyük olduğu için çok güzel tanımladın. O benim hem hayat arkadaşım hem iş arkadaşım, yol arkadaşım, hem en iyi arkadaşım, hem sevgilim. Böyle bir şey bulmak yaşamak bence bir insanın başına gelebilecek en güzel şey.
Bana sorarsan Billur bir insanın başına gelebilecek en güzel şey diye tanımlarım. Ama benim için kendi aşkım olduğu için. Başkasına göre iyi gelebilir kötü gelebilir oralar çok göreceli şeyler ama hala ve hala benim ağlama seanslarım devam ediyor. Onu ne kadar çok sevdiğimi söyleyerek ağlıyorum ve yüreğim hafifliyor yokluğunda fakat paylaşımlar o kadar yoğun ki dediğim gibi acısı, sızısı derdi çok fazla yok içimde aksine keşkelerim olmadığı için bir vicdan yükü taşımıyorum. Aksine geçen güzel zamanları teşekkür ve şükür ile anıyorum. Çünkü biz hep bu kötü olaylar başımıza neden geliyor diye düşünüyoruz ama son dönemlerde pozitif olan şeyleri de sanırım şükretmeyi biraz unuttuk gibi geliyor.
14 sene yaşadığım güzel duygunun ardından şükretmek teşekkür etmekten başka bir tercihim olamaz. Çünkü geri getirme gibi bir şansım yok. O kadar güzel ki! O kadar mutluyum ki keşke herkes bunu yaşayabilse. Çünkü aşk kavramının ne olduğunu anlayabilse. Bir insanda aşk kavramının nasıl surette olduğunu yansıdığını görse ne güzel olur.
Oralar o kadar yoğun o kadar güzel yaşanmış bir şey ki her insanın başına gelmesini çok isterim. O güzelliği yaşasalar dünya çok farklı bir yer olur. Buna çok inanıyorum.
Kesinlikle katılıyorum sana. Sizin bu güzel beraberliğiniz, ilişkiniz, aşkınızın içinde bir hayat felsefeniz vardı mutlaka. Onu bizimle paylaşır mısın lütfen. İkinizin o güzel sinerjisi, enerjisiyle hayat mottonuz, yaşam felsefeniz nasıldı?
Çok mottomuz var ama en çok üzerinde durduğum şey benim ilişkilerde de gördüğüm şey birisini sevmek o insanı bence özgürleştirmektir. Özgürleştirmek derken biz kıskanç olmayalım mı? Nasıl özgür olsun, benden gitsin falan değil.. Senden gitmesini söylemiyorum. Kendi olmasına müsaade etmekten bahsediyorum. Bir insanın ne kadar çok kendi olmasına müsaade edersen onun kendini bulma yolculuğuna ne kadar çok destek olursan o kadar güzel bağ kurmaya başlıyorsun. Çünkü hepimiz büyümeye devam ediyoruz.
25 yaşında da olsam 39 yaşına da gelsem ben o sürede sürekli büyüyorum. Büyümeye, gelişmeye devam ediyorum. Hem de gelişmek istediğim bir yön var. O yönde de benim gelişimimi sağlayan şey beni en çok seven kişi tarafından gelirse çok daha mutlu çok daha başarılı sonuçlar almış oluyoruz. Zaten bir insanı gerçekten sevmek onun kendi doğasına en güzel haliyle dönüşmesine müsaade etmek değil mi?
Desteklemek derken sadece düşüncesel desteklemek, sevgiyle desteklemek, şefkatle desteklemek, fikirlerine inanmak, arkasında durmak, güvenmek. Şimdi bu o tarafta varken bende de ona karşı vardı hatta kanal kurduğumuz noktada bile ben bu kadar değerli bir insan olduğunu ve bu vizyonunu insanlara yansıtması gerektiği konusunda sadece desteklemek haricinde ittirmeyi de tercih eden biri olarak hayatında bulundum. Çok da güzel gelişimler yaşandı hayatımızda. O yüzden ben şunu söylüyorum ilişkinin temelindeki en önemli felsefe, beni en çok etkileyen şey karşıdaki kişiyi gerçekten sevmek ve onun mutluluğunu istemektir. Onun kendi doğasında dönüşmesine müsaade etmektir.
Doğalarda dönüştüğümüz sürece de dönüştüğümüz hallerde tekrar aynı yolda yürümek, yürümeye karar vermektir ilişki. Eğer sen bunu yapmıyorsan, gidip karşı taraftaki kişiyi tutsak etmeye başlıyorsan, o zaman iki ruhun birbirinden karşılıklı öğrenmesi gereken, deneyimlenmesi gereken bir şey vardır. Ama mutluluğa giden yolu tercih etmek ve uzun süreliliği tercih etmek istiyorsak bence besleyip büyütmek gerekiyor diye düşünüyorum. En büyük felsefem buydu. İkimizin başlı başına kendimiz olmasına müsaade ettik.
Billur TV de de başlangıcından bugüne çok güzel işler yaptınız. Çok güzel bir gelişimi oldu Billur TV nin. Farklı işler paylaştınız programlarınızda. Bundan sonrası için nasıl bir yol nasıl bir devamlılık olacak?
Billur’u devam ettireceğiz. Hep söylüyorum Billur’un adı Ayşe Kalkavan olsaydı Ayşe TV olmayacaktı. Biz aslında Billur’u nitelikli saf temiz bilgi olarak kullandık.
Tabii bir marka değeri olduğu için de kullandık ama onun haricinde şöyle Tv olsun diye çıkmadık.
Oradaki Billur saflığı anlatan daha doğrusu doğru ve temiz bilgiyi mümkün olduğu kadar anlatmaya çalışan bir yayıncılık ilkesine sahipti. Onu bu yüzden devam ettireceğim Billur olsun ya da olmasın arkasında Billur’un vizyonunu anlatacak şekilde bir duruşu olacak. Etrafta çok fazla bilgi var ve gerçekten internette çok da kirlenmiş bilgi var. Ateş olmayan yerden duman çıkan bir dönem yaşıyoruz. Hem doğru şeyler anlatalım hem insanın kendisine yatırım yapıp aynı zamanda daha iyi bireyler olması için neler yapabiliriz, bu hayatı nasıl daha mutlu yaşayabiliriz onu anlatmak üzerine de kurduğumuz bir işti. Öncelikle aslında biz bir YouTube kanalı değildik. Netflix gibi bir dijital platform olarak başladık.
Netflix ile aynı zamanda piyasaya çıktık diyebilirim. Çok yakındır zamanlamamız. YouTube’a son 3 senedir yayın koyuyoruz. O yüzden şimdi teknoloji işleriyle ilgili benim daha farklı gelişimlerim olduğu için oradaki teknoloji ekibini yayıncılıktan başka bir şeye kaydırdım. Dolayısıyla farklı projelerle geleceğim. Fakat yayın algısını, insanlara orada vermiş olduğunuz şeyin arkasında Billur’un durduğu vizyonu da asla bırakmayı düşünmüyorum. Çünkü devam etmesi gerekiyor. Çok güzel geri dönüşler aldık. Çok güzel insanlara fayda sağladığımızı gördük. Dolayısıyla bildiğimiz hayatı yaşıyoruz ama birbirinize de destek olacak şekilde farklı taraflardan baktırmaya da destek olalım. Değil mi?

Bir laf var ya, bildiklerimizin öğretmeni, bilmediklerimizin öğrencisiyiz hayatta. O vizyonla gidecek. Kesinlikle devam edecek. Astroloji programlarını şimdi ben sunmaya başladım. Sonra nereye evrilir karar vereceğiz. Güzel bir şekilde devam edecek. Orayı büyüteceğiz.
Bence de! Zaten de öyle olmalı diye düşünüyorum. Sevgili Billur da mutlaka böyle olmasını isterdi. Sen aslında bir mühendissin. Müdendislikten sonra astrolojiye doğru, bir deryaya doğru açıldın ve derinleştin o konuda da. Nasıl oldu?
Aynen! Şöyle anlatayım buraları çok konuşmadım birkaç yayına çıktım ama daha farklı taraflarından anlatabilirim. Ben endüstri mühendisiyim ama bir yandan da basketbol oynuyordum çocukluğumdan beri ve onda da profesyonel bir noktaya kadar yapabildim. Aslında sporcu ve mühendis olarak daha robot birisiydim. Billur’la hayatım kesiştikten sonra işin biraz daha manevi tarafı diyebileceğim bir tarafa kaydı.
Şöyle söyleyeyim; herhalde Billur Rengi programı ile Billur Türkiye ‘de ilk defa EDT, bio enerji tarzı konularla alakalı Türkiye ‘deki ilk programcılığı yapan sunucu diye biliyorum. O zaman Elmax tv de yapıyordu ve çocukluğundan beri astroloji ve ölçülemeyen spritüel konularla çok içiçe olmuş. Buralar tabii bana çok alakasız farklı alanlardı. Yani baktığın zaman ben Ankara kökenliyim ve daha çok bürokrat, memur şehri içerisinde büyümüş aynı zamanda mühendis olmuş, profesyonel basketbol oynamış, herşey disiplin, matematik. Daha çerçeveliydim açıkçası.
Tabii ki tanışmamızla birlikte ben de ilk başta bu konulara biraz önyargılı yaklaştım. Çünkü doğru kaynaklara ulaşmak ya da işin altındaki şuanda kendimce bildiğim şeylerin bilgisi o zaman bende yoktu. Olmadığı için de bir de o sırada benim hayatımda tuhaf bir şekilde antıparantez araya girerek anlatayım çünkü astrolojiyi anlatacağım biraz işin o tarafında şöyle bir şey oldu; ben saçımı kuaförde kestirirken model ajansı sahibi olan bir arkadaşımla tanışıyorum. Sezon sonu reklamlarda oynamaya başlıyorum. Ondan sonra dizi kariyerim başlıyor. Oyunculukla birlikte Billur’la ilişkim başlıyor derken oyunculukta da insan duygularını anlatmaya vaşlayınca bendeki robotluk hafif kırılmaya başladı.
Daha ciddi, daha eril, daha sertken bu sefer bir oyuncunun da enstrümanı olan bedenini hazırlaması için öncelikle biraz kırılması ve esnek olması gerekiyor çünkü bir sürü karaktere girebiliyordum. Daha kendim gibi daha katıydım. Bu duygusal kırılımlar Ayn zamanda bu duyguyu yansıtmaya çalışacak oyunculuğun içerisinde bulunmak, insanı daha iyi tanımak, bu tarz konularla birleştikçe bende Billur’un da benim yönümü baktırmaya çalıştığı aslında çalıştırmaktan ziyade kütüphanemizin yarısı bu tarz kitaplarla dolu. Programına katılan getirip vermiş. Onun kendi merak edip okuduğu kitapları var. Onların hepsini alıp karıştırmaya başladım. Sonra tabii ki ben de mühendis olduğum için temel fizik, alt yapısnda zaten bir matematik de var. Bu işin matematiği var mı gözüyle incelemeye başlayınca bu sefer farklı şeyleri görmeye başladım. O noktada bir şekilde beni bir şey oraya çekmeye başladı. Astroloji kısmında danışmanlıklar alarak başladım. Önce inandığım bir şey değildi.
Sonra danışmanlık alarak kendi yol haritamı çizebilmek adına ne tür araçlardan faydalanabilirim dediğim noktada astroloji bana destek verdi. Ondan sonra kendim hafif travmatik olabilecek olayları yaşayınca kendimi bu konuları fazlaca araştırırken buldum.
Çünkü yaşamda kendimi anlamlandırmak istedim. Yani toplumun bana dayattığı ya da kimliğimin karakterimin öğrettiği şuralısın, buralısın, adın bu, yaşın bu, kilon bu, boyun bu, eğitimin bu gibi bir müşteri profili oluşturur gibi bir şeyin içerisinde sıkışamadığımı bilen ruhum kendisini anlamlandırmak istedi.
Ben kimim neyim öz benliğim var. Bu konuyla başka ilimler ilgilenmiş mi, tarihte bu nasıl evrilmiş... Çünkü nedense insanlığın bütün tarihinde son bin yılda herşeyi çözmüş gibi davranıyoruz. O da bana ilginç geliyor açıkçası. Kısa bir zaman diliminde özellikle son yüz yılda.
Mesela teknolojinin ilerlemesi konusu insanlığı geriletiyor gibi geliyor bana, insanlık ilerlemiyor teknoloji ilerlemiyor hatta geriliyor diye düşünüyorum. O yüzden bu tarz ezoterik konular da dahil astroloji gibi konulara girmeye başladım. Tabii girdikçe de daha rasyonel bir taraftan hiçbir zaman çıkmak istemedim. İstemediğim için de hali hazırda hala ve hala astroloji ile ilgili bir şey anlatıldığı zaman onu nereden biliyorsun kökü kaynağı nereden geliyor diye hala sorguluyorum. Çünkü ister istemez benim içimde de bir bilim adamı gibi mühendis kökeninden sorgulama olduğu için.
Çünkü bilimde sorgulama vardır. Sorguladıkça ve yanlışladıkça ilerliyor ya kendisi. Biz bugün ki kendi doğrularımızı doğru gibi biliyoruz. Yarın bu doğruların hepsi çöp de olabilir. Ve insanlık bunun üzerine kurulu. O yüzden ben açıkçası astrolojide kendimde çalışan, kendimde gördüğüm, kendi hayatıma gerçekten dokunup sonucunu aldığım şeyler üzerine fikir verme ve anlatma yolunu tercih ettiğim için bayağı zemine oturmaya başladı ama sonra şunu gördüm işin özeti bu da ileri bir matematik. Biz sadece bunu hesaplayamıyoruz.
Ruh dediğimiz, ruhsal dediğimiz şeyler de aslında çok yüksek matematik ama bunları daha şu an tam idrak edemiyoruz. Bu da çok normal. Bundan 100 sene evvel insanlara elektiği anlatamazdın. Şu kablonun ucunu tut öleceksin deseler ne olacak deyip tutardı büyük ihtimalle. Dolayısıyla bu kadar hızlı gelişen bir şey var.
Bence herşey insanın kendisini anlamlandırması ve yaşamda anlamlandırması diye düşün. O beni bir yerden aldı bir yere taşıdı. Şimdi başka bir bakış açısına sahibim. Fayda sağladığını bir kova burcu olarak paylaşmak ve anlatmak istiyorum. Bizim kovalarla biraz karşılıksız bir şey anlatma isteği var. Bazen fazla anlatmaya dönüyor ama istiyorsun onu yeter ki sen de iyi ol diye.
Öyle öyle hayatta gelişim yolculuklarına girdik. O yüzden orada bana çok fayda sağladı tabii ki bendeki bu değişim temelli olunca Billur’un da bilmiş olduğu bilgileri daha teknik bir alt yapıyla sağlamlaştırmasına vesile oldu. Bu sefer ona bildiği bir şeyi daha kullanılabilir bir araç haline getirdi. Dolayısıyla bu sefer ben onu ordan beslemeye başladım.
Kedicikler burada merak edenlere duyurulur. Hepsini sevdim, oynadım onlarla söyleşi öncesi. Çok şekerler. Nasıl yapıyorsun?
Kaldığımız yerden devam! Zor olmuyor. Onlar benim evlatlarım. Billur varken de evladım, Billur yokken de evladım. Bir baba annesi öldü diye çocuğunu sokağa koyacak hâli yok. Dolayısıyla zaten her sabah kalktığımızda, kalkmadan önce daha doğrusu onların bir yemek yeme saatleri var. Hasbelkader bir gece önce geç yattıysam birkaç saat daha uyumaya niyetlensem de bir pati gelir bana böyle saatim geldi diye. Biz aslında çok farklı iki varoluştaki insandık. Kumaşımız aynıydı ama ikimizin büyüme yöntemleri çok farklıydı. Farklı yerlerden geldik. Zaten iyi çift olmak da ortada buluşabilmekten geçiyor.
Ve sonra sarmanlaştı ilişki bütün bir şekilde...
Aynen. Zaten sarmanlaşıyor, büyüyor, başka bir şeye dönüyor. Çok ciddi bir simya var onun altında.
Kesinlikle öyle!. Şimdi en merak edilen şeyi sormak istiyorum. Kedileri...

Oh ve birisi sordu sonunda:) O patiye direnirsem burnunu sürtmeye başlar sağda solda hadi mamaya. Zaten sabah sekiz kedinin mamasını ben verirdim. Kum temizleme işi ağırlıklı Billur’daydı doğruyu doğru. Evimizde dört tane tas var. Şimdi altı kedimiz var. Şimdi tasları temizleme görevi de bana geldi. Biliyorsun kedi kendi kendine yeten ve yaşayan bir hayvan. Köpek gibi çok da fazla alayım dışarıya çıkarayım tuvalete götüreyim gibi bir sorumluluğu da çok yok. Kaldığımız yerden hayatınıza devam ediyoruz.
Bir sürü kişi diyor ki kediler ne oldu? Keza apartmanda beslediğimiz kedileri de besliyorum ama doğruya doğru Billur sokaktaki iki yüz kediyi besliyordu. Ben zamansal olarak o kadar vakit ayıramıyorum dışarıya ama bizim buralarda çok güzel bakıyorlar.
Kontrol ettiğim kediler bir yandan.. Benimle birlikte yaşamaya devam ediyorlar. Keyifleri de yerinde. Çok özlüyorlar bu arada onu söyleyeyim. Eskiden eve gelip vakit geçirdiğim zaman bir iki tanesi kucağıma gelir kendisini okşatırdı. Şimdi Billur’dan olan ilgiyi alamadıkları için altı tanesi birden üstüme yapışıyor. Billur eskiden öyle yatardı beş kedi etrafında. Şimdi bütün ilgi benim üzerime dönmüş durumda. Onlar da tabii özlüyorlar, hasret çekiyorlar, canlar.
Ben mesela kedilerden çok şey öğrendim. Ve çok ilginç Billur’da daha hastalık belirlenmeden önce Korsan adındaki kedimiz öldü. Durduk yere geriye gitmeye başladı. Korsan’ın gerileme hastalık döneminde dedim ki bizde bir şey mi var. Bir kedi hastalanıyorsa bizim evde bilmediğimiz bir şey oluyor mu diye de sorguladım. Tabii kanseri konduramadığın için bir sonuç bulamadık. Çünkü görsel olarak çok bir belirti yoktu.
Aynı zamanlamaya rastlaması çok ilginç.
Bir buçuk sene kadar geriye düşüşü oldu kedimizin aynı süreçte Billur’la doktorla konuştuğumuz zaman bu yaklaşık bir buçuk sene sizde var dedi. Orada da bir eş zamanlılık durumu söz konusuydu. O yüzden ilginç gerçekler ben onlara çok önem veriyorum, çok değer veriyorum. Şu an moral motivasyonum çok neşeli olup onları çok da fazla kucaklayacak bir enerjide olmadığım için doğruya doğru belki biraz daha az şefkatliyimdir şu ara ama yavaş yavaş zaman geçtikçe o motivasyonu o ritmi de sağlamaya başlıyorum.
Bence onlar seninle çok mutlulardır. O kesin! Ben şunu merak ediyorum kedilerle bu kadar içli dışlı olman Billur’la mı oldu?
Tabii canım. Hiç evcil hayvanım olmadı. İlişkilerde o uyumu anlatıyorum genelde. Uyumun her noktada olması lazım.
Billur’a da hep soruyorlarmış Buğra bey kedileri sevmese ne olacaktı. O da Buğra olmayacaktı diyormuş.
Doğrusu da o ama. Kedi senin hayatının bu kadar merkezindeyse sana kedi mi ben mi ayrımına girecek şekilde o soruyu soracak bir erkeksem başta beni hayatına almaması lazım. O zaman dört kedimiz vardı sonra sekize çıktı tabii bir şekilde.
Biz röportaja geldiğimizde yediydi
Yedi + birdi. O yüzden sekiz diyoruz. İşte o +1 hala dolanıyor.
Doğru gelip gidiyor diyordu Billur hatırladım.
Gelir gece bizde yatar. Kafasına göre yemeğini yer. Canı sıkılır gider. Dün gece de bizdeydi ama sabaha karşı sıkıldı aç kapıyı dedi gitti. Şimdi toz atıyordur etrafta. Dolayısıyla hiç merak etmeyin kediler benle birlikte kaldığı yerden devam ediyorlar.
Kediler ne oldu diye bir soru sorulmaz zaten. Çocuğunuzu ne yaptınız demek gibi bir şey. Hatta bana bakamıyorsan ver diyen oldu. Ben de benden daha iyi bakabilecek birini tanımıyorum açıkçası. Bunu ego olarak söylemiyorum çünkü benim kedim. 14 sene geçirmişim bir çoğuyla. İki tanesinin yaşı genç.
Genç dediğim de biri 10 yaşında, diğeri sekiz yaşında. Onun dışında 14 senelik bir yolculuğum var. Şimdi ben 14 sene birlikte yaşadığım bir canlıyı nasıl verebilirim ki! Billur ‘dan miras kaldı mı diyorlar bazı yerlerde.
Çok komik soru o da ayrı bir şey ama sadece oraya odaklanmak çok komik. Tabii ki merak edilebilir. Ben de kaldı, çok büyük miras kaldı ama maddi değil diyordum. Daha çok manevi şekilde anlatmaya çalışıyordum ama sene sonuna doğru bu röportajı yapıyoruz bu arada ve kedileri çiplettirme konusu var ya dün gidip formu doldurup bilgileri girerken sahibi derken hepsine kendi TC kimlik numaramı yazarken dedim altı tane kedinin şu anda babası olarak mirasımsınız arkadaşlar. Devlete de sizin resmi kaydınızı yaptırdım.
Billur’un kedileri olmadınız resmi olarak benim kedilerim oldunuz diye. Hatta arkadaşımla da güldük orda.
Dünyanın en tatlı şeyleri. Canın senin onlar. Bir kere şöyle düşünelim bir can ile muhatapsın. Bir nesne değil ki. Ki bir nesneye bile haddinden fazla değer verdiğimiz bir dünyada yaşıyoruz. Cana değer vermemek bana biraz tuhaf geliyor.
Onlar bir can ve onlar bir eşya değil, kapatıp açacağınız bir makine değil. Hepsini ruhu var, canı var, Aksini düşünmek zaten delilik, çılgınlık olsa gerek.

Yani o canın olduğu her yer. Bir de bitkileri çiçekleri var. Tabii ki Billur kadar iyi anladığım bir şey değil. Botanik bilgimi geliştirmem lazım. İleri derecede merakı vardı Billur’un. Bitki uygulamaları indirip, fotoğrafını çekip ne kadar su ister ne yapar adı nedir nerde yaşar takip eder; ona göre de büyütürdü.
Benim için en önemli konu buradaki bakıma adapte olma sürecim. Gözünün içine bakıyorum biraz yaprağı sarardı acaba suyunu yanlış mı veriyorum diye. Kış geliyor ondan mı öyle oluyor diye. Nasıl sulamam lazım? Burada da kendimi büyük ihtimalle geliştireceğim.
Kediler tabii Billur ‘un hayatı. Kedilere ve bitkilere bakmakla gününün yarısını şeyi duyar, pazarlığı çok fazla duymaz gibi geliyor bana. Çünkü şunu diliyorum ama şu olsun.
Kalpten edebilmek için biraz da gönülde de o enerjinin yüksek olması lazım ya bende o enerji şu anda düşük doğruya doğru. Şu anda daha stabil bir yerden geçiyor fakat şöyle özetleyeyim buradaki en büyük konu pluto’ un kova burcuna geçmesiyle alakalı. Bayağı uzun süre kalacak sadece bu seneye ait değil. İnsanlık olarak aklımızı başımıza almalıyız. Daha bütünsel olmalı daha insani davranmamız lazım.
Daha fazla birşeyleri fark ederek yaşamamız lazım. Eğer bunları fark etmezsek sıkıntılı şeyler yaşayabiliriz. Fark edersek de dersimizi sınavımızı doğru vererek çok doğru gideceğimizi düşünüyorum. Bence bu işin çözümü şu; herkes kendi evinin önünü süpürsün. Gerisi kolay!
Özellikle astroloji işin içerisine girmeye başlayınca bunun idrakı kuvvetli bir biliş geçiriyordu ve mutlu oluyordu. Benim o zamansal yönetimi iyi kullanmam gerekecek.
Evet, seni bir parça o anlamda sıkıştıracak.
Dediğim gibi partnerin gidince iş yükü tek başına kalmaya başlıyor ama bu onlardan kurtulacağım anlamına gelmiyor.
Peki 2023’e girerken neler söylemek istersin? Küçük bir astrolojik yorum alabilir miyiz acaba? Ya da dileklerin ne olur sana bırakıyorum.
Şu anda biraz yas döneminde olduğum için dileklerimin de enerjisi düşük doğruya doğru. Şöyle düşünmek gerekiyor ben dileğin kalpten söylenmesi gerektiği inancındayım. Yaradan kalpteki haline geldi. Başkasını çözmeye çalışıyoruz ya elimize vida, tornavida alıp, yukarıdaki diyor ki ben onu öyle yarattım. Ben bilmiyormuyum sen düzeltmeye çalışıyorsun, benim işime karışıyorsun. Ama öteki türlü çok ilginç kendini istediğin gibi düzeltebiliyorsun. İstersen sök baştan yeniden yapılandır.
Bu kadar enerjiyi başkasını düzeltmeye vereceğimize başkalarındadında gördüğümüz eksiklikler büyük ihtimalle kendimizdeki eksiklerin bir yansıması o yüzden onları düzeltsek çok daha doğru olur.
Sen kendini düzelt, ben kendimi düzelteyim. Çünkü kendini düzeltmekle alakalı kendi hayatınla ilgili her şeye bugün karar verebilirsin. Bugün istersen ölebilirsin. Herşey elinin altında. Zayıflamaya karar verirsin, yemek yemeyi bırakırsaın, iradene sahip çıkarsın zayıflarsın.
Zaten bunları yapabilme yeteneğimiz var bizim. Git zayıflama. Zayıflamak istemiyor ya da aklı orada değil. İstediğin kadar söyle olmaz ki. Zayıflamak istiyorum dediğinde ise hemen disipline gir. Biyolojin ona göre hızlı bir şekilde adapte olacaktır bir hastalığın yoksa tabii.
Önce kendimizle ilgilenmeliyiz yani
Önce can, sonra canan. Orada da bireysellikle bencilliği karıştırmamak lazım. O da hassas bir denge.
Çok teşekkür ediyorum Buğra ‘cığum bu güzel değerli söyleşi için. 2023 hepimize güzel gelsin diliyorum. Benim düşüncem dileğim sevgili Ata’mızın dediği gibi yurtta barış, dünyada barış. Sevgi, kardeşlik ve dostluk artı yanında vicdan mutlaka olmalı. Herşeyi sevgiyle, vicdanla, empatiyle düşünelim, öyle yaşayalım.
Ben çok teşekkür ederim. Çok güzel söyledin, ağzına sağlık aynı şekilde!
Çünkü yaşam hak ve özgürlükleri hepimiz için hem insanlar hem tüm canlılar için. Bu hissiyatla yaşarsak tüm dünya cennet olur. Güzellikler diliyorum. Sevgiyle kalın hoşçakalın
Aynen öyle. Sevgiyle kalın hoşçakalın!





