Özel Konuk · Sayı 13

Abdurrahim Korkmaz (Apo Hoca)

Abdurrahim Korkmaz (Apo Hoca)

Hayatını rüzgâr sörfüne adamış, ders verdiği sörf okulunun hemen yanındaki karavanında birçok hayvanı ile yaşayan ve yılın her gününü ilham veren usta sörf eğitmeni Abdurrahim Korkmaz (Apo Hoca) nam-ı diğer Kelebek Adam bu sayımızın özel konuklarından. Biz çok etkilendik. Kendisinin bu özel hayat hikâyesini sizlerle buluşturmak istedik. Kendisi de beni kırmadı ve samimiyetle sorularımı yanıtladı.

Çocukluk yıllarınızda Mardin de başlayıp sizi Alaçatı’ya getiren, Güney Afrika’ya, Filipinler’e kadar uzanan bu özel yaşam öykünüz bugüne dek pek çok insana ilham olmuştur ve olmaya da devam edecektir. Bir belgesel de çekildi yaşam hikâyenizi anlatan ve birçok mecrada da yer aldınız. Size Kelebek Adam diyorlar. Neden Kelebek Adam?

İnsanlar suyun üzerinde kelebek gibi uçup gelebiliyor. Nasıl mümkün olabilir bu diye düşünmüştüm ilk gördüğümde. Buradan yola çıkarak yönetmenimiz bana KELEBEK ADAM ismini taktı açıkçası. Benim hayalimdi o insanların yaptığı gibi, kelebek gibi uçup gitmek ve bugün bunu yapabiliyorum. Kelebek gibi suyun üzerinde uçup gidebiliyorum bu yüzden bu imge ile bütünleştim.

Rüzgâr sörfünü TV de görmeden önce başka bir his veya hayaliniz var mıydı? Neler düşlerdiniz?

Aslında en büyük hayalim uçmaktı kendimi bildim bileli, küçüklüğümden beri hatta rüyalarımda bile uçardım. Gündüzleri de büyüklerime, ebeveynlerime kuşlar niye uçabiliyor ben niye uçamıyorum diye serzenişte bulunup, ağlardım. Bunu çok iyi hatırlıyorum. Hatta çok çılgın denemelerim bile vardır. Dama çıkıp, evin çatısından kendimi çarşafla aşağı bırakmışlığım var. O televizyon programı sayesinde rüzgâr sörfünü görmem ve onu kelebeğe benzetmemle onun peşine düştüm ve sonunda gerçekleştirebildim. Bugün gerçekten suyun üzerinde özgürce kelebekler gibi uçabiliyorum, bunu bütün bedenimle ve ruhumla hissedebiliyorum.

Windsurf yani rüzgâr sörfü yapanlar bu hissi kesinlikle çok iyi bilir, çok iyi tatmıştır ve en iyi onlar anlarlar. Ben de zaman buldukça yapıyorum çok seviyorum, o yüzden biliyorum ne demek istediğinizi. Suyun üzerinden kayarak uçma hissi çok başka. Peki, Apo hocam hikâyenizin başından biraz anlatırsak, çocukluk yıllarınızda Mardin’den sizi Alaçatı’ya getiren serüven nasıl başladı? Sörfle ilk birebir tanışmanız nasıl oldu?

Abdurrahim Korkmaz (Apo Hoca)
Abdurrahim Korkmaz (Apo Hoca)

Ben Mardin de doğdum, büyüdüm. İlk tanışmam köyde tesadüf komşunun televizyonunda bir program izlerken görmemle oldu. Köye bir televizyon gelmişti ve hepimiz merakla gidip izliyorduk. Yanılmıyorsam TRT’nin bir programında gördüm, tabii ki ilk önce anlamlandıramamıştım aklımda ilk beliren insanların suyun üzerinde kelebekler gibi uçup, gidip gelmesi. Bu beni muazzam şekilde etkilemişti, hani donup kalırsın ya… Hayatta bazı şeyler olur anlamlandıramazsın ama çok etkilenirsin. Etrafımdaki insanlara soruyorum bu nedir? diye. Benimle beraber aslında oradaki topluluğun tamamı da anlamamıştı. Yıllar sonra ablam Ayvalık’a gelin olarak gittikten sonra ben de onları ziyaret ettiğimde, yıllar evvel televizyonda gördüğüm o şeyi tekrar canlı bir şekilde görme fırsatım oldu. Bu sefer şöyle bir şansım vardı; o yapan insana gidip sormak tabii peşine düştüm… Saatler boyu sahilde bekledim o ne tarafa doğru gidiyorsa peşinden gidiyorum ki yakalayıp konuşayım. “Bu nedir? Neyin nesidir? Ben de bunu yapmak öğrenmek istiyorum” diye. O da bana bunun bir rüzgâr sörfü olduğunu, bizim ülkemizde de yapılabileceğini ve öğrenmemin de mümkün olduğunu söyledi.

Neler hissettiniz?

Tabii bu benim için inanılmaz, tarif edilmez bir andı. Dokunmama müsaade etti borda ve yelkene sonra o suya atlayıp, uçarak gitti ve ben o an kafama koydum ne olursa olsun bu işi yapmak ve öğrenmek istiyordum.

Rüzgâr sörfüne başlamadan önce suyla aranız nasıldı? Yüzer miydiniz?

Suyla da çok ilginçtir! Biz Mardin’de içme suyuna hasretiz. Yaz geldi mi bütün kuyular kurur içme suyunu bulmak bile kolay değil ama bizim köyün yakınlarında eski Ermeni köyleri var ve oralarda su kuyuları bulunurdu. O su kuyularının başına giderdim kaybolduğum zaman bizimkiler benim oralarda olduğumu bilirlerdi. Suya küçüklüğümden beri aşığım halen devam ediyor bu aşkım. Gidip o su kuyularında yüzmek isterdim benden büyük ağabeylerim yüzerken saatlerce onları izlerdim çok derin değildi ama benden yaşça büyük olanlar bile o kuyulara girmeye cesaret edemezken ben o su kuyularında yüzmeyi öğrendim. İlk suyla temasım şöyle oldu; üzerimi çıkardım suya gireceğim, cesaretlenmek için bekliyorum Kamuran ağabey vardı komşumuz, beni tutup birden suya attı. Suya düşmemle birlikte hemen yukarı doğru çıkıp 40 yıllık yüzücü gibi yüzmeye başladım. O günden sonra da sudan çıkmadım. Daha küçükken bile annemler bidonla su getirilerdi kuyulardan leğenin içine koyarlar ben de hep suyun içinde olmaya çalışırdım hatırlıyorum…

Su aşkı çocukluktan varmış demek ki… Yabancı bir yerde, aileden uzak, hem yaşama, hayatta kalma yani çalışıp para kazanma ve hem de hayalinizi gerçekleştirme, sörf öğrenme sürecinde müthiş zorluklarla baş etmişsiniz. Bu süreci paylaşır mısınız?

Abdurrahim Korkmaz (Apo Hoca)
Abdurrahim Korkmaz (Apo Hoca)

Evet, tabii ki sonuçta kolay olmadı. Ayvalık’tan tekrar Mardin’e döndüm. Sörfe canlı bir şekilde dokunduktan sonra artık rüyalarıma giriyor ve uyuyamıyordum. Tekrar bir fırsatını yakalayıp bu işin peşine düşmem lazımdı. Ayvalık’ da bu işin yapılabileceğini ve ülkemizde de Alaçatı’da öğrenmenin mümkün olduğunu anlayınca artık Mardin’de duramayacağımı, yapamayacağımı fark ettim.

Tekrar nasıl geldiniz Alaçatı’ya?

Ablam beni büyüttü, annemin yarısıdır çünkü annemin çok başka işleri vardı. Anne ve babama şu bahaneyi uydurdum; ablamı çok özledim yanına gideceğim deyip bu sefer ablamın yanına gitmeyip, Alaçatı’ya geldim. Hayalimde şu vardı Alaçatı’ya gideceğim ve bir sörf okulunda iş bulacağım hem sörf öğreneceğim hem de çalışacağım, para kazanacağım. Alaçatı’ya sörf koyunun yapıldığı yere geldiğimde büyülenmiştim. Belki sizde bilirsiniz o hafif tepeyi aşıp baktığımda yüzlerce sörfçüyü aynı anda izleme şansım oldu. Büyülenmiştim kendi kendime dedim ki bir gün ben de onlar gibi gidip geleceğim. Sonra gidip sörf okullarına iş başvurusunda bulundum. Hiçbir sörf okulunda iş bulamadım restoranlara başvurdum ama oralardan da iş bulamadım kapı kapı gezmeye başladım. Sörf okulunda olmazsa başka bir işletmede, bir yerde mutlaka yapabileceğim bir iş vardır dedim. Vazgeçmek istemedim plajda yatıyorum, sağda solda yatıyorum ama her ne kadar moralim bozulsa da hiçbir zaman umudumu kaybetmedim! Ne olursa olsun bir iş bulabilirim diye araştırmaya devam ettim.

Pes etmeyi düşünmemişsiniz! Neydi bu zorlu süreçte size güç veren, devam etmenizi sağlayan?

Uçma sevdası, tamamen uçma sevdası! Tabii bir iş bulma sürecinde iş ararken de sörfe yakın olacak ki gelip gitmem kolay olsun. Her gün o insanları oturup izliyorum sahilde o zaman sahile yakın bir yerde büyük bir inşaat alanı vardı. Yüzlerce insanın çalıştığı büyük bir proje. Taş kırıyorlar, duvar örüyorlar vs. Ben de oraya gidip işe ihtiyacım olduğunu ve ne iş olursa yapabileceğimi söyledim. Onlar da “taş kırar mısın” dediler. Oradaki en zor iş oydu. Düzenli olarak taş kıracak insan bulmak kolay değil. “Ben yapabilirim ama tek bir şartla yapmak istiyorum” dedim onlara. Haftanın beş günü çalışmak istiyorum. İki gün de windsurf öğrenmek istiyorum dediğimde ustabaşı onlarla dalga geçtiğimi düşündü. Ben de onlara Mardin’den geldiğimi, sörf öğrenmek istediğimi ve paraya ihtiyacım olduğunu ve işe ihtiyacım olduğunu ve çok iyi bir şekilde de çalışacağımı söyledim. Onlar da sağ olsunlar bana iş verdiler, inşaat alanında kalacak yer verdiler. İşim olmaya başladı. Çalışmaya biraz para kazanmaya başladım.

Bir ay çalıştıktan sonra para biriktirip sörf okullarına gidip bir iki ders alırsam öğrenmek kolay olur diye düşünüyordum. Ama sörf okullarına gittiğimde ders fiyatlarını görünce baktım ders almam imkânsız gibi bir şey. Hem orada kendi hayatımı idame ettireceğim hem aileme birazcık destek olmam gerekiyor çalışıyorum diyorum çünkü. Ders alamayacağımı anladıktan sonra dedim ki ben bu işi kendi kendime de öğrenebilirim ama bunun için de ekipman şart. Ekipman kiralamak da kolay olmadı. Sörfü bilmediğin için kimse sana ekipman vermiyor. Okula gidiyorum “sörfü biliyor musunuz” dediklerinde yok diyorum. En son bir yere gittim halen o arkadaşımla oturur konuşuruz ona da aynı şeyi söyledim resepsiyondayız, kolumdan çekti beni “birkaç gündür gelip gidiyorsun ama sen böyle konuştuğun müddetçe kimse sana bord yelken vermez, ben seni bir yere yollayacağım git oraya de ki; ben sörfü biliyorum ve kiralamak istiyorum başka da bir şey söyleme” dedi. Tamam dedim ve gittim oraya sörfü biliyorum deyip malzeme kiralamayı başardım. Aylardır bu işin etrafında dolanıyordum ve hiç nasip olmamıştı üzerine binmek o gün artık benim de bir bordum ve yelkenim vardı. Artık sörf yapabilirdim hayatımdaki en mutlu günlerimden bir tanesidir o gün!

Of, of müthiş bir hissiyat olmalı. Nasıl geçti o ilk gün, ilk tanışma? Hayatınızın asıl parçası olduğunu o zaman mı anladınız?

Abdurrahim Korkmaz (Apo Hoca)
Abdurrahim Korkmaz (Apo Hoca)

Bordumu, yelkenimi alıp, sahile gittim önce insanları izledim ne yapıyorlar diye sonra kendim denemeye başladım. İlk gün, neredeyse sabahtan akşama kadar bütün günümü suda geçirdim. Yarım saat bile bordun üzerinde duramadım ama o gün bittiğinde şunu anladım ki sörf hayata dair her şeyi unutturmuştu bana. Yani ailemden uzak olmayı, yaptığım işi, geleceği, geçmişi, zamanı, mekânı her şeyi unutturmuştu. Ciddi manada bu işin peşine düştüm ve dört elle sarıldım. Hem inşaatta çalışmaya devam ettim sekiz ay boyunca, hem de malzeme kiralayıp sörfümü geliştirdim, belli bir seviyeye geldim.

Öğrenmekle kalmayıp en özel hocalardan biri olmanız da başlı başına çok etkileyici. En zor öğrenebilecek öğrenciler de sizi buluyorlarmış ve öğretme yeteneğinizin inanılmaz olduğu söyleniyor. Bunu nasıl başarıyorsunuz?

Ben hep şunu söylüyorum işimi gerçekten çok çok seviyorum. Ben bu işi öğrenirken hiç ders almadığım için ne kadar zorlandığımı biliyorum. Ders almaya gelenler için kendimi hep onların yerine koyuyorum. Ben de bu süreci yaşadım! Ben nasıl öğrendiysem o kişinin de öyle öğrenebileceğine kendisini inandırmaya, o güveni ona vermeye çalışıyorum. İnsanlara en büyük nasihatim şudur; evet, ben bu işi biliyorum, sen bana güvenebilirsin, sen bana inanabilirsin ve emin ol sen de bu işi öğrenebilirsin. En büyük avantajım işimi severek yapıyor olmam. Gelen insanlara ne olursa olsun saygım sonsuz; ister 4-5 yaşında bir çocuk isterse yetişkin olsun büyük bir cesaret gösterip gelip bu bordun üzerine çıkıyorsa, kocaman bir kalbi vardır ve benim ona sonsuz saygım var!

Empati yönünüz de çok kuvvetli Apo hocam, harikasınız.

Empati yapmak hayattaki en güzel şeydir. Kendini burada bırakıp, karşıya geçip kendine oradan bakmak lazım. Kendini onun yerine koyman lazım. O çok önemli…

Çok doğru Apo hocam, sizi Güney Afrika ve Filipinler’e götüren yine rüzgar sörfü olmuş. Nasıl oldu? Orada neler yaşadınız? Amacınız neydi?

Aynen! Ben tabii Alaçatı’da, inşaatlardan sonra çok istekli bir şekilde sörf yapmaya devam ettim. Sörf okullarından iş teklifi

Basılı arşivden
Bu röportaj ilk kez 4P1K Sayı 13 (Temmuz 2020) sayısında yayımlandı.
ReklamTailtown
4P1K Bülten

Yeni yazılar e-postanıza gelsin

Yeni yazılar, haberler ve arşivden seçkiler; ayda iki kez, reklamsız ve kısa.