Yeni’k İnsanın İmgesi: Emoji
Günümüzün en büyük rahatsızlığı; sistemsel rahatsızlıktan, rahatsızlık duymamaktır. M.Heidegger
Haz arayışı dışında, başka bir eylemin olmadığı, mutlak eylemsizlik halindeyiz. Kimse hazzını ötekine kaptırmak veya hazzını ertelemek istemiyor. Gözler ekranda; dizinin hiçbir bölümü kaçırılmak istenmiyor, sanal âlemde ötekinin paylaştığı en basit bir fotoğraf, videoyu görmek veya kaç beğeni alındığını bilmek, hayati öneme sahip. Öteki ne aldıysa, hemen aynısından veya daha iyisi alınmak isteniyor. Sadece kıskançlık değil, kibir, açgözlülük, şehvet, oburluk, tembellik, öfke gibi yedi ölümcül günahın ayyuka çıktığı bir dönemdeyiz özellikle günah işleme özgürlüğü kazanma peşindeki fanatik dinciler. İnanç, içtenliğini yitirmiş; işlenen veya işlenecek günahları bir aklama aracı olarak kullanılıyor.
Gerçek hayatta hazzı az olan, ekrana hapsolur ve ötekinin hazzından gözüyle bir parça koparıp avunmak ister. Post modern insan, devasa bir göze dönüşmüş, diğer duyumları körelmiştir. Yemek programları, yalı dizileri, facebook ve instagram; can sıkıntısına ve sistem karşısındaki edilgenliğe karşı bir halk ayaklanması olmasın diye bireye verilen uyuşturuculardır. Ne hazindir ki tüketim toplumunun kölesi olan birey, hapsedildiği evde de tüketime devam etmek zorundadır. Hazcı da tıpkı ahlakçı gibi özgür değildir; hazzın kölesidir.
Ötekinden önce an’ı yakalama telaşı, an’a ulaşmayı imkânsızlaştırır. İdeal toplumsal sistem, bireyleri zihnen sünnet edip özgürleşmesini sağlar; şurası kesindir ki özgürlük, yasaya uyumla başlar. Özgürlük için sünnet, elzemdir ancak günümüz ideolojisi ya sünneti abartıp mutlak hadım edici olarak umursamaz ve acımasız bir baba konumunu üstlenir ya da baba, tamamen işlevsiz haldedir; sünnet bile etmeyip bireyin doğuştan gelen libido ve saldırgan dürtülerinden doyum almasına müsaade eder. Sapkınlık ve saldırganlığın artmasının nedeni, toplumsal sistemdir. “Piyasa dönsün, herkes ne hali varsa görsün.” mesajını alan birey, güven ve aidiyet duygusunu yitirir. Yalıtılmışlığını, kaygısını ve ruhsal boşluğunu kapatmak için alkol, madde, şıpsevdilik, fanatik inanç, aşırı çalışma, internet ve telefon bağımlısı olur ama bu geçici çözümlerde derdine çare olmaz. Acısını acıyı artıran sahte umudunu hep korur, ölene dek sistemin arzusunun peşinde koşar ama bu arzusunu, kendi gerçek arzusu zanneder.
İletişim ve söz değerini yitirir. Resim, sözün ve yazının yerini alır. İronik olan, bireyin kent yaşamında gitgide otistik olduğudur. Otistik bireyin geç konuşması, onun imge düzeyinde takılı kalmasındandır. Empati yapamama, göz teması kuramama, sosyal iletişimde beceri kaybı ve dürtüsellik gibi otizm tanısı ölçütlerinin, nasıl da post modern bireyin kişilik örüntüsüne uyduğunu fark edebilirsiniz.
Sözün yerini imge almıştır. Duyguların tekdüzeliğini maskelemek için çeşit çeşit çocuksu oyunları andıran emojiler kullanılır. Gülemedikçe, gülme emojileri çeşit çeşit bolca kullanılır. Sanal mimik çeşitliliğin nedeni, gerçek dünyadaki robotlaşmanın telafisidir. Sonuç olarak son yüzyılda mektuptan, kısa kısa cümlelere, en sonunda emojilere doğru geriledik. Hatta bir sonraki aşamaya- bebek düzeyi- geçersek, hiç konuşmadan ötekinin, zihnimizi okumasını bekleyeceğiz.
Anlam, dil içinde mümkündür. Kelimeler olmadan hayatın anlamı da olmaz. Sözün olmadığı emoji düzlemi, anlamsızlığın somut dışavurumudur; egosuna yabancılaşmaya razı gelmeyen bencil, yavru öznenin zeminidir. Özgürlük, ancak kelime ve söz düzleminde mümkündür; imge-ego- düzleminde değil.
Ne bir şair, ne de bir besteci yetişmiyor artık. Herkes kendi egosunun bataklığına saplanmış, ötekini gözetlemekle veya ötekini kıskandırmak için koşuşturup duruyor. Trafik kuralları, sıra beklemek gibi en basit kısıtlanmaya yani sistemin kurallarına bile itaat edilmiyor ve fırsatını bulan hemen yasayı deliyor çünkü bizzat sistemin kendisi, kendi kurallarına itaat etmiyor.
Mevcut toplumsal sistem (babanın adı) sevgi dolu ve adaletli bir yasa koyucu olmadığından, yasa koyucuların bizzat kendileri yasaya uymadığından dolayı birey, egosunu terk edemez ve toplum tarafından kendisinin budanmasına izin vermez. Artık, evren, onun zihninin etrafında dönüyordur. Çelişki yumağı mevcut sistem, hazzı denetlemediği gibi üstüne üstelik bizlere sürekli haz peşinde koşmamızı öğütler, her köşe başında ve ekranlarda bize “keyif al, acıdan bile” fikrini dikte eder. Dolayısıyla günümüz insanı, bencil ego düzeyinde saplanıp kalır, anne hazzını terk edemez ve özneleşemez. Ortada özne olmayınca da otantiklik, yaratıcılık ve üreticilik durur (yeni kuşak sanatçılar, çaresizlik içinde eskinin yaratıcı öznelerini taklit ediyor).
Günümüz insanı, geviş getirmek zorunda bırakılmıştır; hazda da, kaygıda da. Ruhsal sorunlar, şiddet, intihar, sapkınlık artmıştır. Mutlu bireyler için mutluluk verici bir toplumsal sistem olmalıdır. Sistem bencil olunca, bireylerde sisteme uyup tek başına mutlu olma yollarını aramakla meşgul olurlar.
Kabul edelim, yeni sistem, eskisinden de kötüdür. Herkese adaletli davranan, koyduğu kurala kendisi de uyan bir otorite figürünü arasanız da bulamazsınız. Babanın-adı yoksa aidiyet de yoktur. Örneğin yeni kuşak bir futbolcu, adının, kendi takımının adının önüne geçmesini ister, kulübüne eskiden olduğu gibi aidiyet hissetmez. Bencil çocuklar, iyi niyetli fedakâr ebeveynlerine bile yaşlandıklarında bakmak istemeyeceklerdir. Artık yeni nesil, her şeyi ister, hem de hiçbir çaba da sergilemeden.
Yeni liberal sistemde, gerçekten “yeni” bir şey yaratılıyormuş veya bir değişim yaşanıyormuş gibi sürekli olarak kelimelerin önüne “yeni” kelimesi ekleniyor. Türetilen yeni kavram, eskiden de daha kötüye dönüşü yani simgesel insandan imgesel insana gerilediğimizi gizliyor ve “yeni” kelimesiyle sahte umut aşılayıp bizleri kandırıyor. “Değişmeyen tek şey değişimdir.” sözünün bu dönemde revaçta olmasının nedeni, kapitalizmin kılık değiştirmesi dışında aslında hiçbir şeyin değişmediğidir. Köle-efendi ilişkisi, eskisinden daha acımasızca cereyan etmektedir. Mutsuzluğun nedeni, hazza saplanmadır. Bilinenin aksine seçenek çoğaldıkça, mutluluk azalır. Toplum tarafından hazzı törpülenmeyen birey, özne olamaz dolayısıyla özgür de değildir.
Sosyal iletişimde beden dili %60, ses tonu %30, kelimeler yani söz ise %10 önem taşır demek ki yazı veya resim paylaşımının iletişimdeki rolünün yüzde %10’dan da daha düşük olduğunu düşünebiliriz. Mesajlaşmak, hep yanlış anlaşılmalara neden olur; o yüzden bir ilişki mesajla başlasa bile en azından mesajla bitirilmemesi gerekir. Yüz yüze sözlü iletişim bile gerçek iletişimi sağlayamazken, onda birlik bir dilim içerisinde yazı ve resimle iletişim kurmak, yürümek yerine ip üstünde cambazlık yapmaktır. Tekrar edersem; emoji, duygusunu yitirmiş otomat insanın imgesel maskesidir. Kişi tam da hiçbir duygu hissetmediğini veya az duygu hissettiğini gizlemek için emoji kullanır, abartır. Doyumsuz insanoğlu, acelecidir; söze dökecek ne vakti ne de ortamı uygundur. O, bir makine gibi-otomat- hep çalışmak, ölene dek para kazanmak, beğenilmek zorundadır.
Simgesel düzenden imgesel düzene doğru gerileyince; Hollanda ile politik çatışmamız yaşandığında portakallar bıçaklanır, cin kelimesi yerine üç harfli denir, fotoğraf yerine foto-shop geçer. Bilimsel bir eda katarsak; egonun hegemonyası ve öznenin askıya alınması, imajın gerçeğin önüne geçtiği sanal âlemde gözlemlenen kıskanma ve kıskandırma arzusundaki alevlenme, büyü ve alternatif tıpta yeniden dirilme, bedensel güzelliğin ruhsal yalınlığı örtbas etmesi günümüzün temel dinamiği olmuştur.
Bireyin, içindeki toplumsal değerlere başkaldırıp özneleşmesi ve somut toplumsal sistemi değiştirerek hem kendi için hem de gelecek kuşakların özneleşmesine uygun ortamı hazırlaması, öznenin temel amacı olmalıdır.
Korku ve keder anlarında algımıza değil, aklımıza güvenelim. Tam aksine haz, tam da algı yanılsaması (aklın, askıya alınmasını)ister. Yani aşkın, gözü, değil; aklı, kördür.
Gitara yeni başlayanların iki basit akorla kolayca çaldığı ”hayat bayram olsa” şarkısının sözlerini sizlerle paylaşmak isterim. Bu sözlerde ve yaşamın şen yönünü yücelten iki sade akorda; aslında yaşamla ilgili hakikatin ve yapmamız gerekenlerin ne kadar basit olduğunu fark edeceksiniz.
Şu dünyadaki en mutlu kişi, mutluluk verendir
Şu dünyadaki sevilen kişi, sevmeyi bilendir
Şu dünyadaki en güçlü kişi, güçlükten gelendir
Şu dünyadaki en bilgin kişi, kendini bilendir
Bütün dünya buna inansa, bir inansa, hayat bayram olsa
İnsanlar el ele tutuşsa, birlik olsa, uzansak sonsuza…
Maalesef kendine inanmayan, kendini sevmeyen, kendine fedakâr olmayan tek varlıktır, insanoğlu. Bencilce özgürlük, kendini sevmenin değil bilakis kendinden nefretin, kendinden kaçmanın bir dışavurumudur. Asıl mutlu, mutluluğunu ötekilerle paylaşılabilendir.
Medeni insan; bir barbara dönüşecebileceğini bilen insan, demektir. S.Zizek


