Sistem Lakaydı
Salgın süreci insanoğlunu hayal kırıklığına uğratıp hakikatle yüzleştirdi: Son kertede hakikat daima, belirsiz ve nedensizdir. Yine de çoğunluk hakikati inkâr edip kendisine göre bir neden buldu: 5G, imansızlık vs.
Olası mantıksal nedenler ise kalabalıklaşma, kentleşme, teknoloji ve doğa katliamlarıydı; bizzat modern insanlığın varlığıydı.
Sanal ve kurgusal dünyamızda, her şeyin kontrolünün elimizde olduğunu, geleceğimizin belirli olduğunu sanıyorduk. Varlık âleminde, bilgisayar oyunlarındaki gibi ölümsüzlüğün olmadığını, fantezi âleminde yaşadığımızı anladık. İlaveten, bireylerin değil, ülkelerin de, yalıtılmış ve yalnız olduğu gerçeği de tokat gibi yüzümüze çarptı.
Sekiz ay süren Avustralya ormanlarını söndürmek için kimse kılını kıpırdatmadı. Doğa katliamlarımızın son ve en büyük damlası olan bu yangının neden olduğu atmosfer değişikliğinin sonuçlarını hem bu salgında hem de ileriki yıllarda göreceğiz ve üzülerek söylemeliyim ki hep birlikte tüm bunların bedelini uzun yıllar ödeyeceğiz.
Kuzey Avrupa Ülkeleri haricinde, salgına bağlı ölümler, açlığa bağlı ölümleri geçmeden, idareciler tarafından alınması gereken ciddi önlemler savsaklandı. İran’dan gelen göçmenler, Yunanistan’a geçmek için İstanbul ve İzmir’e yığıldılar. Mart ayında salgını kabullendiğimizde [Hâlbuki İran ve İtalya ‘da salgın başladığında aslında bizde de başlamıştı.] ise yurtdışına kabul edilmeyen göçmenler, oldukları mekânda kaldılar.
Hem devletin ekonomisi bozulmasın [bireysel ekonominin göz ardı edildiği] hem de salgına ikincil gelişen olası olaylar nedeniyle oy kaybı olmasın diye garip sistemsel kararlar[ hafta sonu yasakları vs.] alındı. Ekonomiye katkısı olan yaşlılar, dışarı çıkabilirken, katkısı olmayanlar ise eve mahkûm oldular. Alışveriş merkezlerinde, toplum taşıma araçlarında ve fabrikalarda maske denetimi yapılmazken, tek başına kumsalda gezenlere maske cezası verildi. Devletin faal olması [ekonominin çarkının dönmesi için] gereken hafta içi günlerinde yasaklar uygulanmazken, bireysel esnafın hafta sonu mağduriyeti ciddiyetle ele alınmadı. Alkol tüketiminin olduğu mekânların finansal sıkıntısı görmezden gelinerek [Alkol işletmecisi ve müşterilerinin olası siyasi tercihlerinden dolayı] 22:00’a kadar bulaşmayan virüsün 22:00’dan sonra bulaşabileceği öngörüldü. Sağlık personeline haftalık tarama yap-a-madan, tüm sorumluluk vatandaşa atıldı, maske takıp takmama nedeniyle vatandaşlar birbiriyle çatışmaya başladı.
“Paramız olmadığı için cezaevlerini boşalttık, 100 bin boğazdan kurtulduk. Sizlere ekonomik destek veremediğimiz için çalışmak zorundasınız. Sizler hazır evdeyken inşaat ihalelerine devam ettik.” sözleri, dile gelmeyen hakikatlerdir.
Sağlık sisteminin tam özelleşmemiş olması, bizi Amerika benzeri faciadan kurtardı. Tomografi ile erkenden teşhis koyup test sonuçlarını beklemeden tedaviye başlamayı akıl eden ve pıhtılaşmanın mortalite açısından önemini fark eden sağlıkçılarımızı ise takdir etmek gerekir.
Asıl ironi, 70 yaş üstü vatandaşımızın az olmasına bağlı olarak virüsün öldürecek insan bulma olasılığının memleketimizde düşük olmasıydı. Avrupa uzun ömürlü olmasının bedelini daha fazla ödedi. Zaten erkenden ölenler, öldürücü virüsten daha az etkilendiler


