Osman Aydın Kara

Radyoloji

Değerli 4P1K okurları, içinde bulunduğumuz teknoloji çağında, yeni tanı ve tedavi yöntemlerini pet sağlığı hizmetine sunmak her zamankinden daha fazla önem taşıyor. Bu bağlamda tüm sağlık sektörünün en büyük yapay zekâ, dijitalizasyon ve Ar-Ge çalışmalarının yapıldığı alan olan Radyoloji üzerinde durmak, radyoloji ile neler yapılabileceğini kavramak üzere bu yazıyı kaleme aldım.

Yakın zamanda art arda gerek üniversitelerimiz gerekse özel hayvan hastanelerimiz MR (Manyetik rezonans) ve BT (Bilgisayarlı Tomografi) cihazlarını kurumlarına kazandırmış ve patili dostlarımızın hizmetine sunmuştur. Modern tanı yöntemlerinden faydalanmayı sağlayan kamu ve özel kuruluşlarımız sayesinde Türk Veteriner Hekimleri olarak haklı bir gurur yaşamaktayız. O zaman haydi şimdi Temel Radyolojik İnceleme Yöntemlerini tanıyalım.

Hastalıkların tanı ve tedavisinde tıbbi görüntüleme çok önemli bir yer oluşturmaktadır. Tıbbi Görüntüleme, en basit hali ile vücudunun iç yapısının çeşitli yöntemler ile görülebilir hale getirilmesidir. Tanısal radyolojinin röntgen, bilgisayarlı tomografi (BT), manyetik rezonans (MR) ve ultrasonografiden (US) oluşan dört temel yöntemi vardır. Birçok ülkede radyolojinin 5. yöntemi konumundaki radyonüklid görüntüleme de hayvan sağlığında kullanılmaktadır. Radyolojinin diğer kısmı ise tedavi ile ilgilidir ve girişimsel (interventional) radyoloji adını alır. Tüm bu tanı ve tedavi amaçlı kullanılan cihazların bir kısmı iyonizan radyasyon içermektedir. Radyasyon içeren cihazları tanımak ve bilgi sahibi olmak hem hasta sahibi hem de veteriner hekimler açısından oldukça önemlidir.

1895 yılında Wilhelm Conrad Röntgenin x-ışınlarını bulmasıyla başlayan radyoloji tarihi, hastalıkların teşhis ve tedavisinde tıp alanında bir çığır açmış ve bugünde olmak üzere hem insan hekimlerinin, hem de veteriner hekimlerin temel yapı taşı olmuştur. Hastalıkların saptanmasında ve tedavi edilmesinde radyoloji oldukça büyük bir öneme sahiptir. Veteriner hekim, hastanın hastalığının tanısını koyma işlemi ile tedavinin tamamlanması süresince çeşitli radyolojik çekim ve incelemeler yapabilir. Bu süreçte hasta, veteriner hekim ve çalışanları radyasyondan etkilenme riskiyle karşı karşıyadır. Radyolojik inceleme isteyen veteriner hekim de hastanın maruz kalacağı radyasyon riskini gözeterek, gerekli olduğu kadar (ALARA) prensibini göz önünde bulundurması önemlidir. Temel radyoloji cihazlarını tanımak ve bu cihazlar hakkında bilgi sahibi olmak radyasyondan korunmak anlamında da yararlı olmaktadır.

Temel radyoloji ünitesi, tanısal ve girişimsel olarak ikiye ayrılmaktadır;

Tanisal radyoloji̇

Röntgen

Röntgen cihazları, istenilen sürede, istenilen kalite ve miktarda x-ışınının elde edilmesini sağlayan görüntüleme cihazlardır. X-ışınları iyonizan radyasyondur. İyonizan radyasyon atomları iyonlaştıracak seviyede enerjiye sahip olup tüm canlılar için zararlıdır. Röntgenle görüntüleme, radyolojik tanı yöntemlerinin en eskisidir. Radyasyonun ilk kullanımı tanısal amaçlı 1986 yılında olmuştur. Röntgen cihazıyla, vücudu farklı oranlarda geçen x-ışınları bir fotoğraf plağı ya da fluoresan ekran üzerine düşürülerek sabit veya canlı görüntüler elde edilir. X-ışınlarının radyolojide kullanılmasının nedeni dokuyu geçebilme yeteneğidir. Canlı vücudu değişik atom ağırlığında, kalınlık ve yoğunlukta dokulardan oluşur. Bu nedenle x-ışını da dokuları geçerken röntgen filmi üzerine değişik oranlarda yansır. Bu yansıma sonunda siyahtan beyaza kadar değişen gri tonlarda görüntü oluşur. X-ışınlarından fazla etkilenen kısımlar, film üzerinde siyah, az etkilenen kısımlar ise beyaz görünmektedir. X-ışınlarının incelenecek olan vücut bölgesinden geçirildikten sonra film üzerine düşürülerek görüntü elde etme yöntemine radyografi denilmektedir. Görüntülemede kullanılan cihazlar, inceleme yapılacak organ, vücut bölgesi veya inceleme çeşidine göre değişik şekil, büyüklük ve güçte üretilirler. Röntgen cihazları, genel olarak radyografi ve radyoskopi cihazları olmak üzere iki guruba ayrılır. Günümüzde bunlar da kendi aralarında konvansiyonel ve dijital olmak üzere ayrıca ikiye ayrılmaktadır. Radyografi ve fluoroskopi cihazları, gelişmiş bilgisayar teknolojilerinin entegrasyonu ile dijital hale getirilmiştir (dijital röntgen). Bunun için hastayı geçen x-ışınları, röntgen filmi veya fluoroskopi ekranına değil, ışınların miktarının ölçülebildiği bir düzenek üzerine düşürülür. Görüntüler, bilgisayar aracılığı ile bu ölçümlerin değerlendirilmesi sonucu ortaya çıkar.

Bi̇lgi̇sayarli tomografi̇

Bilgisayarlı tomografi, Cormak tarafından 1963 yılında teorize edilen kesitsel görüntüleme yöntemidir. Temeli Röntgen cihazına dayanan BT; x-ışını kullanılarak vücudun incelenen bölgesinin kesitsel görüntüsünü oluşturan tanı yöntemidir. Bilgisayarlı tomografide, bir nesnenin, değişik açılardan çok sayıda iki boyutlu x- ışını görüntüleri alınarak o nesnenin içyapısının üç boyutlu görüntüsü elde edilmeye çalışılır. Oluşturulan kesitsel görüntüler, bilgisayar aracılığı ile elde edilir. Görüntü oluşturmak için gerek duyulan bilgiler x-ışınları yardımı ile elde edilir. Konvansiyonel röntgende üst üste düşen anatomik oluşumların görüntüleri, bilgisayarlı tomografi yönteminde kesitsel şekildedir. Konvansiyonel radyografide film üzerinde farklı kontrast sayısı yaklaşık 20 iken, BT de ise bu sayı 2000 i aşar. BT de kontrast sayısının fazlalığı dokuları birbirinden ayırdığı için su, ödem, hematom gibi yapılar daha iyi görüntülenir. Bilgisayarlı tomografi incelemelerinin büyük bir kısmında lezyonları daha görünür hale getirmek amacı ile kontrast madde kullanılmaktadır. Özellikle kafa içikanamalarında BT ilk başvurulan yöntemdir. Toraks ve batın görüntülemelerde kullanım alanı çok geniştir. Bu bölgelerde kitle var ise sınırları ve çevreye yayılmaları görüntülenebilmektedir. BT anjiyografi ile damar içi darlıklar gösterilebilir. Orta kulak içi kemikçiklerin ve yumuşak dokuların incelenmesi yapılır. Sinüslerin incelenmesinde ilk olarak tercih edilir. Radyoterapi planlanması da BT ile yapılır. Bu özelliklerinden dolayı BT yöntemi ile görüntüleme, x- ışınları ile tanıda konvansiyonel röntgenden sonra devrim sayılabilen bir gelişmedir.

Manyeti̇k rezonans (mr)

Manyetik alan ve radyo dalgaları sayesinde vücut içerisinde bulunan organların detaylı görüntüler oluşmasına Manyetik Rezonans Görüntüleme (MRG) adı verilir. Manyetik Rezonans Görüntüleme (MRG) geleneksel görüntüleme yöntemlerinden farklı olarak, canlı vücudundaki doğal parametreleri (sıvılardaki ve dokulardaki su moleküllerinde yer alan hidrojen atomlarındaki protonları) kullanarak görüntü oluşturmaktadır. MRG cihazı; büyük bir mıknatıs, radyo dalgaları ve anten kullanarak imajları oluşturur. MRG cihazındaki mıknatısın gücü görüntü netliğini, elde edilen bilgi oranını ve inceleme süresini doğrudan etkilemektedir. Veteriner tıbbında kullanılmakta olan MR cihazları, 0.2 Tesla ile 1.5 Tesla arasında manyetik alan gücüne sahiptir. Düşük Tesla gücüne sahip cihazlar, açık MR adı verilen daha küçük sistemler olup genellikle daha sınırlı inceleme özelliklerine sahiptir. MRG ile organlar, yumuşak doku ve kemikler görüntülenebilir. MRG’de iyonizan radyasyon kullanılmaz (X ışını yoktur). Büyük bir tüp şeklinde magnet hasta etrafında manyetik alan oluşturur. Görüntüsü alınmak istenen bölgeye radyo frekans koil yerleştirilir. Bu yöntemle vücuttaki su moleküllerindeki değişiklikler bilgisayarlar vasıtası ile görüntüye dönüştürülür. Cihaz manyetik alan altında atomların manyetik alan yönüne yönelmesi ve belirli bir frekansta salınım yapması esası üzerine kuruludur. Üzerlerine radyo dalgaları uygulanan atomlar belirli bir frekansta radyo dalgalarını geri yansıtır. Bu yansıyan dalgaları alan Manyetik Rezonans cihazı objenin görüntülerini oluşturur. Kas, iskelet sistemi hastalıkları, Kafatası, beyin ve omurgada hem kemiklerin hem de disk gibi yumuşak dokuların incelenmesini sağladığı için tanıda önemli bir yeri vardır.

Ultrasonografi̇ (usg) & doppler us

Yüksek frekanslı ses dalgaları kullanılarak ses enerjisinin görüntüye dönüştürülmesi işlemidir. Ultrasonografide ses üstü (ultra-son) dalgaların “yansıması” söz konusudur. Sesler ve ses üstü dalgalar yayılan titreşimlerdir. İnsan kulağının işitebildiği seslerin frekansı 16-20.000 Hz arasındadır; bir başka deyişle ses dalgaları saniyede 16-20.000 kez titreşir. Ses üstü dalgaların frekansı 20.000 MHz den yüksektir (2-10 MHz arası) ve insan kulağıyla algılanamaz. Ses üstü dalgalar yüksek frekanslı alternatif akımları mekanik titreşimlere dönüştüren genellikle kuvars kristalli bir kaynaktan üretilir. Bu aygıt vücut dokularından geri dönen ses üstü titreşimleri de algılar. Tanıya yardımcı bir inceleme olarak ultrasonografinin radyografiye göre en önemli üstünlüğü katı yapılarla sıvı birikimlerini kolayca birbirinden ayırt etmesidir. Ultrasonografide sıvı birikmesi siyah renk verirken organ dokuları daha açık görünür. Ultrasonografide iyonize radyasyon olmadığı için yeni doğan yavrularda ve gebelerde rahatlıkla kullanılması önemli bir avantajdır. Ultrasonografi, genellikle boyun, tiroid bezi, karaciğer, safra kesesi, böbrekler, dalak, pankreas, mesane, rahim, yumurtalıklar, skrotum, testis ve prostat bezi gibi organların görüntülenmesinde kullanılır. Doppler ultrasonografi, ultrasonografinin özel bir şeklidir. Bu yöntemle incelenen damar yatağındaki kan akımı, akım yönü ve debinin incelenmesi mümkün olur. Ayrıca, alışılmış radyolojik incelemeler ile saptanamayacak kadar küçük lezyonlar, safra taşları ve böbrek tümörleri ultrasonografiyle gözlenebilmektedir. Günümüzde radyolojik incelemelere karşı özellikle duyarlı olan bazı organların (ovarium ve testisler) hiçbir olumsuz etkiye yol açmadan ultrasonografi ile incelenmesine olanak vermektedir. Ultrasonografinin bilinen bir zararı olmadığı için kısa aralıklarla pek çok kez yinelenebilir; böylece bir hastalığın gelişimi izlenebilir. Ultrasonografi, batın içi organlardaki, dişi üreme organlarındaki ve prostattaki çok küçük bozuklukları da görüntüleme imkânı sağladığından, her genel tarama da uygulanan temel bir inceleme yöntemi haline gelmiştir.

Gi̇ri̇şi̇msel radyoloji̇

Girişimsel radyoloji, cerrahi kesisi oluşturmadan, iğne deliği küçüklüğündeki yollarla vücuda girilerek gerçekleştirilen tanı ve tedavi yöntemlerini içerir. Biyopsi, drenaj ve anjiyografi gibi tanısal işlemler ve stent takılması, anevrizma tedavisi, trombolitik tedavi, anjiyoplasti, embolizasyon, tümör embolizasyonu, tümör ablasyonu, skleroterapi ve anevrizma gibi tedavi amaçlı işlemleri sayılabilir. Bu işlemleri gerçekleştirirken iyonizan radyasyon adını verdiğimiz zararlı ışınların olduğu ve x-ışınları olarak bildiğimiz ışınların kullanıldığı cihazlardan faydalanırız. Fakat ülkemizde girişimsel radyolojinin yeterince uygulanamamasının birçok nedeni vardır. Bunlardan biri de donanımlı özel cihazların yanı sıra uygun boy ve yetenekte katater gibi yardımcı araçların bulunamamasıdır. İşte tam da burada yıldızı parlayan yeni bir alan doğuyor. Veteriner Biyomedikal Ar-Ge çalışmaları. Hayvanların çeşitli boy ve yapıda olmaları, gerek medikal tedavide kullanılan araç ve gereçlerin boy ve çeşitliliği, cerrahide kullanılacak malzemelerin uygunluğu üzerine araştırma geliştirme çalışmaları yapılarak, ülkemize katma değer yaratabilecek veteriner medikal ürünlerinin geliştirilmesini sağlayarak birçok ülkeye de öncülük edebiliriz.

Girişimsel radyolojide tedavi edilebilecek hastalıkların bazılarını sayacak olursak;

Atardamar darlık ya da tıkanıklıklarınıntedavisi: Damar sertleşmesi ya da diğer sebeplere bağlı gelişen damar darlık ve tıkanıklıkları anjiyografi sırasında balonlama ya da stent yerleştirilmesiyle tedavi edilebilir. Özellikle kedilerde tromboemboli adı verilen ve oldukça sık karşılaşılan hastalık tablosunda başvurulabilecek bir yöntemdir.

Torakal ve abdominal aort anevrizma (TAA, AAA)tedavisi: Bu tedaviler göğüs ve karın bölgesindeki vücudun en büyük atar damarlarında gelişen anevrizma (balonlaşma) tedavileridir. Tedavi herhangi bir cerrahi kesi gerektirmeden hayvanın kasık bölgesinden girilerek yapılabilir.

Beyin Damarı Hastalıklarının Tedavisi: Beynin içindeki damarlarda görülen anevrizma tabir edilen küçük balonlaşmalar, duvarları normal damardan ince oldukları için çatlayıp beyin içine ya da beynin içinde bulunduğu sıvıya kanama yapabilir. Bu durumda öncelikle görüntüleme yöntemleriyle (MR, anjiyografi gibi) bu balonlaşmanın tespiti, ameliyat ya da damar içinden iletilen maddelerle tıkanması ya da kapanması anjiyografi eşliğinde hayvanın kasık bölgesinden atar damara girilerek yapılabilir.

Biyopsi ve drenajlar: Görüntüleme teknolojisindeki tüm gelişmelere rağmen bazı hastalıkların tanısı için doku örneği almak gerekmektedir. Tiroid patolojilerinden “ince iğne”, karaciğer böbrek gibi organların hastalıkları ya da diğer çoğu kitlede “kalın iğne” tabir edilen iğnelerle biyopsi alınması için görüntüleme yöntemleri kullanılmaktadır. Ultrason, tomografi gibi görüntüleme yöntemlerinin varlığıyla vücut içi derin ya da yüzeysel dokulardan ameliyata gerek olmaksızın bir iğne yardımıyla doku örneği almak mümkündür.

Tümörtedavisi: Girişimsel radyoloji özellikle karaciğer tümörleri olmak üzere akciğer böbrek ve diğer organlardaki bazı tümörler için tedavi yöntemleri içerir. Bu yöntemler temel olarak tümör dokusuna atardamarından ulaşılarak kemoterapi ilaçları verilmesi ya da tümöre deri yoluyla bir iğne ile girilerek tümörü yok etmeye yöneliktir.

Ağrıtedavisi: Çeşitli hastalıklarla birlikte olan ağrının girişimsel yöntemler kullanılarak hayvanın yaşam konforunu sağlamak için kısmen ya da tamamen kontrolü mümkündür. Bu daha çok US ya da BT kullanarak ağrıyı taşıyan sinir ya da sinir paketi komşuluğuna uyuşturucu (anestetik) madde enjeksiyonu ile geçici olabildiği gibi, alkol gibi yakıcı maddedeler kullanılarak uzun sureli olarak da yapılabilmektedir

Görüldüğü üzere hayvan hastalıkların teşhis ve tedavisinde radyoloji çok büyük öneme sahiptir. Tabi radyolojinin güvenli ve verimli kullanılmaları da oldukça önemlidir. Günümüzde birçok hastalığın tanı ve tedavisinde kullanılan görüntüleme yöntemlerinin bazıları iyonizan radyasyon içermektedir. X-ışınlarının ölçülmesi, gönderilen ultrason dalgalarının çeşitli dokulardan yansıyarak dönmesi ve ölçülmesi, damara enjekte edilen radyoaktif maddelerden yayılan gama ışınlarının ölçülmesi, Vücuttaki hidrojen atomlarının yüksek manyetik alana maruz bırakılması esasına dayanan nükleer magnetik rezonans, termal görüntüleme yöntemleri gibi, tümüne baktığımızda iyonize olan ve olmayan radyasyon kullanılmaktadır.

Tanısal radyolojide maruz kalınan iyonizan radyasyon sitokastik (rastgele) etkileri vardır, bu etki son derece nadirde olsa kanser riski olarak düşük dozlarda bile ortaya çıkabilir. Tedavide kullanılan yüksek doz iyonizan radyasyon ise deterministik (belirlenimci) etki gösterebilir. Görüntüleme cihazlarındaki ışınların var olan etkileri hem insanlar hem de hayvanlar için önemlidir. Yaşlarına, sağlık sorunlarına, organların durumlarına ve bağışıklık sistemine göre değişkenlik göstermektedir ve kanser veya genetik hasar oluşturacak eşik radyasyon dozunun ne olduğu bilinmemektedir. Bu nedenle tıbbi uygulamalarda iyonizan radyasyon içeren tetkiklerin bilinçli yapılması çok önemlidir.

## Vet. heki̇m osman aydin kara
## İstanbul üni̇versi̇tesi̇-cerrahpaşa
## Araştirma ve uygulama hastanesi̇
## Radyoloji̇ üni̇tesi̇

Basılı arşivden
Bu yazı ilk kez 4P1K Sayı 9 (Temmuz 2019) sayısında yayımlandı.
ReklamTailtown
OK
Yazar

Osman Aydın Kara

4P1K’de 3 yazısı yayımlandı. Tüm yazıları