Evcil Hayvanlar ve Keneler: Neleri Bilmeliyiz?
Canlılar, yaşamları boyunca virüs, bakteri ve parazit gibi birçok biyolojik etken ile etkileşim içindedir ve bunların çoğu canlılarda enfeksiyona neden olmaktadır. Virüsler en küçük mikroorganizmalar olmak ile birlikte yaşamlarına devam etmeleri için mutlaka uygun canlı hücrelere ihtiyaç duymaktadır. Virüsler, canlıların vücutlarında çoğalırken dış (cansız) ortamda canlılıklarını kaybetmektedirler. Dış ortamdaki dayanıklılık süreleri virüsün yapısına göre değişkenlik göstermektedir. Aynı zamanda virüslerin sebep olduğu hastalıklar genellikle tür spesifiktir. Örneğin, köpeklerde bulunan bazı virüsler (Distemper ve Parvovirus gibi) insanlarda hastalık oluşturmamaktadır. Kediler için önemli olan viral hastalıklar arasında Feline Immunodeficiency Virus (FIV), Feline herpes virus veya feline viral rhinopneumonitis (FVR), Feline leukemia (FeLV), Feline calicivirus (FCV), feline infectious peritonitis virus (FIPV) ve Feline Panleukopenia virus (FPV) bulunmaktadır. Kedi ve köpeklerdeki bu viral hastalıklara karşı aşılar bulunmaktadır ve hayvanların sağlığı açısından aşıların yapılması önemlidir.
Virüslerin farklı bulaşma yolları bulunmaktadır. Bazıları solunum yolu, bazıları temas ve bazıları da vektörler (kene, sivrisinek vb.) aracılığı ile bulaşmaktadır. Kene ve sivrisinek kaynaklı hastalıklar birçok canlının yaşamını tehdit etmektedir. Bunun en önemli nedeni bir canlıdan aldıkları virüsü yeni bir canlıya ve farklı bölgelere taşıyabilmesidir. Bu sayede virüsler, kene gibi vektörlerin vücudunda canlılıklarını devam ettirerek çoğaldıklarından farklı bölgelere ve canlılara kolaylıkla yayılmaktadır.
Evcil ve yabani omurgalıların ektoparazitleri olan keneler dünyanın hemen hemen tüm bölgelerindeki karasal alanlarda yaşamaktadır (Guglielmone ve ark., 2014). Türkiye’de günümüze kadar memeliler, sürüngenler ve kuşlarda tespit edilen kenelerin büyük çoğunluğunun İxodidae ailesindeki türlerden olduğu bildirilmiştir (Aydın ve Bakırcı, 2007). Bu yazımızda genel olarak bu ailedeki türlerin biyolojileri, vücut yapıları ve taşıdıkları hastalık etkenlerinden bahsedilecektir.
İxodidae ailesindeki keneler Türkiye’de genellikle ilkbaharda ortaya çıkmakta ve sonbahara kadar aktif olarak yaşamaktadır. Kış aylarında ise toprak altında, hayvan barınaklarındaki çatlaklarda inaktif olarak bulunmaktadırlar. Yaşam süreleri yaklaşık altı ay ila üç yıl arasında değişmekle birlikte bu sürenin çok az bir kısmını konak üzerinde kan emerek geçirirler (Dumanlı ve ark., 2016).
Kenelerin gelişme dönemleri yumurta, larva, nimf ve erişkin aşamalarından oluşmaktadır. Örneğin larva dönemindeki bir kene kan emerek doyar ve gömlek değiştirerek nimf dönemine geçer ya da nimf dönemindeki bir kene kan emerek doyar ve gömlek değiştirerek erişkin döneme geçer. Erişkin dönemdeki dişi keneler ise konak üzerinde kan emerken çiftleşir ve konak üzerinden ayrılarak yumurtlamaktadır. Keneler bu larva, nimf ve erişkin dönemlerinin tamamını bir konak üzerinde geçirebileceği gibi bu aşamaların tamamını farklı konaklar üzerinde de geçirmektedir. Bu durumda kenelerin konak sayısı (bir konaklı, iki konaklı ya da üç konaklı kene) belirlenmektedir. Kenelerin farklı farklı konaklardan kan emebilmesi, bir konaktaki hastalık etkenini o konaktan bir sonraki gelişim aşamasında başka konaklara ve/veya jenerasyonlara nakledebilmesi nedeniyle hastalıkların yayılmasındaki rolleri önemlidir (Gazyağcı ve Aydenizöz, 2010; Dumanlı ve ark., 2016 ve Nicholson ve ark., 2019).
Şekil1*: A. Rhipicephalus sanguineus erişkin dişi tüm vücudu, B. Rhipicephalus sanguineus dişi ön kısmı, C. Rhipicephalus sanguineus erişkin erkek tüm vücudu, Ç. Rhipicephalus sanguineus erkek ön kısmı.*
Keneler konaklarından kan emerek onlara zarar verdiği gibi, kan emmeleri sırasında konağın derisinde ülser ve irritasyona neden olarak kan emdiği bölgede bakteriyel enfeksiyonlar için uygun ortam oluşturmaları, tükürük salgılarının konaklarda toksik reaksiyon ve felçlere neden olması ve ayrıca konak üzerinde çok sayıda bulunduklarında anemiye sebep olmaları gibi kan emdiği konak için birçok zararlı etkileri söz konusudur (Dumanlı ve ark., 2016). Ayrıca keneler bakteriyel, viral, protozoal ve riketsiyal yaklaşık 200 adet patojeni kan emdiği bir konaktan alarak kan emdiği başka konaklara bulaştırabilmektedir (Gazyağcı ve Aydenizöz, 2010; İnci ve ark., 2016 ve Nicholson ve ark., 2019).
Dünyada insanlarda her yıl kene kaynaklı binlerce enfeksiyon meydana geldiği ve bu vaka sayılarının her yıl arttığı bildirilmiştir (Nicholson ve ark., 2019). Kenelerin taşıdığı viral etkenlerden olan Kırım Kongo Kanamalı Ateşi Virüsü (KKKAV) ülkemizde insan sağlığını tehdit eden hastalıklardan en önemlisidir.
KKKAV’ne tarihte ilk olarak 12.yüzyılda Tacikistan’daki kanamalı hastalığa sahip klinik vakaların yazıldığı verilerde rastlanılmıştır. Yine o bölgedeki ülkelerden olan Özbekistan’da, halk arasında “kara ölüm” olarak da adlandırılmıştır (Hoogstraal, 1979; Chumakov, 1974). 1944-45 yıllarında, Kırım’da tarım arazilerindeki askerlerde kanamalı ateş tablosuna sahip vakalar sonrası 1956 yılında Kongo’da benzer klinik tablolara sahip bir çocukta da aynı virüs tespit edilince iki bölgedeki hastalığın adı birleştirilerek Kırım Kongo Kanamalı Ateşi denilmiştir (Chumakov ve ark.,1969). Günümüzde İran, Güney Afrika, Senegal, Kongo, Uganda, Nijerya, Pakistan, Irak, Çin, Özbekistan, Kazakistan, Tacikistan, Yunanistan, Rusya, Bulgaristan, Kosova, Arnavutluk ve Türkiye gibi birçok ülkede bu hastalık görülmektedir. Hastalığın yayılımında yaban hayatındaki hayvanların önemli bir rolü olduğu düşünülmektedir.
Açık arazilerde yaban hayvanları da bulunabileceğinden, keneler için daha fazla konakçı bulunmaktadır. Bu alanlara gidildiğinde yaban hayvanlarından beslenen kenelerin tutunma ihtimali bulunmaktadır. Bu alanlardaki keneler, yaban hayatında bulunan bir hastalığı, oraya gelmiş yeni canlılara (kedi, köpek, insan) bulaştırabilmektedir. Böyle alanlara gidildiğinde çevrede fazla sayıda ölü hayvanların (kuş, kirpi, tilki, gelincik vb.) olması durumunda yetkililere haber verilmesinde fayda vardır.
Açık araziden veya kene tutunma riski olan alanlardan döndükten sonra kedi-köpekler ve insanlar kene tutunması yönünden kontrol edilmeli ve duş alınmalıdır. Riskli bölgelere gidilmeden önce kene kovucular kullanılmalıdır. Döndükten sonra kıyafet veya eşyalarda da kenelerin olabileceği unutulmamalıdır.
Kene tutunması durumunda genellikle KKKAV’nün ana vektörü olan keneler yönünden kontrol yapılmaktadır. Fakat bu kenelerin dışındaki farklı türdeki keneler farklı hastalık etkenlerini taşıyabilmektedir. Araştırmalar yapıldıkça kenelerde yeni viral hastalıklar tespit edilmektedir ve kenelerden farklı hastalıkların da bulaşabileceği göz önünde bulundurulmalıdır (Dinçer ve ark., 2017; Yeşilbağ ve ark., 2013) Bu nedenle kene tutunmalarından sonraki 2-3 haftalık süre içerisinde oluşan hastalıklar için sağlık kuruluşlarına müracaat edilmeli ve kene tutunması olduğu bildirilmelidir.
Kene Tutunması Durumunda Dikkat Edilecek Noktalar
1.Keneler, genellikle kan emme sırasında kolay fark edilemeyen ve kan emerken rahatsız edilmeyecekleri yerlere tutunmaktadırlar.
2.Keneler, kedi ve köpeklerde genellikle kulak içi, ön kol ile vücudun birleştiği yer ile meme bölgesi gibi tüysüz bölgelere tutunmayı tercih etmektedir. İnsanlarda da saç içi ve çevresi, kulakların çevresi, koltuk altları, dizlerin arkası, bacakların arası ve göbek deliğinin olduğu alanlar kene tarafından daha fazla tercih edilir.
3.Öncelikle bu bölgeler kene yönünden gözle muayene edilmeli eğer kene yok ise vücudun kalan bölgeleri de kene yönünden kontrol edilmelidir.
4.Kene tespit edilmesi durumunda, eldiven giyilmeden kesinlikle keneye dokunulmamalıdır.
5.Kenelerin konak vücuduna tutunmasını sağlayan ağız organellerinden olan hipostomun üzerinde hareketli dişçikler bulunmaktadır. Eğer kene birden çekilirse kene bu dişçikleri geri çekemez ve ağız organelleri deride kalacağı için konakçıda enfeksiyonlara neden olabilir ve bazı kene türlerinde ağız organelleri kene teşhisinde oldukça önemli olduğu için kopması durumunda kenenin tür teşhisi yapılamaz.
6.Kene tutunması fark edilir edilmez mümkün ise sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır. Kene tutunmasında ilk 24 saatlik süre hastalık bulaşması açısından çok önemlidir. Bu süreden sonra kenenin Kırım Kongo Kanamalı Ateşi Virüsü (KKKA) gibi patojenleri bulaştırma ihtimali artmaktadır. Bu nedenle kene fark edilir edilmez çıkartılması prosedürüne geçilmelidir. Eğer sağlık kuruluşuna gidilemiyorsa, öncelikle keneye birkaç kez kenarlarından hafifçe dokunulup kenenin bu dişçikleri geri çekmesi sağlanır. Daha sonra ise ince uçlu bir pens yardımıyla kenenin vücuda tutunduğu en yakın yerden kene hafifçe çekilip çıkarılmalıdır.
7.Kene çıkarıldıktan sonra o bölge uygun dezenfektanlar ile temizlenmelidir.
8.Kene, kesinlikle vücudunun arka kısmından çekilmemelidir. Çünkü kenenin arka kısmına yapılacak bir baskı kenenin kusmasına (taşıdığı hastalıkları konakçıya nakletmesine) ya da özellikle dişi kenelerde arka kısım daha dayanıksız olduğu için kenenin patlamasına ve etrafın kontamine olmasına neden olabilmektedir.
9.Kene üzerine kolonya, alkol vb. kimyasal maddeler kesinlikle dökülmemeli ya da kene yakılmaya çalışılmamalıdır. Bu durumda da kene kusacağı için muhtemel enfeksiyon etkenlerini konağın vücuduna verebilir.
10.Konak vücudundan çıkarılan keneler boş bir tüpe (dibinde jel olan serum tüpleri kullanılmamalıdır) alınarak üzerine herhangi bir solüsyon koymadan tür teşhisi amacıyla laboratuvara gönderilmelidir.
11.Kedi ve köpeklerin iki günde bir kez kene yönünden kontrol edilmesinde fayda vardır.
Keneler, biyolojileri gereği taşıdıkları hastalıkları rahatsız edilmezler ise genellikle konakçıya hemen bulaştırmazlar. Bu nedenle, kenenin tutunduğunun erken tespit edilmesi önemlidir. Kene tespit edildikten sonra da yukarıda anlatılan maddelere dikkat edilmelidir. Eğer vücuda tutunan keneye yanlış müdahale edilir ise taşıdığı hastalıkları tutunduğu canlıya kusma yolu ile de aktarabilmektedir.
Evcil hayvanlarımızdan keneleri uzak tutabilecek uygulamaların yapılması, kenelerin aktif olduğu dönemlerde hayvanlarımızda kene kontrolü yapılması, kene tespit edilmesi durumunda keneye kesinlikle çıplak elle dokunmadan ya da kendi başımıza çıkarmaya çalışmadan veteriner hekimlerden yardım alınması oldukça önemlidir. Yazılanlar sadece bilgilendirme amaçlı olup şüpheli durumlarda mutlaka sağlık kuruluşlarından yardım alınmalıdır.
Ülkemizde yaban hayatı kaynaklı insanlara geçen hastalıkların araştırıldığı çalışmalar yapmaktayız. Yaban hayatından numune toplama süreci zorlu olduğundan bu konuda çalışan veteriner hekimlerin ve bu konuyla ilgilenenlerin destekleri ile yaptığımız araştırmalar sonucunda kuşlar, tilkiler başta olmak üzere diğer hayvanların taşıdığı hastalıklara ışık tutmaya çalışmaktayız.
- Sabri HACIOĞLU Ufuk EROL
- Uzman Veteriner Hekim Veteriner Hekim
- Kaynaklar
Dinçer E, Brinkmann A, Hekimo O, Hac S, Földes K, Karap Z, Fato P, Bekir O, Orunç Ö, Hagedorn P, Özer N, Özkul A, Nitsche A, Ergünay K (2017) Generic amplification and next generation sequencing reveal Crimean-Congo hemorrhagic fever virus AP92-like strain and distinct tick phleboviruses in Anatolia, Turkey. 1–16, doi:10.1186/s13071-017-2279-1.
Yeşilbağ K, Aydin L, Dinçer E, Alpay G, Girisgin AO, Tuncer P, Ozkul A (2013). Tick survey and detection of Crimean-Congo hemorrhagic fever virus in tick species from a non-endemic area, South Marmara region, Turkey. Experimental and applied acarology, 60(2), 253-261.
Chumakov, MP, Smirnova, SE, Tkachenko, EA (1969). Relationships between strains of Crimean haemorrhagic fever and Congo viruses. Acta Virologica, 14, 82-85
Chumakov MP (1974). On 30 years of investigation of Crimean hemorrhagic fever. Tr. Inst. Polio Virusn. Entsefalitov Akad. Med. Nauk SSSR 22, 5–18 (in Russian; in English, NAMRU3-T950
Hoogstraal H (1979). The epidemiology of tick-borne Crimean-Congo hemorrhagic fever in Asia, Europe, and Africa. J. Med. Entomol. 15 (4), 307e417.
Aydin L, Bakirci S (2007). Geographical distribution of ticks in Turkey. Parasitology research, 101(2), 163-166.
Dumanli N, Altay K, Aktaş M (2016).Ticks and tick–borne diseases. Manas Journal of Agriculture Veterinary and Life Sciences, ; 6(2), 45-54.
Gazyağcı AN, Aydenizöz M (2010). Keneler ve Kenelerin Taşıdığı Bazı Önemli Hastalıklar. Türkiye Parazitoloji Dergisi,34 (2): 131 – 136.
Guglielmone AA, Robbins RG, Apanaskevich DD, Petney TN, Estrada-Pena A, Horak IG (2014). The hard ticks of the World (Acari: Ixodidae). New York: Springer
İnci A, Yıldırım A, Duzlu O, Doğanay M, Aksoy S (2016). Tick-borne diseases in Turkey: A review based on one health perspective. PLoS neglected tropical diseases, ; 10(12), e0005021.
Nicholson WL, Sonenshine DE, Noden BH, Brown RN (2019). Ticks (Ixodida). Mullen GR, Durden LA, editors. Medical and Veterinary Entomology. London: Academic Press, Elsevier; p.:603-663.


