Dev-let
Halk veya birey, devlerin karşısında daima cüce kalır.
Devlet, soyut baba; başkan ise somut babadır. Baba her daim kendisini haklı görür. Halk, hata yaptığında cezasını veren devlet baba, asla kendisini suçlamaz.
Soyut devletin devamı için günah keçisi olarak seçilen somut baba yani kraldır. Aynı şekilde kral da bakanlarını veya vezirlerini günah keçisi ilan ederek konumunu sürdürmeye çalışır. Kral, sistemsel açıdan arıza çıktığında yardımcılarını veya bakanlarını değiştirerek halkın gazını alır böylece makamını koruma altına alır. Suçlama, suçlayanın kendisini suçsuzlaştırma teşebbüsüdür.
Aile ve Çalışma Bakanlığı, Kültür ve Turizm Bakanlığı, Tarım ve Orman Bakanlığı; birbiriyle çelişkili yapıların, nasıl da maskeli bir şekilde kaynaştırıldığına [tekleştirme - globalleşme] örnek teşkil eder. Çalışma, ailenin yapısını bozar; Turizm, kültürün; tarım da ormanın. Zaten amaç, tam da ormanın tarıma açılması, kültürel varlıkların turizme peşkeş çekilmesi, ailenin de çalışma uğruna zedelenmesidir. Bu gerçeğin halk tarafından fark edildiği sistem tarafından fark edilince, bakanlıkların bölünmek zorunda kalması iyi bir gelişmedir.
Yeşilay, tütünden para kazanıldığını maskeler. Çevreci oluşumlar, çevre katliamı olsa bile bu katliama direnecek bir kurum olduğu yanılgısı yaratmak için bizzat katliamcılar tarafından desteklenir. Denizi en çok kirleten şey balıkçıların [özellikle dev şirketlere ait gemiler] geride bıraktığı malzemeler ve fabrika atıklarıdır ancak haberlerde sadece denize pet şişe atan halk suçlanır. Ormana en çok zarar veren ormanı korumakla görevli kurumlardır. Böylesi kurumlar, yağma nesnesini azaltan bireysel hatalara savaş açar. Savaşın amacı, nesneyi korumak değil, nesnenin paylaşımını azaltmaktır. Su tüketimini azaltması istenen halk, devletin görmezden geldiği tarımsal su tüketimindeki hoyratlığa sessiz kalır. Aşı temin edilemediği için ölen halk, maske takmadığı için suçlanır.
Devlet zaten başlı başına sorunlu ve keyfi bir kurumken, neoliberalizm dalgasıyla devletin başına gelenlerin ilave keyfiliği veya sorumsuzluğu, içinden çıkılamaz bir duruma neden olmuştur.
Günümüz dünyasında liderlerin ortak özelliği, kitap okumamaları ve empati yoksunu olmalarıdır. Gerek liderlerde, gerekse de bürokratlarda gözlemlenen soyut unvanı sahiplenme dürtüsü, beden diline [geriye düşecekmiş gibi dik yürüme] veya soyut dile “milletim” yansımaktadır.
Atatürk’ün “Aziz Türk Milleti” hitabında açığa çıkan şey, babanın keyfi olmadığı ve halkını [çocuklarını] özgür ve yalıtılmış bireyler olarak görmesidir. Günümüz liderleri ise halkı veya kurumları, kendisine mutlak itaat etmesi gereken eli veya kolu olarak görür. Baba arayan feodal toplumlar ise babasız kalmamak için babanın hatasını görmez, görse bile inkâr eder.
Gök kubbenin altında tam bir keşmekeş var, vaziyet harika... S.Zizek


