Söyleşi · Sayı 5

Ömür Köroğlu

Ömür Köroğlu

Hele de ona bir insana davranır gibi yaklaşır, onunla konuşur ve onu anlayabilirsek bize şifa olur, fikir olur, dost olur.’’ Diyen kıymetli hocamız Sayın Ömür Köroğlu hanımefendi ile bitkileri ve Yaprak Sanatı hakkında çok keyifli bir röportaj gerçekleştirdik.

Merhabalar Ömür Hanım, sanatınızla ilgili merak ettiklerimize geçmeden önce çocukluğunuzu sormak isterim ne za-

Doğa dediğimiz, yaşayan ve bütünsel olan bir biyosistem. Parçası olan bizler gibi nefes alır, kendini yeniler ve değişim gösterir. Bunu

man nerede doğdunuz? Ve siz nasıl bir çocuktunuz?

Yörük bir ailenin İzmir doğumlu bir evladıyım. Çocukluğumda babamla birlikte çıktığımız doğa yürüyüşlerinde ve köyümüzdeki bahçemizde yetiştirdiğimiz bitkiler hakkında az çok fikir sahibi oldum. Babam edebiyat öğretmeniydi ve aynı zamanda doğasever bir insandı. Bende bunun avantajını yaşadım ve sanatımın temeli o dönemlerde atılmış oldu…

Babam oldukça titiz, düzenli, programlı ve doğayı çok seven bir insan olduğu için kardeşim ve bana doğayı anlatırken okuduğumuz kitapların arasında babamın tanıttığı o bitkilerin yapraklarını düzgün bir şekilde koyarak ki bize okuma alışkanlığını o aşılamıştır kurutmaya başladık ve kuruttuktan sonra koleksiyon yaptık. Ben bu konuda biraz daha titiz ve hevesliydim. Babamın bu doğa sevgisini aşılamasıyla bunları arşivledikten sonra oldukça fazla bir yaprak koleksiyonum oldu. Bunları bir araya getirip puzzle gibi yapıştırarak yaklaşık 7 - 8 yaşlarında bir şeyler tasarlıyordum. Tabikî o yaştaki bir çocuğun yapacağı kadar.

İlerleyen zamanlarda düğün davetiyeleri oluşturdum bunlara. Her biri kişiye özeldi tekti. Böyle devam etti. Meraklı bir çocuktum o önemli çok soru sorardım. Bu devirde çok soru soran çocuklara ne kadar ebeveynleri sabırla onları dinliyor doğru yanıtları vermeye çalışıyor bilinmez ama ısrarla soruları soran bir çocuktum. Çünkü o güzelim bitkilerin o muhteşem çiçeklerin nasıl çoğaldığı, doğada ağaçların yapraklarını dökmesi beni çok ilgilendiriyordu merak konusuydu. Şimdiki gibi internet ortamı olmadığından sorarak ve izleyerek merakımı gideriyordum. Kendi aralarında ağaç fideleri hakkında konuşulduğunda ya da ağaçların böceklere karşı ilaçlanması, ağaç gövdelerinin budanması gibi konular hep ilgimi çeker ve ben kulak misafiri olurdum. Hatta budama işlemi yapıldıktan sonra o yapraklar neden boşa gitsin ki diyerek toplayıp kitaplarımın arasına koymuşluğum çoktur.

Peki, şimdi Ömür Köroğlu kendini nasıl tanımlar?

Doğa aşığı, hayallerle beslediği bir iç dünyası olan, düzenli, sistemli, programlı.Tasavvufa meraklı öyleki Mevlana ve Yunus aşığı denilebilecek, bu benim için iki bilge şahsiyetinde vahdeti vücut felsefesi benim icra ettiğim sanat la da ilgili. Ailesi ve sevdikleriyle mutlu, 4 aylıkken sokaktan edindiği ve şimdi 2 yaşında olan kedisi Evci ile ara ara yaprakları ve bitkileri ile birlikte çalışmaktan büyük keyif alan gayretli biri. Kedim Evci kızım Nildanın da en iyi arkadaşı. Hayvanlarda bitkiler gibi muazzam canlılar... Onlar saf sevgi…

Yaprak Sanatı nedir? Nasıl yapılır?

Yaprak Sanatı tanım itibari ile doğadan topladığımız bitkilerin ilaçlanıp kurutulmasıyla ardından tekrar ilaçlanmasıyla yani ilaçlama işlemini birkaç evrede birkaç kez yapıyoruz yaprakların tamamen doğal doku renk biçim ve şekline esas alınarak çalışılan boya yerine yaprak, bitki fırça yerine de cımbız kullandığımız çalışmalardır. Kolaj tekniği ile çalışılır. Parçadan bütüne gidilir, farklı parçalar bir araya gelerek bütün oluşturulur.

Yaprak Sanatının bir tarihçesi var mıdır?

Evet, ilk Osmanlı zamanında varlığını gösterdi. II. Abdülhamit döneminde başa geçme töreninde cülus kutlamalarında Müslümanlar, Museviler, Hıristiyanlar bir araya gelip bu naif sanatı icra etmişler ve sunmuşlardır. II. Abdülhamit in çiçeklere düşkünlüğünü biliyoruz. Yıldız Sarayındaki yıldız çiçeğine ismini vermiştir. İsim babası olmuştur. Bu bizim arşivlerden ve kaynaklardan elde ettiğimiz bir bilgi fakat bu bilginin altında dolu dolu bir felsefe var. Üç farklı mezhep çiçekle birleşmişler doğa ve sanatla buluşmuşlar gönüllerinden geçen güzel dilekleri bu cülus kutlamaları sırasında II. Abdülhamit’e sunmuşlardır. Ne güzel sevginin dilidir çiçek. Ne güzeldir ki doğanın, sanatın, fikirlerin ifade edilme şeklidir.

Yurt dışında hangi ülkelerde bu sanatı görebiliyoruz? Oraların bitki örtüsü sizce bizimki kadar elverişlimi dir?

Yurt dışında da çalışan birçok ülke var. Rusya ve Japonya bunların başında geliyor. Doğanın ve bitkinin olduğu her yer elverişli. Bizim ülkemizde müthiş bir zenginlik var. İklimlerin her bölgede değişmesi, rakım derecelerinden, toprağın içerisindeki minerallere kadar var olan çeşitlilik pek çok nedenden dolayı müthiş bir endemik bitki çeşitliliği oluşturuyor ülkemizde. Bu anlamda bizim ülkemiz çok elverişli.

Yapraklarınızı, bitkilerinizi nasıl topluyorsunuz? Ve bunları nasıl muhafaza ediyorsunuz?

İlkbahar yaprakların ve bitkilerin toplanması için çok verimli bir mevsim. Sanatımı icra etmeseydim bile vaktimin çoğunu doğada geçirirdim. Çiçekleri bitkileri seviyorum, onları çoğaltmayı, üretmeyi dostlarımızla sevenlerimizle paylaşmayı alışkanlık haline getirdik uzun yıllardır.

Topladığımız bitkiler önce ilaçlanıyor ilaçlandıktan sonra tekrar kurutuyoruz. 3 ay gibi bir süre uyku dönemi var dokunmuyoruz bu süre içerisinde. Ardından tekrar ilaçlıyoruz ve eserleri çalışıyoruz. Eserleri çalıştıktan sonra tekrar ilaçlama kısmı devam ediyor ve tamamlıyoruz.

Bu sanatın bugüne dek pek yaygın olmamasının pek çok kişi tarafından çalışılmamasının nedenlerinden birisi ilaçlama tekniğinin bilinmemiş olmasıdır. İlaçlamadığımız takdirde eserlerimiz zamanla kurtlanacak ardından da böceklenecektir. Mesela Papatya en uzun sürede kuruyan bitkidir.

Sevgili Ömür Hanım tüm bitkiler aynı teknikle kuruyabiliyor mu?

Tüm bitkiler aynı teknikle kurumuyor bu önemli. Her bitki birbirinden farklı. Doğaya çıktığı ilk andan itibaren toplanması çok önemli. Aksi takdirde renk pigmentleri maalesef değişiyor bitkilerin. Canlılığını korumuyor. Doğaya çıktığımızda iz sürüyoruz... Gelen yağışların iklimin, hava durumunun etkisi çok var. Mesela bir sene önce Martın 14-15 inde ulaştığımız bitkiye sonraki yılda nisan ayı içinde ulaşabiliyoruz.

Resimlerinizde en çok kullandığınız bitkiler hangileri? Renkleri?

Aslında bütün bitkileri kullanıyorum. Tüm bitkilerin eserlerimdeki yerleri birbirinden farklı. Tercih ettiğim renk yok. Bütün renkleri kullanıyorum. Benim renk kartelam önümdeki bitki kitim. Nasıl bir ressam boyalarının tonlarını birbirleriyle karıştırır fırçasıyla oluşturursa benim de her renk tonunda her renk geçişlerinde bitkim olmak zorunda. Olmadığı takdirde maalesef o eseri çalışmakta zorlanıyorum.

Yaprak Sanatını, tablolarınızdan başka nerelerde kullanıyorsunuz? Neler yapılabiliyor?

Genelde dekoratif amaçlı tablo ama tasarım tescil patentinin bana ait olduğu kolyelerimde var. Kadınların doğayla ilişkisi, çiçekle ilişkisi ve kadının doğa gibi üretkenliği yakın benzerlikleri nedeni ile her kadının takısının da kişiye özel kendisine özel olmasını istediğimden dolayı çalışmış olduğum kolyeler bunlar. Yani gelen taleplere göre oluşturduğumuz alanımız. Hepsi birbirinden bağımsız tamamen birbirinden farklı kişiye özel tasarımlarımız.

Malzemelerinizi hazırlama süreciniz ne kadar sürüyor?

Bu oldukça uzun süren bir konu. Eşim sağ olsun bana oldukça destek konunun mutfak kısmı oldukça froktal, karışık, iç içe bu bitkiler toplanıyor ilaçlanıyor, kurutuluyor, bunları belli bir kategoriye ayırmak gerekiyor arşiv gibi düşünün bunu. Hepsi farklı şekilde çiçek grubu yaprak grubu gibi düşünün bunu. Ayrıca yurtdışından takipçilerimizin ve sevenlerimizin bizlere göndermiş olduğu bitkiler var onları da kullanıyoruz.

En çok hangi mevsim size ilham veriyor?

Tabikî baharın coşkusu, cıvıltısı, rengi, neşesi insana verdiği enerjisi çok güzel. Sonbaharın verdiği o hüzün sakinlik de… Ama ben biraz daha mevsim geçişlerini seviyorum. Baharda yağan yağmurlu zamanları seviyorum. Hani hava çok güzeldir bir basınç vardır ama biraz bohemdir, belki güneş yoktur yağmak üzeredir ya da yağmaya başlamıştır ama çok güzel sakin dingin bir hava vardır. O havaları çok severim. O anlarda çalışmaktan çok keyif duyuyorum. Bir de beni motive eden sanatseverlerin ilgisi soruları.

Betonlaşma sevdası yüzünden hızla yok olan bir doğa var. Yeni nesiller bu yüzden çoğu bitkinin adını bile bilmiyor olacak. Ne düşünüyorsunuz bu konuda?

Evet, maalesef. Yeni nesiller için ise durum daha vahim. Siteler ve yapay doğal ortamlar, orada yetiştirilen dekoratif amaçlı peyzaj bitkiler… Bana açıkçası çok yabancı geliyor. Doğal gelmiyor çünkü. Bazen bakıyorum parklarda kendiliğinden biten endemik bitkiler var. Bizim bu ayrıkotu dediğimiz ki ne güzel bir ottur o. Onunda bir hikâyesi vardır bende. Bir sanatseverle tanışmıştım yıllar önce ve onunla konuşurken gayrı ihtiyari elim ayrık otlarına gitti bulunduğumuz ortamda ben onları temizledim birkaç tanesini aldım. Ya dedi hocam biliyor musunuz? Bu benim hayatımı kurtaran ottur dedi. Aaa dedim nasıl yani? Dedi ki ben nehre düşmüştüm yıllar önce bu ota tutundum beni dedi kurtardı bu ot.

Evet, o kadar da güçlüdür yani kolay kolay toprağı bırakmaz. Öyle bir ottur ayrık otu. Ve onun, bizlerin küçümsediği görmediği diğerlerinin farkındalığını kazandırmayı amaçladım hep yaprak sanatı ile. Bu bilgi bana çok ilginç gelmişti ayrıca paylaşmak istedim. Çocuklarımız için layık gördüğümüz miras betonlaşma olmamalı.

Yaprak Sanatını gelecek nesillere aktarabilmek için çalışmalarınız oluyor mu hocam?

Tatbikî, “Doğaya ve Sanata Dokun” çocuk atölyeleri ile kurumsal çalışırken, gönüllü olarak okullarda da çocuklarla çalışmalar yapıyoruz. Hem çevre bilincini yaprağın hikâyesiyle aşılamaya çalışırken, doğa sevgisini de işliyoruz tabiri yerindeyse... Yaprak Sanatı aslında başlıbaşına bitkilerin sanat yoluyla arşivlenmesini amaçlayan bir proje... Yaprak Sanatı atölye çalışmalarımızı tamamladıktan sonra çalıştığımız bitkileri de kaydediyoruz.

Çalışmalarınızda doğa manzaraları, çiçek kompozisyonları ve harika hayvan figürleri, tabiki portreleri de var. Ve bunları yaptığınız madalyonlarınıza da taşımışsınız. Birazda hissettikleriniz, duygularınız ve gelen tepkiler nasıl oluyor diye sorsam size?

Evet, çalışmalarımı yaptıktan sonra işin aslında en çok keyifli olan zaman o an. O beğeniyi görmek. Bana soruyorlar hangi bitkiler, beyaz kabak bu iğde yaprağı, bu melisa yaprağı dediğimde inanmıyorum biz onu çizim sanmıştık. Uzaktan boya ya da çizim gibi duruyordu dediklerinde bu beni daha da mutlu ediyor bir anlamda. Çünkü demek ki başarmışım, resim etkisini vermişim yapraklarla.

Yine tüm hayvan figürlerini de kendi toplayıp ilaçlamış olduğum bitkilerle çalışıyorum. Tüm hayvanların ve bitkilerin doğası gereği karakteri var. Birbirine uyumlanmasıyla yeni yeni fikirleri tasarlamak kalıyor geriye...

Doğada kelebeğe benzeyen bir bitki var mesela onu ben bütün çalışmalarımda özellikle de daha çok kır çalışmalarımda uçuşturuyorum onun dışında salyangozun kabuğunun formunda yani helezon formunda bitkinin olması çok enteresan. Buna benzer pek çok bitki var yakından incelediğimiz zaman ben onlara hep yeryüzü sakinleri diyorum. Yeryüzü cennetinin aslında göz ardı edilmiş yeryüzü sakinleri benim için o bitkiler.

Çalışmalarımızdan birkaçı İKA Dünya Ahçılar Olimpiyatlarında 2 gümüş 1 bronz madalya getirdi ülkemize.

Yaprak Sanatını anlatmak, gelecek nesillere aktarmak için hazırladığınız kitap çalışmanız var mı biraz bahseder misiniz?

22 yıl yüzlerce görsel eseri sergi, festival ve atölye çalışmalarıyla pek çok sanat ve doğa sevenlerle buluşturmaya devam ediyoruz. Bundan sonra da hazır olan kitabımızı yayınlayıp, okur severlerle buluşturmak niyetindeyiz.

Ömür Köroğlu’ndan Yaprak Ülkesi Bir varmış, bir yokmuş diye başlar “Yaprağın Masalı”. Hiç ile sonsuz zaman arasındaki bir “varoluş”, bir “yok oluşun” anıdır onun düşsel yolculuğu.

Tek bir yaprakla başlar düşler ülkesinin öyküsü. Düşünü kuran ve ona sadık kalan Yaprak, yazgısını değiştirebilmek adına, kendine giden yolu takip ederek, kendi gerçeğini düşler farklı mevsimlerde, kendi ülkesinde…

Yaprak kaderini biçimler. “Olmak” için kurar kendi ülkesini. Güneş ısıtır ışığıyla Yaprağı. Oluşta yükseliş anıdır bu. Ardından yağmur yağar. Her damla ve özgür kılar onu. Evet, her şey çoktan olmuştur pek çok mevsim, pek çok zaman önce… Sadece onları toplamak ve bir araya getirmek kalır yaprağın fikrince.

Yola koyulur Yaprak “Düş”ü üzerine. Kendine giden yolu takip ederek, rastlar kır çiçeklerine. Eğilir ve diz çöker çiçekler yaprağın önünde:

— Senin ülkenin topraklarında, seninle “bir”iz. Seninle varız. Senin düşün, bizim düşümüz, derler kendi kaderlerinin varoluşta yaprağın serüvenine dönüşeceğini bilerek.

Yaprak kır çiçeklerine döner ve der ki: — Sizler varlıklarının eşsiz ve muhteşem güzelliğini unutmayanlar! Hiçbir maskenin altına saklanmadan “düş”ün hakim olduğu “an”da var olan çiçekler! Hiçbir karara varmaksızın, sadece oluşunuzdaki incelik ve zarafetle şeref verdiniz ülkeme.

Ve yoluna devam ederken Yaprak, rüzgârın belirlediği rotasında, konar toprağa. Bir ses mırıldar toprağın altında:

“Buradayım” der tohum, her şartta güçlü olması gerektiğini bilerek.

Zerredir tohum ve hiç şüphe yoktur özünde. Endişe etmeden bilir ki, güneşle yağmurun, rüzgârla soğuğun kendi oluşumuna seve seve hizmet edeceğini.

Kendisi ve var olması dışında, bir amacı yoktur tohumun. Kendini sadece, kendi bütününe adar ve toprakta hiçbir boşluk bırakmadan, tıka basa dolduracağı ve sıkı sıkıya köklerini salacağı zamanı bekler sabırla.

Yaprağın düşü ve bilinciyle, güneşin göz alıcı ışığında her ağacın, her çiçeğin seçilmesi ve ödüllendirilmesiyle bir şölen sofrası kurulur. Randevusuz bir buluşmadır bu mevsimlerin belirlediği.

Kızılın sarının tonları, turuncusuyla göze gelir kendi armonisinde. Morun bilgeliğinde sohbetler edilirken, yeşilin makamında şarkılar söylenir. Her çiçek kendi niteliğinde şeref verirken, Yaprak hepsiyle bir olur ve kutlar varoluş ülkesinin yeni düşlerini… Kutladıkça çoğalır renkler, kutladıkça sürgün verir yeni filizler. Kutladıkça kutsanır düşler, kendi anında, kendi varoluşuyla

Son sözü siz değerli hocamıza bırakıyor ve bize zaman ayırdığınız için çok çok teşekkür ediyoruz.

Hangi işi yaparsak yapalım bütün dünyayı ve evreni istediği renge boyamaya kararlı 5 yaşındaki bir çocuk gibi özgür, korkusuz, heyecanlı olabilmek bu durumları her şartta koruyabilmek ve devam edebilmek gerekli. Sevdiğiniz işi sizin dışınızdaki birileri onaylamasa dahi büyük hayaller kurup sabahın en güzel saatlerinde yoğunlaşıp yalnız kendinle baş başa kalabildiğin o verimli zamanlarda koşullar ne olursa olsun umut etmeyi sürdürebilmek önemli…

Basılı arşivden
Bu röportaj ilk kez 4P1K Sayı 5 (Temmuz 2018) sayısında yayımlandı.
ReklamTailtown
4P1K Bülten

Yeni yazılar e-postanıza gelsin

Yeni yazılar, haberler ve arşivden seçkiler; ayda iki kez, reklamsız ve kısa.