Öykü Yağcı (Yunuslara Özgürlük Platformu)

Yunus Gösteri ve Terapi Merkezleri: Bir Sömürü Biçiminin Sonuna Doğru

Elimizdeki resmi belgelerden, yunusların ve deniz memelilerinin yaşam hakkı ihlallerinin Türkiye’de 2000'li yılların başında başladığını biliyoruz. Bu ihlallerin iki boyutu var: Biri fiziksel, diğeri psikolojik. Aynı zamanda hem insan hakkı ihlali hem de hayvan hakkı ihlali görüyoruz. Hem yunus gösterileri hem de yunusla terapi adı altındaki ticari faaliyetler bazında bu ihlaller gerçekleştiriliyor.

Ne yazık ki bu yaşam hakkı ihlalleri, tıpkı ilk zamanlarda olduğu gibi halen, hayvanları korumakla yükümlü olan Tarım ve Orman Bakanlığı ve yetkilileri tarafından da yapılıyor. Örneğin 2006-2007 yılları arasında yasak olmasına rağmen yunus parkı sahiplerinin talebi üzerine bakanlığın verdiği özel izinle Türkiye sularından 30 yunusun avlanmasına karar verildi. Canlı yakalama sırasında yaşanan kaza, ölüm ve yaralanmalar nedeniyle 23 yunusta avlanma kesilmiş. Basında da bu canlı yakalamalara dair bazı haberleri hala bulabiliyoruz.

Bakanlığın başlamasına vesile olduğu ve süreci kolaylaştırdığı bu korkunç endüstri ve ihlaller burada da bitmiyor. 2013 yılında yerel ve uluslararası sivil toplum kuruluşlarıyla, sanatçı ve yazarların desteğiyle, hukuki girişimimizle kapatmayı başardığımız Kaş Yunus Parkı’na yönelik boykotlarımız sırasında, ilk günlerde tutsak yunusların sahibi olduğunu düşündüğümüz, hayvanlarla doğrudan ticari çıkarı olan bir kişinin Kaşlı STK’lar önünde yaptığı bir konuşma var. Bu konuşmanın videosu elimizde. Burada açık bir suç beyanı var aslında; tek tek isim de veriyor. Yunusların sahibi yunus ithalatındaki usulsüzlüklere dair şöyle diyor: "Özellikle ilk başlarda hayvanlar gümrükte günlerce bekletiliyordu ve bir keresinde hayvanları 'akvaryum balığı' olarak sokmaya karar verdiler." Deniz memelisi olmayan, küçük akvaryumlarda dahi bakılan bir tür balık türü var, adı yunus. Bu balıkmış gibi yunusları Türkiye’ye sokmuşlar.

Örneğin elimizde 2008 yılına ait bir satın alma sözleşmesi de var. Japonya'nın sürek avıyla ünlü katliam koyu Taiji'de yakalanıp satın alınan yunuslardan bahsediyor. Antalya'daki tesislerden biri, 280 bin Amerikan doları karşılığında doğadan canlı yakalanmış 10 yunusu Taiji Whale Museum adlı esaret merkezinden satın alıyor. Tek bir yunusa 28 bin dolar veriyorlar. Bu yunusların 3'ü erkek, 7'si dişi. Bugün nerede oldukları, hala hayatta olup olmadıkları ise bilinmiyor. Çünkü bu yunusları satın alan tesiste 2010 yılında 4 yunus art arda öldü. Nekropsi Konya'da yapıldı ve havuz etrafındaki zakkumların yapraklarını yedikleri için öldükleri söylendi. Tüm başvurularımıza rağmen yine bu tesise ihmal ve ihlal açısından hiçbir yaptırım uygulanmadı.

Tıpkı Kemer’deki tesiste olduğu gibi: 2013 yılında, hasta ve zayıf olduğu çok belli olan iki yunusa üç kez uzman veteriner hekimlerce sağlık kontrolü yapılmasını talep ettik. Resmi başvurularımız uzun süre görmezden gelindi ve sonunda oluşturduğumuz kamuoyu baskısı sonucu sağlık kontrolü yapıldı, fakat yunus fizyolojisinden anlamayan bir veteriner hekimin raporu sunuldu. Bu raporda yunusların sağlıklı olduğu belirtildi. Ancak yunuslardan biri bu rapordan tam iki ay sonra hayatını kaybetti.

12 yılda 25 yunusa ne oldu?

Bugün de bakanlık hak ihlallerine, ölümlere, sağlık denetimi taleplerimize, bilgi edinme başvurularımıza tamamen duyarsız kalıyor. Sadece 10 yılda Türkiye’deki 10 tesiste en az 5 yunus hayatını kaybetti ama bu tesislerin hiçbiri yaptırıma tabi tutulmadı. En az diyorum çünkü bunlar sadece basına yansıyan ölümler. Bir de bakanlığa bildirilmeyen, basına yansımayan, duyurulmayan ölümler var. Oysa hak ihlallerine karşı son derece yetersiz olmasına rağmen, 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu'nun ilgili maddelerini işleterek bu tesislere ceza verebilirlerdi, fakat 10 yılda hiçbir idari ve cezai yaptırım gerçekleşmedi.

Dahası, resmi belgeler 2005-2017 yılları arasında Türkiye'ye 75 yunusun ithal edildiğini gösteriyor. 75 yunusun 34'ü ise Japonya'nın sürek avıyla ünlü katliam koyu Taiji'den yakalanma. CITES belgelerini daha detaylı incelediğimizdiyse, yunus parkı sahiplerinin asılsız beyanlarının aksine, Türkiye'ye ithal edilen yunusların %76'sının (57 birey) doğadan canlı yakalandığını, yalnızca %24'ünün (18 birey) yurtdışında esaret altında dünya getirildiğini biliyoruz. Bizim için ikisi de yaşam hakkı ihlali olmakla birlikte yunus parkı işletenlerin "kamu vicdanını rahatlatmak" ve ticaretlerini bu şekilde sürdürmek için öne sürdükleri en yaygın argüman, yani "hayvanların doğadan değil, esaretten getirildiği" söylemi herkesin ulaşabileceği CITES verileriyle çürütülüyor.

Keza bugün yunus parkı sahipleri milletvekilleriyle görüşmelerinde Türkiye’deki 10 tesiste toplam 50 yunusun olduğunu söylüyor. Oysa resmi belgeler bize 75 diyordu... Öyleyse aradaki farkta ortaya çıkan 25 yunusa ne oldu, bilmiyoruz, yanıt alamıyoruz, takip edemiyoruz. 12 yılda 25 yunus esaret altında hayatını kaybettiyse, her yıl 2 birey yunus parklarında ölmüş demektir.

Bu rakamlar aslında yunus gösteri/terapi merkezlerinde gizlenen ihlallerin en somut göstergeleri. Yunus parkları yasaklanmadıkça ve kapatılmadıkça Türkiye Japonya ve Rusya’da süregelen bu kanlı ticareti beslemeyi ve desteklemeyi sürdürecek. TBMM yunus parklarını daha fazla meşrulaştırmadan bu sömürüye bir an önce son vermelidir.

Çünkü ne yazık ki şu anda dükkan açar gibi yunus gösteri ve terapi merkezi açılabiliyor Türkiye’de. Belde veya ilçe belediyelerinden aldıkları işyeri açma ruhsatı bu kadar dev tesisler açmaları için yeterli oluyor. Hatta Bodrum Yunus Parkı'na baktığımızda içkili lokanta, nargile, beach club gibi özellikleri olan bir tesisten bahsediyoruz. Bu tesisin ruhsatı, önceki belediye başkanı Mehmet Kocadon tarafından verildi. Ruhsata baktığımızda tesisin ana faaliyetinin “içkili lokanta”, tali faaliyetinin “yunus gösteri merkezi” olarak geçtiğini görüyoruz. Böyle bir saçmalık olabilir mi? Yine Alanya’daki tesis, Türkler belde belediyesinden aldığı ruhsatla dev bir dolphinarium işletebiliyor. Berbat bir düzenle karşı karşıyayız.

Hem hayvan hem insan için kaza ve ölüm riskleri bir arada

Hayvan hapishanelerinde gizlenen bir gerçek de, yunusla yüzme, yunusla etkileşim ve yunusla terapi programlarının bulaşıcı hastalıklar ve kaza/ölüm riskleri açısından da katılımcılarını hayati bir risk ile karşı karşıya bıraktığı. Dünya çapında yapılan bir araştırma sonucuna göre, tematik deniz parklarında ve yunus parklarında 1970’lerden bu yana 70’ten fazla kaza gerçekleşmiş, bu kazaların 15’i ziyaretçi ve/veya eğitmenler ile yunus ve/veya balinaların ölümüyle sonuçlanmıştır. Fiziksel yaralanmalara ek olarak astrovirüslerden kuduz, salmonella, çiçek, tüberküloz gibi hastalıklara, egzemadan viral ve bakteriyel rahatsızlıklara kadar, insandan hayvana ve hayvandan insana geçen pek çok bulaşıcı hastalık dünya çapında sayısız bilimsel makaleye konu oldu.

Yunuslar üzerine çalışan veteriner hekimlerin ve akademisyenlerin makaleler yoluyla aktarımlarına göreyse bu tesislerde, insanlara yönelik saldırganlığı ve akranlar arası agresyonu en aza indirgemek amacıyla hayvanlara, düzenli olarak ölü balıklar arasında valium, diazepam gibi sakinleştiriciler yutturuluyor. Uzun süreli esaretin bir etkisi olan kronik stresi ve bu stresin yarattığı tahribatı kontrol altında tutmak için de hayvanlara düzenli olarak mide ilaçları verildiği biliniyor. Bu da bağışıklık sistemlerini gün geçtikçe zayıflatıyor, pek çok ölümcül enfeksiyona neden oluyor. Araştırmalar, kronik stres ve öğrenilmiş çaresizlik kaynaklı ölümlere, kendine ve akranına zarar verme gibi davranışsal bozukluklara ve sabit durma, halsizlik ve daireler çizerek yüzme gibi tekrarlayan anormal davranışlara işaret ediyor. Özgürlüklerinden alıkonmuş olmaları, havuzlarda veya kapalı deniz alanlarında özgürce ve doğalarının gerektiği gibi hareket edememeleri, sürekli olarak beton havuzlarda akustik etkisini artıran yüksek müzik, inşaat, filtreleme ve ziyaretçilerin alkışları gibi duyusal örselenmeye maruz bırakılmaları, sosyal stres kaynaklı anne-yavru arasındaki bağın zarar görmesi ve yeterli şekilde gelişememesi ve son olarak öğrenilmiş çaresizlik hissine hapsolmaları depresyon, motivasyon eksikliği, öğrenme zorluğu, yeme bozuklukları ve zayıflamış bağışıklık sistemi olarak karşımıza çıkıyor.

Buna ek olarak, doğadan esarete alınan yunusların insana bağımlı hale getirilme sürecine ve bu olumsuz şartlara alışmalarının kolay olmadığını biliyoruz. Öyle ki, esarete alındıktan sonraki ilk 1 ay içinde ölüm oranlarının 6 kat fazla olduğu ve doğada 50 yıl yaşayabilen yunusların esarette en fazla 12 ila 15 yıl yaşadığı, ölüm oranlarının da %60’a ulaştığı tespit edilmiş durumda. Esarette dünyaya gelmiş yunusların %52’sinin ise, 1 yaşını bile dolduramadan hayatını kaybettikleri gözlenmiş durumda.

Yunus parklarında rutin bir işlem olan diş törpüleme ve diş sökme de, hayvanın beden dokunulmazlığına yönelik hak ihlali açısından kabul edilemez bir uygulama. Türkiye’deki ve dünyadaki çeşitli tesislerde görülebilen ve hayvanların eğitmen, bakıcı ve ziyaretçilere verebilecekleri zararı en aza indirmek için yapılan bu işlem, yunuslar ve balinalar bağlamında tıbbi bir amaçla yapılmıyor; bu nedenle de mevcut 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu'nun Yasak Müdahaleler başlığı altındaki 8. maddeye de aykırı bir uygulama. Bu maddede, "Hayvanların, yaşadıkları sürece, tıbbî amaçlar dışında organ veya dokularının tümü ya da bir bölümü çıkarılıp alınamaz veya tahrip edilemez" denir.

“Canlı yunus avı” ve “esaret altında üretim” turizm geliri olamaz

Yunus parkı sahipleri bugün Meclis’te milletvekilleriyle yaptıkları görüşmelerde ve TBMM Hayvan Hakları Araştırma Komisyonu sürecindeki sunumlarında, 1983’ten beri yasak olmasına rağmen Türkiye sularından canlı yunus yakalanmasına ve esaret altında yunus ve balina üretim programlarına izin verilmesini talep ediyor. Bunlar, hayvan haklarının ve Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerin açıkça ve utanmaz bir biçimde ihlal edilmesinin önünü açan talepler. Aynı zamanda doğadaki yunus popülasyonlarına zarar verecek ve esaret altında üretim ile hayvanların gen havuzunu daraltacak uygulamalar; bu nedenle hiçbir surette dikkate alınmamalı.

Nitekim TBMM Hayvan Hakları Araştırma Komisyonu, Ekim 2019’da Meclis Başkanlığı’na sunduğu nihai raporunda yunus parkları açılmasına yasak getirilmesini ve mevcut tesislerin en fazla iki yıl içinde kapatılmasını tavsiye kararı olarak yayımladı.

Buna rağmen; etik, hukuki ve bilimsel boyutuyla, hayvan ve halk sağlığını tehdit eden, bireyler üzerindeki uzun vadeli etkinliği kanıtlanmamış olan ve tek bir seansı dahi binlerce avro olan yunus terapisi gibi ticari faaliyetlerin, yunus parkı sahipleri ve bazı turizm dernekleri tarafından basında çıkarılan haberler aracılığıyla "turizm geliri, istihdam alanı ve sosyal fayda" adı altında lanse edilmesi ve dernek statüsündeki çeşitli oluşumlarca Meclis düzeyinde meşrulaştırılmaya çalışılması kabul edilemez bir girişim.

Esaret son bulmalı

Partilerce Meclis'e sunulacak yasa tekliflerinde ve hazırlanacak nihai yasada, yeni yunus parkları açılmasına yasak getirilmesini ve deniz memelilerinin gösteri ve terapi yaptırılmak üzere esaret altında tutulduğu mevcut tüm tesislerin en fazla iki yıl içerisinde kapatılmasını ve bu tesislerin tüm ticari faaliyetlerine son verilerek bu süreçte yalnızca sahip oldukları hayvanların ömür boyu bakımını ve rehabilitasyonunu sağlayacak bir model geliştirmeleri için gerekli kâr amacı gütmeyen ve hayvan sömürüsünden uzak düzenlemelerin yapılmasını, takip eden süreçteyse Türkiye’de bir deniz memelisi rehabilitasyon merkezi açılmasını talep ediyoruz.

Kapatılma sürecinde ise, hayvanların sağlık durumunun takibini yapabilmek, bugün yapıldığı gibi yerlerine yurtdışından ve özellikle Türkiye sularından kaçak olarak yenilerinin getirilmesini engellemek adına, deniz memelisi ithalatının sonlandırılmasını, deniz memelileri konusunda uzmanlaşmış olan bağımsız veteriner hekimlerin ve akademisyenlerin düzenli sağlık kontrolü yapmasını ve mevcut tüm hayvanların fotoğraf ve genetik örnek ile kimliklendirme çalışmalarının yapılarak kayıt altına alınmasını talep ediyoruz.

Yunus parklarının sonu göründü. Şimdi TBMM üzerine düşen görevi üstlenerek ve toplumsal tepkileri dikkate alarak yunus parklarını daha fazla meşrulaştırmadan bu sömürüye bir an önce son vermelidir. Biz de zulüm içeren turizm, eğlence ve istihdam anlayışını kabul etmemeli ve tepkimizi her fırsatta, her mecrada göstermeliyiz.

-son-

KUTUCUK: Oceanworld’ün yunus eğitmenlerinden Rocky Colombo eğitim süreçleriyle ilgili şunu söylüyor: “Yeni yakalanmış bir yunusu ehlileştirmenin ilk adımlarından biri, yunusun tüm dikkatini sualtından su üstüne çekmektir; yani sahnenin, eğitmenlerinin, şov donanımlarının ve seyircilerin olduğu kısma… İlk başta korkmasına ve isteksiz olmasına rağmen, bu süreci hızlandırmak için, yunusun sık sık sudan dışarı zıplayıp sahneye atlaması teşvik edilir. Aç bırakılmanın ve ödül olarak ölü balık beklentisinin karşısında içgüdülerini değil, insanların komutlarını dinlemeye başlar.”

KUTUCUK 2: Bir diğer eski eğitmen olan SeaWorld küratörü Doug Cartlidge de eğitimlerin temelindeki psikolojik ve fiziksel işkenceyi şöyle aktarıyor: “Eğitimler psikolojik işkence gibidir. Keyif aldıkları için o hareketleri yapmıyorlar; istenilen şovları istenilen el ve düdük sinyalleriyle eşleştirmesini sağlayıp hayvanı şartlandırıyorsunuz. Ancak hareketi yaptığında balığı yiyebiliyor. Ardından yalnız mı, yoksa diğer yunuslarla takılmayı mı sevdiğine bakıyorsunuz. Çünkü hareketi doğru yapmadığında kasten verdiğimiz cezalardan biri de, yunusu diğerlerinden ayrı bir alana kapatıp onu bir süre görmezden gelmek.”

KUTUCUK 3: Yunus terapisi olarak da bilinen yunusla terapi, Amerikan Ulusal Otizm Merkezi, Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi, Tohum Otizm Vakfı ve Anadolu Üniversitesi Engelliler Araştırma Enstitüsü gibi uzman kuruluşlar ile bilim camiasının onay vermediği bir uygulama. Özel çocuklarla yüzme ve yunus terapi gibi isimlerle adlandırılan bu ticari faaliyet yunus parkı sahipleri tarafından "bilimsel" olarak lanse edilerek kamuoyu vicdanını rahatlatmaya ve CITES sözleşmesinin etrafından dolanmaya yarıyor. Oysa yunusla terapi, 1970’lerde antropolog Betsy Smith tarafından başlatılmış olmasına rağmen, aynı araştırmacı tarafından 2003 yılında etkisiz ve insanları sömüren bir uygulama olarak kamuya açıklandı.

Ayrıntılı bilgi için:

yunuslaraozgurluk.org facebook.com/yunuslaraozgurluk twitter.com/ozguryunuslar instagram.com/freedomfordolphins youtube.com/ozguryunuslar

Öykü Yağcı Yunuslara Özgürlük Platformu Sözcüsü

Basılı arşivden
Bu yazı ilk kez 4P1K Sayı 13 (Temmuz 2020) sayısında yayımlandı.
ReklamTailtown
ÖP
Yazar

Öykü Yağcı (Yunuslara Özgürlük Platformu)

4P1K’de 1 yazısı yayımlandı. Tüm yazıları

4P1K Bülten

Yeni yazılar e-postanıza gelsin

Yeni yazılar, haberler ve arşivden seçkiler; ayda iki kez, reklamsız ve kısa.