Tuhaf Zamanlar
Kaç yazıma “Tuhaf zamanlardan geçiyoruz.” diye başladım bilmiyorum ama bu süreç yaşamlarımızı öylesine sardı ki ne düşünecek, ne yazacak, ne yapacak olsak her şey doğrudan ya da dolaylı olarak bu sürece bağlı oluyor.
Kısıtlama var mı? Varsa kısmi mi, tam mı? Tamsa ne kadar tam? Kim çalışıyor, kim çalışmıyor? Hangi günlerde, hangi saatlerde ne yapılıyor, ne yapılamıyor?
Bu sefer hangi varyant dünyanın neresinde? Hangi varyant hangi yaş grubunu etkiliyor? Aşı olmalı mıyız, olmamalı mıyız? Olacaksak hangi aşıyı olmalıyız? Aşı dozları arasında kaç gün olmalı? Aşı sırası hangi yaş grubunda? Aşı olunca korona oluyor muyuz? Oluyoruz da ölmüyor muyuz, yoksa olmayınca ölüyoruz ama olunca ölmesek de süper taşıyıcı mı oluyoruz?
Bu virüs neyle etkileşime girer, neyle girmez? Ne yemeliyiz, ne yememeliyiz? Bakkallarda, marketlerde ne satılmalı, ne satılmamalı? Ne hangi saatler arasında satılırsa uygun olur, ne hangi gün ve saatlerde satılmazsa bizi virüsten korur?
Kafamda deli sorular... Bir de bu soruları sormanın bir anlamı olup olmadığını sorgulatan bilimsel(!) uygulamalar.
Örneğin belli ki özellikle kısıtlama olan günlerde alkol satışı yapılmazsa toplum olarak virüse karşı daha dirençli oluyoruz. Ama bence salı günleri bal, çarşamba günleri saat 14’ten sonra tahin ve perşembe günleri sirke satışı da yasaklanmalı... Bilemesek de denemiş oluruz; belki faydası olur...
Ama her şeye rağmen, hayvanların aç kalmaması için onları besleyecek olanlarla veteriner hekimlerimizin kısıtlamadan muaf tutulması gerçekten takdire şayan bir tutum. Bunu tüm kalbimle söylediğimi tahmin ediyorsunuzdur.
Ne virüsmüş ama! Onun sayesinde, içimizde yaşayan, iki ayağının üzerinde dolaşan, bulduğu çuvala bulduğu köpek yavrusunu tıkıp sokağa atan ve çuvalın içindeki zavallının üzerinden arabayla geçebilen, üstelik her dakika yeni bir varyantıyla karşılaştığımız virüsleri bile neredeyse unutturacak bize...
Koronaya önlem olsun diye alkol satışını yasaklayacak kadar akıl dışı yöntemleri bile deneyip kabullenirken, öte yandan toplumu her an kemire kemire tüketen bu iki ayaklı ve son derece gözle görünür virüslere karşı çaresiz kalışımız bence gerçekten çok ironik...
Allah hepimize sabır versin...
Dosttan dosta sevgiyle...



