Cengiz Akbay

Trajikomik

Millet ve ülke olarak belki de en istikrarlı olduğumuz, yıllardır soruların da sorunların da aynı kaldığı, bir arpa boyu yol alamadığımız konular: hayvan, doğa, insan... Duyarlılıklar, farkındalıklar; elde edilmesi gereken ama kimsenin kılını bile kıpırdatmadığı bir ton çözümsüzlük... Dönüp dönüp aynı yere geliyoruz, dönüp dönüp aynı olayları farklı hikâyeler olarak duyuyor, görüyor, okuyor ve dinliyoruz... Zaten tuhaf yaratıklarız; düşünsenize, durmadan birbirimizle savaşıyoruz. Aslında savaştırılıyoruz da biz savaştığımızı zannediyoruz...

Aynı zincirin son halkası malum İsrail-Filistin hikâyesi... Bu savaş denen mesele gerçekten akıllara zarar. Bir yandan insanların üzerine bomba yağdırıyorsunuz, sonra bir ara verip “insani yardım koridoru” oluşmasını sağladığınızı söylüyorsunuz... Yani biraz şuna benziyor: Adamın birini eşek sudan gelinceye kadar dövüp ağzını burnunu kırıyorsunuz, sonra ölmesin de biraz daha döveyim diye durup adama su ve yemek verip dinlenmesini bekliyorsunuz; bu arada siz de boş durmayıp, yeniden dövmeye başladığınızda bu sefer neyle vursam diye hesap yapıyorsunuz...

Öte yandan bu dövüşü izleyenler de ara ara tezahürat yapıyor... Hani şu filmlerden aşina olduğumuz kafes dövüşleri gibi... Biri bağırıyor: “Yürü aslanım, yanındayım! Daha kuvvetli vur, çenesini kırdığın yetmez, bacaklarını da kır!” Bu arada arkasına dönüp “Ben aslında bu zulümden yana değilim; şimdi söyleyeceğim, dursun da biraz adam nefes alsın. Merak etmeyin, elimden geleni yapacağım.” diyor. Adam duruyor, diğerine su, yemek falan veriyorlar; bu arada, yeniden başladığında bacaklarını da kırsın diye dövüşen adama demir sopa satıyor... Ve bütün bu olup bitenin tezgâhlayıcısı da gaz vereni de aynı adam ya da adamlar; asıl amaç da demir sopa, muşta vs. ne varsa onları satmak... Basitçe anlatayım derken daha mı karışık oldu bilmiyorum ama benim gördüğüm net gerçek bu...

E, ne yapalım peki? “Böyle gelmiş böyle gider, insanın fıtratı bu.” diyerek arkamıza yaslanıp tüm adaletsizlikleri, tüm katliamları, tüm hukuksuzlukları ve haksızlıkları izlemeye devam mı edelim... E, yapacak bir şey de yok; gerçekçi olalım... Oturup sosyal medyada ahkâm keserek, sağda solda küfrederek ya da bizimle aynı fikirde olanlarla bir araya gelip “körler sağırlar birbirini ağırlar” durumunun dayanılmaz hazzının tadını çıkaralım... Hadi biri çıksın, “Yok, o iş öyle değil.” desin... Desin ve beni ikna etsin... Bir ton cicili bicili hikâye var; “deniz yıldızı” hikâyesi gibi... Adı üstünde, hikâye... Umut veren hikâyeler güzeldir elbet ama artık kesmiyor... En azından beni kesmiyor.

Bu arada yazmaya başladığımda bu savaş falan hiç aklımda yoktu... Ama ne yapayım arkadaş, benim aklıma da bunlar geliyor işte... Belki bazı keyifli etkinliklerden falan da söz edebilirim ama yok işte, çıkmıyor... Nasıl çıksın ki? Mesela tam oturup biraz müzik dinleyeyim diyorum, o sırada diğer odada açık olan televizyondaki bir habere ya da konuşmaya takılıyorum...

“Hadi çıkıp iki tur atıp hava alalım.” diyorum; daha yola çıkar çıkmaz kenara çekip sopalarla birbirine saldıran insanlar görüyorum... Daha bir kilometre gitmeden ezilip yolun ortasında kalmış bir kedi yavrusuna rastlıyorum... Belli ki zaten ezilsin diye o otoyola bırakılmış... Günlük yaşamımda karamsar biri falan değilim aslında ama işte görmezden de gelemiyorum...

Bu nedenledir ki sekiz yıldır bizim malum 4P1K Dergi’yi yayımlıyorum... Aslında yayımlıyoruz tabii; başta canımdan öte eşim olmak üzere onca insanın emeği var... Sırf görmezden gelemeyenler bir araya toplanalım, bir şeyler yazıp söyleyelim de belki bir deniz yıldızı kurtarırız diye peşinden koşuyoruz... Ne yaman çelişki anne :) Az önce deniz yıldızı hikâyesine dem vuran da bendim, değil mi? E, normal işte; biz böyleyiz, durumlar da hikâyeler de duruma göre değişir... İşte böyle de ikiyüzlü bir canlı türüyüz... Trajikomik...

Ben yine de mutlu bir yeni yıl ve keyifli okumalar diliyorum sizlere...

Basılı arşivden
Bu yazı ilk kez 4P1K Sayı 48 (Ocak 2024) sayısında yayımlandı.
ReklamTailtown
Cengiz Akbay
Yazar

Cengiz Akbay

1967 yılında İstanbul'da doğmuş; reklamcı, grafik tasarımcı, yazar ve editör olarak tanınan bir iletişim profesyonelidir. 4P1K’de 48 yazısı yayımlandı. Tüm yazıları