İnsanı İnsan Yapan Nedir?
Merhabalar,
“Bunu insan yapmaz.” Ne kadar da sık duyar olduk bu cümleyi... Yani “Bunu insan yapmaz” da kim yapar peki? Yapan insan değilse nedir o zaman? İnsan olmayan insanlar mı var? İyi de insan nedir? İnsanı insan yapan nedir sahiden?
İnsanı insan yapan dürüstlüğü müdür, vicdanı mıdır, aklı mıdır, özgürlüğü müdür, düşünebilmesi midir, irade sahibi olması mıdır, duygularının olması mıdır? Yoksa bunların hiçbiri, insanın tanımladığı ya da kendini konumlandırdığı yerde insan olmaya yetmiyor mu? Daha doğrusu yeterince ayırt edici olamıyor mu?!
Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Oğuz Tanrıdağ, “Hayvan beynini ve davranışlarını nasıl değerlendiriyoruz?” sorusuna şöyle cevap veriyor: “İnsanlar hayvan zihninin işleyişini yorumlarken ne düşünürler ne de hayal ederler. Yaptıkları tek şey, hayvan davranışlarının nedenlerini insan zihninin yetersiz genellemeleri içinde açıklamaktır. Bu yaklaşıma insan merkezcilik denir. İnsan merkezci yaklaşım, sadece biyolojide tek bir standart sahibi olma anlamına gelmez. Aynı zamanda madde ve fizik kurallarına da aykırıdır. Karmaşık olguları anlamanın yolu, daha basit olguların anlaşılmasından geçer.”
Suzana Herculano-Houzel ise primatların vücut ve beyin kütlelerini ölçerek bunları kalori alımı ve yemek yemeye ayrılan zamanla karşılaştırdığında, alınan kaloriler ile vücut kütlesi arasında doğrudan bir korelasyon olduğu sonucuna ulaşmış. Diğer bir deyişle ne kadar büyükseniz o kadar fazla yemeniz gerekiyor. Bu gelişme ensefalizasyon, yani beyin büyümesi olarak adlandırılıyor: Vücut ölçülerimize göre daha büyük beyinlerimiz var.
O zaman şöyle diyebilir miyiz acaba: “İnsanı insan yapan şey yemek pişirmektir.” Açıkçası hiç sanmıyorum. Sanmıyorum, çünkü araştırmayı yapan Herculano-Houzel aynı zamanda beyin büyüklüğünün türler arası üstünlük gibi bir sonuca yol açamayacağını da söylüyor.
Yunan tanrılarından Orta Asya Türklerinin tanrılarına, oradan Hristiyanlık ve İslam’a kadar bütün inanış biçimlerinde benzer bir anlatı vardır: İnsan yaratılırken Tanrı ruhunu kulağına üfleyiverir. Ruh bu anlamda “Ben”dir; özne olarak “Ben”. Eski Yunancadaki “psyche”den Arapçadaki “nefs”e kadar insan ruhu, canlıyı cansız varlıktan ayıran tek şey olduğu düşünülen nefesle özdeşleşmiştir. İnsanı diğer canlılardan ayıran özellik olarak üstüne basa basa ruh vurgulanır: “İnsanı insan yapan şey ruhtur.” Öyle midir gerçekten de? Yani hayvanların ruhu olmadığını söyleyebilir miyiz? Hatta böyle bir iddiaya yeltenebilir miyiz?
Demek ki neymiş, o da değilmiş; insanı insan yapan ruh da değilmiş... Hay Allah.
Peki ya 21. yüzyılın insanı ve onun ruhu?! Psikoterapiden biliriz ki birileri “ben, ben” diyerek ortada dolanıyorsa, her cümlesine “ben” diye başlıyorsa, bahsettiği “Ben”, “Ben”den pek de emin değil demektir. Çünkü insan gerçekten var olan ve memnun olduğu şeyden çok söz etmez. Zaman gibi örneğin. Zamanın hızlı ya da yavaş geçtiğini hissediyorsanız bir sorun var demektir.
İnsan, kendi dışındaki canlıları yok saymak, kendini aslında hiç olmadığı kadar akıllı ve büyük sanmak, sahip olmak ve tüketmek üzerine kurulu bir hayatın bedeni aşırı doyurabileceğini ama ruhunu açlıktan öldüreceğini fark edemediği sürece, o çok böbürlendiği insanlığının da kendisinden giderek uzaklaşacağını bilmelidir.
Stephen Hawking’in dediği gibi, “İnsanı insan yapan şey, kendini ‘daha insan’ yapma çabasıdır.” belki de sadece...
Dosttan dosta sevgiyle...



