Cengiz Akbay

“her Şeyin Dijitalleştiği Bu Dünyada Artık Dergicilik Öldü” mü?!

Her şeyin büyük bir hızla aktığı günümüz dünyasında, her saniye üretilen içerikler de ekranlarımızdan aynı hızla akıp gidiyor. O kadar hızlı üretilip, o kadar hızlı geçip o kadar da hızlı tüketiliyorlar ki, tüm bu hızlı akış içinde neyi görüyoruz, neyi görmüyoruz belli değil. Daha da kötüsü gerçekten ilgilendiklerimizi fark edip görebilmek için nereye ya da nerelere bakmamız gerektiğinden bile kesin emin olamıyoruz.

Görmek istediklerimizden çok gösterilenlere bakmamız sanırım çağımızın en sıkıntılı fakat bir o kadar da gizli sorunu. Gizli diyorum çünkü aslında böyle bir sorunumuz olduğunu bile fark edemeyeceğimiz kadar hızlı olup bitiyor her şey. Bilgiye ulaşmak kolaylaştıkça, “bilgi” aktaran hatta akıtan kanal sayısı da ışık hızıyla artıyor. Dolayısıyla bilginin kaynağından emin olmak da her geçen gün zorlaşıyor. İnanılmaz büyüklükte bir “bilgi” okyanusu çevreliyor bizi ve büyük bölümü çok kirli bir okyanus bu. Oysa bilgi çok değerli, tabii doğru bilgi olduğu sürece.

Bunlar aslında çok bilinmeyen gerçekler de değil... Günlük yaşamlarımızda dilimize pelesenk olan cümleler kurduklarımın çoğu. Ben tüm bunları, aslında işte tam da bu noktada basılı medyaya ve dolayısıyla da dergiye getirmek için bir kez daha tekrarlamış oldum.

Son yıllarda sıklıkla duyduğumuz cümlelerden biri de “her şeyin dijitalleştiği bu dünyada artık dergicilik öldü!” cümlesi. Hemen ardından da “peki siz nasıl yapıyorsunuz?” sorusu geliyor genellikle. Aslında bu sorunun tek cevabı da ilk paragrafta yazdıklarımdan oluşuyor.

Şöyle ki;

Basılı medyanın, özellikle de derginin tüm bu süratli akış içinde bir nefeslenme olduğunu düşünüyorum ben. Dergi her saat başı içerik üretmek zorunda değil, bu kadar hızlı olmak zorunluluğu yok; bunun yerine durup izlemek gibi bir avantaja sahip ve bu da büyük ayrıcalık. Kaldı ki bu kadar hızlı dönen bu dünyada durup bir nefes aralığı verebilmek herkes için büyük lüks iken… Derginin sorumluluğu sakince olup biteni izlemek, toplamdan bir sonuç çıkartmak ve bu sonuçlardan bir seçki oluşturup onu kalıcı kılacak ve güvenilir bir şekilde bir araya getirmektir. Yani kısacası derginin işi, her şeyin hızla akıp gittiği yaşamdan, okurları için ilgi alanlarına giren konularda, yaşamlarına hem bilgi hem keyif katacak konuları seçerek derlemek, yani onlara keyifli bir özet sunmaktır. İşte bu nedenle her şeyin bu kadar hızlandığı ve bilginin kirlendiği bu dünyada basılı yayınlar yok olmak şöyle dursun, aksine büyük bir ihtiyaca cevap verme sorumluluğunu üstleniyorlar. Bu bir anlamda win-win bir durum, hem yayıncı adına hem de okurun yaşam kalitesi adına. İşin bir de Reklamveren boyutu var tabii. Ama o konuda “herkes vizyonu kadar yaşar” demekle yetineceğim ben.

Bu sayı ile birlikte 4P1K Dergi 3. yaşına giriyor. Bugüne kadarki varlığımızı sürdürmemizde ve bundan sonra önümüze daha büyük bir umutla bakabilmemize neden olan ise bu bakış açımız ve buna olan inancımız. İlk günden beri inanarak ailemizi oluşturan editör, yazar, çizer, tüm aile bireylerimizle birlikte, tabii ki bunun karşılığını veren, sayıları her geçen gün çığ gibi büyüyen siz çok değerli okurlarımızın ilgisi ve bizi ilk günden bu yana destekleyen reklamverenlerimizin varlığı da temel gücümüz.

Hepinize bir kez daha içtenlikle teşekkür ediyorum.

Nice 3. yıllarda birlikte olabilmek dileğimle ve dosttan dosta sevgimle...

Basılı arşivden
Bu yazı ilk kez 4P1K Sayı 9 (Temmuz 2019) sayısında yayımlandı.
ReklamTailtown
Cengiz Akbay
Yazar

Cengiz Akbay

1967 yılında İstanbul'da doğmuş; reklamcı, grafik tasarımcı, yazar ve editör olarak tanınan bir iletişim profesyonelidir. 4P1K’de 48 yazısı yayımlandı. Tüm yazıları

4P1K Bülten

Yeni yazılar e-postanıza gelsin

Yeni yazılar, haberler ve arşivden seçkiler; ayda iki kez, reklamsız ve kısa.