Hayvanseverlerin Savaşı
Ülkeler, hükûmetler, bloklar ya da bir ülke içindeki toplumlar, isyancılar veya milisler gibi büyük gruplar arasında gerçekleşen silahlı mücadeleye “savaş” denir.
Savaşlar genellikle dinî, millî, siyasi ve ekonomik amaçlara ulaşmak için yapılır. Kullanılan silahlara, amaçlara, taraflara ve gerçekleştiği yerlere göre farklı şekillerde adlandırılır: nükleer savaş, soğuk savaş, iç savaş, din savaşı (cihat, Haçlı seferi), dünya savaşı, gerilla savaşı gibi.
Peki, silah nedir? Canlıların diğer canlılara karşı savunma veya saldırı amacıyla kullandığı her türlü araca “silah” denir.
İnsanlık var olduğundan beri eline geçen her fırsatta ya da kendisi fırsat yaratarak birbiriyle savaşıp duruyor. Ama bu savaşlar içinde belki de en tuhaf olanı son on yıllarda özellikle şiddetlenerek artan “hayvan savaşları” ya da “hayvansever savaşları”. Bu savaş türü öyle acayip ve öyle dallı budaklı ki kim taraf, kim kime karşı, kim kimle savaşıyor belli değil... Ama ortada bir savaş var, bu kesin...
Bu savaşın genellikle “hayvansever”lerle, onlara karşı olan ama “hayvansevmez” olduklarını asla kabullenmeyen gruplar arasında yaşanan türüne şahit oluyoruz. Tabii arada “hayvansever”lerin birbirleriyle olan savaşları, hatta onların alt versiyonları da var. Kısacası durum fena, çok fena... Öyle ki zaman zaman kimin kiminle, hatta ne için savaştığı da unutuluyor... Daha da kötüsü, bu tür savaşların ne kuralı var ne centilmenlik anlaşmaları ne de ateşkesleri...
Bu savaşlar haber bültenlerinde genellikle “Hayvanseverlerle mahalle sakinleri birbirine girdi” ya da “Mahalle sakinleri birbirine girdi” manşetiyle veriliyor...
Bu savaşın yaygın versiyonu “hayvanseverler”le diğerlerinin savaşı. Bir diğer versiyonu, hayvanseverlerin hayvanseverlerle savaşı...
Dediğim gibi, kim kimle savaşıyor belli değil... Bu arada bir de çok bilenler var... Onlar genellikle tribündeler... Hayvanları çok seviyorlar! Muhtemelen evlerinde besledikleri hayvanlar falan da var. Bunların en temel ortak özellikleri medyatik ünlüler olmaları ve tabii her konuda hemen herkesten fazla fikre sahip olmaları... Bu savaşları tribünden izleyip arada savaş alanına bir taş atıyor, attıkları taş başlarını yarınca da ekranlardan veryansın ediyorlar. Ama tabii her biri ayrı bir otorite olduğundan veryansınları da çok bilgece oluyor.
Az daha unutuyordum: Bir de hayvanlarla savaşanlar var; ben bunlara “tümden geliciler” diyorum. Muhtemelen hayal ettikleri şey hayvanların olmadığı bir dünya ve bunun için ellerine geçen her fırsatta bir hayvanı yok etmek üzere akla gelebilecek her şeyi yapıyorlar... Bu tiplerin arasına karışmış bir ton da sapık var; o başlı başına ayrı bir konu zaten...
Şimdi gelelim tüm savaşseverliğimizin yanı sıra bu savaşların altında yatan gerçek nedene.
Müzik endüstrisine aşina olanların ya da gazetelerin kültür sanat sayfalarını okuyanların hatırlayacağı Sarp Dakni, ilk köpeği Pöti’yi tesadüfen bir barınaktan sahiplendikten sonra terk edilmiş köpeklerin tedavisi ve yuvalandırılması üzerine odaklanan “Tanış Onunla” adlı bir sosyal projeyle ilgileniyor. Hikâyenin başında köpeksiz bir evde, köpekleri tanımadan büyümüş biri. Gittiği bir parkta genç bir kadınla köpeği arasındaki sevgiyi ve enerjiyi gördükten sonra bu sevgi onda filizleniyor. “Gerisi çorap söküğü gibi geldi.” diyor.
İşte bence her şeyin temeli bunun üzerine kurulu... Yani farkındalık. Farkında olmadıklarımızla barışamıyoruz ama farkında olmak için gereken duyarlılığı da göstermiyoruz. Sürekli sorun üretiyoruz ama çözümleri başkalarından bekliyoruz.
Tabii her insan grubunda olduğu gibi bu noktada da hayvanlara sahip çıkan, kendini sahip çıkmak zorunda hissedecek vicdana sahip olanların arasına çıkarcı, yalancı ve benzeri bir sürü insan da karışıyor. Yani sapla samanı birbirinden ayırmak maalesef çok kolay değil. Bu nedenledir ki “hayvansever” tanımlamasından duyduğum rahatsızlığı sıklıkla dile getiririm.
Sonuç olarak biraz daha dikkat, biraz daha farkındalık, biraz daha vicdan ve her ne için olursa olsun savaşmadığımız bir dünya diliyorum.
Dosttan dosta sevgiyle...



